Gürpınar’ın bu kitabını okurken gerçekten keyif aldım. Özellikle kadınlar arasındaki o gündelik ama içten diyaloglar çok samimi geldi.
Karakterlere gelince Feriha’ya yakın hissetmem şaşırtıcı değil. Ne tamamen idealize edilmiş bir hayal ürünü, ne de yüzeysel bir tip. Kendi ağırlığı olan, entelektüel bir merakı bulunan, konuşurken zihninin nasıl çalıştığını hissettiren bir figür. - Beni çirkin bir kadın olarak gözünüzde canlandırınız. Aşkın, gençliğin, hülya âleminizde bana dair icat ettiği o çekici, o hoş görünüşü zihninizden çıkartınız. Sırf görünüşe bağlı dostluklar çabuk yok olur. Kalıcı olanlar içsel münasebetler, samimi sevgilerdir ki bunlar da ilk bakışta ortaya çıkamaz...- Okurken birkaç kez “evet, tam böyle söylerdim” dediğim oldu.
İrfan ise daha ilk mektupta tipik bir erkek telaşıyla sahneye çıkıyor: aceleci bir ilan-ı aşk, ölçüsüz bir coşku, hatta neredeyse “love bombing” denebilecek bir abartı—kızın tek derdi Halley hakkında bilgi almaktı oysa- Bu hâli biraz bayıcı. Ama ona atfedilen her türlü çirkin söylentiye rağmen sadece Feriha’nın yazdıklarına bakıp kendi kanaatini oluşturması ve izdivaç konusundaki ısrarı karakteri güzel bir şekilde toparlıyor.
Tüm o izdivaç karmaşası ve toplumsal telaş bir yana; okurken en çok keyif aldığım ve sonunda bir okur olarak içimi ferahlatan kısım, tabii ki Halley kuyruklu yıldızının dünyaya çarpmamış olmasıydı! Kitap bitene kadar bir şekilde kurtulsunlar ve mutlu mesut devam etsinler temennisinde bulundum.