Abdurrahim Efendi, Sultan Abdülhamid‘in en çok itimat ettiği ve istikbal beklediği şehzadelerden biri idi. Ancak bu mükemmel tahsil görmüş ve pek kabiliyetli genç, maalesef kısa zamanda bir ruhi hastalığın emareleri belirmiş; neticede, kendisinden çok şey beklenen bu şehzade, kısa zamanda bir tımarhaneye yerleştirilmiştir.
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Sultan Abdülhamid, Yıldız Sarayı’nda Kur’an ahkamı muhafaza ederek Garplı medeniyetin kültürel icaplarıyla bir terkib kurmaya gayret ederken, ihtiyar Valide Sultan’ın köşkünde kadim İslamî yaşayış adeta donmuş, değişmeye kapılarını tümden kapamıştı.
Sayfa 19·Kitabı okuyor
Şark, bütün mahremiyeti kalın perdeler ve yüksek duvarlar ardında gizlerdi. Ancak bu hâl, ecnebilerde sönmeyen bir merakı hâsıl etti; öyle ki, bu merak sâikiyle, hayalden mülhem hikâyeler uydurmak ve hakikatten uzak tasvirler yapmak mecburiyetinde kalmışlardı.
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Duygusal Zekası Yüksek İnsan
"Macide etrafındakilerde hoşuna gitmeyen herhangi bir şey gördüğü zaman aklına ilk olarak: 'Acaba ben de aynı şeyi yapmıyor muyum?' düşüncesi. Fakat arkadaşlarından hiçbirinin, ömründe bir defa olsun, kendini böyle bir sualin karşısında bırakmadığı muhakkaktı."
Sayfa 37
Alıntı
Şark’ta evlilik
Birbirini ne dış görünüş itibarıyla, ne de ruhen tanımadan evlenen iki insanın saadetini ve insan düşün tayin etmesi tabiidir. Bu baht oyununa benzeyen izdivaçların bir kısmı, müspet tesadüflerle muvaffakiyetle neticelenmişse de, ekseriyetle taraflar evliliğin ilk aylarında, müşterek hayatın sadece bir dizi hayal kırıklığı getirdiğini idrak etmişlerdir. 
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Alıntı
Onda öyle birtakım haller gördüm ki, benim saatlerce birçok insanlarda arayıp bulamadığım ve yok farz ettiğim şeylerdi. Onda, bizim gibi olmayan, olduğu gibi görünen ve bir şeyler olan bir insan buldum. Derhal kendimi düzeltmek, ona lâyık bir hale gelmek icap etmez miydi? Yapamadım ve bu aczimi içimdeki şeytana hamlettim. Halbuki tembel ve iradesizdim. Başka bir şey değil... Hayvan taraflarımı avuçlarıma almaya, kafamla hareket etmeye alışmamıştım. Basit, çocukça birtakım hürriyetleri insan olmaktan daha ehemmi-yetli buluyordum. Ne kadar seversem seveyim, bir kişiye bağlı kalmak bana garip geliyordu. Sokakta gördüğüm kadınlara dikkatli bakmaktan kendimi alamıyordum. Buna rağmen korktuğum derecede düşmedim. Bu benim adamlığımdan değil, Macide'nin şahsiyetinin benim üzerimde, istemesem bile gene mevcut olan tesirindendi.