• İmparatorluğun son devirlerinde, bilhassa İkinci Abdülhamit zamanında ve Meşrutiyette memur maaşları her ay muntazam olarak verilmezdi. Maaş çıkması bir mesele, memurlar için adeta bir bayramdı; memurların çoğu maaşlarını sarraflara faizle
    kırdırır, sıkıntı içinde yaşarlardı. En küçük bir katipten vezirine kadar sarrafa borcu olmayan memur yok gibiydi.

    Maaşların muntazam verilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükumeti ile başlamış ve Cumhuriyet devrinde de, Atatürk'ün asil bir direktifi ile, bir adım daha ileri gidilerek peşin maaş usulü tatbik edilmiştir, bu da muhakkak ki devlet idaresinde bir asaletin ifadesidir.
    Reşad Ekrem Koçu
    Sayfa 13 - Varlık Yayınları 2. Baskı
  • "Evladım," dedi. "Bu sıcakta herkes atlet fanilasıyla çalışırken, sen pardösüyle oturmaktan sıkılmıyor musun?"
    Koca servis safi kulak kesilmişti. Kalemler bırakılmış, gözler küçük katibe çevrilmişti.... Bir ara gözleri umum müdürün omuzu üzerinden karşı duvarda asılı duran Atatürk'ün büyük boy fotoğrafına gitti: Büyük üniforması içinde, mavi gözleriyle gülümsüyordu.
    Umum müdür, "Çıkar şu pisi!" diye bağırdı.
    "?.."
    "Leş gibi kokuyorsun. Yıkanmıyor musun sen?"
    Küçük memur fırtınaya tutulmuş gibiydi. Gözleri kararıyordu. İçinde, içinin ta derinliklerindeki karanlık civa ağırlığı dalgalı bir deniz gibi hırçınlaşıyordu.
    "Çıkar şunu diyorum sana!"
    Küçük memur silkindi, umum müdürle göz göze geldi. Sonra titreyen parmaklar kesik düğmeleri hınçla çözdü; geniş bir davranış. Pardösü çıktı: Altta ne gömlek vardı, ne fanila. Daracık, kupkuru, ipince bir vücut, fırlak omuzbaşları ve tahta gibi bir göğüs...
    Umum müdürün yüzü karıştı. Söylediğine pişman, sordu:
    "Ne maaş alıyorsun sen?"
    Öfkeli bir ses karşılık verdi:
    "Yirmi beş lira!"
    "Eline ne geçiyor?"
    "On dokuz doksan beş."
    "Evli misin?"
    "Evliyim."
    "Çoluk çocuk?"
    "Üç tane."
    Umum müdür sendeledi. Sonra içini çekerek," Peki evladım, giyin! dedi.
    Küçük katip boşalmış bir rahatlıkla ağır ağır giyindi, düğmeleri hep o ağırlıkla ilikledi. Ama yerine oturmadı. Ne umum müdür, ne katipler, ne de muhasebeci... Servisten çıktı gitti.
    Büyük üniforması içindeki Atatürk'ün tatlı mavi gözleri yaşarmıştı. İçini çekti ve iki eliyle yüzünü kapadı.
    Orhan Kemal
    Sayfa 124 - Everest Yayınları
  • Padişah ve görevliler entrikacıları ve isyan etmeye hazır olanları aşağı yukarı biliyorlardı. İçlerinden bazıları uzak köşelerdeki zindanlara atılmış, bir kısmı sürgüne gönderilmiş, bazıları görevlerini yitirmiş, bir kısmı da iş yapmadan maaş alma rüşvetiyle susturulmuştu.
  • RAHMET MİNNET VE ÖZLEMLE ANIYORUZ DEĞERLİ ÜSTADI...!

    Doğum ADI :Veysel Şatıroğlu
    Unvanı :Âşık Veysel
    Doğum25 Ekim 1894
    Şarkışla, Sivas, Osmanlı İmparatorluğuÖlüm21 Mart 1973 (78 yaşında)
    Sivrialan, Şarkışla, Sivas, TürkiyeTarzlarTürk halk müziğiEtkin.
    Çaldığı önemli çalgılar :bağlama.

