• Makalenin kalan kısmı oldukça etkileyiciydi. Atsız, “uğrunda çalışanlar ve ıstırap çekenler bulundukça Türkçülüğün mutlaka muzaffer olacağını” söylüyordu. Son satırları ise bir seslenişti:
    Türkçüler! Sıkı saflar halinde birleşerek ve başka her düşünceyi geride bırakarak, ateş yağmuru altında döküle döküle, fakat bir an durmadan Moskofa karşı Köprüköy taarruzunu
    yapan Türk alayı gibi ülküye doğru ilerleyiniz. Bu ilerleme sırasında düşenlere bakmak için bile bir an kaybetmeyiniz. Onları mukadderata, tarihin şeref yaprağına ve Tanrıya bırakarak
    yürümekte devam ediniz ve en büyük kahramanlığı yapsanız bile en küçük karşılığını beklemeyiniz.
  • ...birkaç somut örnek vererek bu durumu açıklamak gerekiyor. Meselâ Soğukömeroğulları’nın makalesinin
    özet kısmı şöyledir: “1931 yılında yayım hayatına başlayan Atsız Mecmua, aralıksız olarak 17 sayı çıkar. Dergide
    halk edebiyatı, edebiyat, tarih, milliyetçilik, sosyal konular, çeşitli fikirler üzerine yazılar kaleme alınır ve şiir ve
    hikâye gibi edebi ürünler de yazılır. Halk edebiyatı alanında destan halk hikâyesi, halk şiiri, atasözleri, maniler ve
    tasavvuf konusuna değinilir. Edebiyat konusunda dergiler ve yazmalardaki şiirler anlatılır. Tarih ve milliyetçilik
    konuları ise, daha çok Turan ve Türkçülük konuları üzerine yoğunlaşır. Yayımlandığı dönemdeki sosyal konulara da
    değinen Atsız Mecmua’da Komünizm karşıtlığı üzerine çeşitli yazılar da kaleme alınır.” (Mehmet Soğukömeroğulları,
    a.g.m., s. 94). Yiğit’in tezindeki kısım ise aynen şu şekildedir:
    “1931 yılında yayım hayatına başlayan ve adını yayımcısı Hüseyin Nihal Atsız’dan alan Atsız Mecmua, 15 Mayıs
    1931 tarihli ilk sayısı ile birlikte aralıksız olarak 17 sayı çıkar. Edebiyat, tarih, halk edebiyatı, milliyetçilik, sosyal
    konular, çeşitli fikirler üzerine yazıların kaleme alındığı ve şiir ve hikâye gibi edebi ürünlerin de yazıldığı dergide
    halk edebiyatı alanında destan, halk hikâyesi, halk şiiri, atasözleri, maniler ve tasavvuf konusuna değinilir. Tarih ve
    milliyetçilik konularında daha çok Turan ve Türkçülük üzerine yoğunlaşan Atsız Mecmua’da, yayınlandığı
    dönemdeki Komünizm fikri karşıtlığı üzerine çeşitli yazılar da kaleme alınmıştır.” (Mehmet Fatih Yiğit, a.g.t., s. 79).
    Soğukömeroğulları, Atsız Mecmua’dan bir makaleyi tahlil ederken şu cümleleri kullanıyor: “Atsız Mecmua’nın ikinci
    sayısında yer alan Boz Kurt’un ‘Gençlik ve Mefkûre’ yazısında ilk önce Hayat mecmuasını insana benzeten yazar,
    onun ölümünden bahseder. Ancak eleştirisi dergi içerisinde fikirden başka her şeyin olmasıdır. Gökalp’ı hatırlayan
    mütefekkir Türk milletinin derdine derman olan düşüncenin Fransızlar tarafından verilmesini tenkit eder ve gerçekten
    eleştiri gerekiyorsa buna Arap gençlerin daha çok ihtiyacı olduğu üzerinde durur.” (Mehmet Soğukömeroğulları,
    a.g.m., s. 108). Yazar daha sonra “Gençlik ve Mefkûre” adlı makaleden bir cümle alıntılayarak başka bir makalenin
    tahliline girişiyor. İlginç olansa, Yiğit’in tezinde de hem makaleyle ilgili değerlendirmeler, hem de alıntılanan kısmın
    aynı olmasıdır. “Fikir yazılarından Atsız Mecmua’nın ikinci sayısında yer alan Boz Kurt’un “Gençlik ve Mefkûre”
    yazısında ilk önce Hayat mecmuasını insana benzeten yazar, onun ölümünden bahseder. Gökalp’ı hatırlayan
    mütefekkir Türk milletinin derdine derman olan düşüncenin Fransızlar tarafından verilmesini tenkit eder ve
    Fransızların Suriye’deki topraklarımıza konduğundan ve istila ettiğinden dem vurur. Ve gerçekten eleştiri gerekiyorsa
    buna Arap gençlerin daha çok ihtiyacı olduğu üzerinde durur.” (Mehmet Fatih Yiğit, a.g.t., s. 91). Yiğit’in, başka bir
    yerde de Soğukömeroğulları’nın makalesinden bir cümleyi aynen aldığı, sadece “bir” kelimesini eklediği
    görülmektedir. Atsız’ın “Namık Kemal” imzasıyla kaleme aldığı bir yazıyla ilgili Soğukömeroğulları şu yorumu
    yapmaktadır: “Atsız Mecmua’nın diğer sayısında Namık Kemal’in ‘Mefkûremin Faciası’ yazısı Osmanlı Devleti’nin
    içerisinde bulunduğu durumdan hoşnut olmayan şairin iç dünyasını gözler önüne serer.” (Mehmet
    Soğukömeroğulları, a.g.m., s. 108). Yiğit’in tezindeki cümle ise şöyledir: “Atsız Mecmua’nın diğer bir sayısında yer
    alan Namık Kemal’in ‘Mefkûremin Faciası’ yazısı Osmanlı Devleti’nin içerisinde bulunduğu durumdan hoşnut
    olmayan şairin iç dünyasını gözler önüne serer.” (Mehmet Fatih Yiğit, a.g.t., s. 92). Esasen burada başka bir durum
    daha bulunmaktadır. Zira Atsız Mecmua’daki “Namık Kemal”, bilinen Namık Kemal değil, Atsız’ın kullandığı
    imzalardan biridir (Fethi Tevetoğlu, “Türkçü Dergiler VII,” s. 50-51). Ayrıca bahsi geçen yazıda Osmanlı Devleti’nin
    kötü durumda olduğunu belirten herhangi bir unsura rastlamak da mümkün değildir (Namık Kemal [Hüseyin Nihâl
    Atsız], “Mefkûremin Facıası,” Atsız Mecmua, I/3 (15 Temmuz 1931), s. 61-62). Tez ve makale arasındaki yüksek
    dozlu benzerliğin örneklerini çoğaltmak elbette mümkündür. Fakat, bu kadar örnek bile Yiğit’in tezinin ilgili
    kısmının Soğukömeroğulları’nın makalesinden kopyalandığını göstermeye kâfidir.
  • İnsan olmak, öğrenmek demektir. Doğduğumuz andan öldüğümüz ana kadar beynimiz şaşırtıcı miktarkarda bilgi depolar. Gerçekten durup nasıl muntazam temeller üzerine oturduğunu düşününce aklınız yerinizden çıkacak. Beyniniz gerçekten bir sünger gibidir. Fakat yaşlandıkça, öğrenmeye olan eğlimimiz azalır. Yeni beceriler edinme konusunda kendimize olan güvenimiz kaybolur ve yeni şeyler öğrenmek için her zaman dayanma gücümüz kalmaz. Her gün bir kaç küçük değişiklikle, kendinizi daha akıllı hale getirbilir, daha fazla güvene sahip olabilir ve hayatınızı zengin ve farklı şekillerde yerine getirecek yeni şeyler öğrenebilirsiniz. İşte her geçen gün daha akıllı olmanıza yardımcı olacak 10 ipucu :

    1) Gidişatı değiştirin
    Beyninizin bir düzene oturması için en hızlı yol, düzenli olarak gidişatı değiştirmektir. İnsanların rutini sevdiği bir sır değil. Özellikle değişimi sevmiyoruz. Bu biraz streslidir ve günlük işleri tamamlama gücümüzü alt üst edebilir. Ancak bu bizim ve özellikle de beynimizin rahat ve pasif olmasına neden olur. Ve bildiğimiz gibi, üstümüze bir rahatlık çöktüğünde ilerleme nadiren gerçekleşir. Ancak işleri değiştirerek, beyninizi ne yaptığınızı düşünmeye zorlarsınız. Örneğin, çalışmak için farklı bir güzergahta ilerleyebilir, telefonunuzda yeni uygulamalar deneyebilirsiniz.

