• 589 syf.
    ·Puan vermedi
    Ülkemizin kurucusu ulu önder Atatürk'ün kendisinin kaleme aldığı ve bir yurdumuzun nasıl kurulduğuna ilişkin en birinci kaynak özelliği taşıyan bu kitap her Türk gencinin okuması gereken bir kitaptır. Atatürk Nutuk'u altı gün boyunca TBMM'de okumuştur. Arap alfabesi ile yazılmıştır fakat Latin harflerine geçilince ciltler halinde yeniden basılmıştır. Nutuk Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı ile başlar ve Gençliğe Hitabe ile sona erer. Tarihleri ise 1919-1927 aralığındaki dönemdir. Nutuk olayların yanında çok önemli şahsiyetleri de içinde barındırır. Atatürk'ün yanında yer alan silah arkadaşları, yaverleri, dostları...

    Birinci Dünya Savaşı sonrasında ülke çok kötü koşullarda iken dönemin padişahı Mustafa Kemal'e bir görev verir. Rütbesi 3.Ordu Müfettişliği idi. Görevi ise Samsun ve çevresinde çıkan isyanları ve karışıklıkları önlemek, halkın yatışmasını sağlamaktı. Bu durum onun için bir fırsat yaratıyordu. İzmir'in işgali ve Mondros'un metinleri onu bir şeyler yapmaya mecbur kılıyordu. Samsun'a geldiğinde durum hakkında raporlar tuttu ve bunları padişahla paylaştı. Fakat padişah bu duruma sessiz kaldı. Bunun üzerine daha güvenli bulduğu Amasya'ya geçti. Burada silah arkadaşları ile birlikte bir genelge yayımladı. Bu genelge İzmir'in işgalinin haksız olduğunu bildiren ve halkı protesto yapmaya çağıran bir belge şeklindeydi. Hatta günümüz tarihçileri bu genelgeyi "İhtilal Bildirisi" olarakta tanımlarlar. Fakat bazı sorunlar ortaya çıktı. Mustafa Kemal'in bazı silah arkadaşları bu belgenin altına imza atmak istemezler. Israrlar üzerine atarlar fakat Refet Bey (Bele) kağıdın altına sadece bir nokta koyar. M.Kemal Nutuk'u okuduğu sırada bu durumu eleştirel bir dille anlatır. Amasya Genelgesi'ni Erzurum ve Sivas Kongreleri izlemiştir. Bu kongrelerde bütün doğu illeri tek bir cemiyet altında birleştirildi aynı zamanda başka bir devletin himayesi altında yaşamak yani manda ve himaye kesin bir şekilde reddedildi. İstanbul Hükümeti ile görüşmeler yapıldı. Temsil Heyeti kuruldu. Amasya Protokolü sonucunda meclis yeniden açıldı. Misakımilli yani ulusal sınırlarımız açıklandı. Bu sırada İstanbul işgal edildi. Olağanüstü meclis toplandı ve cumhuriyet dönemi böylelikle başlamış oldu.

    Hükümet kuruldu. Fakat bu duruma tepki gösterenler oldu. Anadolu'da ve bizzat İstanbul Hükümeti tarafından desteklenen isyanlar başladı. Çok geçmeden Güney Cephesi'nde çıkan olaylar ile birlikte Kurtuluş Savaşı süreci başladı. Güney Cephesi'nde düzenli ordu savaşmamıştır. Fransızlara karşı Kuvayımilliye birlikleri savaşmış ve başarılı olmuştur. Batı Cephesinde Yunan’a, Doğu Cephesi'nde Ermenilere karşı savaşmışızdır. İlk olarak Doğu Cephesi'nde başarı elde ettik. Gümrü Antlaşması yeni devletimizin ilk anlaşmasıdır. Batı Cephesi ise düzenli ordu tarafından savunulsa da Çerkez Ethem ve onun milis güçleri bir isyan başlatmıştır. Bu durum galibiyetimizi ertelemiştir. Çerkez Ethem düzenli orduya katılmak istememiş ve durum öyle ciddi bir hal almıştır ki Yunan'ın yanında savaşta yer almıştır. Süreç zor geçse de Büyük Taarruz ile 30 Ağustos'ta zafere ulaşmışızdır.

    İlk anayasamız 1921 Anayasası yürürlüğe girdi. Padişahlık sona erdi. Vahdettin Efendi İngiliz zırhlısı ile ülkeyi terk etti. Abdülmecit Efendi halife seçildi fakat bu durum Lozan Konferansı için ikilik yarattı. Böylece halifelik kaldırıldı.

    Lozan Barış Anlaşması imzalandı. Yeni başkent Ankara oldu. Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal yeni devletin ilk cumhurbaşkanı oldu. İsmet Paşa ise başbakan.

    Hilafetin kaldırılması, saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı ülkede isyanlara ve karışıklıklara neden oldu. Hatta içlerinde Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşlarının da yer aldığı bir grup Mustafa Kemal'e suikast girişimi düzenledi. Bu suikast başarısızlıkla sonuçlandı.

    Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk'ün biz gençlere olan emaneti "Gençliğe Hitabe" ile sona ermektedir.
  • “Ordu müteahhitlerine ve hırsızlık eden subaylara karşı acımasızdı. Onun kişiliğini yanlış değerlendiren bir iki kişi, onu da yağmadan pay almaya da­vet etti. Cevabı, hırsızlık edenleri astırmak ya da falakaya yatırmak oldu.”
  • M. Kemal Graziani'ye söyle demiştir :
    "Türk milletinin fevkalade meziyetleri vardır.
    Fakat ne yazık ki onu karanlık ve cehalet içinde bırakıyorlar. Millet pratik bir şekilde modern maarife susamıştır. Rejim iktisadi hayatın hiçbir cephesinde millet ve devletin faaliyet göstermesine müsaade etmiyor.
    Halbuki Türkiye'nin nefes alması, ilerleyebilmesi ve mazhar-ı hürriyet olması için her şeyden evvel Türk milletinin maneviyatını yükseltmek ve onu taassuptan kurtararak faal bir kudret iktisap etmesine çalışmak lazımdır.
    Millet cahil dervişlerin elinden tahsil olunmalı ve bunların yerine iyi tahsil görmüş, laik profesörler getirilerek işin başına geçirilmelidir.
    Hülasa, milletin daha pek çok şeye ve inkılablara ihtiyacı vardır.Millet aile ve toplum hayatında doğu düşünce tarzından sıyrılmalıdır.
    Türk halkının gerçeği görüp kavrayabilmesi için pek çok büyük reformlar gerekir. "
  • 1197 syf.
    Ülkemizin kurucusu ulu önder Atatürk'ün kendisinin kaleme aldığı ve bir yurdumuzun nasıl kurulduğuna ilişkin en birinci kaynak özelliği taşıyan bu kitap her Türk gencinin okuması gereken bir kitaptır. Atatürk Nutuk'u altı gün boyunca TBMM'de okumuştur. Arap alfabesi ile yazılmıştır fakat Latin harflerine geçilince ciltler halinde yeniden basılmıştır. Nutuk Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışı ile başlar ve Gençliğe Hitabe ile sona erer. Tarihleri ise 1919-1927 aralığındaki dönemdir. Nutuk olayların yanında çok önemli şahsiyetleri de içinde barındırır. Atatürk'ün yanında yer alan silah arkadaşları, yaverleri, dostları...

