• Türkiye'de Muhafazakârlığın temelinde sünni İslam inancına dayanan, ancak gelenek ile iç içe geçmiş bir şifahi kültür vardır. Muhafazakâr kültür, kendi devamlılığını öncelikle ailede sonra da mahallede verilen eğitimler yoluyla sürdürmüştür. Ailede yaşlılar, mahallede de dinî eğitim almış yakınlar ve din adamları çocuklara temel din eğitimini aktarmışlardır. Cumhuriyet, aile içine dokunmamıştır ama geleneğin ve Muhafazakârlığın aile dışında üretilme imkânlarıni da büyük oranda kısıtlanmıştır.2

    Mardin'e göre (2011: 71) mahalle, geleneksel tarzda yaşayanlar için aile denetimi dışındaki en-önemli denetim mekânıydı. Okul özellikle de yatılı okul- çocuğu aile denetiminden çıkardığı gibi mahalle denetiminden de çıkarmaktaydı. Okulda seküler eğitim alanlar için mahalle, eski önemini ve işlevini yitirmekteydi. Mahallenin etkisi aileye göre daha kolay kırılmıştır. Gelenekselliği üretecek en önemli kurum olarak aile daha da öne çıkmıştır.

    Bu gelişmelerin sonucunda aile, Muhafazakârlığın üretilmesinde bir yönüyle yalnız kalmış; ama en önemli direnme kurumu olarak işlev görmeye başlamıştır. Muhafazakâr aile, inkılaplar yoluyla gerçekleşen ve gündelik hayatı da Batılı tarzda dönüştürmeye çalısan devlet zihniyetine sesli olmasa da sessiz; ”kendi içinde” tepkisini göstermiştir. Muhafazakâr aileler, sessiz” sedasız kendi kültürlerini üretmeye çalışırken en büyük ortakları, geleneksel din eğitimini gizli bir şekilde veren tarikatlar ve cemaatler olmuştur. En azından Türkiye’nin demokrasi tarihi, bu tespiti yapma imkânını sağlamaktadır.
    -*--------------

    2 Güngör'e göre (2007: 77), ”laikliği belli bir görüş açısından yorumlayan hükümetler, din eğitiminin aileye ait bir iş olduğunu ve aile mesuliyetine terk edilmesi gerektiğini iddia ettiler. Halbuki Türkiye’de aile eski eğitim sisteminin bir neticesi olarak buna hiç hazır değildi. Yüzlerce yıl çocuklarım istedikleri okula göndererek din dersi aldıran cemiyet, mektebin fonksiyonunu aileye intikal ettirinceye kadar elbette büyük güçlükler çekecekti. Bu yüzden babası din adamı olan nice Türk çocukları bile en ufak bir din bilgisi almadan tahsil yaptı; evinde bütün büyüklerin namaz kıldığı gençler İslam'in temel şartlarının ne olduğunu dahi bilmeden büyüdüler".
  • 84 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Efsuncu Baba adlı kitabı ilk olarak 1924 yılında yayımlanır. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları ise Nisan 2018 tarihinde günümüz Türkçesi ile yayımlar. Günümüz Türkçesine ise Engin Kılıç'ın tarafından hazırlanır. Engin Kılıç, kitabın sadeleştirme süreci hakkında kısaca bilgi vererek, okurlara ön bilgilendirme sağlıyor. Günümüz Türkçesine çevrilmesi yanında sadeleştirme ve ayrıca bazı kelime, kavram, kişi ve olaylar da dipnot olarak sayfa altında veriliyor.
    İş Kültür'ün kendine has kapak tasarımıyla kitap daha da hoş hale gelmiş.

    Kitap hakkında çok fazla bilgi verilirse kitabın büyüsü kaçabilir. 77 dolu dolu sayfa ile okuyucu, define, büyü, fal, gaipten haber verme, cinler gibi çeşitli kavramlar eşliğinde bir yolculuğa çıkartıyor. Dün o şekildeydi ama maalesef bugünde değişen çok fazla bir şey yok. Efsuncu Babalar hala yaşıyor diyebiliriz.

    Konunun önemi yanında ayrıca kullanılan edebi dil genişliğini de görmek gerekir. Mahalle ağzı haricinde Ermeni karakterlerin kendi şiveleriyle konuşturulması (Bugün belki o şiveye yabancı gelip ne var bunda denilebilir ama 1960'lı yıllardaki eski Türk filmlerinde bu şive filmlerde kullanılıyordu ve ayrıca tiyatro eserlerinde de yine bu şiveye rastlanır.), kelimelerin ters yüz edilmesi ile muziplik yapılması; argo, deyim, atasözlerinin konu içine dahil edilmesi ile dilin genişliğini görmekteyiz.

