“Gece, beni serbest bıraktığında, ‘geçmiş’ ve ‘gelecek’ kavramlarını bilmeyen adsız bir şey, gayriaşina bir varlıktım.”
Perutz, Şeytan Tozu’na insan zihninin sınırlarında dolaşan bu varoluşsal cümleyle başlıyor. Daha ilk anda okuyucuyu anlatıcının bilinç akışına, zaman ve mekân algısından sıyrılmış bir ruh hâline çekiyor. Bu giriş, romanın gizemli ve tekinsiz atmosferine çok güçlü bir temel oluşturuyor.
Hikâyenin ilk yarısı ustaca kurgulanmış bir merakla akıyor. Anlatıcı, olayları yalnızca kendi bakış açısından aktarıyor. Diğer karakterlerin iç dünyasına hiçbir zaman gerçekten yaklaşmıyoruz – bu da romanı hem daha klostrofobik hem de daha kuşkulu kılıyor. Sanki tüm anlatı, tek bir zihnin içinde sıkışmış gibi. Bu bilinçli mesafe, metnin ruhuna çok iyi hizmet ediyor.
Ancak roman ilerledikçe bu büyü biraz dağılmaya başlıyor. Olayların çözülme biçimi, ilk bölümlerdeki incelik ve özenle aynı yoğunlukta sürdürülmüyor. Gizemin ağı çok sağlam örülmüş olsa da, düğüm çözülürken yeterince doyurucu bir his bırakmıyor. Kitabın sonuna dair kopya vermek istemediğim için incelememi bu noktada sonlandırıyorum. Ve tekinsiz hikayeleri seven okuyuculara yine de tavsiye ediyorum.