    Birinci Dünya Savaşı sonrasında ülke çok kötü koşullarda iken dönemin padişahı Mustafa Kemal'e bir görev verir. Rütbesi 3.Ordu Müfettişliği idi. Görevi ise Samsun ve çevresinde çıkan isyanları ve karışıklıkları önlemek, halkın yatışmasını sağlamaktı. Bu durum onun için bir fırsat yaratıyordu. İzmir'in işgali ve Mondros'un metinleri onu bir şeyler yapmaya mecbur kılıyordu. Samsun'a geldiğinde durum hakkında raporlar tuttu ve bunları padişahla paylaştı. Fakat padişah bu duruma sessiz kaldı. Bunun üzerine daha güvenli bulduğu Amasya'ya geçti. Burada silah arkadaşları ile birlikte bir genelge yayımladı. Bu genelge İzmir'in işgalinin haksız olduğunu bildiren ve halkı protesto yapmaya çağıran bir belge şeklindeydi. Hatta günümüz tarihçileri bu genelgeyi "İhtilal Bildirisi" olarakta tanımlarlar. Fakat bazı sorunlar ortaya çıktı. Mustafa Kemal'in bazı silah arkadaşları bu belgenin altına imza atmak istemezler. Israrlar üzerine atarlar fakat Refet Bey (Bele) kağıdın altına sadece bir nokta koyar. M.Kemal Nutuk'u okuduğu sırada bu durumu eleştirel bir dille anlatır. Amasya Genelgesi'ni Erzurum ve Sivas Kongreleri izlemiştir. Bu kongrelerde bütün doğu illeri tek bir cemiyet altında birleştirildi aynı zamanda başka bir devletin himayesi altında yaşamak yani manda ve himaye kesin bir şekilde reddedildi. İstanbul Hükümeti ile görüşmeler yapıldı. Temsil Heyeti kuruldu. Amasya Protokolü sonucunda meclis yeniden açıldı. Misakımilli yani ulusal sınırlarımız açıklandı. Bu sırada İstanbul işgal edildi. Olağanüstü meclis toplandı ve cumhuriyet dönemi böylelikle başlamış oldu.

    Hükümet kuruldu. Fakat bu duruma tepki gösterenler oldu. Anadolu'da ve bizzat İstanbul Hükümeti tarafından desteklenen isyanlar başladı. Çok geçmeden Güney Cephesi'nde çıkan olaylar ile birlikte Kurtuluş Savaşı süreci başladı. Güney Cephesi'nde düzenli ordu savaşmamıştır. Fransızlara karşı Kuvayımilliye birlikleri savaşmış ve başarılı olmuştur. Batı Cephesinde Yunan’a, Doğu Cephesi'nde Ermenilere karşı savaşmışızdır. İlk olarak Doğu Cephesi'nde başarı elde ettik. Gümrü Antlaşması yeni devletimizin ilk anlaşmasıdır. Batı Cephesi ise düzenli ordu tarafından savunulsa da Çerkez Ethem ve onun milis güçleri bir isyan başlatmıştır. Bu durum galibiyetimizi ertelemiştir. Çerkez Ethem düzenli orduya katılmak istememiş ve durum öyle ciddi bir hal almıştır ki Yunan'ın yanında savaşta yer almıştır. Süreç zor geçse de Büyük Taarruz ile 30 Ağustos'ta zafere ulaşmışızdır.

    İlk anayasamız 1921 Anayasası yürürlüğe girdi. Padişahlık sona erdi. Vahdettin Efendi İngiliz zırhlısı ile ülkeyi terk etti. Abdülmecit Efendi halife seçildi fakat bu durum Lozan Konferansı için ikilik yarattı. Böylece halifelik kaldırıldı.

    Lozan Barış Anlaşması imzalandı. Yeni başkent Ankara oldu. Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal yeni devletin ilk cumhurbaşkanı oldu. İsmet Paşa ise başbakan.

    Hilafetin kaldırılması, saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı ülkede isyanlara ve karışıklıklara neden oldu. Hatta içlerinde Mustafa Kemal'in en yakın silah arkadaşlarının da yer aldığı bir grup Mustafa Kemal'e suikast girişimi düzenledi. Bu suikast başarısızlıkla sonuçlandı.

    Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk'ün biz gençlere olan emaneti "Gençliğe Hitabe" ile sona ermektedir.
  • Ön safta çarpışan subayların yüzde sekseni, erlerin yüzde altımışı ya şehit olmuş ya da yaralanmıştır.

