• 166 syf.
    ·7 günde·Puan vermedi
    İslâm'ın nuru zaman ve şartlarına göre yeryüzünde gezerek Allah'ı idrak etmekte çaba gösteren toplumlarda yaşamaktadır. “Eğer bu (tebliği) gözardı ederseniz, Allah sizin yerinize, (ama) sizin gibi olmayacak, başka bir topluluk getirir.” Bu durum birey/toplum bazında bulunmakta o anın şartlarına göre şekillenmektedir. Biz politik, kültürel tarih akışına 20. yy'a baktığımızda Avrupa’nın çöküşü Amerika ile Rusya’nın rekabet halinde liderlik mücadelesi yanında üçüncü dünya ülkelerin de bağımsızlık ve şekillenme sancıları yaşadıklarını gördük. Kaderin kötü bir cilvesi olsa gerek, İslam ülkelerin emperyalist rekabetler içinde en zarar gören ülkeler oldular. Müslüman alimler, İslam ülkeleri için 19 ve 20 yy’da arayış ve oluşum için mücadele ettiler. 21 yy’da önceki yüzyıllara nazaran savaşlar azaldığından biraz sessizliğe de büründüğü malumdur. Bu tablo karşısında güçlü muhakeme/idrak sahibi alimlerin ortaya çıktığını bilmekteyiz. Bunun tartışmasız örneklerinden biride Pakistanlı alim olan Fazlur Rahman'dır.

    Fazlur Rahman, 1919’dan 1988 yılları arasında yaşamış, 19 ve 20 yy değişimin, oluşumun sosyal/politik çerçeveleri dahilinde; sömürgecilikten bağımsızlık ideolojisine; Kemalist devriminden, İran devrimine; Vehhabî hareketinden, Senusî hareketine, moderniteden bilginin İslâmîleştirilmesine kadar geniş bir çalışma sahası kurmaya çalışmıştır. Bu çalışma sahasında Müslümanların durumlarını analiz ederken, iki husus üzerinde durur: Kur'an'ın temel ilkeleri ve bugünün tarihselliğine en iyi şekilde nasıl müdahil kılınabileceğinin yollarını araştırma, bunun metodolojisini oluşturma ve uygulama çabasında olmuştur. Kur'anî Hermeneutik projesi, Batılı beşeri bilimcilerin arkeolojik bir tarihselci yaklaşımına karşı iken, Müslüman araştırmacılara ise doğru bir İslâm araştırma yöntemi olarak örnek teşkil eden, bir metodoloji önerisidir.

    Rahman, Batı’nın 17 ile 18 yy'da bulunduğu vaatleri, 19 ve 20 yy'da sözlerini tutmamalarına karşılık, üçüncü dünya ülkelerin bu gerçeği idrak edememeleri konusunda büyük bir üzüntü duymuştur. Buna karşılık Rahman'ın arzusu; Kur'an'ın temel amacı olan yeryüzünde adil bir toplum oluşturulduğunu göre bilmekti.

    Fazlur Rahman, “İslâm'ın Sorunlar ve Fırsatlar” başlığıyla İslâmî Diriliş kavramının günümüz algısında ki farklılıklarından bahseder. Günümüz İslâmî gelişmeler konusunda tarihsel süreç nasıl olmuştur. Bu süreç içinde Müslüman ülkelerin rol ve oluşumlara değinerek, ilki 18 yy'da Abdu'l-Vehhab liderliğinde Vehhabî Hareketi'nin ahlaki ve manevi durumundan bahseder. İslam Rönesans’ı savunduğu ve bu dayanağı Yeni-Modernizm ile Kur’an/Sünnet merkezli çağın/geleceğin şartlarına göre var olmayı savunur. Müslümanların, geleneksel din telakkisi’nin tespiti ile zihinsel bir dönüşümün oluşmasında İslam modernistleri, örnek olarak gösterir.

