• Hattuşili ve Ramses Krallar Kulübü adını verebileceğimiz bir kulübün üyeleriydi. Kulübün yalnızca 4 üyesi vardı ve bunlar dönemin Büyük Krallarıydı. Sümerce logogramlar olan GAL(büyük) ve LUGAL(kral) ile adlandırılan Hatti, Asur, Babil ve Mısır kralları bu iki unvana sahipti. Bu kulübe üyeliğin gerektirdikleri ve ayrıcalıkları vardı.
  • Krallar Kulübü
    Hattuşili ve Ramses Krallar Kulübü adını verebileceğimiz bir kulü­bün üyeleriydi. Bu gerçekten de bir kulüptü. Kulübün yalnızca dört üyesi vardı ve hiçbiri gerçek anlamda birbirleriyle görüşmemişlerdi. Ancak birbirlerinin saraylarına düzenli olarak gönderdikleri diplo­matik heyetler, ülkeleri arasındaki yolculukların haftalar ve hatta aylar sürmesine rağmen, kralların görece yakın temas kurmalarını sağlıyorlardı. Kulübe üye olmak için dönemin Büyük Krallarından biri ol­mak gerekiyordu. Hitit metinlerinde 'Büyük Kral' terimi Sümerce logogramlar olan GAL ('büyük') ve LUGAL ('kral', sözcük anlamı 'büyük adam') ile temsil edilirdi. Tunç Çağı'nda Yakındoğu'da çok sayıda LUGAL (kral) vardı çünkü bu terim aynı zamanda büyük güçlerden birine bağlı olan bir dizi küçük krallığın hükümdarları için kullanılıyordu. Ancak LUGAL unvanına GAL unvanının ek­lenmesi son derece seçkin bir zümreye mahsustu. Hattuşili ve Ram­ses' in zamanında dört Büyük Kral vardı: Hatti, Mısır, Asur ve Babil. Asur ve Babil topraklan sırasıyla Mezopotamya' nın kuzeyi ve güne­yinde yer alıyordu. Üyeliğe kabul ancak diğer kralların da kulübe üye olmak isteyen kralı Büyük Kral olarak tanımalarıyla gerçekleşir­di. Daha sonra ona Soylu Kardeşim diye hitap ederlerdi.
    Bununla birlikte sözünü ettiğim kulübün yazılı kuralları ve dü­zenlemeleri olan resmi bir örgüt olmadığı açıktı. 'Üyelik' tamamen diğer 'üyelerin' birbirlerini tanımasına, krallıklarına diplomatik he­yetler göndermesine, bu heyetlerin getirdikleri hediyelerin değerine, birbirlerine Büyük Kral ve Soylu Kardeşim diye hitap etmelerine, imzalanan antlaşmalara ve kimi zaman aileler arası evlilikler yoluy­la ittifak kurmalarına bağlıydı. Elbette Büyük Kralların birbirlerini tanımaları, tebaalarının gözünde itibarlarını artırırdı. Hattuşili'nin durumu tam olarak böyleydi. Kral firavundan kendisini Hatti Bü­yük Kralı olarak tanımasını istemiş, bu isteği yerine getirilmişti. Bu olayı yazışmalardan öğreniyoruz. Bu tanıma, krallık tahtını gasp eden ve başlangıçta diğer iki Büyük Kral olan Asur ve Babil kralla­rınca küçümsenen biri için çok önemliydi.