    Kırık Kemikle Savaş Yönetmek
    12 Ağustos 1921, Kurban Bayramı’nın ilk günündeMustafa Kemal, Hacı Bayram Camisinin çevresine taşan“beş bin kişiyle birlikte Bayram namazını kıldı” ve o günlerde Ankara’da bulunan ünlü Amerikalı gazeteci Laurence Show Moore’un saptamasıyla, “halkın görülmemiş sevgi gösterileri arasında” cepheye hareket etti.7 Aynı gün, Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa’yla (Çakmak) birlikte Polatlı’da kurduğu cephe karargahına geldi. O gece, “düşmanın izlemesi olası hücum yönünü görmek için”, çevreye hakim bir tepe olan Karadağ’a çıktı. Atının, sigarasını yakmak için çaktığı kibritten ürkmesi üzerine, yere düştü. Kaburga kemiklerinden biri kırılmıştı. Sağaltım (tedavi) için gittiği Ankara’da, hekimler kesin olarak yatması gerektiğini söylediler. “Çalışmayı sürdürürseniz yaşamınız tehlikeye girer” diyorlardı. “Savaş bitsin o zaman iyileşirim”8 diyerek onlarla şakalaşıyor, önerileri umursamıyordu. Yirmi dört saat sonra cepheye geri döndü. Savaşı, bir trenden sökülen yolcu koltuğunu kullanarak yönetti. Kırık göğüs kemiği,“yeniden depreşen eski böbrek hastalığı”9 ona acı veriyor, güçlükle yürüyebiliyor, çoğu kez, “bir masaya dayanarak dinlenmek zorunda kalıyordu.”10
    “İskender’in Doğu Seferi”
    Yunan Ordusu, 23 Ağustos 1921 günü sabaha karşı saldırıya geçti. Constantine, savaş parolasını “Ankaraya”diye belirlemiş ve “İngiliz istihbarat subaylarını daha şimdiden, Mustafa Kemal’in şehrinde, Ankara’da, zafer yemeğine çağırmıştı.”11 Atina basınında, “Büyük İskender’in Doğu seferinden” söz eden yazılar çıkıyordu. Constantine, Helen ordusuyla birlikte, onun 2300 yıl önce yaptığını 20.yüzyılda yapacak, “bir kez daha Gordion düğümünü keserek Asya’da yeni bir imparatorluk” kuracaktı.12 Gelişkin silahlarına, mükemmel donanımına ve arkasındaki “büyük güce”, İngiltere’ye güveniyordu.
    İnanç ve Yoksulluk
    Mustafa Kemal ise; sayısı az, donanımı eksik ve esas gücünü inanç ve kararlılığın oluşturduğu ‘yoksul’ ordusuyla, düşmanını bekliyordu. Karargah olarak kullandığı bina,Alagöz Köyü’nde Ali Çavuş adlı köylüye ait, yarım kalmış kerpiç bir evdi.13 “Kara giysili Karadenizli koruyucularını” bile cepheye sürmüştü. Rütbelerini Erzurum’da çıkardığı ve Meclis de kendisine “resmi bir rütbe vermediği için” sırtında bir er üniforması vardı.14 Akciğeri için, sakıncalı olmasına karşın, göğsünü sargılatmış, cepheden ayrılmıyordu. Savaşı, “geceli gündüzlü hiç ara vermeden bizzat yönetti ve 22 gün boyunca hiçbir gece düzenli uyumadı.”15
    Sakarya Savaş’ında ordunun içinde bulunduğu koşullar, bugün birçok insana inanılmaz gibi gelebilir. Silah, yiyecek, giyecek gereksinimi en alt düzeyde bile karşılanamamıştı. Askere yemek olarak, çoğu kez yalnızcakuru ekmek verilebiliyordu. Açlığa karşı doğadan ot toplayan erler, kimi zaman zehirli otları yiyor bu da hastalanmalara, hatta ölümlere yol açıyordu. “Askeri otlamaya çıkardım” tümcesi, komutanların günlük dillerine yerleşmiş ve beslenmeyle ilgili bir eylemi ifade ediyordu.
    Askerin yüzde yirmi beşinin ayağı tümüyle çıplaktı, bir o kadarının ise, bir ayağında eski bir ayakkabı öbür ayağında çarık bulunuyordu. Sakarya Savaşı’nda, askerin yalnızca yüzde beşi üniformalıydı. Mustafa Kemal,Meclis’te, askerin iyi donatılmadığı yönündeki eleştiriler üzerine söz almış ve şunları söylemişti: “Askerlerimizin biraz çıplak ve yırtık elbise içinde bulunması bizim için ayıp sayılmaması gerekir... Fransızlar bana, elbisesiz askerlerin çete olduğunu söylediklerinde onlara, hayır çete değildir, bizim askerlerimizdir’ dedim. Üzerinde üniforma yok dediler. ‘Üzerindeki elbise onların üniformasıdır’ dedim. Bu Fransızlar için yeterli yanıt olmuştu. Elbiseli olsun, köylü elbiseli olsun(ne fark eder y.n.) yeter ki onları yerinde kullanalım, kutsal amacımıza ulaşalım”16
    Sakarya Savaşı, 100 kilometrelik bir cephe üzerinde gelişen, sözcüğün gerçek anlamıyla tam bir meydan savaşıydı. Başladığı 23 Ağustos’tan 13 Eylül’e dek, 22 gün sıradışı bir yeğinlikle (şiddetle) sürdürüldü. Yunanlılar, Türklere karşı duydukları kinle ve varsıl bir ülkeyi ele geçirmek için; Türklerse, yüzyıllarca uyruk yapıp içlerinde yaşattıkları Rum ihanetine duydukları öfkeyle, vatanlarını savunmak için savaşıyordu. Yunan Ordusu’nun önemli bir bölümünü oluşturan Osmanlı uyruğu ‘yerli’ Rumlar, savaşı yitirdiklerinde “vatan haini” sayılacaklarını ve “Helen İmparatorluğu” kurmak yerine, varsıllıklarını borçlu oldukları Anadolu’yu tümden yitireceklerini biliyordu. Bu nedenle, büyük bir dirençle savaşıyorlardı.17
    Mustafa Kemal, Sakarya Savaşı’nı Nutuk’ta, “dünya tarihinde örneği pek az olan, Büyük ve Kanlı Sakarya Savaşı (Sakarya Melhamei Kübrası)” diye tanımlar. Savaşın Anadolu’daki Türk varlığı için yaşamsal önemini bildiğinden, orduyu olduğu kadar halkı da savaşa hazırlamıştı. Çatışmaların başlamasından birkaç gün önce,“Orduya ve Millete” başlığıyla yayınladığı bildiride;“Ordumuzun fedakar subaylarına ve kahraman erlerine, atalarından miras kalan özellikleriyle kendini gösteren bütün millete sesleniyorum” diyerek18; Türk milletinin bütün bireylerini, “köyde, kentte, evinde, tarlasında” bulunan herkesi, “kendini silahla vuruşan savaşçı gibi görevli bilerek ve bütün varlığıyla” savaşmaya çağırdı.19 “Türkiye ölüm tehlikesindedir, ama batmayacaktır”20; “Düşman ordusunu, Anayurdumuz’un harimi ismetinde (kutsal bağrında y.n.)boğarak istiklalimize kavuşacağız” diyordu.21
    “Hatt-ı Müdafaa” Değil “Satt-ı Müdafaa”
    Anadolu’yu kurtaramazsa, “herkesle beraber ölecekti.”22 Ölümü en başından göze almıştı ve onu umursamıyordu. Önemli olanın ölmek değil, ülkeyi kurtarmak olduğunu biliyordu. Bireysel ölüm, ancak düşmanı yenme olasılığı ortadan kalktığında sözkonusu olabilirdi. Sakarya Savaşı önemliydi, ancak yitirilse bile son değildi. Savaşım (mücadele), her koşul altında, yeni yöntem ve araçlarla sürdürülecek, düşman tümüyle yok edilinceye dek savaşılacaktı. “Her parça toprak, üzerine basılan her yer savunulacaktır” diyordu. Ordularına verdiği ve savaş tarihinde örneği olmayan kesin buyruk şuydu: “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı yurttaş kanıyla ıslanmadıkça terkedilemez. Onun için, küçük büyük her birlik bulunduğu mevziden atılabilir, fakat büyük küçük her birlik durabildiği ilk noktada, düşmana karşı yeniden cephe kurup savaşmaya devam eder. Yanındaki birliğin çekilmek zorunda olduğunu gören birlikler ona uymaz. Bulunduğu mevzide sonuna kadar direnmekle yükümlüdür.”23
    Yirmi İki Gün Yirmi İki Gece
    Yirmi iki gün, yirmi iki gece süren Sakarya Savaşı, “bir gün farkla” dünyanın gördüğü “en uzun” meydan savaşıydı.24 Yalnız uzun değil, “vahşi ve öldürücü bir savaştı bu.”25 İki yüz bin insan, yakıcı bir güneş altında, “susuz, günlük yiyeceği bir avuç mısıra”26 ya da bir parça ekmeğe indirgenmiş olarak, durmadan birbirlerine saldırdılar. Ankara’ya açılan Haymana Ovası’na hakim büyük-küçük tüm tepeler, sıkça el değiştiriyor, her el değiştirmede yüzlerce insan ölüyordu. Mustafa Kemal’in elindeki asker, silah ve cephane kısıtlıydı. Sınırlı sayıda dağıtılan mermiler çabuk bitiyor ve askerler “birbirinden mermi alıyordu” Topçu tümenlerinde mermi eksikliği çok fazlaydı. Subay ağırlıklı olmak üzere çok yitik veriliyordu. Ancak, her olanaksızlık, ona “yeni askeri taktikler” geliştirtiyordu.27
    Subay Savaşı
    Mustafa Kemal Sakarya Savaşı’nı “subay savaşı”olarak tanımlar. Yengiden altı gün sonra, 19 Eylül 1921’de, Meclis’te yaptığı uzun konuşmanın sonunda,“subaylarımızın kahramanlığı hakkında söyleyecek söz bulamam. Ancak, doğru ifade edebilmek için diyebilirim ki, bu savaş bir subay savaşı olmuştur”der.28 Sakarya Savaşı’na“ön safta katılan subayların yüzde 80’i, erlerin yüzde 60’ı ya şehit olmuş ya da yaralanmıştı.”29 42.Alayın “bütün rütbeli subayları şehit olduğu için”, Alay’ın komutasını bir yedek subay üstlenmişti. 4.Tümen’in hücum taburunda “bir tek subay kalmıştı.”30 Yalnızca Çal Dağı çarpışmalarında; “3 alay komutanı, 5 tabur komutanı, 82 subay ve 900 er şehit olmuştu.”31 Çevresine hakim Karadağ tepesini almak için,“yarım tümen” şehit verilmişti.32 8 tümen komutanı, süngü savaşında şehit olmuştu.33
    Subaylar, ona, başkomutanlık sınırlarını aşan bir sevgi ve güvenle bağlıydılar. Güçlü kişiliği herşeye egemendi. Varlığı askerlere güven veriyor, “onlara dişlerini sıkarak, her kayaya, her karış toprağa yapışarak direnme cesareti” ve “en güç anda, Kemal Paşa yeni bir taktik ve cesur bir atılımla müdahale eder, durumu düzeltir” duygusu veriyordu.34Subayları, buyruklarının doğruluğuna o denli inanıyorlardı ki, bunları yerine getirmeyi, vatan savunmasının gerekli kıldığı kutsal bir görev sayıyorlardı.
    Sakarya Meydan Savaşı 13 Eylül’de sona erdiğinde, birkaç gün içinde Ankara’ya gireceği söylenen Yunan Ordusu çökertilmişti. Bitkin durumda “Anadolu yaylasının başlangıcındaki harekat noktalarına doğru tersyüzü” geri çekiliyor, çekilirken “geçtikleri her yeri yakıp yıkıyordu.”35Sayısının azlığına ve olanaksızlıklara karşın, “muazzam bir çabayla” olağanüstü bir direnç gösteren Türk Ordusu, dayanma sınırının sonuna geldiği için; “Sakarya Nehri’ni zorlayarak”, Yunan Ordusu’nu izlemedi, onu tümüyle yok edemedi. Bunu yapmak için, daha bir yıla gereksinimi vardı.36
