• Kişi, âlemdeki adalet için insanların ancak bir aracı olduğunu kavradığı zaman, asıl adalet için bir üst merci, bir üst makam olduğunu anladığı zaman, işin muhtevası değişiyor. Belki sorulan sorular değişmiyor ama cevaplar değişiyor.
  • — Hz.Peygamber inanç ve prensiplerine ters düşen hareketleri yapan gençlere bile kaba davranmamış, onları utandıracak tarzda tenkit etmemiş, hatalı olduklarını uygun bir biçimde ifade etmiştir.
    — Mesela Allah Rasûlü'nun en sevdiği gençlerden biri olan Usame b.Zeyd, hırsızlık yapan bir kadını affetmesi için aracı olarak Rasûlullah'a geldi. Daha doğrusu bu konuda bazı sahabilerin gazına gelerek bir toyluk yaptı. Suçlu bir kadının, asalet sahibi ve değer verilen önemli bir kişi olduğu için suçunu görmezden gelinmesi isteği, Hz.Peygamber'i son derece kızdıracağını bilenler, bunu kendileri yapmıyor da, toy bir delikanlıya yaptırmaya çalışıyorlardı. Olayı bize Hz.Aişe annemiz anlatıyor:
    * * *
    — Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar:
    – Bu konuyu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında müzakere ettiler.
    Bazıları:
    – Buna Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgilisi Üsâme İbni Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler.
    — Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah (sav) ile konuştu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Üsâme’ye:
    – “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” diye sordu.
    — Üsame hatasını anlamış ve mahcup olmuştu.
    – Allah’tan benim bağışlanmamı dile yâ Resûlallah, dedi.
    — Peygamberimiz onun üstüne daha fazla gitmedi ama bu konuda söylemesi gerekenler vardı. Hemen ayağa kalktı ve halkı toplayarak şöyle hitap etti:
    — Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.
    — Sonra bu kadının elinin kesilmesi için emir verdi ve onun eli kesildi.

    (Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârik 6; İbni Mâce, Hudûd 6.)
  • Hz.Peygamber inanç ve prensiplerine ters düşen hareketleri yapan gençlere bile kaba davranmamış, onları utandıracak tarzda tenkit etmemiş, hatalı olduklarını uygun bir biçimde ifade etmiştir.
    - Mesela Allah Rasûlü'nun en sevdiği gençlerden biri olan Usame b. Zeyd, hırsızlık yapan bir kadını affetmesi için aracı olarak Rasûlullah'a geldi. Daha doğrusu bu konuda bazı sahabilerin gazına gelerek bir toyluk yaptı. Suçlu bir kadının, asalet sahibi ve değer verilen önemli bir kişi olduğu için suçunu görmezden gelinmesi isteği, Hz.Peygamber'i son derece kızdıracağını bilenler, bunu kendileri yapmıyor da, toy bir delikanlıya yaptırmaya çalışıyorlardı. Olayı bize Hz.Aişe annemiz anlatıyor:
    * * *
    Benî Mahzûm kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar:
    – Bu konuyu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile kim konuşabilir, diye kendi aralarında müzakere ettiler.
    Bazıları:
    – Buna Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sevgilisi Üsâme İbni Zeyd’den başka kimse cesaret edemez, dediler.
    Üsâme, onların istekleri doğrultusunda Resûlullah (sav) ile konuştu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Üsâme’ye:
    – “Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için aracılık mı yapıyorsun?” diye sordu.
    Üsame hatasını anlamış ve mahcup olmuştu.
    – Allah’tan benim bağışlanmamı dile yâ Resûlallah, dedi.
    - Peygamberimiz onun üstüne daha fazla gitmedi ama bu konuda söylemesi gerekenler vardı. Hemen ayağa kalktı ve halkı toplayarak şöyle hitap etti:
    - Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler: Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı. Allah’a yemin ederim ki, Muhammed’in kızı Fâtıma hırsızlık yapsaydı, elbette onun da elini keserdim.
    - Sonra bu kadının elinin kesilmesi için emir verdi ve onun eli kesildi.
    (Buhârî, Enbiyâ 54, Megâzî 53, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Hudûd 4; Tirmizî, Hudûd 6; Nesâî, Sârik 6; İbni Mâce, Hudûd 6.)
    * * *
    - Böyle nazik bir konuda Hz. Peygamber hem mülkün temeli olan adaletin önemini ortaya koymuş, hem de genç Usame'ye, kötülüklere aracı olmamasını ima yoluyla tembih etmiştir. Halka da muhtaç oldukları bilgiyi tarihten örnekler sunmuş, ailesini de ortaya koyarak ne kadar kararlı olduğunu göstermiş ve adaleti yerine getirmiştir. Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünün gerekli ve geçerli olmasını en keskin bir biçimde öğretmiştir.
    - Bir idarenin güzelliği, yönetim şeklinden çok, adalet ve hukuka verdiği değerden belli olur. Devletler ve milletler için asıl olan tabii, fıtri ve ilahî bir hukuk ve bunun adalet ile uygulanmasıdır. Gerisi teferruattır.
  • Anadolu ajansı'na 200 lüks araç tahsil edilmiş. Sadece müdüre değil, müdür yardımcılarına da değil, mudur yardımcılarının eşlerine de makam aracı verilmiş. Anadolu ajansı genel müdürüne verilen aracın Audi a8 Long, eşine ise Audi a6 verildiğini duydum. Resmen ülke yağmalanıyor...

