• Küçüktüm 8 yaşları; annem kitap okurdu hep bana ! bu arkamda gördüğünüz ve evimde olan 4000 ‘e yakın kitabı okumamı sağladı. Sizlerin huzurda annemin ellerinden yine öpüyorum. Canım ANNEM :)
  • 191 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Günaydın dostlar her fırsatta söylediğim gibi John Steinbeck okumayı çok seviyorum. Üçlemenin ikinci kitabı olan "Sardalye Sokağı" yine harikaydı. Lütfen John Steinbeck okuyun kesinlikle tavsiyemdir.
    California Monterey'de Sardalye Sokağı hikâyesi...
    Sımsıcak bir sokak Sardalye Sokağı ismini konserve fabrikasının çok olması nedeniyle almış. Sokakta yaşayan renkli, sıcak karakterler, dostluk yine yazarın gerçekçi ve renkli kurgusuyla hayat bulmuş. Western Biyoloji sahibi Dock, mahallenin cimri ve gözü açık bakkalı Lee Chong, Hazel, Eddie, Hughie, Jones ve Mack harika beşli... Bu karakterleri okurken insan kendinden bir şeyler buluyor.
    Üçlemenin son kitabını da geciktirmeden okuyup üstadın külliyatını yapmaya devam etmek istiyorum.
    Üçleme sırayla şöyle;
    Yukarı Mahalle
    Sardalye Sokağı
    Tatlı Perşembe
  • 168 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Şimdi kendini sessize al ve bu yorumu oku… Lütfen…
    Başucu kitabı…
    ‘’ Sana mektup yazmak bugüne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti. Geçseydi ve daha önce oturup yazabilseydim, herhalde her iki satırdan birini senin için boş bırakırdım. Ya da, senin için, içleri harflerle dolu çeşitli boşluklar yaratırdım sayfaların yüzünde. Senin için de değil aslında, bunu, mektup dediğimiz metnin metin olabilmesi için yapardım. Bir bakıma, seni düşünmeksizin senin için.’’
    ………
    ‘’… Sayfalardan taşıp hayatın yüzünde gezinen upuzun kuyruklarıyla akıl şeytanları çıkar sonra, cümle boşluklarından oluşmuş dağlar, kelime kelime genişleyen ovalar, ovaların içinden şehirler, şehirlerin içinden de insanlar ve melekler çıkar.
    Böylece, sen aklımdan adamakıllı silinir, bir bilinmeyenken hiç bilinmeyen olursun.
    Zaten, seni olsa olsa sezerim ben, istesem de bilemem.
    Sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence.
    Çünkü, her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir.’’
    Böyle sesleniyor Hasan Ali Toptaş okuyucusuna. ‘’Her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir.’’ Bilmek can yakıyor çünkü. Sezmek ise senin hayal gücüne kalıyor. Hani nasıl istersen öyle oluyor, gibi düşün.
    Bir dostun da dediği gibi ‘’Hasan Ali Toptaş market listesi verse bile itina ile okurum. Aman gözden bir şey kaçmasın diye.’’ Harfler ve Notalar deneme türünden bir eser. İçinde onlarca anı, çocukluk, gençlik yılları. Hüzünler, mutlu anlar, aile ve dostlar. Şükrü Erbaş var mesela içinde, en derinde, en sevdiklerimden. Sonra Neşet Ertaş. Ah Neşet Baba. Hasan Ali Toptaş tarafından önerilen onlarca eser var bir de, ki hepsini itina ile not aldım. İçinde okuduklarım var ama onlara bile yeniden dokunmak istiyorum.
    Hasan Ali Toptaş ile hiç tanışmadım ama biliyorum ki bir gün bir yerde denk geleceğiz. Ve oturup bu kitaptan soracağım bölümleri de not ettim. Bir de ondan dinlemek adına. Vaktinde Şükrü Erbaş’tan dinlemiştim birçok anıyı. Bir de Hasan Ali Toptaş’tan dinleyeceğim.
    Eser deneme türünde olduğu için konusu hakkında bilgi verme durumum ne yazık ki yok. Ama diyebileceğim tek şey ‘’Lütfen okuyun. Hayatınıza yeni bir pencere açılacak çünkü’’
    Şimdi birkaç alıntı yaparak yoruma son veriyorum ve biliyorum ki birçok kişi bu yorumdan sonra belki de bugün okumaya başlayacak bu kitabı. Kelimeleri yutmaya hazır olun!!!
    “Artık kimse gurbete çıkmıyor, onun yerine A şehrinden kalkıp B şehrine gidiyor.”
    “Hayatımızı hayal edilemeyecek kadar kolaylaştıran tuşların, butonların ve düğmelerin sayısı arttıkça, metrekareye düşen insan sıcaklığı da giderek azalıyor tabii.”
    ‘’Az ye, az uyu, az konuş.’’
    “Hepimizin ses tellerinde yaralar var.”
    ‘’İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki? diye soran Cioran'ı okumak her daim iyidir, çünkü onu okuduğunuzda kendinizi kötü hissedersiniz.’’
    "Sonra, hiç değilse bazıları kalmasın, ey hayat, bana kör noktamı aydınlatacak bol ışıklı dostlar ver, dedim."
    “Sadri Alışık tarafından canlandırılan karakterin, “Sokak köpeklerine selam vermek adam olmaya çeyrek var demektir,” cümlesini unutamıyorum.”