    Amarna Mektupları
    Hattuşili ve Ramses'in saltanatlarından yüzyıl kadar öncesine gide­rek, Soylu Kardeşlerin diplomatik ilişkileri hakkında daha fazla şey öğrenebiliriz. Bu dönemde tüm firavunların en çok tartışma yaratan Akhenaten (önceki adı N. Amenhotep), Mısır'ın ve Mısır'a bağlı toprakların efendisiydi. Akhenaten, Mısır'ın orta kısmında ve Nil'in doğu kıyısında bugün el-Amarna adı verilen bölgede kendisine ye­ni bir başkent inşa etti ve bu kente Akhetaten ('Ufuk Aten') adını koydu. Aten Güneş Tanrısı'ydı. Akhenaten Mısır'ın geleneksel tan­rılarını bırakıp kendisini ona ibadet etmeye adamıştı. Anlatılanlara göre bu nedenle krallığın işlerini ihmal etti. Mısır'ın uluslararası bir güç olarak konumunu sürdürmesindeki sorumluluklarını yerine ge­tirmedi. Ancak bugün çok sayıda araştırmacı, bu 'sapkın firavunun' olumsuz imajının, başta ülkedeki geleneksel ruhban sınıfı olmak üzere tebaası içindeki muhafazakar unsurların ona duyduğu düş­manlık nedeniyle büyük ölçüde abartıldığını düşünmektedir. Gerçekten de Akhenaten'in krallığının uluslararası çıkarlarını ih­lal ettiği iddiası, on dördüncü yüzyılda Yakındoğu'daki uluslararası ilişkiler konusunda elimizdeki en önemli bilgi kaynaklarından biri
    tarafından yalanlanır. Bu kaynak, 1887'de Akhenaten'in kısa ömür­lü kenti Akhetaten'in kalıntılarının bulunduğu el-Amarna:'da şans eseri keşfedilen 337 kil tabletten oluşan bir gizli bir mahzendi. Bu belgelerin 350'si Akhenaten veya babası ile halefi III. Amenhotep'in (onun da mektupları saklanmış ve ölümünden sonra yeni kente geti­rilmişti) yabancı hükümdarlara ve firavunun Suriye-Filistin'deki tabi yöneticilere yazdıkları mektuplar veya mektupların kopyalarıydı. Bu mektupların açıkça gösterdiği gibi devlet işlerinden uzak durduğu ve Mısır'ın uluslararası arenadaki nüfuzunun devamıyla ilgilenmediği söylenen firavun, aynı babası gibi Suriye-Filistin bölgesindeki tabi hükümdarlarla ve yabancı meslektaşlarıyla sıkça haberleşiyordu. Firavun, Hatti, Mitanni, Babil ve nihayet Asur'daki Soylu Kar­deşleriyle mektuplaşıyor ve onlara diplomatik heyetler gönderiyor­du. Firavun, diğer dört Büyük Krallığın tamamıyla ilişki içindeydi. Ancak o dönemde Mitanni İmparatorluğu, firavunun yazıştığı baş­ka bir kral olan Hitit Kralı Şuppiluliuma tarafından ortadan kaldı­rıldı. Mitanni'den kalan iktidar boşluğu aniden ortaya çıkan Asur tarafından sürade dolduruldu. Gerçekten de Asur'un yükselmeye başladığı, Babil Kralı Burnaburiaş'ın firavuna gönderdiği şikayet dolu mektupta görülür. Asur kralının temsilcileri de firavunun sa­rayına gelmişlerdi. Burnaburiaş, 'buna nasıl cüret ederler' diyerek durumu protesto etti. '.Asurlular bana tabidir! Kendi adlarına sana temsilci gönderecek yetkileri yoktur!' Ancak Asurlular, kuşkusuz Asur'un yakında yok olup gidecek Mitanni İmparatorluğu'nun va­risi olarak büyük bir krallığı dönüşeceğini öngören firavun tarafın­dan iyi karşılandılar. Babil kralı kaygılanmakta haklıydı. Tunç Ça­ğı' nın geri kalanı boyunca Asur ve Babil genelde birbirleriyle çatışan azılı düşmanlar