    Kendinizi bir değişiklik yapmaya zorladığınızda, beyninizi yeni bağlantılar kurmaya teşvik edersiniz (buna nöroplastisite denir). Günlük rutinlerinizde sıkışıp kaldığınızda beyniniz boşta kalır ve yeni bağlantılar kuramaz. Ancak günlük alışkanlıklarınızı değiştirerek, küçük işler için bile beyninizi dikkat etmeye ve öğrenmeye zorlayabilirsiniz. Yeni deneyimlerin de faydaları vardır.

    Norman Doidge, “Kendini Değiştiren Beyin: Beyin Biliminin Sınırlarından Bireysel Başarı Öyküleri” nde bu konudaki bütün faaliyetlerin eşit olmadığını yazıyor.Bir müzik aleti çalışmayı, masa oyunlarını oynamayı, okumayı ve dans etmek gibi gerçek konsantrasyon içeren icraatlar demans riskini büyük miktarda düşürür.Yeni hareketler öğrenmeyi gerektiren dans, hem fiziksel hem de zihinsel olarak zordur ve çok fazla konsantrasyon gerektirir.

    2) Ara verin
    İş günü ortasında veya hafta sonları kendinize zaman ayırın. İş günlerinde dümdüz bir şekilde çalışmak yerine, 10-15 dakikalık aralar verin, kalkıp biraz dolaşarak kan akışınızı hızlandırın ve işle ilgili bir şeye odaklanmadığınızdan emin olun. Bir proje üzerinde çalışıyorken kalkıp uzaklaşmak mantığa aykırı gelebilir, ancak bu mola bir sonraki seviyeye geçmek için ihtiyaç duyduğunuz şey olabilir. Şu anda kalkıp bir mola vermek için iyi bir zaman olduğuna karar vermek yerine, molaları planlayarak gerçekleştirebilirsiniz. Böyle söylüyoruz çünkü tembel insanlar yaptıkları şeyleri bırakıp oturarak, Netflix ’i açıp tembellik yapmak için bahane arayacaklardır. Gününüzü planlarken, günde kaç mola istediğinizi düşünün ve buna göre plan yapın. Son araştırmalar, saatte bir mola verenlerin mola vermeyenlere göre daha iyi performans verdiğini göstermektedir.

    “Pratik bir bakış açısına göre, araştırmamız, uzun görevlerle karşılaştığında (örneğin bir final sınavından önce çalışmak veya vergilerinizi yapmak gibi), kendinize kısa molalar vermenin en iyi yol olduğunu göstermektedir.Kısa zihinsel molalar aslında görevinize odaklanmanıza yardımcı olacak!” – Çalışmayı yöneten Illinois Üniversitesi psikoloji profesörü Alejandro Lleras. Muhtemelen, her 60 dakikada bir 40 dakika çalışıyor olsanız bile, kendinizi daha üretken ve ileri görüşlü hissedeceksiniz ve bu ivmeyi koruyabilirseniz hala çoğu insandan daha fazla iş yapmaya devam edeceksiniz. Bu şekilde çalışmaktan hoşlandığınızı bile görebilirsiniz ve işler ilk başta düşündüğünüz kadar kötü değildir.

    Meditasyon yapmak, molalar için harika bir aktivitedir. Beyin Araştırmaları Bülteni dergisinde yayınlanan araştırmalar, meditasyonun beyninizi somatosensori korteks bölümündeki alfa ritimlerinizi değiştirmenize yardımcı olduğunu ve odaklanmanızı sağladığını buldu: “Verilerimiz meditasyon eğitiminin odaklanmakta daha iyi olduğunu, kısmen ortaya çıkan olayların sizi nasıl etkileyeceğini daha iyi düzenlemenizi sağladığını gösteriyor.”- MIT sinirbilimci ve makalenin kıdemli yazarı Christopher Moore.

    3) Müzik Dinleyin veya Müzik Yapın
    Farklı müzik türleri dinleyin ve eğer hevesliyseniz, yeni bir enstrüman öğrenmeye başlayın. Beyninizi alışılmadık durumlara sokmak, fiziksel ve zihinsel olarak rahatsız edici olabilir, ancak bu beynin gelişmesi için en iyi şeydir. Değişim, beyninizin gelişmesine ve hafıza ile düşünceler arasında bağlantı kurmayı öğrenmesine yardımcı olur. Dr. Cuddy’ye göre “müziğin çok fazla bileşeni var” , “ve iletişim ağı beyin üzerinden dağıtılıyor”. Başka bir deyişle müzik, zinde ve sağlıklı kalmak için beyindeki önemli olan farklı alanları harekete geçirir.

    Bilimsel olarak, müziğin çeşitli alanlarda faydalı olduğu bulunmuştur. Maryland Tıp Merkezi Üniversitesi ’ne göre, “müzik hem sağlıklı bireylerde hem de sağlık sorunu olan insanlarda stresi azaltmak için etkilidir”. Araştırmalar ayrıca dinlendirici müziğin kalp hastalarında kan basıncını, kalp atış hızını ve anksiyete seviyelerini azaltabileceğini buldu. Bunların hepsi iyi güzel, fakat müziğin sizi daha akıllı yaptığı ispatlanmış mı? Araştırmalara göre “müzik beyni kapsayan alanlar ile, tahminlerde bulunmak ve olayları hafızaya kaydetmekle ilgileniyor”.

    Asıl soru, odağınızı ne tür bir müzik geliştirebilir? Çalışmalar sonucunda, besteciler tarafından 200 yıl önce kullanılan müzikal teknikleri beynin gelen bilgileri düzenlemesine yardımcı olduğunu buldu. Buna Mozart, Bach ve Beethoven gibi sanatçıların müzikleri de dahildir.

    4) Beynin Zinde Kalması İçin Zeka Oyunları Oynayın.
    Seninki, konuşmak istemediğin arkadaşlarınla mesajlaşmak ve fotoğraf çekmekten daha fazlasını yapmak için iyi bir telefon. Beyninizin zinde kalmasına yardımcı olmak için de kullanılabilir. Zeka oyunları, bulmaca oyunları ve hatta kelime oyunları beyninizi zinde tutmanıza ve telefonu daha kullanışlı hale getirmenize yardımcı olur! Bazı çalışmalar beyin jimnastiği oyunlarının gençlerin “yönetsel işlevleri, çalışma hafızasını ve işlem hızını” geliştirdiğini ortaya çıkardı. Lumosity veya Elevate gibi bazı oyunların yaşlılarda bilişsel sağlığı koruduğu bile belirtiliyor.

    Araştırmanın bir kısmı tartışmalı olsa da, zeka oyunlarının sizi zinde tuttuğu ve beyninize bir miktar fayda sağladığı açıkça ortada. Zeka oyunu Lumosity ‘nin kullanımıyla ilgili 51 normal sağlıklı konuyu inceleyen Suudi Arabistan’daki Kral Suud Üniversitesi ‘nde yapılan bir araştırmaya göre, zeka oyunları bir ay boyunca oyuncunun dikkatinde ve işlem hızında önemli bir gelişme sağlıyor. Dikkat ve motor hızı da dahil olmak üzere farklı bilişsel alanlarda gelimeler kaydedildi.

