“Sonra bir gün, bir şey değişiyor. Bir gün Dünya’ya bakıyor ve gerçeği görüyorlar. Keşke siyaset pantomimden ibaret olsaydı. Keşke siyaset bulunduğu yeri çoğunlukla bir şekilde devrimci, algısı güçlü ya da bilge görüşlü olduğundan değil, daha çok bağırdığı, daha iri, daha gösterişçi olduğu, güç oyununu çevresindekilerden daha ilkesizce, ahlaki değerleri hiçe sayarak oynadığı için elde eden karakterlerin sergilediği, maskaraca, anlamsız, zaman zaman da deli saçması bir eğlence olsaydı; mesele bundan ibaret olsaydı, onlara bu kadar kötü gelmezdi. Ne yazık ki, bunun bir pantomim olmadığını, daha doğrusu bundan ibaret olmadığını görmeye başladılar. Karşılarındaki öylesine büyük bir güç ki, yeryüzündeki her şeyi, akıllarına gelen her şeyi biçimlendiren o; buradan bakıldığında nasıl da insana rağmen, insanın aleyhine.“
Arada sırada ilk annemin okulda birkaç saniyeliğine sırtımı sıvalayan elini düşünüyorum. Hala kendime sorarım, onun gibi bir merhamet fukarasının elini neden sırtıma koyduğunu.