Dün gece uzun süredir ağlamadığım bir şekilde ağladım. Ağlaya ağlaya yaşlandım. Yaşlanışımı aynada seyrettim. Çizgilerin gözlerimin çevresine güneş ışınları gibi kakılmasını izledim; pencere kenarındaki çiçeklerin hızlandırılmış bir biçimde açışını izlemek gibiydi. Gözyaşları, yaşlanmaya sebep olmanın ötesinde, gözümün dokusunu değiştirip yanaklarımı kaplayan deriyi macun gibi yaptı. Bir çöküş yaşadığımın ayarına vardım ama nasıl durduracağımı bilemedim.
Vurun ulan,
Vurun
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene,
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda
(...)
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip...
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarıda, derste, sırada,
Yürü üstüne-üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının...
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, Sevda ile, düş ile.
Dayan rüsva etme beni.