Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
Kimi zaman hiç uyanmamış geceler ertesinde
Pazartesiler cuma oluyor,
cumalar pazartesi.
Aylar geçiyor, değişiyor mevsimler
hiç yaşanmamışlar gibi
Oysa ne çok sene birikti ardımda
Bilmiyorum ki, birikecek mi bir bu kadar daha?
Ardıma dönüp bakıyorum da,
Dallarımı kıran rüzgarları bile affetmişim
Ama bir kendime uzanmamış ellerim.
Yastıklarım kuş tüyüymüş de
ağır gelmiş düşüncelerim.
Biriktirdiğim keşkeler ardımdan bile söylenmeye yetermiş.
Bütün heveslerim genellemelerin içinde yitip gitmiş.
Oysa ne çok cümlem vardı benim.
Her şeye inat, yüreğimi ısıtan ne çok hayalim
Biliyorum
Bu kadar kırılgan olmayı kaldırmıyor hayat…
Her olayı. Eski bir yara izi içinde sızladı, her eğilişinde
İnsanlara. Dünyaya bir daha gelişinde
Çocuk ve korkusuz yaşamak ister sürekli.
Büyümek, yalnız tutunanlara gerekli.
Ben, sadece namuslu olmakla öğünen kişiyi adamdan saymıyorum; toplumu iyiye, güzele götürmek için kendi gibi namuslu insanlarla birlikte bir çaba harcamamışsa, çevresindeki uygunsuz gidişe başkaldırmamışsa, o kişi namussuzdur benim için. Benim de değerlerimin arasına bu çeşit nitelikler karışmışsa atmalıyım onları; onlarla öğünmemeliyim.
a) Kendini iyi tanımak
Bütün değerlerimizi önce yok sayarak işe başlamalıyız. Kişisel değer saydığımız şeylerin, toplumun baskısıyla edinilmiş sahte nitelikler olabileceğini de hiç bir zaman aklından çıkarmamalıyız.