Selin, Kanatlar ve Küller Sarayı'ı inceledi.
28 Mar 10:05 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 7/10 puan

-Kitaba laf ediyor diye yorumu okumayı yarım bırakmamanız önerilir.-
Hatırlayacağınız gibi ikinci kitabı Feyre'nin biricik "Tamlin'ine" geri dönmesiyle bitirmiştik. Bu kitaba da kaldığımız yerden devam ediyoruz. Feyre ikinci ve üçüncü kitap arasındaki kısa zamanı, Tamlin ve Bahar Sarayı ahalisine karşı incinmiş yaralı ceylanı oynarken aynı zamanda planını ilmek ilmek işleyerek ve en sevdiği arkadaşı Lucien'e laf sokarak geçiriyor. Tabii Ianthe için düşündüğü acı dolu planlardan hiç bahsetmiyorum bile.

İlk kitaptan beri Tamlin'i sevmediğimi herkes bilir. Bu yüzden ilk bölümleri okumak benim için tam bir eziyetti. Sünepenin adı geçtikçe sinirim bozuluyor ay. Kitabı İngilizce okurken Feyre'nin yaptığı resimleri ballandıra ballandıra anlatması ve Tamlin beni krizlere soktuğundan o zaman bu bölümleri atlamıştım. Şimdi dönüp bakınca keşke atlamasaydım diye düşünüyorum çünkü bu bölümleri okuduktan sonra fark ettiğim önemli bir şey oldu. Tamlin, nasıl desem... biraz pasif kalmıştı. Tabii hala aşırı sinir bozucu bir sünepe ama DvGS ve SvÖS'deki Tamlin ile alakası yok. Bazı bölümlerde arada adı geçmese karakterin orada olduğunu unutuyordum. Tamam, Feyre gittikten sonra harap oldu, geri gelince ona söz verdi falan filan ama bu Tamlin bizim Tamlin değil ki. Aslında bakacak olursanız çoğu zaman Feyre'nin yanında olup olmamasını bile sallamadı. Yazar o bölümlerde Ianthe ve Lucian gibi yan karakterlerin hikayesini öne çıkarmak ve sürekli Feyre'yi vurgulamak istemiş tamam ama Tamlin'i çok geriye itmiş be arkadaş! Yani karakteri o kadar pasif bir duruma getirmiş ki, kitabın bir yerinde kızgın bir şekilde çıkıp geldiğinde o kızgınlık aşırı havada kalıyor ve sanki karakterler altı yaşında bebeler de kim ebe olacak ona karar veremiyorlarmış gibi bir hava oluşuyor.

Feyre'yi vurgulamak demişken... Ben kendisini aşırı abartılmış ve doldurulmuş buluyorum. Yazar karakteri göklere çıkartıyor ama altı boş. Böyle güçlü kadın karakter mi olur?.. Kitapta gelecek vaat eden o kadar çok karakter var ama yazarımız tutturmuş Feyre diye sürekli aynı cümleleri ve olayları ısıtıp ısıtıp önümüze sunuyor. İkinci kitapta okuması birbirinden zevkli karakterler tanıdık ve yazar bize bu karakterlerle ilgili bir sürü şey vaat etti ama asla ve asla o vaatler yerine gelmedi. Cassian'ı bu kitapta daha fazla gördük ve yazar onu öne çıkartmak için bir noktada uğraşmış. Amren'de kısmen kitabın çoğunda vardı, ona tamam ama peki ya Az? Mor? İkinci kitapta Morrigan değince insan kraliçeler nasıl şekil değiştirmişti? Bu kitapta ise bu gibi olayların asla altı doldurulmuyor. Potansiyeli bu kadar yüksek olan karakterler arasında sadece Feyre ve Rhysand'a ama özellikle Feyre'ye yatırım yapmak... Pek akıl karı değil ya.

Kanatlar ve Küller Sarayı'nda aramıza bir sürü yeni karakter katılıyor. Bunların birkaçını hemen seviyor, anlıyor ve aramıza alıyoruz ama çoğu... yine bağ kuramadığımız bir ton karakter. Hakkını yiyemem, yazar cidden güzel karakterler yaratmış ama bize bunları sunmayı beceremiyor...