oldular. Bununla birlikte birkaç istisna dışında, kraliyet sarayları ara­sında gerçekleşen çok sayıda üst düzey diplomatik görüşmelerde­ki sürtüşmeler ve şikayetlere rağmen, bir kraldan Soylu Kardeşine gönderilen mektuplar ve diplomatik heyetler, Yakındoğu dünyasın­da yüksek seviyede bir istikrarın sürdürülmesinde önemli rol oyna­dılar. Hitit ve Mitanni Büyük Kralları arasında sıklıkla görülen ça­tışmalar dışında, Hatti Büyük Krallıklarla yalnızca üç kez çatışmaya girdi: İki kez Mısır'la (Kadeş, Suriye) ve bir kez de Asur'la (Nihriya muharebesi, Kuzey Mezopotamya). Sonraki bölümde bu son çatış­ma hakkında daha fazla şey söyleyeceğiz. Öte yandan diğer Büyük Krallıklar gibi Hatti de bağımsız olarak seferıere çıkardı ve bu harekatlar adeta her yıl gerçekleşen olaylara dönüşmüştü. Bu seferler büyük ölçüde asi tabi devletlere, ayaklan­malara, düşmanlık gösteren bağımsız kentlere ve ülkeler ve Kaşka halkı gibi dağ kabilelerine karşı yapılırdı. Gerçekten de Hatti'nin tabi devletleri üzerindeki otoritesini sürdürmekte ve düşmanca dav­ranan bağımsız kuvvetlerin saldırılarını savuşturmakta zorlanması, zaten sınırlı olan askeri kaynaklar üzerinde büyük bir baskı yaratıyor ve geri dönülmez bir şekilde sona doğru ilerleyen imparatorluğun anayurdunda yaşayan nüfus ile imparatorluğun diğer yerlerinde bu­lunan tebaa için büyük güçlükler doğuruyordu.
  • SEÇKİNLERİN KARDEŞLİĞİ: KRALLAR KULÜBÜ


    Kraliyet Diplomatik Heyeti
    Şafağın ilk ışıkları doğudan yükselirken, ana kapının dışında top­lanan kalabalık kente girmeye hazırlanıyordu. Resmi görevliler, vlet adamlarına özgü cübbeleri kuşanırlarken, maiyetleri çadır­larını ve seyahatte kullanılan diğer teçhizatı topluyorlardı. Heyete eşlik eden askerler sıraya giriyor ve sunulacak hediyeler zarar gör­mediklerinden emin olunması için son bir kez kontrol ediliyordu. Uzak güney diyarından başlayan ve haftalar süren seyahat sona er­mek üzereydi. Heyettekiler kentin ana kapısına uzanan dik rampa­nın başında sabırla bekliyorlardı. Açılmış ağızları ve dışarı fırlayan dilleriyle adeta sessizce kükreyen, iki aslan heykelinin arasındaki kapı hala kilitlidir. Ancak kısa süre sonra içerinden bir görevli gelir ve önceki akşam kapı kapandığında takılan mührü inceler. Mührün kırılmadığından emin olunca sürgüyü açar. Ziyaretçiler, Mısır'dan başlayan uzun ve tehlikeli güzergah boyunca kendilerine eşlik eden ve hem heyettekileri hem de değerli hediyelerin bulunduğu sandık­ları koruyan silahlı muhafızlarla birlikte içeriye kabul edilirler. He­yet, Mısır firavunu II. Ramses'in elçileridir. Hattuşa'ya Ramses'in kardeşi Hitit kralı ve ailesinin diğer üyeleri için gönderdiği mek­tupları ve hediyeleri taşıyorlardı. Majesteleri III. Hattuşili, kentin akropolisinde bulunan sarayına dek elçilere eşlik etmesi için saray muhafızlarını göndermişti. Ramses'in baş temsilcisi sarayda onun huzuruna çıkacaktı. Kapıdan geçince, bir dizi başka surla çevrili kentin aşağı kısmı­na dek uzanan yamaçlarda sayısız kerpiç ev görülür. Kraliyet sarayı, bu surların içerisindeki platodadır. Yakın zamanda