    5) İz Peşine Düş ve Egzersiz Yap
    Dışarı çıkmak, zeki insanlar için önemli bir bileşendir. İnsanların evde olması gün boyunca bilgisayar başında oldukları anlamına gelmiyor. Dışarı çıktığınızda beyniniz olumlu yönde tepki verir ve belinize de iyi gelir. Egzersizin sağlınız için iyi olduğu herkes tarafından bilinen bir şey, ancak son araştırmalar zihniniz için de harika olduğunu öne sürüyor. Harvard Health Blog, aerobik egzersizlerinin kalbe iyi geldiği kadar, beyin sağlığınız için de önemli olduğunu söylüyor; “Düzenli olark aerobik egzersizleri yapmak, vücut metabolizmanıza, kalbinize ve ruhunuza önemli değişiklikler getirecektir. Canlanma ve rahatlama, stimülasyon ve sakinleşme, depresyonu önlemek ve stresi azaltmak için eşsiz bir kapasiteye sahiptir. Dayanıklılık, sporcular arasında yaygın olarak görülen bir şeydir ve egzersizleri başarıyla yapmak, kaygı bozukluklarını ve klinik depresyonu giderdiği klinik çalışmalarla doğrulanmıştır. Sporcular ve hastalar egzersizden psikolojik faydalar elde edebiliyorsa, siz de yapabilirsiniz.”

    Egzersiz etkisi neden bu kadar güçlü?

    Çünkü egzersiz, adrenalin ve kortizol gibi vücudun stres hormonlarının seviyesini düşürürken, aynı zamanda doğal ağrı kesiciler ve ruh halini canlandıran endorfin, dopamin ve serotonin üretimini teşvik eder. Bu nedenle egzersizin zihni temizlediği bilinmektedir. Ayrıca, fiziksel aktivite beynin “plastisitesini” artırabilir yani beynin öğrenme yeteneğini geliştirebilir. Avustralya’daki Adelaide Üniversitesinde yapılan bir çalışmada, küçük bir yetişkin grubun 30 dakikalık güçlü bir aktivite seansının ardından nöroplastisitede anlamlı bir artış gösterdiği tespit edildi. Kısacası, egzersiz sizi aynı anda mutlu ve daha akıllı hale getirebilir.

    6) Farklı Bir Şeyler Ye
    Sadece bilindik yemekler yemeyin, tavuk ve pilavdan bir süre sonra sıkılırsınız, yeni yiyecekler deneyin çünkü beyninizi canlandırır. Yeni bir yemek denediğinizde ve daha sağlıklı beslendiğinizde, beyniniz daha iyi çalışır.Kendinize iyi bakmanın, sizi daha akıllı bir insan yapabilecek beyin gücüne dikkat etmenin harika bir yolu olduğu ortaya çıktı. Ayrıca, beyninizi sağlıklı tutabilen bazı “beyine faydalı gıdalar” da vardır. Bunlar aşağıdakileri içerir:

    Yeşil, yapraklı sebzeler: Lahana, ve brokoli gibi yapraklı sebzelerin bilişsel azalmayı yavaşlattığı gözlemlenmiştir. Beyin sağlığına iyi gelen bu besinler K vitamini, lutein, folat ve beta karoten içerirler.
    Yağlı balıklar: Bol miktarda omega-3 yağ asidi bulunur ve bunlar Alzheimer hastalığına sahip insanların beyinlerinde zararlı öbekler oluşturan proteinin düşük kan beta-amiloid seviyeleri ile bağlantılıdır.Yaban Mersini: Nöroloji Annals dergisinde yayınlanan bir araştırma, her hafta 2 ya da daha fazla porsiyon yaban mersini tüketen kadınların hafıza kaybını 2 buçuk yıla kadar azalttığını buldu.
    Çay ve kahve: Kahve severler yaşadı! Kafein tüketimi sizi uyandırmaktan ve kısa bir konsantrasyon artışı sağlamaktan daha fazlasını yapabilir.The Journal of Nutrition’da yayınlanan 2014 çalışmasına göre, kafein tüketimi daha yüksek olan katılımcılar bilişsel işlev testlerinde daha iyi puan aldılar.
    Ceviz: Fındıkların büyük protein ve sağlıklı yağ kaynakları olduğunu biliyoruz, ancak özellikle bilişsel performansı arttırabilecek bir besin var ki, o da cevizdir.Ceviz, alfa-linolenik asit (ALA) adı verilen ve kan basıncını düşüren ve atardamarları koruyan bir tür omega-3 yağ asidine sahiptir.

    7) Meditasyon
    Daha Akıllı Olmak İçin Meditasyon
    Beynin plastisitesini duydunuz, yani beynin yapısını yeni nörolojik bağlantılar oluşturarak değiştirme yeteneği. Meditasyon – özünde durmadan oturmak ve ortaya çıkan düşüncelerle ilgilenmemek- görünen o ki aktif olmayan bir durumda beynin fiziksel yapısını değiştirir.Ve değişiklik kısa sürede gerçekleşebilir (sadece sekiz hafta).

    2011 yılında, Sara Lazar ve Harvard ‘daki ekibi, farkındalık meditasyonunu içeren sekiz haftalık bir çalışma yaptı. Çalışma, sekiz haftalık bir süre boyunca günde 30 dakikalık dikkatlilik egzersizi yapan 16 katılımcıyı içermektedir.

    Dikkatlilik uygulamaları,meditasyonları bir rehber vasıtasıyla dinlemeyi ve duyguları ya da aklın genel durumunu yargılamamaya çalışmayı içerir. Çalışma tamamlanmadan 2 hafta önce MRG alındı.MRG, sekiz haftalık Dikkatliliğe Dayalı Stres Azaltma’nın (MBSR), beynin hafıza, benlik hissi ve empati ile ilişkili kısmı olan hipokampustaki kortikal kalınlığını arttırdığını ortaya koydu. Aynı zamanda, amigdalanın fiziksel kütlesinde ve beynin korku, kaygı ve stres ile ilişkili alanı içinde bir azalma ölçüldü.

    Soru şu: Meditasyonu nasıl uygularsınız?

    İşte Hack Spirit ‘in meditasyon uzmanlarından bazı harika tavsiyeler:
    İşte başlamanız için 4 adım:

    1. Dikkatinizi dağıtmayacak ve çalışmanızı bölmeyecek bir yer ve zaman seçin.

    2. Rahatla. Rahat ve konforlu bir vücut pozisyonu bulun.

    3. Rahat, pasif bir zihinsel tutum içine girmeye çalışın. Zihninizi boşaltın. Düşünceler ve endişeler ortaya çıkıyorsa, sadece kabullenin, ardından rahat ve düşüncesiz olmaya çalışın.

    4. Zihinsel bir yönteme konsantre ol. Bir mantra kullanabilirsiniz veya basit bir kelimeyi sürekli tekarlayabilirsiniz.Ya da sabit bir nesneye bakabilirsiniz.Her ne ise, amaç bir şeye odaklanmak, böylece düşünceleri ve dikkat dağıtıcı şeyleri engelleyebilirsiniz.

    8) Her Gün Bir Şeyler Okuyun
    Okumayı kendinize bir ödül olarak verin. Şaşırtıcı, insanlar okuyabilirler.. Beynimiz okuma ve anlama için bir köprü görevi görmez. Zorunlu olduğumuz için okuma kabiliyetini geliştirdik, ama bu beynimizin düzenli olarak mücadele ettiği bir şey. Ne kadar çok yaparsanız, o kadar iyi olursunuz ve o kadar çok şey öğrenirsiniz. Dr. Seuss’un bir keresinde yazdığı gibi, “Ne kadar çok okursanız o kadar çok şey bilirsiniz. Ne kadar çok şey öğrenirseniz o kadar çok yere gidersiniz. ”

    Araştırmalar düzenli olarak okumayla birlikte daha akıllı olunabileceğini bulmuştur.Tıpkı egzersiz, kardiyovasküler sisteminiz için faydalı olduğu gibi, okuma da beyninize bir egzersiz sağlar ve hafızanızı ve dikkatinizi geliştirir. Dahası, okumanın empatiyi geliştirdiği de gösterilmiştir. Northcentral Üniversitesi Enstitüsü’nün Müdürü Dr. Wade Fish şunları söyledi:“Okuma, bir insanın, özellikle o okuyucunun işi veya yaşam tarzı ile ilgili olmayan konuları okurken, okuyucunun kişisel olarak deneyimlemediği diğer yaşam deneyimlerine karşı takdirini artırır.”