Kitabımızın ana karakteri Hybern Kralı'na gelirsek de, bu adamın ve halkının yıllar boyunca sefillik içinde yaşadıklarını biliyoruz ama aslında bu adam neden saf kötü? Tahmin edeceğiniz gibi bu sorunun da cevabı yok.

İster inanın ister inanmayın ama ben gerçekten üzülüyorum. Kitabın potansiyeli karşında gözlerim kamaşıyor ve bu potansiyelin böyle harcanmasına da kalbim dayanmıyor. Sarah, istediği sahneyi çok iyi bir şekilde yazabilen bir yazar. Feyre, Gökkuşağı'nı savunurken kusursuzdu mesela. Ya da Rhysand Feyre'ye hikayesini anlatırken Rhys'ın çektiği bütün acıları biz de çekmedik mi? Bunları böyle yazabiliyorsun da bu kitabı, karakterleri neden heba ediyorsun?..

Bütün bu söylediklerimi kenara bırakırsak - korkmayın bunlar kitabın en fazla yarısı eder, o da en fazla ama- Kanatlar ve Küller Sarayı gerçekten eğlenceli bir hikayeydi. Okurken kahkahalara boğuldum bazen çok hüzünlendim - yani ilk okuduğumda tabii. Çünkü olayları filan biliyordum hehe- ama her zaman mutluydum. Bu kitabın son zamanlardaki mutluluk kaynaklarımdan biri olduğunu söylemem yanlış olmaz bence. Umutsuzdum ama kitaptaki bazı şeyler bana umut verdi. Ayrıca kitabın bazı yerlerinde Kısrak kelimesi geçiyordu, ee bilirsiniz çok severim

Ayrıca bizim gibi tatlı fangirl ve fanboylar için yazılmış harika sahneler vardı. Bknz: Rhysand'ın içinde olduğu sahnelerin %93'ü, Cassian ve malum kişinin sahneleri, toplantı sahnesi falan filan. Bu liste uzar gider.

İkinci kitabı okurken fark etmemiştim ama Feyre'nin gelişimi beni kalpten etkiledi. İlk kitaptaki itaatkar Feyre'den Gece Sarayı Yüce Leydisi'ne çok güzel bir geçiş yapmış. Karakter gelişimi beni şoka uğrattı. Rhysand'ın Feyre'ye ruh kattığını ve ona "Hayır." demeyi öğrettiğini söylesem yalan olmaz sanırım.

Ayrıca Feyre'nin Gece Sarayı'na geri dönüşü... Çeviri olmadan daha da güzel olabilirdi ama neyse.

Rhysand... Kitaptaki en iyi karakter derinliğinin onda olduğunu söylemesem yalan söylemiş olurum. Cassian ve Azriel'ı ne zaman tehlikeli bir yere gönderecek olsa bir kaç saniyeliğine öyle hüzünlü hüzünlü duruyor ya, içim gidiyor be çünkü biliyorum neler düşündüğünü. Her ne kadar gerektiğinden de fazla fedakar olsa da Rhysand'ın bıraktığı etki bir başka. Az-Cass-Rhys üçlüsü çok ayrı bir alem zaten. "Keşke yazar, Feyre'yi bırakıp biraz da onları yazsaymış! " demediğim zamanın sayısı çok azdır.

Böyle işte. Sevdiğim bir kitap oldu ama yazar karakterlerin değerini bilememiş. Seriye başladıysanız zaten alın okuyun ama ingilizce okuyun por favor. Benim gibi sinir krizlerine filan girmeyin siz de.

Yağmur., bir alıntı ekledi.
28 Oca 20:29 · Kitabı okudu

(...) ruh göçü yoluyla Pythagoras'ın şahsında bir filozof olan horozu, Lucian'ın horozunu, övmekten bıkıp usanmam. Bu horoz çeşitli durumlardan geçmişti. Erkek, kadın, kral, esir, balık, at, kurbağa, zannediyorum sünger de dahil, her şeyden tatmıştı. Son olarak, insanın en mutsuz hayvan olduğuna ve doğa tarafından bütün yeteneklerine çizilmiş sınırlardan dışarıya çıkmak istediğine hükmetmişti.