    Bunuda buraya bırakıp gidiyorum...


    "Cehaletin mutluluk olduğu yerde akıllı olmak deliliktir."
    Thomas Gray.
  • ““3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan 429 Sayılı Kanun’la Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş, dinî müesseselerin, cami ve mescitlerin yönetimi, müftü, vaiz, imam-hatip ve müezzin-kayyımların tayin ve azilleri bu teşkilata verilmiştir.”
    Gazi M. Kemal Paşa’nın bu duruma verdiği önemin bir göstergesi olarak da protokoldeki saygın yeri ayarlanmış, diyanet reisine en yüksek devlet maaşı bağlanmıştır. Bakanlara verilen kırmızı plakalı makam aracı sağlanmıştır.”
  • #KALK_VE_UYAR

    Ey yalnızlığa bürünen Muhammed!
    Ey başını koyacak ana göğsü bulamadan büyüyen öksüz!
    Ey Yalnızlığa gömülen adam!

    Ey vicdanının derinliklerine çekilerek kendini arayan adam!
    Ey Karanlıklara dalmış insanlık için çıkış yolunu arayan asil ruh!

    Ey insanlığın sızlayan vicdanı!
    Şehrin kirlenmiş sokaklarından günah kokan gecelerinden dağlara çekilen namus-u ekber!

    Nicedir için için ben neyim? Ve bu hal neyin nesi diye titreyip duran kalp!

    Geceler boyu mehtaba bakarak titreyen yürek!

    Artık vakit tamam!
    Yalnızlığı bırakmanın vakti geldi!
    Sessizlik köşesinden çıkmanın vakti geldi!
    Vicdanında yankılanan ses Rahman’ın sesi!
    Gördüğün cebrailin yüzüydü!
    Bu diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının ah-ı eninidir!
    Bu çarmıhlarda yükselen çığlıkların feryad-ı figanıdır.
    İbrahim’in, Musa’nın, İsa’nın sesidir.
    Onların bitiremediğini tamamlamanın vakti geldi!
    İnsanlığın iyilik ve adalet arayan damarlarını harekete geçirmenin, Tarihi değiştirmenin Zamanı geldi…

    Ey yalnızlığa bürünen adam!
    Eski dünyanın defterlerini kapatmanın Zamanı geldi!
    Çağı yakasından tutup sarsmanın, silkelemenin zamanı geldi!
    Yepyeni bir dünya kurmanın zamanı geldi!

    Ey yalnızlığa bürünen Kalk ve uyanışı başlat!
    Artık ayağa kalk!
    İnsanlık seni bekliyor!
    Karanlık geceler ve ağaran tanyeri seni bekliyor, ayağa kalk! Kalk da Uyar!
    Uyanışı başlat!

    Ey sessizliğe bürünen!
    Tarihin önüne çık!
    İnsanlığa kendini tanıt!
    Geceyi yararak çıkan güneş gibi yar karanlığı!
    Yar ki, karanlık gecelerin sonu gelsin.
    Yar ki, tarihin delhizleri yırtılsın.
    Dilsizlerin dilini, sağırın kulağını, körün gözlerini aç.
    Aç ki, söylenemeyenler söylensin,
    aç ki, duyulmayanlar duyulsun,
    aç ki, görünmeyenler görünsün.
    Artık vicdan, merhamet, namusu ekber konuşsun!
    İnsanlığın donmuş dimağı parçalansın.
    Katı gelenekler, kalın duvarlar bir bir yıkılsın!
    Yok olsun insanın insana kulluğu!