yeniden alçıyla kaplanan surlar sabahın ilk ışıklan altında parıldamaktadır. Kralın muhafızları, firavunun adamları için yolu açar. Seyre dalan kala­balığın arasından onlara kraliyet sarayına dek eşlik ederler. Saraya giren elçiler bir dizi avludan geçerek merdivenlerden çıkar ve uzun sütunlu bir salona ulaşırlar. Salonun sonunda bir taht vardır. Bura­da, firavun adına Hatti Büyük Kralı' na saygılarını sunacak ve ona Mısır'daki kardeşi tarafından gönderilen mektupları ve hediyeleri takdim edeceklerdir. Bir süre daha bekletilirler. Kral, hususi dairesinden henüz çık­mamıştır. Bu gecikme sayesinde kralın maiyeti, sarayın diğer ta­rafına koyulan hediye sandıklarını incelerler. Sandıklar açılır. Her şeyin yerli yerinde olduğundan emin olmak için içindekilerin en­vanteri hazırlanıp kil bir tablete kaydedilir. Altınlardan bir kısmı alınarak eritilir ve saf olup olmadığı kontrol edilir. Tüm hediyelerin muhatabına layık olup olmadığı denetlenir. Bir kraldan diğer krala gönderilen diğer diplomatik heyetlerin taşıdıkları eşyalar göz önüne alındığında, envantere alınan hediyeler arasında fıldişinden yapıl­mış mobilyalar, incelikle işlenmiş fildişi taraklar, gümüş kozmetik kutuları, tören silahlan, öküz biçimli yağ şişeleri, dizinde bir bebek oturan gümüşten yapılmış maymun gibi özel ve yeni parçalar, bol miktarda kumaş ve en iyi kalite elbiseler ve büyük altın külçeleri bulunurdu. Görevlilerden biri her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Tüm eşyalar sandıklardan çıkarılarak halka veya en azından sarayın ayrıcalıklı üyelerine gösterilecekti. Kralın görkemli bir şekilde salona girme zamanı gelir. Kraliçe de krala eşlik eder. Her ikisi de, kralın temsilcilerine karşılamaya uygun törensel kıyafetlerini giymişlerdir. Firavunun heyetinin başı, kral ve kraliçenin huzuruna çağrılır ve kendisine konuşma izni veri­lir. Elçi Akadca konuşur, kralın yanındaki tercümanlar konuşmayı Hititçeye çevirirler. Daha sonra elçi firavundan Hitit kralına yazıl­mış olan ve her ayrıntısını belleğine kazıdığı bir mektubu ezbere
    okur. Kralın katiplerinden biri, elçinin söylediklerini, Akadca yazıl­mış tablete bakarak özenle kontrol eder. Böylece ezberden okunan metinle, mektuptaki metinin kelimesi kelimesine aynı olduğundan emin olur. Eğer iki metin arasında farklılık varsa, elçi yalnızca işini değil kellesini de kaybeder. İki Büyük Kral arasındaki önemli dip­lomatik yazışmada, çeviriden kaynaklı yanlışların asla yapılmama­sı gerekir. Krallıklar arasındaki iyi ilişkiler büyük ölçüde ülkelerin efendilerinin iletişim konusunda her şeyi iyi yapmalarına bağlıdır. Firavunun mektubu alışıldık formalitelerle başlar. Krala, aile­sine, çocuklarına, tebaasına ve hayvanlarına selamet ve sağlık dile­nir çünkü heyetin asıl konuya girmeden önce diplomatik bir giriş yapması gerekir. Mısır'da bulunan küçük bir metin parçası dışında III. Hattuşili ve II. Ramses dönemlerinde Hitit ile Mısır saraylarıarasındaki haberleşmenin tamamı Hitit başkentindeki arşivlerdebulunmuştur. Genelde parça parça olan bu arşivler, Ramses ve ai­lesinin