Deliliğe Övgü, Desiderius Erasmus (Sayfa 79 - Alter Yayıncılık, Çev: Hasan İlhan)Deliliğe Övgü, Desiderius Erasmus (Sayfa 79 - Alter Yayıncılık, Çev: Hasan İlhan)
*Gonca*, bir alıntı ekledi.
31 Eki 2017 · 9/10 puan

Gerçek zenginlik sadece ruhun içsel zenginliğidir,
Geri kalan ne varsa, kazançtan çok bela getirir.

Lucian, Anthol., I, 67

Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer (Sayfa 34 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer (Sayfa 34 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
ROMANTİK AŞK, Serseri Tutkular'ı inceledi.
10 Eki 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap romantik, ve gizem dolu bir roman...Sürükleyici ve macera dolu bir kitap
Lucian, asil olduğundan emin değildir. Çünkü çocukluğu ile ilgili hafızasında çok büyük kayıplar vardır...Ve kendisini idamdan kurtarmak için olmadığını sandığı kişi olmak zorunda kalmıştır. Bir asilzade.....
Lucian evlenmek istemektedir ama evlenmek istediği kadın kendini Lucian nın asilliği yüzünden yeterli görmediğinden Lucian , Catherine'den kadını eğitmesini ister karşılığında da ilk Catherine'nin gelip Lucian'dan yapmasını istediği ama Lucian'nın reddettiği (yani birini öldürecektir) şeyi yapacaktır.
Catherine'i özellikle sevdim,çünkü cidden güçlü bir kadın karakter ,catherin'ın babası felçli hasta yatağa bağlı, konuşamıyor ve abisi onları terk edip gitmiş, Hem babasıyla ilgileniyor hem de evin ve işlkerin tüm sorumluluğu Onun üzerinde...
Ancak işler istedikleri gibi gitmez... Catherine zaten Lucian' a aşıktı. Ama Lucian'ın Catherine'e aşık olması işleri karıştırıyor.

Öz, bir alıntı ekledi.
 25 Tem 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Lucian,Anthol
'Gerçek zenginlik sadece ruhun içsel zenginliğidir,
gerisi kazançtan çok bela getirir.'

Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer (Sayfa 40)Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Arthur Schopenhauer (Sayfa 40)
Maggie, Günah Prensi'yi inceledi.
29 Nis 2017 · Kitabı okudu · 5 günde · 6/10 puan

Yazarın iki kitabını okuduktan sonra yeni çevrilen kitabının konusu güzel olursa bir şans vermeyi düşünmemle kitabı okudum bitirdim.

Kitabın başında çiftimizi birbirine aşık bir şekilde görüyoruz ancak ben tanıştıkları andan ayrılıklarına kadar geçen süreyi oradan da asıl konuya gelinmesini isterdim, ara paragraflarda nasıl tanıştıklarının ve ayrıldıklarının anlatılmasını değil.

Julienne birçok okuyucuya kendini sevdirecek bir karaktere sahip. Dıştan normal bir insan gibi dursa da içinde fazlasıyla acı bulunduran ve kocaman bir yüreği olan bir kadın var karşımızda.

Dare ise... Ben şahsen onu da çok sevdim. Değişim üstüne değişim geçiren bir karakteri tanımış oldum. Önceden boş bir hayat, Julienne'yle ayrılıklarından sonra daha da boş bir hayata düşmüş olması ve yedi sene sonra Julienne'yi elde etmek için gösterdiği çabalar gayat başarılı bir şekilde aktarılmıştı.

Ama bunların dışında kitabın çok da istenileni vermedi bence.

En önemli eksiği aksiyondu. Yazar konu olarak gayet aksiyonlu bir şey seçmiş ama romantizmle dengelemeyi başaramamış. Sürekli Caliban kim diye araştırıldı duruldu. Asıl maceranın başlaması gereken yerde (17. bölüm) hep bir durağanlık sonrasında oldu da bitti bir hava vardı. Romantizm fazlaca ön plandaydı.