    Hayatı
    Aşık Veysel Şatıroğlu, 1894 yılında Sivas'ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya geldi.[1] Annesi Gülizar, babası "Karaca" lakaplı Ahmet adında bir çiftçiydi.[1] Veysel'in iki kız kardeşi, yörede yaygınlaşan çiçek hastalığına yakalanarak yaşamlarını yitirdi.[1] Ardından Veysel de yedi yaşında aynı hastalıktan dolayı iki gözünü de kaybetti.[1] Kendi anlatımına göre:[2]

    « Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım... Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan. »
    Babasının, Âşık Veysel'e oyalanması için aldığı bağlamayla önce başka ozanların türkülerini çalmaya başladı. 1930 yılında Sivas Maarif Müdürü olarak görev yapan Ahmet Kutsi Tecer ile Kutsi Bey tarafından düzenlenen bir şairler gecesinde tanıştı. Kutsi Bey tarafından verilen destek ile birçok ili dolaşmaya başladı.[3][4]

    Âşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Âşık Veysel, bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri'nde saz hocalığı yaptı. 1965 yılında özel kanunla maaş bağlandı. 1970'li yıllarda Selda Bağcan, Gülden Karaböcek, Hümeyra, Fikret Kızılok, Esin Afşar gibi bazı müzisyenler Âşık Veysel'in deyişlerini düzenleyerek yaygınlaşmasını sağladı. Şarkışla'da her yıl adına şenlikler yapılır.

    Eserlerinde Türkçesi yalındır. Dili ustalıkla kullanır. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle umutsuzluk şiirlerinde iç içeydi. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri de vardır. Şiirleri, Deyişler (1944), Sazımdan Sesler (1950), Dostlar Beni Hatırlasın (1970) isimli kitaplarında toplandı.1973 yılında akciğer kanseri sonucunda vefat etti. Ölümünden sonra Bütün Şiirleri (1984) adıyla eserleri tekrar yayınlandı.

    Hatırası

    2014 yılının Kasım ayında Devlet Opera ve Balesi Âşık Veysel'in ölümünün 41. yılı anısına onun türkülerinden yola çıkılarak hazırlanan, tek perdelik dans tiyatrosu "Dostlar Beni Hatırlasın" sahneye konulmuştur. 17 Kasım 2014 yapılacak prömiyere onur konuğu olarak Âşık Veysel'in kızı ve torunlarının katılacağı açıklanmıştır. Gösterinin rejisörlüğünü İhsan Bengier yaparken, Almula Ersoy, Ayşegül Aydemir, Deniz Alp, Sevim Başol ve Müge Gündüz gibi isimler rol almıştır.[5]

    Eserleri
    Anlatamam derdimi (5:24)
    Arasam seni gül ilen (4:18)
    Atatürk'e ağıt (5:26)
    Beni hor görme (2:46)
    Beş günlük Dünya (3:58)
    Bir kökte uzamış (4:55)
    Birlik destanı (1:42)
    Çiçekler (3:05)
    Cümle âlem senindir (6:44)
    Derdimi dökersem derin dereye (4:51)
    Dost çevirmiş yüzünü benden (3:12)
    Dost yolunda (4:43)
    Dostlar beni hatırlasın (6:02)
    Dün gece yar eşiğinde (4:28)
    Dünya'ya gelmemde maksat (2:43)
    Esti bahar yeli (2:41)
    Gel ey âşık (5:35)
    Gonca gülün kokusuna (5:24)
    Gönül sana nasihatim (6:40)
    Gözyaşı armağan (3:32)
    Güzelliğin on para etmez (4:31)
    Kahpe felek (2:58)
    Kara toprak (9:25)
    Kızılırmak seni seni (4:58)
    Küçük dünyam (5:17)
    Murat (5:13)
    Ne ötersin dertli dertli (3:05)
    Necip (3:16)
    Sazım (6:02)
    Seherin vaktinde (5:01)
    Sekizinci ayın yirmi ikisi (4:43)
    Sen Bir Ceylan Olsan (3:34)
    Sen varsın (4:01)
    Şu geniş Dünya'ya (7:27)
    Uzun ince bir yoldayım (2:23)
    Yaz gelsin (3:02)
    Yıldız (Sivas ellerinde) (3:16)
    Not: Parantez içindekiler eserlerin süreleridir

    Ayrıca bakınız
    MEB 100 Türk Edebiyatçı dır.
  • Eşsiz vizyoner Mustafa Kemal masasına oturdu, bizzat mektup yazdı, hepi topu dört kelimeydi, vatanın size ihtiyacı var" dedi.
    Atatürk'ün çağırdığı kişi, Cevat Eyüp Taşman'dı. Robert Kolej mezunuydu, Columbia Üniversitesi'nde bursla okumuş, petrol jeoloğu olmuştu, Amerikan petrol şirketlerinde çalışıyordu. Bir eli yağda, bir eli baldaydı, maaş değil, adeta servet kazanıyordu. Mektubu açtı, okudu, saniye tereddüt etmedi, şak diye bıraktı, memlekete döndü. Petrol Arama İşletme Dairesi'nin başına geçti
  • Rüşvetin yayılmasında maaş azlığının etkisi fazladır.