    Ey yalnızlığa bürünen,
    böyle yalnız kalınmaz, böyle sessiz durulmaz!
    İnsanlık; vicdanın, merhametin gür sesine muhtaç!
    Meydana atıl, şehirlere gir! İnsanlarla konuş!
    Konuş ki Allah’tan başka büyük olmadığını duysunlar!
    Konuş ki, kendini büyük zanneden krallar, imparatorlar, zenginler, din adamları küçülsünler. Allah’ın kullarını kendine köle yapan müstekbirlerin tahtları sarsılsın! Allah’tan başka her şey veya herkes tapınma aracı olmaktan çıksın! İnsanı bağlayan her zincir kırılsın! İnsan özgürleştikçe özgürleşsin! Allah’a gitmeye mani olan bütün duvarlar yıkılsın! Çünkü Allah’tan başka büyük yoktur! Allah’ın birliğinden başka da derinlik yoktur!

    Ey yalnızlığa bürünen!
    Dünyanın önüne çık.
    Bu dava kuru bir cihangirlik davası değil!
    İç dünyan ruhun, vicdanın zengin olmadıkça dışındaki dünyaya hiç bir şey veremezsin. Tarihin önüne çık, hiç bir kimseden korkma! Bu çıkışın içten dışa doğru olsun. İçindeki vicdanî patlama, ruhundaki ahlakî enerji seni götüreceği yere götürecektir. Dünyayı değiştirecek güç bizzat kendi içindedir. Bu nedenle karakterini hiçbir halde bozma, membağın daima güzel ahlak olsun…

    Ey yalnızlığa bürünen! Zulümle dolmuş dünyaya adalet, her yanı ahlâksızlık kokan şehirlere doğruluk ve dürüstlük getirmek için önce kendin çirkinlikten, kötülükten uzak durmalısın. İnsanların içine gir, şehirlerde dolaş ancak iyi olana uy, kötü olan her şeyden uzak tut kendini. Halkın içinde fakat Hakk ile ol.

    Çoğalma beklentisi içine düşme, yaptıklarını getiri beklentisiyle yapma.

    İyiliği yay ve yaşa ama iyilikten geçinen, onu para, makam, mevki elde etme aracı olarak görenlerden olma. Yaptığın rasullükten dolayı maddî karşılık bekleme. Allah’ın elçisi olmanın getireceği ayrıcalığı, zengin olmak için atlama tahtası olarak kullanma! Din baronları gibi ayet alıp, ayet satma!

    Din istismarcılığından uzak dur! Yalnızca Allah’ın rızası için, sırf iyilik için çalış. Peygamberliği kazanç temin edilen bir meslek olarak görme. Allah’ın dini üzerinde sektör oluşturulmasına asla izin verme.

    Şu kabe’deki tanrı ve kutsallık istismarına dayalı dini oligarşiyi yık! Bir zamanlar İsa da mabede girerek masaları sandalyeleri din adamlarının başına çalmış ve “Allah’ın evini ticarethaneye çevirdiniz” diye haykırmıştı…

    Çünkü Allah’ın evi kazanç kapısı değildir! Din sektör, vahiy meta, peygamber pazarlamacı, sana inananlar müşterin değildir! Bunlar üzerine kurulmuş her örgütlü dini yapıyı dağıtmak senin en temel görevlerin arasındadır. Din yalnızca ve sadece Allah’a has kılınmalı, vicdanın ve merhametin yalın sesi olarak kalmalıdır…

    Ey yalnızlığa bürünen!
    Bütün bunlar için seni zorlu bir mücadele hayatı bekliyor. Her daim Allah ile birlikte ol. Biz senin arkandayız. Seninle birlikte yeni bir tarih yazacağız. Birlikte yürüyeceğiz, bütün bunları yaparken başına gelecek belalara sabret; güçlüklere göğüs ger, azimle, kararlılıkla hak bildiğin yolda yürü. Allah yar ve yardımcındır.

    Ey Allah’tan başka kimsesi olmayan mekkeli öksüz! Allah seni tarihin önünde yalnız bırakmayacaktır. Bu iş, bu hareket başlamıştır, sonu gelecek, sen yeter ki yürü…
  • ERİK DALI GEVREKTİR, YAZIN DÜĞÜN DERNEKTİR

    Aile toplumun temelidir. Aile evlenmekle başlar. Evlilik birbirlerini seven, birbirleri ile bir ömür bir arada yaşamayı göze alan iki insanın birlikteliklerinin toplum gözünde meşrulaşması ve resmileşmesidir. Türk toplumunda evlilik hem töresel hem dini bir vecibedir.

