“Siz de beni küçük kardeşinize devredeceksiniz, öyle mi? Aşkımı da devredebilir misiniz, peki? Sizi sevmekten vazgeçip küçük kardeşinizi sevmemi emredebilir misiniz bana? Böyle bir değiş tokuşu, ısmarlama olarak yapmak elimde midir sanıyorsunuz? Hayır, efendim, inanın bana, dünyada olamaz bu! Sizin duygularınızdaki değişim ne olursa olsun ben sonsuza dek aynı kalacağım. Zaten... madem laf ne yazık ki buralara kadar geldi: Ben kardeşinizin karısı olmaktansa sizin fahişeniz olmayı bin kat yeğlerim.”
“Öyleyse neden beni sizden ayrılmak gibi korkunç bir sonuca razı etmeye çalışıyorsunuz, siz benden ayrılmadığınıza göre?” diye sordum. “Sizin davranışlarınızda bunca sevgi, bunca aşk vardı da, benimkilerde hiç mi yoktu sanki? Hiç karşılık ödemedim mi ben size? İçtenliğimin, tutkumun hiç mi nişanesini göstermedim? İffet ve haya konusunda yaptığım fedakârlıklar size koparılamaz bağlarla bağlı olduğumun kanıtı değil midir?”