    Herkese keyifli okumalar edebiyat sever güzel insanlar.
  • 320 syf.
    ·Puan vermedi
    Herkese merhaba dostlar Uzun bir aradan sonra yine sizlerle güzel bir kitabın yorumunda beraberiz. Is yoğunluğu, kafa yorgunluğu derken kitap yorumlarımi oldukça ihmal ettiğimi farkettim. Bugün sizlere kalemi ile ilk kez tanıştığım #ozgeerkin kaleminden #usta kitabı ni degerlendircegim. Öncelikle kitabımız konu ve kurgu acısından çok begendigim bir eser oldu. Yazar arkadaşımın yazim dili, anlatımı, vurguları o kadar iyiydi ki ben kitabı bir günde okuyup bitirdim. Hep diyorum ya bir kitapta gereksiz ayrıntıyı, tasvirleri sevmiyorum diye. Iste bu kitapta bu saydığım olumsuzlukların hiç birine yer vermemiş yazarimiz. Bu, kitabı beğenmeme en büyük etkenlerden biri oldu. Çok yakın ve sade bir anlatımı ile kitaba ayrı bir güzellik katmış yazar dostumuz. Konusu her ne kadar aşk üzerine hasıl olsa da aslında içinde altı çizilecek ders niteliğinde çok çok güzel tasavvufi sozlere yer vermis. Klasik aşk kitaplarındaki vıcık vıcık anlatımdan uzak, yüreğinden seven iki insanın saf ve temiz duygularla bezenmiş müthiş aşkına konuk olacaksınız bu güzel kitapta. Kahramanlarımız Tahir ve Dilem... iki farklı hayat, iki farklı yürek bir gün bir yerlerde kesişirse ne olur.? Tahir geçmişinden gelen ağır yükün bedelini hala yüreğinde oderken, karşısına çıkan çelik prenses(dilem)'e kayıtsız kalabilecek mi? Peki ya burnundan kıl aldırmayan, kalbini çelik duvarlarla ören Dilem bu çekime ne kadar direnebilecek? Ve onları bekleyen bu dikenli yolda birbirlerine, yüreklerine ne kadar güvenip tutunabilecekler... Iste bu soruların cevaplarını merak ettiyseniz bu güzel kitabı alin ve okuyun derim. Kitap 4 seri olarak yayinlanmis. Ben en kısa zamanda serinin diğer kitaplarını temin edip bu eşsiz masala kaldığı yerden konuk olmaya devam edeceğim. Son olarak beni bu güzel kitapla tanışmaya vesile olan @ozkaya.serap can dostuma teşekkür ederim. Ve sevgili Özge Erkin kalemine yüreğine sağlık olsun. Ne güzel yazdın ve lütfen yazmaya devam et. Bir kez daha yürekten teşekkür ederim sana Kitap dostlarım bir başka kitap yorumunda gorusunceye dek sağlıcakla ve kitapla kalın. Kitabın en güzel cümlelerinden birini bırakıyorum. "Imamesi aşk olanın tasi nâr ile cekilir"
  • 240 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Herkese merhaba dostlar. Bugün sizlere grubumda yapmış olduğum etkinlik çerçevesinde okuduğumuz @elmayayinevi sponsorluğunda #ahmetserifizgoren hocamizin son kitabı olan #masallardabirperiçıkarkarşınızagerçekhayattaöğretmen kitabının yorumu ile geldim. Aslında kelimelerle ifade edilemeyecek kadar değerli ve kıymetli bir eser. Ben sizlere sadece nacizane fikirlerimi kısaca özetlemeye çalışacağım.
    Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, bu kitabı mümkün olduğunca tüm anne ve babalar, öğretmenler, eğitim alanında olan herkes okusun ve okutsun. Çünkü daha geç olmadan ülkemizdeki eğitim sistemi ve yapılaşması ile ilgili bir an once somut adımlar atılması gerekiyor. Tehlike canları çalmaya başlamış durumda sevgili dostlar. Herşey bizim elimizde..
    Kitabi hocamız 5 ana bölüme ayırmış. Ogretmen/aile/öğrenci/sistem/ülke kültürü. Bu 5 ana başlıgi verilerle, somut örneklerle ne boyutta olduğunu acı ama gerçek bir şekild e ifade etmiş. Ben zaman zaman ağlayarak, öfkelenerek zaman zaman da derin bir ahhh çekerek okudum bu güzel eseri. Ülkedeki eğitim sisteminin ne kadar yerlerde olduğunu hiç bu kadar çıplak bir gozle okumadim, sahit olmadim. Kitabın sonunda sanki bir tokat yemiş gibi oldum. Ki ben bir anne ya da eğitimci değilken bu duyguları yaşadım. Kimbilir sizler nelere hissedeceksiniz.
    Bu kitap siz anne ve babaların, öğretmenlerin, eğitimcilerin ve hatta öğrenci kardeşlerimizin kendileriyle yüzleşmesine sebep olacak. Yıllarca doğru bildiğiniz yanlışların, ve bunun akabinde neler kaybettigimizin farkına varmamızı sağlayacak. Okurken keşke dedim ahh keşke şu kitap benim ilkokul yollarımda yazılmış olsa idi. Bir öğretmenin bir çocuğun hayatında ne kadar büyük rolu varmis. Bilinçli bir anne babanın bir çocuğun geleceğinde ne kadar etkisi varmis. Okudum,gördüm ve kendi adıma üzüldüm gelecek nesiller için umutlandım. Bugüne kadar bildiğiniz tüm doğruları unutun. Ülkece eğitim seviyesinde dünyada nerelerde olduğumuzu, gerçek veri ve ıstatistik bilgilerle okuyun, görün. Hani bizi o çok kıskanan avrupa ülkeri varya heh işte birde onlarla hangi kulvarda yarışıyormuşuz buyrun öğrenin. Okurken kahroldum, agladim. Bir kuşağın resmen geleceği ellerinden aliniyor.Ve biz bunun farkında değiliz. Şimdi bu kitapla belki bir çocuğun kaderini, geleceğini çok farklı yerlerle taşıyacagiz. Sizden rica ediyorum. Lütfen ama lütfen alın ve okuyun. Hatta okutun. Ben bu güzel eser için bir kez daha değerli hocamız @ahmetserifizgoren e teşekkür eder, ellerinden opuyorum. Ve tabiki @elmayayinevi varolun. Tüm ekibinize cani gönülden teşekkür ederim. Son olarak sevgili dostlar, Aslında yazılacak çok daha şeyler varken burada noktalıyorum sozlerimi. Yeni bir kitap yorumunda görüşmek dileğimle saygı ve sevgiyle kalın.
  • 215 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Su, "Benimle temizlenme!” derse sana,
    "Zaten kirli değilim," diye karşılık ver.
    Ruanda atasözü