    Yunan Ordusu Sakarya’da yok edilemedi, ama büyük darbe vuruldu. “Azaltılmış rakamlarla ve yalnızca ölü olarak subay-er 18 bin” yitik vermişti.37 Silah ve donanım yitikleri hesaplanamıyordu.
    Ankara’yı Kurtarmak
    Ankara kurtarılmış, parlak bir zafer kazanılmıştı. Türkiye coşku, dünya şaşkınlık içinde, Sakarya’daki Türk başarısını konuşuyordu. Ezilen ulusların “özgürlüksever halkları”, Türk halkına duyduğu yakınlığı, Ankara’ya gönderdikleri kutlama telgraflarıyla gösteriyordu.38 Rusya ve Afganistan’dan, Hindistan ve Güney Amerika’dan, hatta Fransa ve İtalya’dan bile kutlama geliyordu.39
    Ankara halkı, “büyük bir sevinç içindeydi.” Eşyalarını toplamış, “top seslerini duyarak” doğuya göçmeye hazırlanmıştı. Artık güvende ve Mustafa Kemal’e “sonsuz bir şükran duygusu içindeydi.”40 O da, aynı duyguları, Türk halkı için taşıyordu. 14 Eylül’de “Millete Beyanname” adıyla, orduyu ve Türk halkını kutlayan bir teşekkür bildirisi yayınladı. Düşmanı tümüyle ülkeden atıp özgürlüğü sağlayana ve “milli sınırlar içinde her türlü yabancı müdahalesine son verene kadar, silahlarımızı bırakmayacağız” diye bitirdiği bildiride şöyle söylüyordu:“Kutsal topraklarımızı çiğneyerek Ankara’ya girmek ve istiklalimizin fedakar koruyucusu ordumuzu yok etmek isteyen Yunan birlikleri, yirmi iki gün süren kanlı savaşlardan sonra, Tanrı’nın yardımıyla yenilmiştir... Sakarya’yı geçerek, şaşkın ve dağınık kısımlarının arkasını bırakmayarak, günahsız Türk milletinin hayat ve istiklaline canavarca tecavüz edenlere layık olan cezayı vermek için, ordumuz sönmez bir azim ve kahramanlıkla vazifesini yapmayı sürdürecektir... İnönü ve Dumlupınar’da Türk azim ve imanı karşısında ezilerek mağlup edilen, ancak bu yenilgilerden ders almayan ve hiçbir hakka dayanmadığı halde, kutsal vatanımıza tecavüz etmekte ısrar eden Yunanlılar, bu defa Kral Constantine’in saltanat hırsını tatmin için ülkelerinin bütün kaynaklarını açtılar. Para, asker, malzeme konusunda hiçbir fedakarlıktan kaçınmayarak aylarca hazırlandılar. Ayrıca, Doğudaki siyasi çıkarlarını korumak için masum kanların dökülmesini isteyen bazı yabancı dostlarının gizli ve açık yardımlarına, kışkırtmalarına dayandılar. Bu yolla meydana getirdikleri düzenli ve donanımlı büyük bir orduyla, pervasızca Anadolu içlerine saldırdılar. Düşünmediler ki, Türkler’in vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri, lanetli ihtiraslarına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir. Ordumuz, Avrupa’nın en mükemmel araçlarıyla donatılmış Constantine birliklerinin hakkından gelebiliyorsa, bu inanılmaz mucizeyi Anadolu halkının gösterdiği fedakarlık duygusuna borçluyuz. Ulus bireylerinin, milli amaç uğrunda özel yararlarını değersiz sayma konusunda gösterdikleri olağanüstü davranış, kuşaktan kuşağa aktarılan şerefli bir övünç kaynağı olacaktır. Bu gayretler sayesindedir ki, ordumuz, ölümü hiçe saymak için bir an bile tereddüt etmeden, yüksek bir manevi güçle düşmanın üzerine atıldı. Canımızı ve namusumuzu almak üzere, Haymana Ovası’na kadar gelen Yunan askerlerinin, esir düştüklerinde yüce gönüllü askerlerimizden ilk istek olarak bir parça ekmek istemeleri, mağrur düşmanın ne hale geldiğini gösteren ‘anlamlı’ bir görüntüdür. Yüksek bir azim ve fedakarlık duygusuyla topraklarını savunan milletimiz, ne kadar övünse haklıdır... Biz hiç kimsenin hakkına el uzatmadık. Bizim tek isteğimiz her türlü tecavüze karşı çıkarak, hayat ve istiklalimizi sağlamak ve korumaktır. Her medeni millet gibi, özgürce yaşamaktan başka amacımız yoktur. Milli sınırlar içinde her türlü yabancı müdahalesine son verinceye kadar, silahlarımızı bırakmayacağız...”41
    Siyasi Sonuçlar
    Sakarya Meydan Savaşı, içte ve dışta önemli politik gelişmelere yol açtı, Mustafa Kemal’in güç ve saygınlığını arttırdı. Büyük Millet Meclisi O’na, 19 Eylül’de “Gazi” ünvanıyla “Türk askeri rütbelerinin en yükseği” olan Mareşal rütbesini verdi. Oysa, daha bir yıl önce Vahdettin, ondan “Mustafa Kemal Efendi”diye söz ederek rütbelerini almış ve idam kararını imzalamıştı.42
    Sakarya’dan 30 gün sonra, 13 Ekim 1921’de Sovyetler Birliği’nin aracılığıyla artık birer sosyalist cumhuriyet durumuna gelen Kafkasya Devletleri; Azerbeycan, Ermenistan ve Gürcistanla, Kars Anlaşması imzalandı. Hemen bir hafta sonra 20 Ekim 1921’de Fransa’yla Ankara Anlaşması, 3 gün sonra 23 Ekim’de İngiltere’yle “Tutsak Değişim”anlaşması yapıldı. Bu anlaşmalarla Ankara, savaş galibi emperyalist ülkeler tarafından tanınmış oldu. 2 Ocak 1922’de Ukrayna Halk Cumhuriyeti ile Dostluk Anlaşması imzalandı. İtilaf Devletleri 22 Mart 1922’de Ankara’ya bırakışma (mütareke) önerisinde bulundu.43
    Sovyetler Birliği’nden para ve silah sağlandı. Alınan parayla, “Fransa’dan, İtalya’dan, Bulgaristan’dan, Amerika’dan silah satın alındı.”44
    Fransızlarla yaptığı Ankara Anlaşması’yla Güney cephesinde serbest kalan 80 bin asker kullanılabilir duruma geldi, bunların 40 binini “Fransa’dan satın aldığı silahlarla donattı.”45
    Fransızlarla kurduğu ilişkiler, paylaşım çelişkisi yaşayan Bağlaşma (İtilaf) Devletleri arasında gerilim yarattı. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, “adeta dehşetle karışık bir şaşkınlık” içindeydi.46Büyükelçilik görevlisi Rumbold İstanbul’danCurzon’a gönderdiği yazıda, “Fransızlar şerefsizce davrandılar, bağlaşıkların ilişkisi kökünden sarsıldı”diyordu.47
    DİPNOTLAR
    1          “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.322
    2          a.g.e. sf.322
    3          “Nutuk” M.K.Atatürk, II.C., Türk Tarih Kurumu Yay., 4.Bas., 1989, sf.817
    4          a.g.e. II.Cilt, sf.821
    5          a.g.e. sf.821
    6          a.g.e. sf.823 ve 825
    7          “Mustafa Kemal Anıları” Metin Ergin, Cumhuriyet, 16.11.2004
    8          “Atatürk” L. Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.325
    9          “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay., İstanbul-1996, sf.126
    10        “Atatürk” L. Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.325 ve 327
    11        a.g.e. sf.326
    12        a.g.e. sf.326
    13        “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.213
    14        “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.327
    15        “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri-IV” Kaynak Yay, 3.Bas.,2001, sf.101
    16        “Kuvayı Milliye Ruhu” Samet Ağaoğlu, Kültür Bakanlığı Yay., 1981, sf.118
    17        “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.213
    18        “Anadolu İhtilali” S.Selek, II.Cilt, Kastaş A.Ş. Yay., 8.Bas., 1987, sf.653
    19        “Nutuk” M.K.Atatürk, II.Cilt, Türk Tarih Kurumu Yay., 4.Bas., 1989, sf.827-829
    20        “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.211
    21        “Anadolu İhtilali” S.Selek, II.Cilt, Kastaş A.Ş. Yay., 8.Bas., 1987, sf.654
    22        “Türkün Ateşle İmtihanı” H.E.Adıvar, ak. L.Kinross “Atatürk”, Altın Kit. Yay., 12. Bas., İstanbul-1994, sf.328
    23        “Nutuk” M.K.Atatürk, II.Cilt, Türk Tarih Kurumu Yay., 4.Bas., 1989, sf.827
    24        “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.329
    25        a.g.e. sf.329
    26        “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.213
    27        “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.329
    28        “Anadolu İhtilali” S.Selek, II.Cilt, Kastaş A.Ş. Yay., 8.Bas.,1987, sf.670
    29        “İstiklal Savaşı Nasıl Oldu?” Şevki Yazman, sf.99; ak.Ş.S. Aydemir “Tek Adam”, II.Cilt, Remzi Kit., 8.Bas., İst.-1981, sf.503
    30        a.g.e. sf.503
    31        “Anadolu İhtilali” S.Selek, II.Cilt, Kastaş A.Ş. Yay., 8.Bas., 1987, sf.661
    32        “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.334
    33        “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay., İst.-1996, sf.127
    34        a.g.e. sf.335
    35        “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf. 214
    36        “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İst.-1999, sf.260
    37        “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İst.-1999, sf.260
    38        “Hakimiyeti Milliye” 19.11.1921; ak. A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İstanbul-1999, sf.260
    39        “Bozkurt” H.C. Armstrong, Arba Yay., İst.-1996, sf.131
    40        a.g.e. sf.131
    41        “Atatürk’ün Bütün Eserleri” 11.Cilt, Kaynak Yay., İstanbul-2003, sf. 390-391 ve “Çankaya Akşamları” B.G.Gaulis, II.Cilt, Cumhuriyet Kit., Aydınlanma Dizisi 188, İst.-2001, sf.19-20
    42       "Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri-IV" Kaynak Yay., 3.Bas., 2001, sf.101
    43       "Anadolu İhtilali" S.Selek, II.Cilt, Karataş A.ş. Yay., 8. Baskı, 1987, sf.685
    44       "Mustafa Kemal" 
    B.Méchin
    , Bilgi Kit., Ankara-1997, sf. 217
    45       a.g.e. sf. 217
    46       
    “Atatürk” L.Kinross,
     Altın Kit. Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.338
    47       a.g.e. sf.338