    Fazlur Rahman, İslâm hakikatini insan algısında ki durumunu hak ettiği dönüşümü şu yolla yapmaya çalışır: İslâm’ı tarihin enkazından temizlemek ister. Bu konuda İslâm’ı temsil eden kesimleri analiz ederken gelenekçi ehli sünnet, sufî çevreler ve yeni-ihyacıların tespitleri yanında onların dönüşüm konusunda tenkitlerde bulunmaya çalışır. Ayrıca İslam'ın sadece Müslümanlarla sınırlı kalmamayı, topyekûn tüm dünyada canlı bir güç haline getirmek gerektiğini savunur.
    Fazlur Rahman, bütün çabalarıyla yeni bir ekol ortaya çıkarmaktan çok samimi bir hâl ile metodoloji sorunlarına, zihni uyuşukluğa, toplumun bazı yanlış algısına karşılık, İslâmî Yenilenme/Modernleşme, hukuk ve ahlak konularını bireye/topluma dönük tespit ve çözümler vermeye çalışır.

    Adil Çiftçi'nin derleme ve çevirisini yaptığı “İslâmî Yenilenme” başlıklı dört makale kitabından birincisi olan bu eser; Kur'an'ın bazı temel ahlaki kavramlarını anlamaya, Allah’ın Elçisi (sav) ve mesajını idrak etmeye, İslâm ve Siyasetin aksiyon hizmet bağlamında -okura sıkıcı gelebilecek bir konu aslında- ilişkilerini kavrama, Fazlur Rahman’ının savunduğu ‘modernist hareket’ ortaya çıkması için çözmesi gereken sorunlar ve kaçırmaması gereken fırsatlara değinmekle, İslam’ın geleceği ve hukuk ahlak konularıyla yedi makaleden oluşan bir eseridir. İlahiyat ve akademik çevrelerce tanınan Fazlur Rahman, yazılarından dolayı kendi halkının bazı kişilerce tarafından tepkilerine sebep oldu, bu durum onun 1968’de Pakistan’ı terk etmesine sebep oldu. 1969’dan itibaren Amerika’da İslâm Düşüncesi Profesörü olarak 1988 yılı vefatına kadar burada çalıştı.

    Fazlur Rahman, İslâmî Yenilenme, Makaleler I, çev. Adil Çiftçi, Ankara Okulu yay., 5. Baskı, Aralık-2018, Ankara.

    Yunus Özdemir.
  • Kur'an'da ve Peygamber'in sünnetinde halifelik hususunda tek bir beyan dahi yoktur. Sadece açıkça düzmece olan bir hadisten bahsedilir ve peygamberin şöyle dediği rivayet edilir: "Bana ve doğru yolda giden halifelerime (hulefa-i raşidun) itaat edin."
  • Bizzat Müslümanlar Kur'an'ın öğretisini saptırdılar ve çeşitli kültürel etkiler vasıtasıyla İslam'a yamanan kültürel karışım lehine onu terkettiler.
  • .
    Orhan Veli Kanık'ın biyografisi

    Orhan Veli Kanık, İstanbul‘un Beykoz semtine bağlı Yalıköyü'nde 13 Nisan 1914 tarihinde doğdu. Babası Cumhurbaşkanlığı Armoni Orkestrası şefi, klarnet ustası Mehmet Veli Kanık, annesi Fatma Nigar Hanım'dır.

    Orhan Veli ailenin ilk çocuğudur. Mizah yazarı Adnan Veli Kanık‘ın ağabeyidir ve Füruzan (Yolyapan) adında bir kız kardeşi vardır. Anafartalar İlkokulu'nun ana sınıfında temel eğitimine başladı. 1921 yılında ilköğrenimi için Galatasaray Lisesi‘ne gönderildi. Dördüncü sınıfa kadar bu okula devam etti.

    Babası 1925 senesinde Cumhurbaşkanlığı Bando Şefliği'ne tayin olunca Ankara‘ya taşındı. Burada Gazi İlkokulu'nu bitiren Kanık, orta öğrenimi için yatılı olarak Ankara Erkek Lisesi'ne gitti.

    Orhan Veli Kanık'ın edebiyata ilgisini ilk fark eden kişi, ilkokul öğretmeni Sedat Bey oldu ve bu konuda yetenekli gördüğü öğrencisini yazmaya teşvik etti. Kanık'ın çocukluk yıllarında kaleme aldığı ilk öyküsü, ''Çocuk Dünyası'' eski yazıyla basılan bir dergide yayımlandı.

