• Gerçek zenginlik sadece ruhun içsel zenginliğidir, Geri kalan ne varsa, kazançtan çok bela getirir.
  • Gerçek zenginlik sadece ruhun içsel zenginliğidir,
    Geri kalan ne varsa kazançtan çok bela getirir.
    -Anthol Lucian
  • Tekme Tokatlı Şehir Rehberi hem isim olarak hem de yazar olarak, bir çok yerde takip edilmeye layık görülmüştü, hemen bir heves edindim kitabı. 11 öykü bulunan bir kitap, benim sevdiğim gibi 10 sayfayı geçmeyen öyküler bunlar. İlk öykü bitince inanılmaz bir heyecan kapladı içimi. Çünkü "Açık Artırma" hikayesi roman olabilecek tarzda, şahsına münhasır bir hikaye idi. İkinci öykü de de güzel bir tat aldım. Üçüncü öykü de güzeldi, dördüncü fena değildi derken gitgide düşmeye başladı. Sıradanlaşmaya başladı. Artık sonlara gelirken sırf bitirmiş olmak için bitirdim.

    Kısacası Mevsim Yenice, güzel düşünceleri eksik yazımlarla süsleyen bir yazar izlenimi verdi. Bir his yakalıyor, evet bunu ben de hissediyorum diyorsunuz, ama mizah katayım, hüzün katayım derken çok zorlama işler çıkıyor.

    İlk 3 hikayenin hatırına ortalama üstü sevdiğim bir kitap olarak tarihe not düşülsün. :)

    150'den fazla okuduğum Türk öykü kitapları nedeniyle, hikayelere karşı toleransım düşmüş olabilir tabii. Yoksa ilk defa okuyacaklara güzel gelebileceğini düşünüyorum.

    Hikayelere göz atarsak.



    1- Açık Artırma : Lucian Freud'un şişman bir kadını nü biçimde palete yansıttığı bir esere aşık dedemizi, sevindirmek amacıyla torununun giriştiği oyunu anlatıyor. Beğendim bu hikayeyi fazlasıyla.

    2- Muz ve Kovboylar : Bir kovboy filmi ile baba şiddetinin kusursuz birleşimi.

    3- Tilkiler Aç mı Kalsın? : Leyla ile Mecnun'daki İsmail karakterine aşırı benzeyen İsmail! Karakterinin güzel yalnızlığına ortak oluyoruz. Hüzünlü olmasına rağmen hüznü hissettiremedi.

    4- Durağan Yolcu : Toplu taşıma aracında bir anda "kal" gelen, hiç bir yere kıpırdayamayan hikaye. Güzel bir düşünce kötü yazım.

    5- Tekme Tokatlı Şehir Rehberi : Dayak yemekten kendini alıkoyamayan bir adamın hikayesi. Yine güzel bir düşünce kötü yazım.

    6- Böyle : Ah bir terliğin nelere yol açtığını bir bilseniz. Bu hikayeyi de sevdim.

    7- Ya da : Etgar Keret'e saygı duruşu olmuş ama anlamadım hikayeyi, Ben de problem olabilir :) Keretvari bir yazım.

    8- Burada Bir Yerde Olmalı : Hayali Arkadaş Kenny ile ağabeyinin özdeşleşmesini anlatan hikaye, eh.

    9- Okyanus Sesi : Okyanus sesini duyan bir kızın, abi-kardeş çatışmasının psikolojik çözümlemesi. Fena olmayan bir hikayeydi.

    10 - Yalandan Kim Ölmüş Ltd Şti : Yine güzel fikir, heyecansız çözümleme. Yalan söyletme pratikleri yaptıran bir şirketi anlatıyor.

    11- Yer Yarıldı İçine Girdi : Ölüm ilanı ile başlayan sıradan bir hikaye.
  • -Kitaba laf ediyor diye yorumu okumayı yarım bırakmamanız önerilir.-
    Hatırlayacağınız gibi ikinci kitabı Feyre'nin biricik "Tamlin'ine" geri dönmesiyle bitirmiştik. Bu kitaba da kaldığımız yerden devam ediyoruz. Feyre ikinci ve üçüncü kitap arasındaki kısa zamanı, Tamlin ve Bahar Sarayı ahalisine karşı incinmiş yaralı ceylanı oynarken aynı zamanda planını ilmek ilmek işleyerek ve en sevdiği arkadaşı Lucien'e laf sokarak geçiriyor. Tabii Ianthe için düşündüğü acı dolu planlardan hiç bahsetmiyorum bile.