    Evlenmek düğün merasimi ile başlar. Düğün, evlenme nedeniyle yapılan tören, eğlencedir. Ülkemizde yaz mevsimi, peşinden güz mevsimi düğün, dernek mevsimidir.

    Düğünler insanın akrabası ve komşularıyla olur. Halk arasında “Ağaç yapraklarıyla gürler” denir. Yani bu tür sosyal etkinliklerde kişinin çevresinde ne kadar çok kişi bulunursa o kadar iyi anlamına gelir. Yine halkımız, “Harmal yel ile düğün el ile olur” diyerek, düğün eğlencesinin eş dost ile katkısıyla olacağı vurgulamıştır.

    Mevsimin yaz olması nedeniyle dostlardan gelen davet üzerine sık sık düğünlere katılıyoruz. Bu düğünlerde gördüğüm ritüellerle, çocukluğumda gördüğüm düğünlerdeki farklılıklar beni düşündürdü.

    Çocukluğum döneminde Elbistan’da düğünlere kız ve erkek tarafının komşuları ve akrabaları davet edilirdi. Kadınlar kendi arasında, erkekler kendi arasında oyunlar oynar, eğlenirlerdi. Kadın oyunu ile erkek oyunları farklı idi. Erkekler halay çekerdi ve sinsin oynardı. Genelde yaz dönemi olduğu için düğünler açık alanda yapılırdı. Davul, zurna olurdu. Düğünde çalınan oyun havaları belli idi. Düğünde akrabalar ve komşular takı takarlardı. Takılar yüksek sesle belirtilir ve kayıt altına alınırdı. Çünkü bu takılar bir yandan düğün hediyesi diğer taraftan ise imece usulü bir yardımlaşma anlamını taşıyordu. Bir çeşit ödünç verme idi. Böylelikle hem muhabbet artar hem de yardımlaşma olurdu.

    Günümüzdeki düğünlerde lüks, şatafat çok öne çıkmaktadır. Düğünler ciddi masrafları gerektirmektedir. Dikkat edilmesi gereken husus, israf ve gösterişin öne çıkması dini bir vecibe olan evliliğin ruhuna aykırıdır. Beş yıldızlı otel salonlarında yapılan düğünler yüksek meblağlara malolduğundan bu durum düğün sahiplerinin davetli sayısını yüksek tutmasını da zorunlu kılmaktadır. Büyük şehirlerde komşu, dost kavramı küçük yerlerdeki gibi net değildir. Komşudan, dosttan ziyade ağırlıklı olarak tanıdıklar ve yüzeysel ilişkiler vardır. Düğün sahiplerinin çoğu artık kart vizit dağıtır gibi davetiye dağıtıyor, rezervasyonu tutturabilmek için de ise gelecek kişileri teyit etmek maksadıyla kişiler tekrar tekrar aranarak gelmesi manen zorlanmış oluyor.

    Makam ve unvan sahipleri düğünleri tamamen bir zenginleşme aracı olarak kullanabiliyor. Komşuluk ve akrabalık bağı olmaksızın kişiler kurumlardaki konumları nedeniyle gitmek zorunda kalıyor. Nuri Bilge Ceylan tarafından çekilen “Ahlat Ağacı” filminde düğünlerdeki çeyrek altın konusu da işleniyor. Köyde görev yapan imamın davet nedeniyle şehirdeki müftünün akrabasının düğününe gidip çeyrek altın takmak zorunda kaldığını imamın dilinden aktarıyor.

    Bazı düğünlerde bakıyorsun yüksek volümlü sürekli batı müziği çalıyor. Düğünlerde kulak zarlarını hasarsız atlatabilirseniz ne mutlu size. Yüksek sesten dolayı yanınızda oturan kişiyle sohbet edemiyorsunuz, bağırarak konuşmak zorunda kalıyorsunuz. Düğünün başlama saati belli oluyor ama bitme saati olmuyor. Çoğu zaman nezaketen o gürültülü ortamı 4-5 saat çekmek zorunda kalıyorsunuz. Bazı düğünlerde bakıyorsunuz davul zurna. Davul zurna meydan çalgısıdır kapalı ortamda çok rahatsız edici bir ses şiddetiyle karşılaşıyorsunuz. Batı müziğiyle başlayan ya da Kuran tilavetiyle başlayan düğün “Ankaranın Bağlarıyla” son buluyor.