    9) Hatırlama Alıştırmaları Yapın
    Bilgi almak, toplamak kadar önemlidir. Hatırlama alıştırmaları yaptığınızda, beynin geçmiş şimdi arasında bir bağlantı kurmasına ve dikkat etmeyip hatırlamadığınız ne varsa bunların ortaya çıkmasına yardımcı oluyorsunuzdur. Yaşamınızdaki farklı zamanları düşünmek, belirli durumlarda nasıl tepki verdiğiniz hakkında daha fazla bilgi edinmenize yardımcı olur.

    Beyin egzersizleri, bir şeyleri hatırlamak için önemlidir.İrlandalı araştırmacılar, katılımcıların ezberci öğrenme konusunda genişletilmiş alıştırmalarla daha fazla bilgi hatırlayabildiklerini buldu. Ezbere dayalı öğrenmenin beyinde epizodik ve yüzeysel hafıza için kilit bir alan olan hipokampusa fayda sağladığı bulundu. Yani bir şeyleri hatırlama pratiği yapın. Beyninize büyük bir iyilik yapıyor olacaksınız.

    10) Yeni Bir Dil ya da Size Zor Gelen Bir Şey Öğrenin
    İlk diliniz ne olursa olsun, başka bir dil öğrenmeyi deneyin. Tek bir kelime öğrenemeseniz bile, öğrenmeye çalışmak, beyninizin gücünü artıracak ve zor işlerin yapmaya değer olduğunu görmenize yardımcı olacaktır. Elbette, kesinlikle öğrenmeyi beklediğinizden daha fazlasını öğreneceksiniz, ancak her halükarda kendinize zaman verin.

    Beyniniz yeni, karmaşık şeyleri ve yeni bir dil öğrenmeyi kesinlikle seviyor. Ve sadece bir dili konuşan insanlarla karşılaştırıldığında, birden fazla dili konuşan insanların genel zeka ve genel üstün bilişsel yetenekleri olduğu bulunmuştur. En can alıcı nokta? Bilim, ikinci bir dili öğrenmenin, ne zaman başladığınızdan bağımsız olarak beyin işlevinizi iyileştirmeye yardımcı olabileceğini buldu.

    Araştırmacılar, 2 dil bilenlerin, dikkat testlerinde daha iyi performans gösterdiğini ve ikinci bir dili yetişkin veya çocuk olarak öğrenmiş olmalarına bakılmaksızın, yalnızca bir dili konuşanlardan daha iyi bir konsantrasyonda olduklarını keşfetti.

    Araştırmacılara göre:

    “Düşünebileceğim hiçbir şey, başka bir dil öğrenmeye çalışmaktan daha zor ya da bilişsel olarak ilgi çekici değil. Her yaşta ikinci bir dil öğrenmek “bilişsel işlevi korumak için mükemmel bir etkinlik”.

    ÖZETLE ;
    Daha akıllı olmak için:

    1) Gidişatı değiştirin: Her zaman yeni bir şeyler öğrenmek için kendinizi zorlayın ve beyninizi yeni bağlantılar kurmaya teşvik edin.

    2) Ara verin: Araştırmalar saatte bir mola verenlerin ara vermeden çalışanlardan daha iyi performans gösterdiğini öne sermektedir.

    3) Müzik dinleyin veya müzik yapın: Müzik, beynin zinde ve sağlıklı kalması için önemli olan beyindeki farklı alanları harekete geçirir.

    4) Zinde kalmak için zeka oyunları oynayın: Telefonunuza zeka oyunları indirin. Araştırmalar dikkatinizi ve algı hızınızı iyileştirdiklerini gösteriyor.

    5) Egzersiz yapın: Egzersiz yapmak sizi aynı anda mutlu ve daha akıllı hale getirebilir.

    6) Belirli şeyler yiyin: Yeşil yapraklı sebzeler, yağlı balıklar, meyveler, çay ve kahve ve beyninizi güçlendirmek için ceviz yiyin.

    7) Meditasyon yapın: Meditasyon, hafızanızı ve empatinizi geliştirmenize yardımcı olurken, stres ve kaygı kaynaklı olumsuz bilişsel etkileri azaltır.

    8) Her gün okuyun : Tıpkı egzersiz, kardiyovasküler sisteminiz için harika olduğu gibi, okuma da beyninize bir egzersiz sağlar ve hafızanızı ve dikkatinizi geliştirir.

    9) Hatırlama alıştırmaları yapın: Ezbere dayalı öğrenmenin beyinde epizodik ve yüzeysel hafıza için kilit bir alan olan hipokampusa fayda sağladığı bulunmuştur.

    10) Yeni bi dil öğrenin: Bilim, ikinci bir dili öğrenmenin, ne zaman başladığınızdan bağımsız olarak beyin işlevinizi iyileştirmeye yardımcı olabileceğini buldu.