    İlk kitaptan beri Tamlin'i sevmediğimi herkes bilir. Bu yüzden ilk bölümleri okumak benim için tam bir eziyetti. Sünepenin adı geçtikçe sinirim bozuluyor ay. Kitabı İngilizce okurken Feyre'nin yaptığı resimleri ballandıra ballandıra anlatması ve Tamlin beni krizlere soktuğundan o zaman bu bölümleri atlamıştım. Şimdi dönüp bakınca keşke atlamasaydım diye düşünüyorum çünkü bu bölümleri okuduktan sonra fark ettiğim önemli bir şey oldu. Tamlin, nasıl desem... biraz pasif kalmıştı. Tabii hala aşırı sinir bozucu bir sünepe ama DvGS ve SvÖS'deki Tamlin ile alakası yok. Bazı bölümlerde arada adı geçmese karakterin orada olduğunu unutuyordum. Tamam, Feyre gittikten sonra harap oldu, geri gelince ona söz verdi falan filan ama bu Tamlin bizim Tamlin değil ki. Aslında bakacak olursanız çoğu zaman Feyre'nin yanında olup olmamasını bile sallamadı. Yazar o bölümlerde Ianthe ve Lucian gibi yan karakterlerin hikayesini öne çıkarmak ve sürekli Feyre'yi vurgulamak istemiş tamam ama Tamlin'i çok geriye itmiş be arkadaş! Yani karakteri o kadar pasif bir duruma getirmiş ki, kitabın bir yerinde kızgın bir şekilde çıkıp geldiğinde o kızgınlık aşırı havada kalıyor ve sanki karakterler altı yaşında bebeler de kim ebe olacak ona karar veremiyorlarmış gibi bir hava oluşuyor.

    Feyre'yi vurgulamak demişken... Ben kendisini aşırı abartılmış ve doldurulmuş buluyorum. Yazar karakteri göklere çıkartıyor ama altı boş. Böyle güçlü kadın karakter mi olur?.. Kitapta gelecek vaat eden o kadar çok karakter var ama yazarımız tutturmuş Feyre diye sürekli aynı cümleleri ve olayları ısıtıp ısıtıp önümüze sunuyor. İkinci kitapta okuması birbirinden zevkli karakterler tanıdık ve yazar bize bu karakterlerle ilgili bir sürü şey vaat etti ama asla ve asla o vaatler yerine gelmedi. Cassian'ı bu kitapta daha fazla gördük ve yazar onu öne çıkartmak için bir noktada uğraşmış. Amren'de kısmen kitabın çoğunda vardı, ona tamam ama peki ya Az? Mor? İkinci kitapta Morrigan değince insan kraliçeler nasıl şekil değiştirmişti? Bu kitapta ise bu gibi olayların asla altı doldurulmuyor. Potansiyeli bu kadar yüksek olan karakterler arasında sadece Feyre ve Rhysand'a ama özellikle Feyre'ye yatırım yapmak... Pek akıl karı değil ya.

    Kanatlar ve Küller Sarayı'nda aramıza bir sürü yeni karakter katılıyor. Bunların birkaçını hemen seviyor, anlıyor ve aramıza alıyoruz ama çoğu... yine bağ kuramadığımız bir ton karakter. Hakkını yiyemem, yazar cidden güzel karakterler yaratmış ama bize bunları sunmayı beceremiyor...

    Kitabımızın ana karakteri Hybern Kralı'na gelirsek de, bu adamın ve halkının yıllar boyunca sefillik içinde yaşadıklarını biliyoruz ama aslında bu adam neden saf kötü? Tahmin edeceğiniz gibi bu sorunun da cevabı yok.

    İster inanın ister inanmayın ama ben gerçekten üzülüyorum. Kitabın potansiyeli karşında gözlerim kamaşıyor ve bu potansiyelin böyle harcanmasına da kalbim dayanmıyor. Sarah, istediği sahneyi çok iyi bir şekilde yazabilen bir yazar. Feyre, Gökkuşağı'nı savunurken kusursuzdu mesela. Ya da Rhysand Feyre'ye hikayesini anlatırken Rhys'ın çektiği bütün acıları biz de çekmedik mi? Bunları böyle yazabiliyorsun da bu kitabı, karakterleri neden heba ediyorsun?..