    (Bi siteden alıntıdır)
  • YASAKLI KİTAPLAR LİSTESİ

    Farklı ülkelerde çeşitli zamanlarda iktidarda bulunanlar tarafından siyasi, toplumsal, dinî veya ahlaki motivasyonlarla süresiz olarak ya da belirli bir süre için satışına, dağıtımına veya erişimine engel olunmuş, basılıp dağıtılmış olanlarının da toplatılmış olduğu kitaplar dünya üzerinde hep olmuştur. Birçok durumda yasaklanan bu kitapların yazarları da yargı önüne çıkartılmış ve cezalandırılmışlardır. Bu kitaplardan bir kısmı zaman içinde aklanmış ve yeni baskıları yapılmıştır.

    Sizlere yasaklanmış kitapların en belirgin olanlarının listesini yaptım.

    **Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok/Erich Maria Remarque/Roman/1929 tarihli savaş karşıtı roman, dönemin savunma gücü olan Wehrmacht'ı aşağıladığı ve askerin moralini bozduğu gerekçesiyle Nazi Almanyası'nda yasaklandı.

    **Medarı Maişet Motoru/Sait Faik Abasıyanık/Roman/Ciddi bir siyasi hedef göstermemesine rağmen romanda yazar kahramanlarından birine eski bir asker kaputu giydirmiş olduğu için yayımlandığı yıl olan 1944'te Türkiye'de sıkıyönetim mahkemelerince toplatılmıştı.

    **Gazap Üzümleri/John Steinbeck/Roman/Ülkesi ABD'de sadece Kaliforniya'da yöre insanını küçük düşürdüğü savıyla yasaklandı. Baskı tarım şirketlerinden gelmişti.

    **Anne Frank'ın Hatıra Defteri/ Anne Frank/Otobiyografi/Lübnan'da Siyonizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yasaklandı.

    **Doktor Jivago/Boris Pasternak/Roman/Savaş karşıtlığı ve Stalinizm eleştirisi yaptığı için SSCB'de 1988'e kadar yasaktı.

    **Sınıf/ Rıfat Ilgaz/Şiir/ 1944'te yayımlanan şiir kitabının adı toplumsal "sınıf"ları ve dolayısıyla sol görüşü çağrıştırdığı için, üstelik de kabı kırmızı olduğundan Türkiye'de yasaklandı. Yazarı 6 ay hapse mahkûm edildi.

    **Bizim Köy/Mahmut Makal/Anı/1950 tarihli kitap Anadolu köylerinin fakir ve sefil yanlarını göstererek komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle Türkiye'de yasaklandı, yazarı tutuklandı.