    Çeviren: Mete Arman NARLI

    Kaynak: https://ideapod.com/how-to-become-smarter/

    https://beyinsizler.net/...y-gunluk-aliskanlik/
  • Yaramazlık yapan bir çocuğa, hem yaptığı hareketi kınadığımızı, hem de devam etmesini yasakladığımızı belirtmek amacıyla yaptığımız gibi. "Tanrı aşkına, gerçek bir dâhi olan Monet gibi bir ressamın ardından, Poussin gibi yeteneksiz, basmakalıp, eski bir ressamın adını anmayın. Size açıkça söyleyeyim, bence dünyanın en sıkıcı adamı. Ne yapabilirim, buna da resim diyemem ki. Monet, Degas, Manet derseniz, tamam, ressam derim onlara! Çok ilginç," diye ekledi, hayran bakışlarını, boşlukta, kendi düşüncesini gördüğü bir noktaya, dikkatle incelercesine dikerek, "çok ilginç, bir zamanlar, Manet'yi tercih ederdim. Şimdiyse, Manet'yi hâlâ takdir ediyorum elbette, ama galiba Monet'yi ona da tercih ediyorum. Ah, o katedraller!" Tercihlerinin izlediği evrim konusunda bana bilgi verirken, kibarlık kadar titizlik de sergiliyordu. Tercihlerinin geçirdiği aşamaları, bizzat Monet'nin değişik üslupları kadar önemli bulduğu hissediliyordu. Aslında, beğenileri konusunda bana itirafta bulunmasından bir övünme payı çıkarmam yersiz olurdu, çünkü markiz, en dar görüşlü taşralı kadının karşısında bile, bu itirafları yapma ihtiyacı duymadan, beş dakika duramazdı. Mozart'la Wagner'i birbirinden ayırmaktan âciz, Avranches' lı bir soylu hanım, Mme de Cambremer'in yanında, "Paris seyahatimiz sırasında ilginç bir yenilik göremedik, bir kere Opera-Comique'e gittik, Pelleas ve Melisande'ı oynuyorlardı, feci bir şey," dediğinde, Mme de Cambremer, küplere binmekle kalmayıp, "Tam tersine, küçük bir şaheser," diye haykırma ve "tartışma" ihtiyacı duyardı. Belki de bu, Combray'de, büyükannemin, buna "dava adına mücadele" adını veren ve her hafta, kendi tanrılarını dar kafalı cahillere karşı savunmak zorunda kalacaklarını bildikleri akşam yemeklerine gitmekten hoşlanan kız kardeşlerinin yanında edindiği bir alışkanlıktı. Bazı insanların siyaset konusunda yaptıkları gibi, Mme de Cambremer de sanat konusunda "münakaşaya girmekten" hoşlanır, "diriltici" bulurdu bunu. Debussy'yi, davranışları ayıplanan bir hanım arkadaşının tarafını tutarmış gibi savunurdu. Oysa, "Aksine, küçük bir şaheser," demek suretiyle terslediği kişide, sonucunda tartışmaya gerek duymadan anlaşacakları bütün bir sanat kültürü sürecini bir anda yaratamayacağını anlaması gerekirdi. "Le Sidaner'ye, Poussin hakkında ne düşündüğünü soracağım," dedi avukat bana. "İçine kapanık, az konuşan bir insandır, ama ben onun ağzından laf almayı bilirim."
    "Zaten," diye devam etti Mme de Cambremer, "ben güneş batışlarından nefret ederim, romantiktir, opera gibidir. İşte bu yüzden kayınvalidemin Güney bitkileriyle dolu evini de hiç sevmiyorum. Göreceksiniz, Monte-Carlo'da bir parka benzer. Sizin bu kıyıyı bu nedenle daha çok seviyorum. Daha hüzünlü, daha samimi bir yer; denizin görülmediği küçük bir yolu var. Yağmurlu günlerde her taraf çamur içinde kalıyor, bambaşka bir âlem. Venedik'te de aynı şekilde, Büyük Kanal'dan nefret ederim, küçük rio'lar ise çok duygulandırır beni. Zaten bu bir atmosfer meselesi."
    "Ama," dedim, Mme de Cambremer'in gözünde Poussin'e itibarını kazandırmanın, eski ressamın yeniden moda olduğunu kendisine bildirmekten başka yolu olmadığını hissederek, "M. Degas, Chantilly'deki Poussin'ler kadar güzel bir şey görmediğini söylüyor." - "Öyle mi? Chantilly'dekileri bilmiyorum," diye cevap verdi, Degas'yla fikir ayrılığına düşmek istemeyen Mme de Cambremer, "ama Louvre'dakilerin feci şeyler olduğunu söyleyebilirim." - "Degas onlara da hayran." - "Tekrar görmem gerekir. Çok gerilerde kaldılar benim için," diye cevap verdi markız kısacık bir sessizlikten sonra ve sanki yakında Poussin hakkında mutlaka benimseyeceği olumlu hüküm, kendisine verdiğim bilgiye değil, fikrini değiştirebilmek için Louvre'daki Poussin'leri tabi tutacağı nihai sınava bağlı olacakmış gibi.
    Poussin'lere henüz hayran olmamakla birlikte, bunu, ikinci bir kez düşünüp taşındıktan sonrasına ertelediğine göre dönüşün başlangıcı sayılabilecek bu aşamayla yetindim ve kendisine daha fazla işkence etmemek için, kayınvalidesine, Feterne' in eşsiz çiçeklerinin methini çok işittiğimi söyledim. Alçakgönüllülükle, evin arkasındaki, çok çeşitli bitkilerin yetiştiği küçük bahçesini, sabahları, üstünde sabahlığıyla bir kapıyı itip bahçeye girerek tavuskuşlarını beslediğini, taze yumurtaları topladığını, masa örtüsünün üzerinde kremalı yumurtalara veya kızartmalara çiçeklerden bir çerçeve oluşturarak kendisine bahçesinin ağaçlı yollarını hatırlatan zinyaları veya gülleri kesişini anlattı. "Gerçekten çok gülümüz var," dedi, "gül bahçesi de oturduğumuz eve biraz fazla yakın, bazı günler baş ağrısı yapıyor. La Raspeliere'in terası daha hoştur, rüzgâr getirir güllerin kokusunu, o kadar ağır, başdöndürücü olmaz." Bunun üzerine gelinine dönüp, "Tıpkı Pelleas'taki gibi," dedim, modernizm tutkusuna hitap ederek, "teraslara kadar tırmanan güllerin kokusu... Müziğin içindeki gül kokusu o kadar kuvvetli ki, bende saman nezlesi olduğundan, o sahneyi her dinlediğimde hapşırıyordum." - "Pelleas ne büyük bir şaheser!" diye haykırdı Mme de Cambremer. "Bayılırım Pelleas'a," diyerek, bir vahşinin işvebazlığıyla yanıma geldi, hayali notaları parmaklarıyla çalar gibi yaparken, bir yandan da, tahminimce Pelleas'ın vedalaşması niyetine, bir şeyler mırıldanmaya koyuldu; özellikle o anda bana bu sahneyi hatırlatması, daha doğrusu kendisinin hatırladığını göstermesi şartmış gibi, şevkle, ısrarla sürdürdü mırıldanmayı. "Bence Parsifal'den de güzel," diye ekledi, "çünkü Parsifal de en büyük güzellikleri, melodik, melodik oldukları için de geçerliliği kalmamış bazı cümlelerin halesi kuşatır." - "Hanımefendi, yetenekli bir müzisyen olduğunuzu biliyorum," dedim yaşlı markize dönerek. "Sizi dinlemeyi çok isterdim." Mme de Cambremer-Legrandin bu konuşmaya katılmamak için denize bakmaya başladı. Kayınvalidesinin sevdiği şeyi müzik olarak görmediğinden, yaşlı markizin, aslında herkes tarafından kabul edilen, gerçekten hayran olunacak nitelikteki, ama ona sorulursa 'sözde' yeteneğini de, anlamsız bir çalış ustalığı olarak görüyordu. Gerçi Chopin'in hâlâ hayatta olan tek öğrencisi, Büyük Usta'nın çalış tarzının, "ruhunun", sadece ve sadece, kendi aracılığıyla Mme de Cambremer'e geçmiş olduğunu söylüyordu haklı olarak, ama Legrandin'in kız kardeşi için Chopin gibi çalmak, bir referans olmaktan çok uzaktı, çünkü Polonyalı müzisyen, en küçümsediği besteciydi. "Aa, uçuyorlar!" diye haykırdı Albertine martıları göstererek; kuşlar bir anda çiçek taklidi yapmaktan vazgeçmiş, hep birlikte güneşe doğru yükseliyorlardı. "Yürüyemezler, çünkü dev kanatları vardır," dedi Mme de Cambremer, martıları albatroslarla karıştırarak. "Çok severim martıları, Amsterdam'da hep görürdüm," dedi Albertine. "Deniz kokarlar, sokak taşlarında bile denizi koklarlar." - "Hollanda'ya gittiniz demek, Vermeer'lerle tanıştınız mı?" diye sordu Mme de Cambremer, buyurgan, adeta, "Guermantes'larla tanıştınız mı?" diye sorarcasına bir tonda; çünkü snobizmin nesnesi değişse de, aksanı değişmez. Albertine hayır diye cevap verdi, yaşayan birilerinden söz edildiğini zannetmişti. Ama belli olmadı. "Size piyano çalmaktan büyük mutluluk duyacağım," dedi Mme de Cambremer bana. "Ama şunu da söyleyeyim, ben sadece sizin kuşağın artık ilgilenmediği parçalar çalıyorum. Ben bir Chopin müridi olarak yetiştim," dedi alçak sesle, çünkü gelininden korkuyor ve onun