    Bütün bu söylediklerimi kenara bırakırsak - korkmayın bunlar kitabın en fazla yarısı eder, o da en fazla ama- Kanatlar ve Küller Sarayı gerçekten eğlenceli bir hikayeydi. Okurken kahkahalara boğuldum bazen çok hüzünlendim - yani ilk okuduğumda tabii. Çünkü olayları filan biliyordum hehe- ama her zaman mutluydum. Bu kitabın son zamanlardaki mutluluk kaynaklarımdan biri olduğunu söylemem yanlış olmaz bence. Umutsuzdum ama kitaptaki bazı şeyler bana umut verdi. Ayrıca kitabın bazı yerlerinde Kısrak kelimesi geçiyordu, ee bilirsiniz çok severim

    Ayrıca bizim gibi tatlı fangirl ve fanboylar için yazılmış harika sahneler vardı. Bknz: Rhysand'ın içinde olduğu sahnelerin %93'ü, Cassian ve malum kişinin sahneleri, toplantı sahnesi falan filan. Bu liste uzar gider.

    İkinci kitabı okurken fark etmemiştim ama Feyre'nin gelişimi beni kalpten etkiledi. İlk kitaptaki itaatkar Feyre'den Gece Sarayı Yüce Leydisi'ne çok güzel bir geçiş yapmış. Karakter gelişimi beni şoka uğrattı. Rhysand'ın Feyre'ye ruh kattığını ve ona "Hayır." demeyi öğrettiğini söylesem yalan olmaz sanırım.

    Ayrıca Feyre'nin Gece Sarayı'na geri dönüşü... Çeviri olmadan daha da güzel olabilirdi ama neyse.

    Rhysand... Kitaptaki en iyi karakter derinliğinin onda olduğunu söylemesem yalan söylemiş olurum. Cassian ve Azriel'ı ne zaman tehlikeli bir yere gönderecek olsa bir kaç saniyeliğine öyle hüzünlü hüzünlü duruyor ya, içim gidiyor be çünkü biliyorum neler düşündüğünü. Her ne kadar gerektiğinden de fazla fedakar olsa da Rhysand'ın bıraktığı etki bir başka. Az-Cass-Rhys üçlüsü çok ayrı bir alem zaten. "Keşke yazar, Feyre'yi bırakıp biraz da onları yazsaymış! " demediğim zamanın sayısı çok azdır.

    Böyle işte. Sevdiğim bir kitap oldu ama yazar karakterlerin değerini bilememiş. Seriye başladıysanız zaten alın okuyun ama ingilizce okuyun por favor. Benim gibi sinir krizlerine filan girmeyin siz de.
  • (...) ruh göçü yoluyla Pythagoras'ın şahsında bir filozof olan horozu, Lucian'ın horozunu, övmekten bıkıp usanmam. Bu horoz çeşitli durumlardan geçmişti. Erkek, kadın, kral, esir, balık, at, kurbağa, zannediyorum sünger de dahil, her şeyden tatmıştı. Son olarak, insanın en mutsuz hayvan olduğuna ve doğa tarafından bütün yeteneklerine çizilmiş sınırlardan dışarıya çıkmak istediğine hükmetmişti.
    Desiderius Erasmus
    Sayfa 79 - Alter Yayıncılık, Çev: Hasan İlhan
  • Gerçek zenginlik sadece ruhun içsel zenginliğidir,
    Geri kalan ne varsa, kazançtan çok bela getirir.

    Lucian, Anthol., I, 67
    Arthur Schopenhauer
    Sayfa 34 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitap romantik, ve gizem dolu bir roman...Sürükleyici ve macera dolu bir kitap
    Lucian, asil olduğundan emin değildir. Çünkü çocukluğu ile ilgili hafızasında çok büyük kayıplar vardır...Ve kendisini idamdan kurtarmak için olmadığını sandığı kişi olmak zorunda kalmıştır. Bir asilzade.....
    Lucian evlenmek istemektedir ama evlenmek istediği kadın kendini Lucian nın asilliği yüzünden yeterli görmediğinden Lucian , Catherine'den kadını eğitmesini ister karşılığında da ilk Catherine'nin gelip Lucian'dan yapmasını istediği ama Lucian'nın reddettiği (yani birini öldürecektir) şeyi yapacaktır.
    Catherine'i özellikle sevdim,çünkü cidden güçlü bir kadın karakter ,catherin'ın babası felçli hasta yatağa bağlı, konuşamıyor ve abisi onları terk edip gitmiş, Hem babasıyla ilgileniyor hem de evin ve işlkerin tüm sorumluluğu Onun üzerinde...
    Ancak işler istedikleri gibi gitmez... Catherine zaten Lucian' a aşıktı. Ama Lucian'ın Catherine'e aşık olması işleri karıştırıyor.