    Kitap gibi, ben de Ruanda atasözü ile başlayayım dedim yorumlamaya.

    Bir soykırımı anlatmaya insan nereden, nasıl başlayabilir ki?
    Nisan 1994 de yani çok yakın bir zamanda, belki bir kısmımızın, belki de hiç birimizin duymadığı bir soykırımdan bahsediyorum.
    Başladığım an etkisi altına alan, kafamı allak bullak eden, kalbimi sıkıştıran bu kitabı nasıl anlatırım gerçekten bilmiyorum. Zaten biz insanlar, kendi başımıza gelmeyen şeyleri ne kadar güzel okuyor, dinliyor ve anlatıyoruz. Başka de hiç bir halt yaptığımız yok. Yakın bir zamanda bir katliam oluyor ve tüm dünya kör, sağır, dilsiz....Sadece ve sadece seyirci kalıyoruz...

    Düşünsenize, komşunuz, dün akşam yemek yediğiniz kişi, yarın sizi elinde bir pala ile gelip doğruyor, beyninizi dağıtıyor.
    Çocuklarınızı, eşinizi, sırf kendinden değil diye öldürüyor. Öldürmezse, onu öldürmekle tehdit ediliyor ya da bizden olmayan ölsün deniyor.
    Alevisi-Sünnisi, lazı-kürdü, sağcısı-solcusu... Bizde de insanlar böyle sınıflandırılmıyor mu? tek farkı, soykırıma gidecek derecede dolduruşa gelmedik daha ...ÇOK ŞÜKÜR.