    **Yaşam ve Yazgı/Vasili Grossman/Roman/1959'da yazılan kitapta Stalingrad savunması sonrasında parçalanmış bir ailenin öyküsü anlatılmaktaydı. O tarihte KGB tarafından tehlikeli bulunarak daha basılmadan yasaklandı ve imha edildi. Kaçırılan bir kopyası 1980'de ortaya çıktı ve kitap İsviçre'de yayımlanabildi. "20. yüzyılın 'Savaş ve Barış'ı" diye nitelenen hacimli kitap Türkiye'de Can Yayınlarından 2012'de çıktı.

    **Chicago Mezbahaları/Upton Sinclair/ Roman/Özgün adı The Jungle olan 1906 tarihli bu ABD romanı, 1956'da Doğu Almanya'da komünizmle uyuşmadığı için yasaklandı.

    **Lolita/Vladimir Nabokov/Roman/Rus asıllı yazarın Paris'te İngilizce yazıp yayımladığı roman, müstehcen olduğu gerekçesiyle Fransa, İngiltere, Kanada, Yeni Zelanda, Güney Amerika ve Arjantin'de yasaklandı. Romanda 12 yaşındaki bir kız çocuğuna ilgi duyan orta yaşlı bir adamın öyküsü anlatılıyordu.

    **Sırça Köşk/Sabahattin Ali/Öykü/Yazarın 1947 yılında yayımlandığı bu son öyküsü, devlete bir başkaldırış olduğu iddiasıyla yasaklandı.

    **Umut/André Malraux/Roman/Bütün dünya dillerine çevrilen bu kitabı Türkiye'de Attila İlhan Türkçeleştirmişti. İspanya İç Savaşı'nı konu alan roman komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle 1968 yılında Türkiye'de 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nin kararıyla toplatıldı.

    **Renkahenk/ Can Yücel/Şiir/Türkiye'de 1980'de müstehcenlik suçlamasıyla toplatıldı.
    **Yengeç Dönencesi/Henry Miller/Roman/1934 tarihli roman yazarın ülkesi ABD'de müstehcenlik suçlamasıyla 30 yıl kadar yasaklı kaldı.

    **Kavgam/Adolf Hitler/ Otobiyografi, politika/ 1925-1926'da yazılmış kitabın Almanya'da yeni baskılarına izin verilmiyordu. Eserin telif hakları Bavyera eyaletindeyken, 31 Aralık 2015 tarihi itibarıyla sona erdi. Münih Çağdaş Tarih Enstitüsü tarafından bilimsel ve ayrıntılı, açıklamalı olarak “Kavgam: Eleştirel Baskı” adlı yeni versiyonuyla 8 Ocak 2016'da yayımlandı. Avusturya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde yasak.

    **Bin Dokuz Yüz Seksen Dört/ George Orwell/ Roman /1949 tarihli politik alegorik roman 1950'de Josef Stalin tarafından SSCB'de yasaklandı. Stalin romanda hicvedilenin kendi iktidarı olduğunu düşünmüştü. İngiltere ve ABD'de de ise antikomünizm, Antisemitizm ve cinsellik temalı yasaklara maruz kalmıştı. Kitap 1962'deki Küba Füze Krizi sırasında neredeyse ABD ve İngiltere'de de yasaklanıyordu.

    **Kızım Olmadan Asla/ Betty Mahmoody/Roman/Ülkeyi kötü gösterdiği için İran'da yasaklandı. Roman aynı adla sinemaya da aktarıldı.

    **Böyle Bir Sevmek/Attilâ İlhan/Şiir/1979'da basılan kitap 1980'de 12 Eylül Darbesi sırasında toplatıldı.

    **Alis Harikalar Diyarında/Lewis Carroll /Roman/1865 tarihli bu fantastik romanda, hayvanlara haddinden fazla insan özellikleri yüklenmiş olmasının insanlara hakaret sayılacağı, ilerde çocukların hayvanlarla insanlara eşit düzeyde yaklaşacağı gerekçeleriyle 1931'de Çin'in Hunan eyaletinde yasaklandı.

    **Darağacında Üç Fidan/Nihat Behram/ Araştırma/Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın yakalanmalarından idamlarına kadar olan süreci anlatan kitap 1974'te yayımlandı ve hemen toplatıldı. Kitap 1998'e kadar yasaklı kaldı. Bugün 65. baskıya erişti.

    **Fikrimin İnce Gülü/Adalet Ağaoğlu/ Roman /Askeri aşağılamak ve küçük düşürmek suçlamasıyla Türkiye'de 1981 yılında toplatıldı. 2 yıl süren dava sonunda yazarı aklandı. 1992'de Sarı Mersedes adıyla sinemaya da aktarıldı.

    **Candide/Voltaire/Roman/1759 tarihli Pikaresk romana müstehcenlik gerekçe gösterilerek 1930'da ABD gümrüklerinde el kondu.

    **Canterbury Hikâyeleri/Geoffrey Chaucer/Hikâyeler külliyatı/ 14. yy'da İngiltere'de yazılan eser müstehcen olduğu gerekçesiyle ABD posta servisi tarafından taşınmadı.

    **Hayvan Çiftliği/George Orwell/Roman/1945 tarihli fabl tarzındaki siyasi roman Stalin'i ve ülkesini hicvediyordu. Bunu dikkate alan ABD ve İngiltere 2. Dünya Savaşı sırasındaki müttefikleri Stalin'i gücendirmemek için savaşın en kritik döneminde kitabı basmamayı tercih ettiler. Afrika'da yozlaşmış bazı liderler kitapta anlatılanları üzerlerine alındığı için 1991'de Kenya'da da yasaklandı.

    **Bitmeyen Aşk/Pınar Kür/Roman/Halkın ar duygularını incittiği gerekçesiyle 1985'te Türkiye'de toplatıldı.

    **Yarın Yarın/Pınar Kür/Roman/Müstehcenlik suçlamasıyla toplatıldı.

    **Asılacak Kadın/Pınar Kür/Roman/Halkın ar duygularını incittiği gerekçesiyle 1985 yılında toplatıldı. Davadan karar çıkmak üzereyken, Başar Sabuncu romanı sinemaya uyarlıyordu. Romanla aynı adı taşıyan film sinemalarda serbestçe gösterilirken romanın yasağı halâ kalkmamıştı.

    **835 Satır/Nazım Hikmet/Şiir/ Nazım Hikmet 6 Mayıs 1931'de "bir zümrenin başka zümreler üzerinde hâkimiyetini temin etmek gayesiyle halkı suça teşvik ettiği" gerekçesiyle yargılandı, 1929'da yazdığı bu şiir kitabı, diğer 4 şiir kitabıyla birlikte yasaklandı.

    **Jokond ile Si-Ya-U/Nazım Hikmet/Şiir /1929'da yazdığı bu kitap da diğer 4 şiir kitabıyla birlikte aynı gerekçeyle yasaklandı.

    **Varan 3/Nazım Hikmet/Şiir/1930'da yazdığı bu kitap da diğer 4 şiir kitabıyla birlikte aynı gerekçeyle yasaklandı.

    **1 1=1/Nazım Hikmet/Şiir/1930'da yazdığı bu kitap da diğer 4 şiir kitabıyla birlikte aynı gerekçeyle yasaklandı.
    **Sesini Kaybeden Şehir/Nazım Hikmet/Şiir/ 1931 tarihli bu kitabı da diğer 4 şiir kitabıyla birlikte aynı gerekçeyle yasaklandı.
    **Sudaki İz/Ahmet Altan/Roman/Basıldığı yıl olan 1985'de müstehcen içeriği nedeniyle toplatıldı.