gözünde Chopin bir müzisyen sayılmadığından, Chopin'i iyi veya kötü çalmanın da, bir anlamı olmadığını biliyordu. Gelini, yaşlı markizin bir tekniği olduğunu, süslemelerde notaları birer inci gibi dizdiğini kabul ederdi. "Onun müzisyen olduğunu asla söyletemezler bana," diye bağlardı sözünü Mme de Cambremer-Legrandin. Kendisini "ilerici" ve (sadece sanatta) "solun da solunda" zannettiği için, müziğin ilerlediğini, hem de düz bir çizgide ilerlediğini düşünür, Debussy'yi Wagner'den biraz daha ileride, adeta Wagner-üstü bir müzisyen olarak görürdü. Debussy'nin, kendisinin birkaç yıl sonra zannedeceği kadar Wagner'den bağımsız olmamakla birlikte –geçici olarak yenilgiye uğratılan hasımdan tamamen kurtulabilmek için, yine de ele geçirilmiş silahlardan yararlanılır çünkü–, her şeyin ifade edildiği, fazlasıyla eksiksiz eserlere artık doyulduğu için, bunun tersi bir ihtiyaca cevap vermeye çalıştığını anlamıyordu. Tabii ki bu tepkiyi geçici olarak destekleyen kuramlar vardı, tıpkı siyasette, tarikatlara karşı çıkarılan yasaları, Doğu'daki savaşları destekleyen kuramlar gibi (sapkın eğitim, komünizm tehlikesi, vs.). Sürat çağına, hızlı bir sanatın uygun düşeceği söyleniyordu, tıpkı gelecekte savaşların on beş günden fazla süremeyeceği, demiryollarıyla birlikte yolcu arabalarının uğrağı olan küçük yerleşimlerin gözden düşeceği, buna karşılık otomobil sayesinde tekrar moda olacağı söylendiği gibi. Dinleyicinin dikkatini yormamak gerektiği ileri sürülüyordu, sanki farklı düzeylerde dikkatlerimiz yokmuş ve en yüksek düzeydeki dikkatimizi uyandırmak zaten sanatçıya düşmezmiş gibi. Vasat bir makalenin onuncu satırında esnemeye başlayanlar, her yıl Dörtleme'yi dinlemek için Bayreuth'a gitmemişler miydi? Zaten Debussy'nin de bir süreliğine Massenet kadar zayıf bir müzisyen damgası yiyeceği, Melisande'ın sıçramalarının, Manon'unkilerin seviyesine indirileceği bir gün gelecekti. Çünkü kuramlar ve akımlar, mikroplar ve kan hücreleri gibi, birbirlerini yerler ve savaşarak hayatın devamını sağlarlar. Ama o gün henüz gelmemişti.
    Nasıl ki borsada bir yükseliş olduğunda, bir grup hisse senedi bundan yarar görürse, küçümsenen birtakım sanatçılar da, belki bu horgörüye layık olmadıklarından, belki de –onları övmeyi bir yenilik haline getirecek şekilde– sırf bu horgörüye maruz kalmış olduklarından, tepkiden yarar görüyordu. Hattâ daha da ileriye gidiliyor, karanlık bir geçmişte, şöhretleri o anki akımdan etkilenemezmiş gibi görünen, ama yeni ustalardan birinin, ismini saygıyla andığı söylenen kimi bağımsız yeteneklerin peşine düşülüyordu. Bunun nedeni çoğunlukla, kendisi kim olursa olsun, temsil ettiği akım ne kadar bağımsız olursa olsun, bir ustanın, ilk andaki duygusuna göre bir değerlendirme yapması, yeteneğin, hattâ daha da azının, bir zamanlar tatmış olduğu, yeniyetmeliğinin güzel bir ânını çağrıştıran hoş bir ilhamın, her gördüğü yerde hakkını vermesiydi. Bazen de sebep, başka bir dönemin kimi sanatçılarının, basit bir parçada, ustanın zaman içinde yapmak istediği şeye benzediğini farkettiği bir şeyi gerçekleştirmiş olmalarıydı. Büyük usta bu durumda, eski sanatçıyı kendi müjdecisi gibi görür; onda, bambaşka bir şekle bürünmüş olarak, anlık, kısmi, kardeşçe bir çabayı sever. Poussin'in eserinde Turner'dan parçalar, Montesquieu'de Flaubert'den bir cümle vardır. Bazen de, ustanın tercihleri konusundaki bu söylentiler, nereden çıktığı belirsiz, akımın içine yayılmış bir hatanın sonucu olurdu. Ama anılan ad, bu durumda, tam zamanında koruması altına girdiği kurumdan yararlanırdı, çünkü ustanın seçiminde bir özgürlük, gerçek bir zevk varsa da, akımlar sadece kurama göre yönlenirler. İşte bu şekilde, genel eğilim, her zamanki gibi kâh bir yöne, kâh tam ters yöne saparak, dolambaçlı yollardan ilerlemiş, birtakım eserleri tekrar günışığına çıkarmış ve belki adalet veya yenilenme ihtiyacı, belki Debussy'nin zevki veya kaprisi ya da belki hiç söylemediği bir söz, bunlara Chopin'in eserlerini de eklemişti. Sonsuz güven duyulan yargıçlar tarafından göklere çıkarılan, Pelleas'ın uyandırdığı hayranlıktan yararlanan bu eserler yepyeni bir parlaklığa kavuşmuştu; bunları tekrar dinlememiş olan kişiler bile, sevmeye o kadar hevesliydiler ki, özgürlük yanılsamasıyla da olsa, istemeye istemeye seviyorlardı. Ne var ki Mme de Cambremer-Legrandin yılın bir bölümünde taşrada yaşıyordu. Paris'te bile, hastalığı nedeniyle vaktinin büyük kısmı odasında geçiyordu. Bu durum, kendini özellikle Mme de Cambremer'in moda zannederek kullandığı, daha çok yazılı dile uygun, ama kendisi bunları duyarak değil, okuyarak öğrendiğinden aradaki ince farkı ayırt edemediği ifadelerin seçiminde hissettiriyordu. Yeni ifade biçimlerini tam olarak öğrenebilmek için şart olan konuşmalar, görüşlerden haberdar olmak için o kadar gerekli değildir. Bununla birlikte, Noktürnler'in yeniden moda olduğu, henüz eleştirmenler tarafından duyurulmamıştı. Haber sadece "gençlerin" sohbetleriyle yayılmıştı. Mme de Cambremer-Legrandin'e de ulaşmamıştı. Chopin'in, demode olmak şöyle dursun, Debussy'nin en sevdiği besteci olduğunu, kendisine, kayınvalidesi aracılığıyla, bilardoda bir topa vurmak için banttan gidildiği gibi duyurmak, benim için bir zevkti. "Ya, ne kadar ilginç," dedi Mme de Cambremer-Legrandin, incelikle gülümseyerek, sanki bu, Pelleas'ın bestecisinin ortaya attığı bir aykırılıkmışçasına. Bununla birlikte, artık Chopin'i hep saygıyla ve hattâ zevkle dinleyeceği de kesindi. Bu yüzden de kayınvalidesinin kurtuluşunu müjdeleyen sözlerim, yaşlı markizin yüzüne, bana karşı bir minnet ve bilhassa bir mutluluk ifadesi yerleştirdi. Gözleri, Latude ya da Otuz Beş Yıllık Esaret adlı oyunda Latude'ün gözleri gibi parladı, göğsü, Beethoven'ın Fidelio'da, tutukluların nihayet "o diriltici havayı" teneffüs ettiği sahnede o kadar güzel anlattığı ferahlamayla, deniz havasını içine çekti. Yaşlı markizin, bıyıklı dudaklarını yanağıma konduracağını zannettim. "Ya, Chopin'i sever misiniz? Chopin'i seviyormuş, Chopin'i seviyormuş," diye haykırdı, burundan gelen, tutkulu bir sesle, "Ya, Mme de Franquetot'yu siz de mi tanıyorsunuz?" der gibi; şu farkla ki, Mme de Franquetot'yla ilişkime tamamen kayıtsız kalacağı halde, Chopin'le ilişkim onu bir çeşit sanatsal taşkınlığa itti. Aşırı tükürük salgısı bu durumda yetersiz kaldı.Chopin'in yeniden keşfinde Debussy'nin oynadığı rolü anlamaya bile çalışmadan, sadece benim hükmümün olumlu olduğunu hissetmişti. Müzik heyecanı markizin benliğini kapladı. Gelinine, "Elodie! Elodie! Chopin'i seviyormuş," derken göğsü şişti, kolları havada çırpındı. "Ah! Sizin bir müzisyen olduğunuzu hissetmiştim," diye haykırdı. "Böyle sanatçı bir kişiliğiniz olduğuna göre, Chopin'i sevmeniz de çok anlaşılır. O ne güzellik!" Sesi, sanki Chopin'e olan tutkusunu bana anlatabilmek için Demosthenes misali, ağzına kıyıdaki bütün çakılları doldurmuşçasına takırtılıydı. Nihayet beklenen dalga da gelerek, markizin kurtarmaya vakit bulamadığı tülüne kadar ulaşıp ıslattı, sonunda markiz, Chopin'in hatırasının bıyıklarına bulaştırdığı tükürük köpüğünü işlemeli mendiliyle sildi.
  • 705 syf.
    ·Beğendi·10/10
    “Suç nedir? Ceza nedir? Amaca ulaşmak için her yol mübah mıdır? Raskolnikov haklı mıdır? Asıl suçlu Raskolnikov mu? toplum mu? Kişi işlediği suçta haklı olmasına rağmen acı çeker mi? Vicdan azabının suçlu üzerindeki etkisi nedir? Suçun aydınlatılmasında psikolojik veriler önemli midir? Suçlunun suç işleme esnasındaki psikolojisi nasıldır? Gibi sorulara cevap aranmıştır bu kitapta.”