    Düşünüyorum, bizim Türk töresine uygun düğün havalarımız yok mu, türkülerimiz yok mu? Ya da günümüze uygun Türk sosyolojik yapısına göre bir Türk prototip düğün yeniden inşa edilemez mi? Batı müziği, Kuran tilaveti, Ankara’nın Bağları bir düğünde nasıl bir aşuredir? Türk düğünü konusunda sosyolojik bir çalışma yapıp hem örf adetlerimize uygun hem de eksik ve yanlış kısımlar varsa çağa göre yeniden revize ederek bir Türk düğünü paket programı hazırlanamaz mı? Hazırlanacak bu Türk düğünü programını organizasyoncular bize bir seçenek olarak sunamaz mı? Neden böyle bir şey düşünülmez?

    Damada ve geline altın takmak geleneksel bir ritüeldir. Oysa standart altın fiyatları her zaman durumu karşılamaya elverişli değildir. Damat ve gelin adına bir hesap açılsa, davetliler düğün hediyesi olarak oraya nakit yatırsalar. Durumu elverişli olanlar bizzat düğüne iştirak ederek orada sadece kutlama yapsalar, gelme durumu elverişli olmayanlar, başka programlarıyla çakışanlar, şehir dışında olanlar ise hediyelerini hesaba yatırıp iyi dileklerini de mail ortamında bildirseler daha pratik olmaz mı? Böylelikle hem davetli görevini yerine getirmiş olur hem de zaman sıkıntısı çekenler, uzak yerden gelip istemeden fazla masrafa girecek olanlar rahat ederler. Böylelikle düğün sahipleri bir çok külfetten kurtulmuş olur. Altın alınıp satılırken aradaki boşuna giden fark da gitmemiş, nakit olarak doğrudan yeni evlilerin bütçelerine geçmiş olur. Ama gösteriş olsun “Nam olsun kâr olmasın” diyerek gereksiz adımlar atmanın bedeli düğün sonrası ekonomik sıkıntılarda kendini göstermektedir.

    Lüks yerlerde yapılan düğünlerde takılan takılar ancak düğün salonunun parasını karşılamakta, yeni evlenen çiftlere bir yardım amacı taşımaktan uzaklaşmaktadır. Düğün sahibi ve davetliler düğün salonu işletmecisinin ekonomisine katkıda bulunmaktadır.

    TÜİK verilerine göre “Türkiye’de evlenen çift sayısının geçen yıl (2017) bir önceki yıla göre (2016) yüzde 4,2 azalarak 569 bin 459, boşanan çift sayısının ise bir önceki yıla göre yüzde 1,8 artarak 128 bin 411'e yükseldiği belirlendi.” Yani gün geçtikçe evlilik azalıyor ve boşanma sayısı artıyor. Bu durum aile kurumunun dolayısıyla toplumun çökmesi anlamına geliyor.

    Evlenmenin azalması ve boşanmaların çoğalmasının başında ekonomik nedenler geliyor. Eğer siz düğünleri aşırı lükse, şatafata dönüştürürseniz evlilik zorlaşır. Eğer siz israfı bir hayat tarzına dönüştürürseniz evlilikler yürümez.

    Birgün kurumdan biri oğlunun boşanması için benden yardım istemişti. Bir boşanma dilekçesi yazmamı istiyordu. Boşanma gerekçesini sordum: “Oğlum asgari ücretle çalışıyor, ama gelinim sürekli dışarıda yemek yemek istiyor, lüks yerlerden alışveriş yapmak istiyor, sürekli kuaföre gitmek istiyor. Çocuğun maaşı yetmiyor. Boşanmadan başka çözüm üretemedik.” demişti.

    Bir arkadaşım aşırı düğün davetiyelerine maruz kaldığından yakınıyordu. Sosyal zorunluluklara dönen düğünler için şöyle demişti. “Kışın kömüre, yazın da düğüne çalışıyoruz”

    Düğün ritüelleri ve ekonomisi üzerine yeniden düşünmemiz gerek. Artık günümüzde şöyle bir mani oluşmuştur:

    Erik dalı gevrektir
    Yazın düğün dernektir
    Vur patlasın davulcu
    Giden bizim çeyrektir

    #Durdu Güneş#


    Alıntı