    Ankara'da geçen lise yıllarında Kanık, Oktay Rıfat Horozcu'yla tanıştı ve Melih Cevdet Anday'laarkadaş oldu. Ortak duygu ve düşüncelerle bağlı oldukları edebiyat zevki, üç arkadaşı birbirine yakınlaştırdı.

    Bu üç arkadaş kendi görüşlerini ifade edebilmek ve kaleme aldıkları yazıları, şiirleri yayımlayabilmek için Ankara Lisesi okul kooperatifinin finansörlüğünde, “Sesimiz” adını verdikleri bir dergi çıkarmaya başladı. Kanık, okul arkadaşı Hıfzı Oğuz Bekata‘nın etkisinde kalarak, düz yazıdan manzumeye geçti ve ilk şiirleri bu dergide basıldı.

    Üç genç şair, çıktıkları bu edebiyat yolculuğunda, öğretmenleri arasında yer alan ünlü şair Ahmet Hamdi Tanpınar başta olmak üzere, Halil Vedat Fıratlı ve Yahya Saim Sinanoğlu‘nun büyük desteğini gördü.

    Orhan Veli yüksek öğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin felsefe bölümünde devam etti. Yazmaya olan düşkünlüğünden vazgeçmeyen Kanık, üniversite döneminde de oldukça aktifti.

    Kendi fakültesinin öğrenci grubu başkanı seçilmesinin yanı sıra, eski okulu olan Galatasaray Lisesi'nde, yardımcı öğretmen olarak görev yaptı. 1936 senesinde, lisans eğitimini bırakmaya karar veren Kanık, ertesi sene Ankara'ya geri döndü.

    Ankara'da bir süre, PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Nizamlar Bürosu'nda memur olarak çalıştı.

    Aynı sene, şairin yazınsal kimliğini tam olarak ifade eden, biçim ve üslup bakımından tarzını bulmuş olan ilk şiirleri Nahit Sırrı Örik‘in desteğiyle, “Varlık” dergisinde yayımlandı. Genellikle aşk, özlem, çocukluk anıları gibi temaları yoğun bir duygusallıkla işlediği bu şiirlerin büyük bir kısmında, “Mehmet Ali Sel” takma adını kullandı. Adını edebiyat çevrelerine duyurmayı başaran Kanık, 1936-1942 seneleri arasında, dönemin popüler kültür-sanat dergilerinden İnsan, Ses, Gençlik, Küllük, Inkilapçı Gençlik, Demet, İşte ve Aile'demanzume ve düz yazılarıyla yer aldı.

    Daha sonra Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile birlikte çıkardıkları “Garip” adlı şiir kitabıyla, Türk edebiyat tarihinde, ''Garipçilik'' (Birinci Yeni) ismi verilen yeni bir şiir akımı başlattı.

    Halk dilinde, yalın bir ifade tarzıyla manzumeler kaleme alan Garipçiler, hicivsel unsurlar ve mizah öğeleri kullanmak suretiyle, gündelik olayların da söz konusu yapılabileceğini gözler önüne serdi.

    Orhan Veli Kanık, Garip'in kendisi tarafından kaleme alınan önsözünde, hece ölçüsü ve uyağın şiiri yozlaştırdığını söylüyor ve onlara göre şiirin, insanın beş duyusuna değil, beynine seslenen bir söz sanatı olduğunu söylüyordu. Şiire, egemen sınıfların beğenilerinin sonucu yerleşen kalıplaşmış öğeler kaldırılmalı, şairaneliğe son verilmeli ve şiir toplumun çoğunluğuna seslenmeliydi. Bu amaç da yalnızca yeni yollar ve yeni araçlarla gerçekleştirilebilirdi.

    II.Dünya Savaşı‘nın neden olduğu gerginlik nedeniyle uzatılan askerlik görevini, 1945 senesinde, yedek subay rütbesiyle tamamlayan Kanık sonrasında Ankara'ya dönerek, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda tercümanlık yapmaya başladı.

    Burada, Azra Erhat, Oktay Rıfat ve Erol Güney ile birlikte ortak çeviri çalışmaları yürütürken, 1947 senesinde, Reşat Şemsettin Sirer‘in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla birlikte, yeni bakanlık yönetimini “antidemokratik ve tutucu” davranmakla suçlayarak, görevinden istifa etti.

