• 235 syf.
    ·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Öyle bir roman ki kendisine puan bile verdirtmedi. Bu durum kitabın ne iyiliğinden ne de kötülüğünden kaynaklı. Yakın zamanda iki kez Ulysses, Finnegan Uyanması, 49 Numaralı Parçanın Nidası gibi cidden çok değişik kitapları okumuş ve sitede puan vermiş birisi olarak, bu romana puan veremedim. Çünkü cidden anlatılması ve hakkında fikir yürütmesi son derece zor bir eser. Fikir yürütmeyi de geçtim romanın hiçbir noktasında okur olarak anlatılanlarla ve karakterlerle bir bağ kuramıyorsunuz.

    Peki bu roman ne anlatıyor? Cidden acaba ne anlatıyor? Ne anlattığını geçtim nasıl anlattığını bile ifade etmek o kadar güç ki... Dünya edebiyatı külliyatında cidden böyle bir kitabın benzerinin dahi olabileceğini düşünmüyorum. Bu romanı ne yerebilmem ne de şiirsel ifadelerle harika bir eser olduğunu anlatabilmem mümkün. Yazar, öyle bir roman yaratmış ki okur yazılanları hayalinde bile canlandıramasın istemiş. Bu romana okuması çok zor bir eser diye deseniz, o da değil. Bir acayip, tuhaf, garip, ilginç... Daha buraya Locus Solus'u anlatabilecek ne kadar kelime eklerseniz uzayıp gider. Ben de kendimce kitabı anlatmayı, tarif etmeyi denemek istiyorum.

    Romanımızın baş kahramanı Canterel isminde hayalperest ve zengin bir adam. Öyle bir hayalperest ki daha önce yapılmamış, yapılmasını geçtim insanın rüyasını bile süsleyemeyecek icatların yapımına ön ayak olur kendisi. Bu icatları Locus Solus adlı yerde, Canterel misafirleri olan bir grup gözlemci izler. Roman bu icatların ve arka plandaki yaratılış, çıkış öykülerinin gözlemci misafirlere anlatılmasından ibarettir. İlk 65 sayfada, geçmişteki masalsı öykülerle bezenmiş bir o güne bir geçmişe giden bir anlatım söz konusudur. Kitabın bu başlangıç bölümü, okur için cidden son derece yorucudur. Zaten anlatılan icatlar o kadar gariptir ki öncelikle sizi bir şoka sokar. Sonrasında gidilen geçmiş öykülerle de gariplik artarak devam eder. Ta ki, 65. sayfayı aştıktan sonra Locus Solus'u daha detaylı anlatma silsilesi başlar. Kitabın sonuna kadar bir icat ve o icadın arka planındaki öyküsü ve karakterleri anlatılır. Fakat bu icatlar aklınızın ucundan bile geçmeyecek ve kitaptaki anlatımından kolay kolay zihninizde canlandıramayacağınız tasarımlardır.

    Bu kitabın ne bir anlatım amacı ne de başlangıcı ve bitişi vardır. Tamamen okuduğumuz süre boyunca bir labirentin çetrefil yollarına tanıklık ederiz. Ondandır ki bu kitabı ne hiçbir okura önerebilirim ne de sakın okuma diyebilirim. Bazı kitaplar vardır "Okur onu değil o, okuru bulur". Locus Solus'da böyle eserlerden birisi. Yani siz bu kitabı okuyacaksanız eğer o gelir illa sizi bir yerlerde bulur. Okuduktan sonra da ben şimdi ne okudum demesi de üzerinize artı bir değer olarak kalır. Her kitabın okura katkısı farklıdır, bu romanın katkısı da ne anlattığını ve nasıl anlattığını hiçbir zaman bilemeyeceğiniz bir eseri okumanın verdiği karmaşıklık halidir. Ben bu kitabı Oğuz Aktürk sayesinde buldum. Ve bu kadar farklı bir kitabı okumama vesile olduğu için kendisine çok teşekkür ediyorum.

    Zor ve ilginç eserler tıpkı çamaşır suyu kokusu gibidir, birkaç sayfası bile keskinliğiyle okurun kafasını bir daha geri dönülmeyecek şekilde açar.

    Ondandır ki giderek daha zor, daha değişik ve daha ilginç eserler okumak üzere.