    Kitabı, bir tiyatro eserinin sahnelenmesi gibi görebilir ve hayal dünyanıza yerleştirdiğiniz sahnelerle kendi kurgunuzu oluşturabilirsiniz. Ortaoyunu müsameresi gibi farklı bir lezzet alıp, eğlenceli bir roman okursunuz. Tavsiye ederim.

    Ezcümle: Okuduğum kitap Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1. Basım Nisan 2018 tarihli olup 1 Ocak 2020 tarihinde okunup inceleme yazısı ise 2 Ocak 202 tarihinde siteye eklenmiştir.
  • Huzursuzluk -Zülfü Livaneli
    Küskün kahvenin Türküsü- Carson
    Problem çözümüne giriş - Ken watanebe
    Ferrarisini Satan Bilge- Robin Sharma
    Amok koşucusu - Stefan Zweig
    Kürk mantolu Madonna- Sabahattin Ali
    Kuyucaklı Yusuf- Sabahattin Ali
    İnsan neyle yaşar- Tolstoy
    Toprak Ana- Cengiz Aytmatov
    İkigai- Hector Garcia
    Beyaz zambaklar ülkesinde- Grigory Petrov
    Fincandan lezzete- Cenk Girginol
    Üçgen çatılar- Sherlock Holmes
    Değirmen- Sabahattin Ali
    Kagnı-ses - Sabahattin Ali
    Boğaz hakkında herşey- Emre Tonguç
    Hayvan çiftliği- George Orwell
    1984 - George Orwell
    Tasavvuf Bahçeleri- Necip Fazıl Kısakürek
    Püf noktası- Necip Fazıl Kısakürek
    Fareler ve insanlar- John steinbeck
    Hikayelerim- Necip Fazıl Kısakürek
    Siyah Lale- Alexandre Dumas
    Vadideki zambak- Balzac
    Bir ömür nasıl yaşanır- İlber Ortaylı
    Mümin ve kafir- Necip Fazıl Kısakürek
    Yakın tarihin gerçekleri - İlber Ortaylı
    Genç weatherin acıları- Goethe
    Efendi ile uşağı- Tolstoy
    İnci- John steinbeck
    Doğru yolun sapık kolları- Necip Fazıl Kısakürek
    Gün olur asra bedel- Cengiz Aytmatov
    Kanuni'nin Akıl Oyunları- Talha uğurluel
    Cengizhana küsen bulut- Cengiz Aytmatov
    İnsan nedir- Mark Twain
    Yabancı - Albert camus
    Ermiş- Halil cibran
    Mahalle kahvesi - Sait Faik Abasıyanık
    Yaşamak- Cahit Zarifoğlu
    Orta Zekalılar Cenneti - Zülfü Livaneli
    Ufuk çizgisi ve son tövbe- Necip Fazıl Kısakürek
    Savaş Günlükleri- George Orwell
    Ruh ikizleri - Engin Alan
    Kırmızı Pazartesi- Gabriel marquez
    Doğunun limanları- Amin maalouf
    Can veren pervaneler- Hayatî İnanç
    Türkiye'nin manzarası- Necip Fazıl Kısakürek
    Dünya bir inkılap bekliyor- Necip Fazıl Kısakürek
    Sarayın kutsalları- Talha Uğurluel

    Toplam 50 kitap.📚📖
  • 432 syf.
    ·60 günde·Beğendi·9/10
    Moris Farhi 1935 İstanbul doğumlu, Türk ve Yahudi asıllı bir yazar. Robert Kolej sonrası İngiltere’ye yerleşmiş ve yazı hayatını orada sürdürmüş. Uluslararası PEN Kulübü Başkan Yardımcısı.

    Kitaba zorla başladım. “Zorla” diyorum; zira İngilizce’mi geliştirmek için Türkçe okumaya ara verme kararındayken kütüphanemdeki az sayıda İngilizce kitap arasından kapağını beğendiğim için aldım elime; halbuki okumak istediğim cazip bir sürü kitap vardı raflarda. Kapağını açıp 5 sayfa okuduktan sonra bırakamadım. Hatta öyle ki, bitirince başa dönüp tekrar okudum.