Konuşmadan çok iç sesler mevcuttu. Hadi onu geçtim bu iç seslerin bir süre sonra kendini tekrar etmesi hoş değildi.

Kitabın sadece Julienne, Dare, Lucian ve şu an adını hatırlayamadığım Julienne'den hoşlanan diğer adamın üzerinden gidilmesi bir süre sonra sıktı.

Öz, bir alıntı ekledi.
13 Mar 2017 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Lucian
"Gerçek zenginlik sadece ruhun içsel zenginliğidir,geri kalan ne var ise kazançtan çok bela getirir."

Hayatın Bilgeliği, Arthur Schopenhauer (Sayfa 39)Hayatın Bilgeliği, Arthur Schopenhauer (Sayfa 39)
Meryem Özalp, En Karanlık Öpücük'ü inceledi.
09 Eki 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Üfff bea :)
Hikaye Anya'nın Lucien'i tavlamaya çalışmasıyla başlıyor. Ama ne tawlama yani hic wazgecmiyor Lucian sanki duwar ne yaparsa yapsin hic yanstmyr kiza karsi cekilse de kendini uzak tutuyor. Anya Anarşi Tanrıçası. Annesinin ünü yüzünden hep küçük görülmüş. Herkes annesi gibi olmasini beklemis ama onun da bir laneti var. Hiç bir zaman gerçekten sevilmemiş ama çok güçlü bir karaktere sahip. Isinlanabiliyor.Tam bir tanrica ;) Onda Kronos'un istediği bir şey var.Kronos ta gereksiz bir tanri. Cok uyus oldum herife.Anya da Bir anahtar var. Kronos Anya dan anahtari alabilmek ve anyayi öldrmesi için Lucien'i görevlendiriyor. Iste tam bu sirada araya cekim tutku arzu ask giriyor. Duwar Lucian direnemiiyor ve Anya'ya kapiliyor. Bu arada Lucian Ölüm muhafizi. Ölulerin ruhunu alip cennete ya da cehenneme goturuyor.anliyacaginiz bu seri de yok yok o yuzden okuyun ve de okutun ;) Sira geldi 4 gozle bekledigim Aci muhafizima Reyeeess bekle beni :))

Nisa Nur, Lucian'ı inceledi.
30 Haz 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Kitabı çok merak ederek okumaya başladım. Başlarında 'Yine mi alacakaranlık kalıbı( Tek ebevenyli normal kız, esarengiz erkek ve benden uzak dur çabaları vs..) bu kalıp kullanılmadan fantastik bir melek yada vampir kitabı okuyamayacak mıyız? ' diye söylenmeye başlasam da yazar özgün olma uğraşlarıyla bu kalıbı kitabın ortalarında kırmayı başardı.

Rebeca'nın Almanya da başlayıp Amerika da sona eren hikayesini anlatıyor. Rebeca sıradan bir lise öğrencisidir. Bir gün kendisiyle ilgili gizemli rüyalar gören ve hafızasını kaybetmiş bir gençle karşılaşır. Kendisi de sürekli ölüm anını görmektedir. Rebeca bu gizemi çözmeyi kafasına takmıştır....

Kitapta geçmiş ve geleceğin iç içe olmasını, karakterlerin mükemmel olmayıp Rebeca'nın biraz toplu Lucian'ın ise cılız olması çok hoşuma gitti. Ayrıca ayrıntıları çok sevdim, Rebeca'nın annesinin çok güzel yemek yapması, eşinin uğur süngerleriyle uğraşması, İngilizce dersinde bir yazarın hayatı üzerine yoğunlaşmaları, en iyi arkadaşının makyaj konusundaki olağanüstü yeteneği... Ve en büyük artı basit konuların bile seri şeklinde önümüze sunulduğu şu günlerde kitabın seri olmamasıydı.

Kitaptaki karakterin aile yapısını garipsedim. Kitaptaki en anlam veremediğim yer ise hiç bir şekilde olayla alakası olmayan Obama'nın seçimiyle ilgili bilgiler verilmesiydi. Bunların dışında sonunun böyle olmaması gerektiğini düşünsem de güzel bir kitaptı.

Keyifli okumalar.. :)