    “Raskolnikov ev sahibesinin evine rehin getirmek bahanesiyle evin tüm planını ezberliyor, matematiksel hesaplarını yapıyor. Kitabın başlarında ‘ve zaten başka bir şey için geldiğini hatırladı.’ Şeklinde bir ön bilgi var. Dostoyevski'nin romanlarını çok planlı bir şekilde kurguladığını günümüze kadar ulaşmış roman plan kağıtlarından biliyoruz. Ayrıca "ayrıntılar, ayrıntılar, ayrıntılar.. en önemlisi! İşte bu ayrıntılar mahveder hep her şeyi." Diyen bir yazarın kitaplarını okurken ayrıntıları hiç atlamamak gerektiğini, yazarın tam bir detay manyağı olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.”

    “‘...mum 10 adım kadar öteyi aydınlatıyordu...’ Dostoyevski'nin hayatını izlediğim bir belgeselde Raskolnikov’un evinden inerken ve çıkarken attığı adım sayısının merdiven basamaklarıyla birebir uyuştuğunu, Raskolnikov’un gittiği yerleri tarif ederken gerçek gözlemlerden faydalandığını ve Dostoyevski’nin detaycı özelliğini göz önünde bulundurduğumuzda mumun aydınlatma mesafesini adımlarıyla bizzat hesapladığını düşünmemek elde değil.”

    “Dostoyevski'nin romanlarında yer alan dini, politik, felsefi, sosyolojik ve psikolojik sorunlar daha çok yaşadığı toplumun sorunlarıdır.”

    “Dostoyevski çağının insanlarını yarattığı karakterler üzerinde o kadar ince ve güzel işlemiş ki hayran kalmamak elde değil.”

    “Dostoyevski: ‘İnsanoğlu çok derin bir varlıktır. Ben tanrı olsaydım bu kadar derin yaratmazdım.’ der. Ben: ‘Dostoyevski'nin yarattığı karakterler çok derin karakterlerdir. Ben Dostoyevski olsaydım bu kadar derin yaratmazdım.’ Diyorum.
    Gerçekten de bizi dostoyevski'ye bağlayan toplum ve kişi yaşamının doruğunu yaşatan olağanüstü sezgileridir, karakterlerindeki derinliktir ve muazzam diyalektik düşüncesidir. Dostoyevski'nin bu becerilerinin yaşadıkları ve hastalığıyla sıkı bağlantılarının olduğunu düşünüyorum.”

    “Raskolnikov'un kocakarıyı öldürme gerekçeleri: " aptal, anlamsız, önemsiz, hain, hasta bir ihitiyar, kimseye bir faydası yok, hatta tersine, herkesin lanet okuduğu, ne diye yaşadığının kimsenin anlamadığı ve zaten yarın kendi kendine ölecek olan bir ihtiyar... Diğer yandan genç, taze güçler destek bulamadan kaybolup gidiyorlar, üstelik binlerce bunlar, her yerdeler! Kocakarının parasıyla yüzlerce belki binlerce aile yoksulluktan, çürümeden, perişanlıktan, frengi hastalığından kurtarılabilir... Tek kanlı bir suçun bedeli binlerce iyi işle ödenemez mi sence ? Bir yaşama karşılık, binlerce yaşam, çürüyüp perişan olmaktan kurtulmuş binlerce yaşam..."
    “Bireyin faydasından toplumun faydasına yönelmiş bir gerekçe sunuyor bize Raskolnikov. "Onu öldür ve parasını al, o para yardımıyla kendini bütün insanlığın ve ortak davanın hizmetine ada.." Marx'ın ve diğer tüm sosyalistlerin fikirlerinin temelinde 'kendini topluma adamak, mal etmek' vardır. Gerekçelerine baktığımızda Raskolnikov'un sosyalist görüşlerinin olduğunu söyleyebiliriz.”

    “Raskolnikov’un genel hatlarıyla karakteri: Raskolnikov ne zaman kesin bir karar alsa, kararı, gözünde o kadar çirkin ve saçma oluyordu. Kendi içinde yaşadığı mücadelenin verdiği acıya rağmen, düşüncelerinin uygulanabilirliğine inanmazdı. Ve tüm bu düşünceler ve kararlar artık üzerinde herhangi bir kuşku kalmamış olsa bile kararlarından; saçma, tuhaf ve imkansız diye vazgeçerdi. Karakterinin üzerinde nihilizm etkisi de rahatlıkla görülebiliyor."

    “Dostoyevski kitapta, işlenen suçların neden bu kadar kolay ortaya çıktığı hakkında Raskolnikov'un kocakarıyı öldürmesine saatler kala Raskolnikov'u düşündürmeye çalışarak cevap aramıştır ve şu cevabı vermiştir: ".. Bunun başlıca nedeni sadece suçu ve suçluyu gizlemenin maddi olarak imkansız olması değildir. Suçluların hemen hemen tamamı suç anında bir tür irade ve sağduyu kaybetmesidir. Suçun işlendiği anda irade ve dikkatin vazgeçilmez olduğu anda bunun yerine çocukça fenomenal bir uçarılık geliyor ve bu durum kısa süreli sağduyu kaybı ve irade çöküşüne sebep olmaktadır. Kısa süreli bu durumu hastalığa benzeterek, hastalık gibi bu durumun da geçtiğini belirtiyor.”

    “Ruhsal hastalıklarla ilgilenen Zosimov, cinayetin Raskolnikov'un işlediğini iddia ediyor. Dostoyevski burada özellikle bir kaç defa tekrar ediyor. Zosimov ruhsal hastalıklarla ilgileniyor diye. Daha önce de Hukukun sadece olgular üzerinden gitmesini eleştirmiş, psikolojik verilerin de suçun aydınlatılmasında çok önemli olduğunu söylemişti.”

    “Raskolnikov'un en yakın arkadaşı Razumihin, önce Zosimov'un ‘Raskolnikov, o günkü sohbette sadece kocakarı cinayeti açıldığında konuşması ve sorular sormasını ve sonra Zametov'a cinayeti işlemiş olabileceği itirafından dolayı Raskolnikov bu cinayeti işlemiş olabilir.’ İddiasını saçmalık olarak reddetse de dostoyevski Razumihin'in bilinçaltından ‘belki de zosimov haklıdır.’ Şeklinde geçiriyor. Bilinçaltını konuşturuyor. Bilinçaltı ve psikolojik teknikleri sık sık kullanıyor üstat dostoyevski”

    “Dostoyevski'nin karakterleri büyük bir hazla, istençle konuşurlar veya eylemde bulunurlar. Bunu yaparken sınır tanımazlar. Daha sonra yaptıklarından mutlaka ya büyük bir pişmanlık duyarlar ya da yaptıklarının haklı olduğunu düşünerek sınırı biraz daha aşarlar. Bütün karakterleri ölçüsüz, sınır tanımaz ve çılgındır. Hiçbir şey hesaplı değildir. Bilgili ve ahlaklıdırlar ancak eylemlerinde bazen en cahil ve ahlaksızın yapmadıkları şeyi yapıp sonra pişmanlıktan acı çekebilirler.”

    “Dostoyevski de nesnelerden iğrenecek seviyede varoluş sancısı çekmiştir. Bulantı kitabının ana karakteri Roquentin'in nesnelerden duyduğu iğretiyi Raskolnikov'da da görüyoruz. Belli ki Sartre, Dostoyevski'den bayağı etkilenmiş.”

    “Varoluşçuluk Felsefesinin, egzistansiyalizmin, ilksel versiyonunun Dostoyevski'deki etkisini, Dostoyevski'nin karakterlerinin çektiği varoluş sancılarından anlayabiliyoruz.”
    “Dostoyevski’nin bütün karakterleri bilgilidirler. En aptal karakterleri bile bir bilge edasıyla konuşur ve çözümlemeler yapar. Söz konusu cinayeti Raskolnikov’un işlediğini önceden tahmin edenler veya iddia edenler: Dostu razumihin, Doktoru Zametov, Marfa petrovna cinayetinden şüpheli olan Svidrigaylov, Dedektif Porfiriy. Gördüğümüz gibi karakterlerin çoğu olaydan haberdar ve birkaç ipucudan suçlunun kim olduğunu tahmin veya iddia edebiliyorlar veya kesin bir bilgi ile bilebiliyorlar.”