    Kitap ile ilgili daha doğrusu kitapta anlatılanlar ile ilgili bir kaç bilgi yazıp köşeme çekileyim bende her insan gibi.
    İzlemeye, okumaya devam, malum elimizden başka ne geliyor ki?
    Ama yine de hani diyorum ki, umudu elden bırakmayalım, güzel günler görelim, dünyamız barış içinde yaşasın, çocuklar, kadınlar, insanlar öldürülmesin, katledilmesin, güzel günler görelim, güneşli günler.............

    ----

    "1994 Şubat’ın da, birbirinin karşıtı olan iki siyasal partinin başkanı art arda öldürülür ve 6 Nisan akşamı sıra Ruanda başkanı Habyarimana’ya gelir. Özel uçağına yapılan bir saldırı sonucu, Burundi’nin başkanıyla birlikte ölür. Yarım saat sonra, İkinci Dünya Savaşı sonrasının en büyük soykırımı başlar.

    800.000’in üstünde (bazı yazarlara göre bir milyonu aşkın) kişi öldürülür: erkeği, kadını, çocuklarıyla Tutsiler, ya da Tutsileri korumaya çalışan hatta onları öldürmeyi reddeden Hutular."

    100 günün bilançosu ağırdı:
    100 gün içinde Tutsi’ler ve bazı ılımlı Hutu’lar dan oluşan yaklaşık 800,000 ila 1 milyon arası sivil kişi katledildi.
    Soykırımdan sadece 300,000 ile 400,000 arasında kişi kurtulabildi.
    Soykırımın 100 gününde 250 – 500,000 kadına tecavüz edilmiş, bu kadınlar 20,000 kadar çocuk doğurmuşlar.
    Hayatta kalanların 75,000’i soykırım sonucu öksüz kaldı.
    Hayatta kalanların 100,000 kadarı 14 ile 21 yaş arasında, 60,000 kadarı kendine bakamıyor.
    Hayatta kalanların 10 da 7’sinin aylık geliri 5000 Ruanda Frankından ( $8 USD) daha az.

    Kitap başında bir uyarı ile başlıyor.

    { Okura Uyarı
    Ben Ruandalı bir kadınım. Düşüncelerimi kitaplara aktarmayı
    öğrenmedim. Yazılı değil, sözlü bir dünyam var.
    Ama bir yazarla tanıştım. Öykümü o anlatacak.
    Öykümün konusu mu? Ruanda’da ki 1994 katliamından sağ Kurtulmuş bir kadınla ilgili.
    O tarihten bu yana, tek bir dostum var: kendi tanıklığım.
    Kim bilir, belki bir gün yeni dostlar edinebilirim.

    Yolande Mukagasana }

    Yolande, başından geçenleri tek tek anlatıyor, kocasının öldürülmesini, kardeşlerinin ve arkadaşlarının katledilmesini v.s....
    Komşularının, hatta, hayatını kurtardığı kişilerin "sırf Tutsi olduğu için" onu öldürmek istemesini, ihbar etmesini, saklanmasına izin vermemesini, çocuklarını ele vermesini, evini talan etmesini... anlatıyor...

    Çocuklarım nerede demekle geçiyor günleri.

    ---------

    Ben "Muganga"yım. "Doktor" anlamına geliyor. Ama doktor değilim. Üç çocuğu, bir kocası, ülke içinde ve dışında bir sürü akrabası olan bir başhemşireyim. Tutsiyim. En büyük kusurum bu. Halim vaktim yerinde bu da ikinci kusurum. Gururluyum, bu da üçüncüsü...

    Günün birinde bunları yazarsam, okuyacak gücü kendilerinde bulamayanlar da, Ruanda’da ki soykırımın suç ortağı saysınlar kendilerini, diyorum kendi kendime. Ben, Yolande Mukagasana, insanlığa karşı, Ruanda halkının çektiklerini öğrenmek istemeyen herkesin, cellatların suç ortağı olduğunu ilan ediyorum. Dünya ancak, şiddet gereksinimini irdelemeyi kabul ettiğinde şiddetten vazgeçecektir.

    Vahşetle barbarlık arasında seçim yapmamızı kim ister bizden?
    Biz siyahlar, sevecen duygularımızı belli etmek istediğimizde, canı gönülden kucaklaşırız.
    Siz beyazlar, elinizi hafifçe dokundurup hemen giysilerinize sürtersiniz.
    Biz siyahlar, aramızda uyuşmazlık olduğunda birbirimizi sakat bırakırız.
    Siz beyazlar, birbirinizi kısık ateşte yakarak öldürürsünüz.
    Hangimiz nefrete daha layık?
    Başka anakara, başka gelenekler.
    Batı hangi hakla bizim daha az vakur olduğumuza karar veriyor?

    Okuyacak gücünüz vardır elbet, okuyun lütfen.