• “Deniz kazasından kurtulan adam yüzerek bir ıssız adaya ulaşır. Birkaç gün sonraysa bir başkasının adaya yüzdüğünü görür. Sevinçle geleni karşılamaya koşar ve sürpriz!
    Bu seferki kazazede Halle Berry'dir. Çok geçmeden birbirlerine tutulurlar; haftalar boyunca çılgınca sevişir, büyük bir aşk yaşarlar. Derken bir gün adam, "Bana bir iyilik yapar mısın aşkım?" diye sorar.
    "Ne istersen," der Halle Berry. "Harika. O zaman saçını kısacık kessem ve sana Ted desem..."
    "Niye ama?"
    "İstiyorum işte... Lütfen, ne olur, lütfen!" "Peki."
    Aynı akşam, saçları kısacık Halle Berry, adamla kumsalda el ele yürüyüşe çıkar. Adam birden elini bırakır ve kolunu kadının omzuna atar, "Ted," der, "kimi götürüyorum, valla söylesem inanmazsın." “
  • Herhangi birine seslenip, desem ki;
    pardon,bana bir teselli lütfen...
  • Elma dersem çık, armut desem çıkma diye öğrettiler bize...
    Benimle elma lütfen.
  • Düşündüğüm anlardandı
    senin kucağımda yattığın
    bana soran gözlerle baktığın o an.

    Biz aynıyız.
    Düşünsene
    Son anlarını yaşayan insanları.
    Hafif bir ağrıyla hastaneye gidiyor mesela.
    -Merhaba hemşire hanım. Biraz başım ağrıyor. İki gündür geçmedi.
    -Kimliğiniz lütfen.

    Sonra doktoru bekliyor mesela. O sırada yanında duran kadının hafif muzip oğlunun saçlarını okşuyor gülümseyerek.
    Bir dergi karıştırıyor. Ah bir müzikal varmış haftaya. Unutmamalı gitmeli deyip not alıyor bir kaç gün önce aldığı pahalı cep telefonuna. Mamma mia gelmiş-izlenecek.
    Doktor yanına çağırıyor.
    -Merhaba doktor hanım.
    Doktor hanım kibar. En pahalı hastane burası.
    -Buyurun ismi özenle seçilip zengin olsun diye konulmuş beyefendi, şikayetiniz nedir?
    -Birkaç gündür başım ağrıyor. Ağrı kesici geçirse de yine başlıyor. Sıcaktan mı tansiyon mu nedir acaba.
    Doktor hanım kendi kendine teşhis koyan hastalara çok kızsa da gülümsüyor. Bir bakalım-diyor.
    Sonra gözler kontrol ediliyor bir sağa bir sola bakın.
    Sonra tipik-bunun özel sigortasını maaşıma ve primlerime eklemek üzere-düşüncesiyle-Her şey yolunda gibi ama bir de tomografi çekelim-kısmına geliniyor.
    Buyurun şu özenle temizlenmiş Hoffmann kokulu ölüğünüz. Bu da iri ama kibar hasta bakıcınız. Sizi tomografiye ferrari kadar bakımlı bu tekerlekli sandalye ile götürecek.
    Koridor temiz. Güzel kıçlı hemşireler, duvarda tablolar her deskte günlük çiçekler.
    İşte tomografi odası. Nefret edilen ama içine girince gözünü açmazsan az sıkıntının yaşandığı söylenen takırtılı sesli uzay gemisi.
    Az düşünerek geçen on beş dakika.
    Akşam püre mi yesem. Yoksa dur gidip balzamik soslu etlerden yiyeyim Big Chiefs de.
    Bak geçti zaman.
    -Niye öyle kaygılısınız doktor hanım. Rimelinize nem inmiş.
    -Küçük bir kanama var galiba şu sol bölgede. Sizi bir teste daha sokalım. Bir yakınınızı arayın isterseniz.
    -Çok naziksiniz. Ne biri. Binlerce yakınım var. Da gerek yok. Siz yapınız testinizi.

    Temiz oda. Kokpit gibi bir yatak.
    Uzanalım şöyle.
    Aman psikolojime bak. Başım mı dönüyor ne.
    Uykum da geldi.
    Midem de bulanıyor.
    Uzanayım.

    ......

    Doktor hanım hastayı kaybettik.

    Ne oldu şimdi.



    Öldük ulan.
    Nasıl yani.
    Öldük oğlum basbayağı.
    Kanadı beyin.
    Gittik.
    Yahu müzikal var.
    Püre et falan.
    Telefonda yeniydi daha.
    Ssk mı burası. Nasıl ölürüz.
    Böyle işte bak- aşağıdaki sensin.


    THE END

    Düşünüyordum sana bakarak.
    Yokuşu çıkmak zordur bilirsin. Tırmanırsın dağ tepe. Sonra aşağıyı görürsün. Koşmaya başlarsın. Sürat keyif verir. Ama bir anda duramadığını daha da hızlandığını fark edersin. Denge sağlamak için daha da hızlı koşmaya başlarsın. Durman için düşmen gerekir. Canın acıyacaktır korkarsın.
    O an bir karar vermen gerekir.
    Düşersen canın acıyacak ama kalkıp daha yavaş yürüyebileceksin ya da ayağın takılıp istemediğin bir kayaya kafa atana kadar koşacaksın.

    İşte ben o yokuştan aşağıya koşmaktayım.
    Düşeyim diyorum seni beklemek için.
    Korkuyorum.
    Düşmezsem kaya var aşağılarda. Ama düşmem kolay kolay biliyorum.

    Hah ben bunları düşünüyordum sana bakarak.

    Çünkü hayat boktan şeyleri de barındırıyor.
    Hep beklemediğin yerden vuruyor.
    Sıcak bir ev
    güzel bir eş
    Çay ve birkaç çeşit çerez.
    Sana sarılan bir kedi.
    Dışarıda yağmur olsun fırtına
    ne değişir ki.

    İki kere iki üç eder bir ilişkide.
    Bir olur bir dünya aratırsın. O üçün içinde yaşadığında güzeldir.

    Ee ne diyorsun desem.
    İçinde soru yok ki bu masalın.

    Sen en iyisi bir gün gel kucağıma yat da
    masalın devamını yazayım...

    k.e