    Masalsı bir anlatımı var Moris Farhi’nin; hayatları birbirine bir şekilde dokunan insanların hikayelerinin her biri çok canlı, sarsıcı, etkileyici... Geleceği gören ve bu yüzden huzura eremeyeceğini anladığından soğukta ölüme yatan Gül; annesini Erzurum depreminde hayatını kaybeden Rifat; anne tarafından akrabalarını Nazi zulmünden kurtarmak isterken Yunanistan’da ölen Bilal; öğrencilerine Nazım Hikmet’i sevdiren, kaçmasına yardım eden öğretmen Aşık Ahmet... Hepsi çok özel ve ilginç karakterler, hepsi buram buram Türkiye kokuyor...

    Neler yok ki satır aralarında... Son kuşaklardan kimseciklerin hatırlamadığı Nazi zulmü yılları, Türkiye hapishanelerindeki işkenceler, Varlık Vergisi ve Aşkale’ye sürülen Türk Yahudileri, Nazım Hikmet’e eziyet yılları, 1950’lerin İstanbul’u; boğazda yüzen, köprüsüz karşıya geçen, bisiklete binen çocuklar, sirkler, ip cambazları, mahalle kabadayıları...

    Büyük keyifle okudum; muhtemelen ömrüm yettikçe daha defalarca okurum. Kalemine sağlık…
  • Ben çocukluğumun Türkiye' sini özlüyorum. Sabahları televizyonda cinayet yada tecavüzleri anlatan programları değil çizgi filmleri. Akşamları kadına şiddet, tecavüz veya taciz anlatan dizileri değil mahalle, aile ve dostluk kavramını anlatan dizileri. Birbirine şüphe ile bakan konuşmayan komşuları değil, birbirlerine çocuklarını emanet edip akşam oturmalarına gidilen komşuları. Sokaklarda birbirine küfür edip kavga eden insanların seslerini değil mahalle maçı yapan ip atlayan çocukların seslerini. Kısaca eskiden olan ama şimdi olmayan huzuru özledim ben. Para ile asla satın alınamayacak o huzuru.
  • 194 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Bu çalışmalarda birçok yerde “cahil, yobaz ama dürüst”, “kapasitesi az, ancak dürüst” gibi yargılar göze çarpar. Bugün ülkemizde insanımızın büyük çoğunluğunun mahalle kahvelerinden, akademik çevrelere kadar kendi düşünce, ideoloji ve mensup olduğu “cemaat” ile karşı kampta gördükleri hakkındaki değerlendirmelerinin insaf ve hakkaniyetten uzak olduğu gözlenmektedir. Diğer taraftan Kelâm-ı kadim’in “Bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin” [7] ikazına bu yazıya konu olan “işlerini iyi yapanların” kulak vermesi ilgi çekicidir. Bu kulak vermenin moral değerlerden mi yoksa profesyonellikten mi kaynaklandığı bu yazının konusu değildir.

    Böylesi güzel çalışmanın daha iyi anlaşılmasına yönelik bir eksiklik belirtilmezse yazının eksik kalacağını tahmin ediyorum. Bahse konu olan kişilerin en azından soyadı, doğum-ölüm tarihleri gibi açıklamalarda bulunularak İngiliz diplomatlarının yazdıklarının dışında bazı bilgilere başvurulabilirdi. Son olarak kitapla ilgili kabaca bir fikir vermesi için İzmir Valisi Rahmi Bey hakkındaki yazılan raporla yazıya son veriyorum:

    “İzmir Valisi. Yaşı 42 civarında, Avrupa’ya adım atan Türk olan Gazi Evrenos’un soyundan gelen Selanikli köklü bir Türk ailesine mensup. Talat’ın çok yakın arkadaşı ama Rusya ve İngiltere ile savaşa girilmesinin kesinlikle karşısında. Savaş boyunca İzmir’deki İngiliz uyruklularına ve diğer yabancılara karşı tutumu gayet iyi. Etkili bir desteği olan güçlü bir adam, faydası dokunabilir. Yunan nefreti konusunda fanatik, söylemlerinde tamamen ifrat halinde. Ayrıca bizim açımızdan güvenilir değil. (her ne kadar düşünceleri, önderleriyle her zaman tam olarak bağdaşmasa da) Jön Türk Hareketiyle çok sıkı bağlantısı olduğu gerçek.”(s.77)