    **Madame Bovary/Gustave Flaubert/ Roman/1856 tarihli roman Fransız halkının ahlaki değerlerine saldırdığı gerekçesiyle yasaklandı, yazarı yargılandı.

    **Das Kapital/ Karl Marx/Politik ekonomi/1867 tarihli kitap Türkiye'de uzun süre yasaklı kaldı.

    **Şeytan Ayetleri/Salman Rüşdi /Roman/İslam'a küfrettiği ileri sürülerek birçok İslam ülkesinde yasaklanan 1988 tarihli kitabın yazarı hakkında da İran'da Humeyni tarafından ölüm fetvası verilmiştir.

    **Felsefenin Temel İlkeleri/Georges Politzer/ Felsefe/Macar asıllı Fransız felsefeci ve Marksist teorisyen Politzer'in 1936'da yazdığı, ölümünden sonra, 1945'te yayımlanan kitabı Principes Élémentaires de Philosophie 12 Eylül Darbesi sırasında yasaklanan ilk kitap olma ünvanını da taşıyor.

    **Türlerin Kökeni/Charles Darwin/Evrimsel biyoloji/İngiliz bilim adamı Darwin'in evrim teorisini kurduğu 1859 tarihli kitabı 1859'da Yugoslavya'da, 1935'te Yunanistan'da yasaklandı. ABD'de 1925'ten 1967'ye kadar evrim teorisini öğretmek yasaktı.

    **İvan Denisoviç'in Yaşamında Bir Gün/ Aleksandır Soljenitsin/ Roman/1962'de yazılan roman 1964'te Sovyetler Birliği'nde yasaklandı.

    **Binbir Gece Masalları /Anonim/Hikâyeler külliyatı Orta Çağ'da yazılmış bu edebi eser 1926-1950 yılları arasında ABD'de müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştı. İran ve Afganistan'da hâlâ yasak kapsamındadır, Mısırda yasaklama girişimleri sürmektedir.
    **Don Kişot/Cervante/s Roman/17. yüzyıl'ın başında İspanya'da yazılan satirik roman, İspanyol engizisyonu tarafından “Hayırseverliğin değersiz kılınması” nedeniyle yasaklandı. Daha sonra bazı bölümleri sansürlenerek basılan kitap İspanya'da ancak 19'uncu yüzyılda eksiksiz olarak yayımlanabildi.

    **Çizgilerle Nazım Hikmet/Müjdat Gezen, Savaş Dinçel /Biyografi/1979'da yazarları mahkemeye verildi, hakim davayı saçma bulunca beraat ettiler. Kitap 2011'de yeniden basıldı.

    **Minyeli Abdullah/Hekimoğlu İsmail /Roman/İnançlarından dolayı zorluklara maruz kalmış bir insanı konu alan 1967 tarihli roman önce yasaklandı. Serbest kaldıktan sonra 84. baskıyı yaparak Türk edebiyatının en çok baskı yapan romanı ünvanını kazandı.

    **Bir Avuç Gökyüzü/Çetin Altan /Roman/1974 tarihli roman müstehcenlik iddiasıyla yasaklandığında yurt dışında 9 dile çevrilmişti.

    **Yatak Odasında Terör/ Marquis de Sade Serge Bramly /Roman/Özgün adı La Terreur dans le boudoir olan 1994 tarihli roman Marquis de Sade'ın hayatını anlatıyordu. 2000'de sinemaya da aktarılan eser Türkiye'de 2001'de basıldı. Birkaç ay sonra İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından "Halkın ar ve haya duygularını incittiği, cinsi arzuları tahrik ve istismar ettiği, genel ahlaka aykırı ve müstehcen bulunduğu " gerekçesiyle yasaklanarak toplatıldı.

    **Suç ve Ceza/ Dostoyevski/Roman/1866 tarihli roman Rusya'da "gerici" olduğu öne sürülerek, Polonya'da ise "kötümser" olmasına dayandırılarak yasaklanmıştı.

    **Tom Amca'nın Kulübesi/Harriet Beecher Stowe/Roman/Amerikalı kadın yazarın 1852'de yazdığı kölelik karşıtı romanı Amerikan İç Savaşı sırasında Güney Eyaletleri'nde yasaklanmıştı. Eşitlikle ilgili aşıladığı fikirlerden dolayı kitap Çar I. Nikolay döneminde Rusya'da da yasaklandı.

    **Dönüşüm/Franz Kafka/Novella/1915 tarihli bu uzun öykü (veya kısa roman) Nazi Almanyası'nda yasaklandı.

    **Lysistrata/Aristofanes/Oyun M.Ö. 411'de yazılmış bu Antik Yunan eseri, savaş karşıtı mesajından dolayı 1967 yılında Yunanistan'da askerî cunta tarafından yasaklandı.

    **Ulysses/James Joyce/ Roman/1922'de yazılan roman, 1930'larda müstehcen bulunarak ABD, İngiltere ve Avustralya'da yasaklandı. ABD'de yasak 1933'te kalktı.
    **Casus Avcısı/ Peter Wright/ Otobiyografi/ İngiliz MI5 ajanının gerçek hikâyesini anlatan 1985 tarihli kitap devlet sırlarını açıkladığı gerekçesiyle 1985 to 1988 yılları arasında İngiltere'de yasaklı kaldı.

    **Uluma/Allen Ginsberg/Şiir/ 1955 tarihli şiir kitabına, 1957'de müstehcenlik suçlamasıyla San Fransiso gümrüğünde el kondu. Mahkemede aklanınca kitap serbest kaldı.

    **Cesur Yeni Dünya/Aldous Huxley/Roman/1932 tarihli roman, aynı yıl İrlanda'da yasaklandı. Yasaklama gerekçesi, geleceğin dünyasında eğlence amaçlı seksin toplum tarafından doğal karşılandığının anlatılıyor olmasıdır.

    **Lady Chatterley'in Sevgilisi/ D. H. Lawrence/ Roman/1928'de yazılmış olan eser açık saçık bulunarak ABD ve İngiltere'de 1959 ve 1960 yıllarında kısa süreliğine yasaklanmıştı.

    **İnsan Hakları/Thomas Paine/ Politika /İngiliz asıllı ABD'li siyasetçi Paine'in 1791 tarihinde yazdığı kitap Rights of Man, Fransız Devrimi'nin kıvılcımını ateşleyen kitap olduğu ileri sürülerek İngiltere'de yasaklandı, yazarı söz konusu devrime yardımcı olduğu için vatana ihanet suçuyla yargılandı. Aynı kitap Aralıkçılar İsyanı'ndan sonra Çarlık Rusyası'nda da yasaklandı.

    **Fanny Hill Bir Zevk Kadınının Anıları/ John Cleland/ Roman/İngiliz yazarın 1748 tarihli kitabı ABD'de önce 1821'de son olarak da 1963'te müstehcen olduğu gerekçesiyle yasaklandı. ABD'de federal çapta yasaklanan son kitap bu oldu.

    **Amerikan Sapığı/Bret Easton Ellis/Roman/1991 tarihli American Psycho, bir seri katilin cinayetlerini çok detaylı anlattığı için Avustralya'nın Queensland eyaletinde yasaklandı. Diğer eyaletlerde satışlara yaş sınırlaması kondu.