    Raskolnikov'un "suç üzerine" isimli makalesi üzerine:

    Kitap bu makale üzerine yazılmıştır. Suç bu makaleye olan inanç gereği işlenmiştir. Kitabın en can alıcı noktası bu makaledir.
    Makaleye sosyalistlerin görüşüyle başlandı. "Suç, sosyal düzenin anormalliğine karşı protestodur." Sosyalistlere göre işlenen her suçun nedeni ortamdır. Başka bir şey değildir. Eğer toplum normal inşa edilirse, her şey bir anda haklı olacaktır. Bu görüşte doğa hesaba alınmaz, doğa kovulur, doğa varsayılmaz. Sosyalist görüşe göre insanlık, sonuna dek tarihsel, canlı yollardan, sonunda kendi kendine sonunda normal topluma dönüşen insanlık yoktur, tersine, matematiksel bir kafadan çıkan, bir anda bütün insanlığı inşa eden ve bir anda onu adil ve günahsız kılan, canlı ve tarihsel bir yoldan geçmeyen sosyal sistem vardır. Sosyalistler tek mantıkla doğayı aşmayı düşünüyorlar. Ancak mantık üç olayı öngörür ama milyonlarca olay vardır, mantığın çözemeyeceği durumlar vardır. Milyonlarca olayı ölçüp biçmek ve konfor sorununa indirgemek! Devam eden diyaloglarda ortamın suç için önemli olduğu argümanı ortaya atılıyor. Ortam gerçekten de çok önemlidir. Peki yaşlı bir adamın 10 yaşındaki küçük bir kızı kirletme suçunun ortamla bir ilgisi var mıdır? Burada verilecek cevap ortamın yine büyük etkisi vardır ancak suçu tamamen ortama bağlamanın büyük hata olduğunu söylemektir. Raskolnikov bu makalede bir suçlunun baştan sona suç sırasında yaşadığı psikolojik durumu incelemiş ve suçlunun suçu gerçekleştirirken suçu gerçekleştirmeyle eş zamanlı hep bir hastalığın eşlik ettiği konusuna vurgu yapmıştır. Kendi işlediği cinayet esnasında da bilinç ve sağduyu kaybı yaşadığını bizzat deneyimlemiştir. Makalenin devamında iki tür insan olduğunu "sıradan insanlar" ve "sıradan olmayan insanlar" belirtiyor. Sıradan insanlar uysalca yaşamak zorunda ve kanunu çiğnemeye hak sahibi değil çünkü onlar sıradan. Ama sıradan olmayan insanların her suçu işlemeye ve kanunu her şekilde çiğnemeye hakkı vardır, sırf sıradan olmadıkları için ancak her türlü onursuzluğu işlemeye mecbur ve zorunlu değillerdir. Sıradan olmayan insan bir hakka sahiptir. Bu hak resmi bir hak değildir. Kendisi kendi vicdanıyla bazı engelleri aşıp geçmeye karar verme hakkına sahiptir. Daha sonra makalesinde şu fikri geliştiriyor: herkes.. söz gelimi eski çağlardan başlayıp Likugurs'lar, Süleyman'lar, Muhammed'ler, Napoleon'lar ve diğerleriyle devam eden, insanlığın yasa ve düzen koyucularının hepsi tek tek suçluydu. Yeni bir yasa getirirken toplumun aziz saydığı ve atalardan devralınmış olan eskisini yıkıyorlardı ve elbette kan dökmek gerekmişse kan dökmekten çekinmiyorlardı. Laf arasında belirtmek gerekirse, hatta insanlığın bu hayırseverlerinin ve düzen koyucularının özellikle korkunç kan dökücüler olması da ilginçtir.
    Kısacası hepsi sadece yüce olanlar değil, biraz yoldan çıkmış olanlar, biraz yeni bir şey söyleyebilecek olanlar bile doğaları gereği kesinlikle suçlu olmak zorundadır. Yoksa onlar rutin (yürürlükteki yasa, var olan ritüeller, onlara göre yanlış olan gelenekler) içinde kalmayı doğaları gereği kabul edemezler. İkiye ayırdığım sıradan ve sıradan olmayan insanlara gelince; sıradan insanlar, yani sadece kendilerine benzeyenleri tekrar üretenler doğaları gereği tutucudurlar, itaat içinde yaşarlar. Bana göre itaat içinde yaşamaya mecburdurlar. Çünkü bu onların vazifesi ve burda onları ezen için kesinlikle denecek bir şey yok. Sıradan olmayan insanlar ise bunların hepsi yasaları ihlal ederler. Yıkıcıdırlar. Bu insanların suçları tabiki de göreceli ve çok çeşitlidirler. Bunların büyük kısmı mevcut olanın daha iyi olan adına yıkılmasını talep eder. Ayrıca sıradan insanlar hep bugünün efendisi, sıradan olmayan insanlar ise hep geleceğin efendisi olmuşlardır. Sıradan insanlar dünyayı, şimdiki düzeni koruyor; sıradan olmayan insanlar ise dünyayı harekete geçiriyor ve onu bir hedefe doğru götürüyor. Sıradan olmayan insanların da sıradan insanlar kadar aynı var olma hakkına sahip, eşit hakları vardır. Ta ki Yeni Kudüs'e dek. Yeni Kudüs'ten kastı eski ve yeni ahite göre gelecekte bütün ülkelerin buluşma yeri, Mesihi Krallık'ın başkenti olacak olan şehir. (Barış kenti, ideal olana artık varılmış olan kent) Sıradan olmayan insanlar yani yeni fikre sahip olan insanlar ilginç bir şekilde az doğarlar, hatta tuhaflık derecesinde az. Raskolnikov makalesini şu sözlerle sonlandırıyor. Bir tek şey açıktır ki o da şudur: insan doğumlarının düzeni, bütün bu sınıflar ve alt sınıflar çok doğru ve keskin bir şekilde bir takım doğa yasaları tarafından belirlenmektedir. Bu doğa yasası şimdilik bilinmiyor ama inanıyorum ki var ve daha sonra bilmek mümkün olacaktır. Büyük insan kitlesi onun için malzemedir ve bu malzeme yeryüzünde sırf zorla, bu vakte dek gizemli kalmış bu süreçle, soyların ve ırkların bir şekilde kesişmesi aracılığıyla zorlanmak ve sonunda yeryüzüne, binde bir de olsa, bağımsız bir insan doğurmak için var olur. Mutlaka insanlığı ideale götüren bir yasa var ve olmalı da. Bunda tesadüfe kesinlikle yer yoktur. Makalesini tartışmalı ortamda dile getiren Raskolnikov, dostu Razumihin'in, "o zaman siz de bu yeni görüşleri dile getirdiğinize göre siz de kendinizi Muhammed veya Napoleon gibi düşünmüşsünüzdür. Bütün insanlığı bir şekilde iyileştirmek için bir engeli aşmayı düşünüyor olmalısınız? Yani sözgelimi öldürüp soymayı?"
    Dostoyevski burada sıradan olmayan insanların getirdikleri yeniliklerin bedeli olan, akıtılan kanlara sebebiyet veren sıradan olmayan insanların vicdanı sorununu da yanıt aramıştır. Hatta bence suç ve ceza kitabını yazmasındaki en temel amaç da budur. Haklı da olsa suçlunun çektiği vicdan azabına değinmek istemiştir. Makalesinde kendince iyi bir şey yaptığını savunan, yenilikçi, düzen karşıtı, sıradan olmayan insanın vicdanı mevzusunu ise şöyle açıklamıştır: "Kimde vicdan varsa acısını çekecektir, eğer hatasının farkındaysa. Bu onun cezasıdır. Kürek mahkûmluğuyla birlikte. Sıradan olmayan insan döktüğü kan için eğer kurbana acıyorsa acı çeker. Acı ve ağrı büyük bilinç ve derin kalp sahibi olanlar için zorunludur hep. Gerçekten yüce olan insanlar yeryüzünde büyük acılar çeker zaten."
    Raskolnikov inandığı bu görüşlerden dolayı cinayet işlemiştir. "Napoleon olmak istedim, bu yüzden öldürdüm." Diye itiraf etmiştir Sonya'ya.
    MEHMET DUYGULU