diğer üyeleri tarafından Hattuşili'ye ve başta eşi Puduhepa olmak üzere ailesinin diğer üyelerine gönderilen mektupları içerir.Gerçekten de Puduhepa ve Ramses birbirlerine doğrudan mektupyazmışlardı. Ramses genelde Hattuşili'ye hitap ettiği mektuplarınkopyalarını da Puduhepa'ya gönderirdi. Bu mektuplar, iki kral ara­sında imzalanan meşhur antlaşmanın tarihi olan MÖ 1259'dan önceve sonra yazılmıştır. Bunun dışında mektuplarda Ramses ve Hattuşi­li' nin kızlarından birinin evlilikleri tartışılmıştır. Aynca Hattuşili' nin Mısır ziyareti de söz konusu olmuş ancak gerçekleşmemiştir.İki kral arasındaki resmi barışa rağmen gönderilen mektuplar her zaman sıcak değildi. Şimdi saraya dönelim ve mektubu dinleyelim. Giriş kısmındaki hoşbeş sona erdikten ve asıl konuya girildikten son­ra Hatti Büyük Kralı, soylu kardeşinin tercüme edilen ve kendisine okunan sözlerini dikkatle dinler. Belli ki bazı sözlerden hoşlanmaz. Kaşlarını çatar ve aynı memnuniyetsizliği hisseden Puduhepa'ya bir bakış atar. Soylu kardeşi gerçekten de böyle bir şey demiş olabilir mi? Konuşmanın kil tabletteki kopyasını kontrol eden katibe bakar. Katip, elçinin sözlerinin mektubun yazılı versiyonuyla birebir uyuş­tuğunu başıyla onaylar. Kral, soylu kardeşine yazacağı uygun yanıtı kafasında tasarlar. Kraliçe de aynısını yapar! Kitabın birçok yerinde mektupların değindiği önemli devlet işlerinden ve mektuplarda ya­zanların muhatapları hoşnut veya hoşnutsuz kıldığından bahsettim. Bir bakın bakalım böyle kaç tane metin bulabileceksiniz. Her şey bitince firavunun heyeti yurda dönüş için kralın iznini beklemek zorundadır. Hem kral hem de kraliçe fıravuna yanıt yaza­cak ve mektuplar uygun hediyelerle birlikte kralın Mısır Deltası' oda yer alan başkent Pi-Ramses'e gönderilecek heyete teslim edilecekti. Krallar Kulübü Hattuşili ve Ramses Krallar Kulübü adını verebileceğimiz bir kulü­bün üyeleriydi. Bu gerçekten de bir kulüptü. Kulübün yalnızca dört üyesi vardı ve hiçbiri gerçek anlamda birbirleriyle görüşmemişlerdi. Ancak birbirlerinin saraylarına düzenli olarak gönderdikleri diplo­matik heyetler, ülkeleri arasındaki yolculukların haftalar ve hatta aylar sürmesine rağmen, kralların görece yakın temas kurmalarını sağlıyorlardı. Kulübe üye olmak için dönemin Büyük Krallarından biri ol­mak gerekiyordu. Hitit metinlerinde 'Büyük Kral' terimi Sümerce logogramlar olan GAL ('büyük') ve LUGAL ('kral', sözcük anlamı 'büyük adam') ile temsil edilirdi. Tunç Çağı'nda Yakındoğu'da çok sayıda LUGAL (kral) vardı çünkü bu terim aynı zamanda büyük güçlerden birine bağlı olan bir dizi küçük krallığın hükümdarları için kullanılıyordu. Ancak LUGAL unvanına GAL unvanının ek­lenmesi son derece seçkin bir zümreye mahsustu. Hattuşili ve Ram­ses' in zamanında dört Büyük Kral vardı: Hatti, Mısır, Asur ve Babil. Asur ve Babil topraklan sırasıyla Mezopotamya' nın kuzeyi ve güne­yinde yer alıyordu. Üyeliğe kabul ancak diğer kralların da kulübe üye olmak isteyen kralı Büyük Kral olarak tanımalarıyla gerçekleşir­di. Daha sonra ona Soylu Kardeşim diye hitap ederlerdi.