    **Çıplak Şölen/ William S. Burroughs/ Roman/1959'da yazılmış Naked Lunch, 1962'de açık saçık olduğu gerekçesiyle Boston mahkemelerince yasaklandı. 1966'da üst mahkeme kitabı akladı.

    **Yalnızlık Kuyusu/Radclyffe Hall/Roman/1928 tarihinde yazılmış The Well of Loneliness lezbiyen temalar içerdiği için 1928'den 1946'ya kadar İngiltere'de yasaklı kaldı.

    **Da Vinci Şifresi/Dan Brown/ Roman/2003 tarihli roman, Hristiyanlığa saldırdığı gerekçesiyle Lübnan'da yasaklandı.

    **Tebliğ/A. Kadir/Şiir/İbrahim Abdulkadir Meriçboyu'nun 1943'te yazdığı savaş karşıtı şiirler içeren kitabı toplatıldı. Yazarı sıkıyönetimce 5 yıl sürecek bir sürgüne gönderildi.

    **Allah'ın Kızları/Nedim Gürsel/ Roman/2008'de çıkan kitap, "halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik" suçlamasıyla soruşturmaya uğradı. Takipsizlik kararı verilince kitap serbest kaldı.

    **Baba ve Piç/ Elif Şafak/Roman/Biri Türk diğeri Ermeni asıllı iki aile üzerinden Türk-Ermeni ilişkilerini 90 yıllık bir zaman dilimi içerisinde inceleyen 2006 tarihli bu romanın yazarı ve yayımcısı hakkında "Türk milletini soykırımcı olarak göstermek, Türklüğü aşağılamak" iddiasıyla dava açıldı. Dava Avrupa Parlamentosu'nda da yankı buldu ve sonunda beraatle sonuçlandı.

    **Trabzonlu Delikanlı/ Yaşar Miraç/Şiir /1979 tarihli kitap 12 Eylül 1980 sonrasında şairin diğer kitaplarıyla birlikte yasaklandı. Kitap 7 yıl yasaklı kaldı.

    **Pazar Sevişgenleri/ Metin Üstündağ/Karikatür/Önce toplatılmış, sonra da mahkeme kararı ile yayımlanmasında sakınca görülmemiştir.

    **Çıplak ve Ölü Norman/ Mailer/Roman/1948 tarihli roman The Naked and the Dead, 1949'da müstehcenlik suçlamasıyla Kanada'da yasaklandı.

    **Bülbülü Öldürmek/ Harper Lee/Roman/1960 tarihli Pulitzer ödüllü roman 1930'ların Alabama'sında ırkçılığı ve eşitsizliği ele alıyor ve eleştiriyordu ama garip bir biçimde "ırkçılık ve küfür" içerdiği için yasaklandı.

    **Risale-i Nur Külliyatı/ Said Nursî/Kuran tefsiri/Türkiye'de "Nurculuk" 1963 yılına kadar yasak olduğu için Nur Cemaati'nin lideri olan Said Nursî'nin kitapları da bir dönem yasaklar listesindeydi. Said Nursi kitapları 2013 yılında bu kez Rusya'da 'Dini nefreti teşvik ettiği ve İslam'a inanmayanların dini özgürlüklerine zarar verdiği' gerekçesiyle yasaklandı.

    **İmamın Ordusu/Ahmet Şık/ Gazeteci Ahmet Şık Mart 2011'de Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanınca henüz basılmamış kitabına da el kondu. Kitap sanal ortamda "Dokunan Yanar" adıyla yayıma verildi. Kitabının internette yayımlanması üzerine Basın Savcılığı inceleme başlattı.

    **Hamlet/William Shakespeare/Oyun/ 16. yüzyılda yazılmış bu trajedi 1978'te Etiyopya'da yasaklandı.

    **Zabit ve Kumandan ile Hasbıhal/Mustafa Kemal/Söyleşi/Atatürk'ün 1914 yılı Mayıs ayında Sofya'da yazdığı kitap, yakın arkadaşı Ali Fethi Okyar'la birlikte 1918'de Mondros Mütarekesi dönemi başlarında İstanbul'da bir süre çıkardıkları Minber Gazetesi nin matbaasında bin nüsha olarak basıldı. 7,5 kuruş fiyat konan kitabın birkaç nüshasını tanıdıklarına hediye etmek için yanına alan Mustafa Kemal, Anadolu'ya geçtikten sonra kitabın kalan nüshaları Damat Ferit Paşa tarafından toplatılarak imha edildi. Kitap 1956 yılında Hasan Âli Yücel tarafından İş Bankası Kültür yayınlarının ilk kitabı olarak yeniden yayımlandı.

    **Bozkurt/H.C.Armstrong/Biyografi/1932'de çıkan kitap Mustafa Kemal'in sağlığında yayımlanan ilk biyografisidir ve onun insani yönlerini ön plâna çıkardığı belirtilmiş ve üslubu sert bulunmuştur. Kılıç Ali, hatıralarında kitap için: “Armstrong ismindeki meşhur bir Türk düşmanının yazdığı kitapta, Atatürk'ün aleyhinde bazı kısımlar vardı ve bunun için de hükümet tarafından memlekete sokulması men edilmişti.”

    **Vatan Haini Değil-Büyük Vatan Dostu Vahidüddin/ Necip Fazıl Kısakürek/Biyografi/1968'de basılan bu kitap nedeniyle yazarı 1983 yılında hapse girmişti, kitap 1968, 1977 ve 1980 yıllarında üç kez toplatıldı.

    **Yaşadıkça/Rıfat Ilgaz/ Şiir/1947'de basılan şiir kitabı 10 Temmuz 1948'de Bakanlar Kurulu kararı ile toplatıldı.

    **Azizname/Aziz Nesin/ Taşlama/1948 tarihli kitap 27 Aralık 1948'de Bakanlar Kurulu kararı ile toplatıldı. Sonraki yıllarda aklanıp Türkiye'de 12 baskı yapan, defalarca sahneye uyarlanan kitabın 2001 yılında hala yurtdışına çıkartılması yasağı kalkmamıştı.

    **Kruşçev'in Anıları/Nikita Kruşçev/Anı, yakın tarih/SSCB'nin üçüncü lideri, iktidardan düştükten sonra banda okuduğu anılarını Batı'ya kaçırtmış ve orada "Khrushchev Remembers" adıyla İngilizce bastırtmıştı. Kitap Batıda sansasyon yaratırken, kendi ülkesinde yasaklıydı.

    **Tommiks/Essegesse/ Çizgi roman/Özgün adı Capitan Miki olan İtalyan çizgi roman 'çocukların aklını çeleceği' gerekçesiyle Türkiye'de 1961 yılında yasaklanmıştı. Çizgi roman 1951'den beri İtalya'da, 1955'ten beri de Türkiye'de yayımlanmaktaydı. “Üçüncü Yargı Paketi” kapsamında 5 Ocak 2013'ten geçerli olmak üzere diğer 453 kitapla birlikte yasağı kalktı.

    **Fahrenheit 451, Ray Bradbury'nin 1951'te ilk baskısı yapılan ünlü distopik bilim kurgu romanıdır. Romanın kendisi yasaklanmamış olsa da konusu kitapların tamamen yasaklandığı ve ele geçirilenlerin yakıldığı, yasaklanmış kitapları bulunduran insanların bile yok edildiği bir gelecekte geçmektedir. Roman François Truffaut tarafından aynı adla sinemaya da aktarılmıştı.

    Kaynak : Vikipedi Özgür Ansiklopedi