    Ardından, Mehmet Ali Aybar tarafından yayımlanan, “Hür” ve “Zincirli Hürriyet” isimli gazetelerde, siyasal, sosyal, kültürel ve edebi konular üzerine eleştirel yazılar kaleme almaya başladı. 1948 senesinde ise, bir süre, Ulus gazetesinde, “Yolcu Notları” başlığı altında makaleler yazdı.

    1 Ocak 1949'da, iki sayfalık “Yaprak” adlı kültür-sanat dergisini çıkarmaya başladı. 15 günde bir yayımlanan derginin ömrü, finansman sorunu yüzünden kısa sürdü ve 28 sayıyla sınırlı kaldı. Yaprak'ın yayım hayatı, 15 Haziran 1950 tarihinde sona erince, Kanık, İstanbul'a taşınmaya karar verdi. Aynı sene, Nazım Hikmet‘in yazılarından dolayı mahkum edilmesini protesto etti ve düşünce özgürlüğüne imkan verilmediğini öne sürerek, yakın dostları Melih Cevdet ve Oktay Rıfat ile birlikte, şairin serbest bırakılması için 3 gün boyunca açlık grevi yaptı. Bu eylemiyle, siyaset ve edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırdı.

    Aynı yılın Kasım ayında, bir haftalığına Ankara'ya gelen Kanık, 10 Kasım 1950 gecesinde, onarım için kazılmış, üzeri kapatılmamış bir çukura düşerek ayağını incitti. Daha sonra İstanbul'a dönen Kanık, bir arkadaş ziyareti sırasında aniden fenalaşması üzerine Cerrahpaşa Hastanesi'ne kaldırıldı. Orhan Veli Kanık, 14 Kasım 1950 tarihinde, beyin kanaması sonucu girdiği komada yaşamını yitirdi.

    Cenazesi, Rumelihisarı‘nda bulunan Aşiyan Mezarlığı'nda toprağa verildi. Yakın arkadaşları tarafından 1 Şubat 1951 tarihinde anısına ''Son Yaprak'' adlı tek baskılık bir dergi yayımlandı.

    ESERLERİ

    Şiir

    Garip (1941 – Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat Horozcu ile birlikte)

    Vazgeçemediğim (1945)

    Destan Gibi (1946)

    Yenisi (1947)

    Karşı (1949)

    Düzyazı

    La Fontaine Masalları (1948)

    Nasrettin Hoca Hikayeleri (1949 – manzum hikaye)

    Nesir Yazıları (1953)

    Edebiyat Dünyamız (1975)

    Fransız Şiiri Antolojisi (1947 – derleme)

    Çeviri

    Bir Kapı ya Açık Durmalı ya Kapalı (A.de Musset'den – O. Rifat ile, 1943)

    Barberine (1944)

    Scapin'in Dolapları (Molière'den – 1944)

    Sicilyalı yahut Resimli Muhabbet (1944)

    Tartuffe (1944)

    Versailles Tulûatı (1944)

    Üç Hikâye (Gogol'dan – Erol Güney ile, 1945)

    Turcaret (A. R. Lesage‘dan – 1946)

    Hamlet ve Venedikli Tüccar (Shakespeare‘den – Ş. Erdeniz ile, 1949)

    Batıdan Şiirler (O. Rifat ve M. Cevdet ile, 1953)

    Antigone (J. Anouilh‘den – 1955)

    Saygılı Yosma (J. P. Sartre'dan – 1961)

    Bütün Çeviri Şiirleri (1982)

    El Kapısında (Turgenyev‘den – 1994)
  • "Kim Allah'tan başka ilah yoktur ve Muhammed O'nun elçisidir derse, cennete girer." (....) Genel olarak toplum tarafından kabul görmüş olsa bile, bu hadisin sadece düzmece olmakla kalmayıp, bizzat Kur'an'ın temel tutumuna aykırı olduğu aşikardır.
  • Hariciler şöyle dediler: Bir kafirin kafir olduğunu kabul etmeyen kişinin kendisi kafirdir.