m

..dünyamızda madde diye gördüğümüz şeyler aslî maddenin kendisi değil, tesirlerle ilk harekete geçtiği andan itibaren aldığı çeşitli şekil ve durumdaki hâlleridir. Oysa bu şekil ve hâller, aslî maddede mevcut hareket olanaklarını kullanan dış tesirlerin çeşitli görünümlerinden ibarettir. Yani her tesir uyuklayan ve kendi kendine uyanması mümkün olmayan maddedeki hareket yeteneği olanaklarından birini uyandırmaktadır. İşte maddelerin böyle türlü tesirler altında, türlü hareketlere geçerek, türlü hâller almasına, onlarda saklı bulunan olanakların gerçekleşmesi deriz.
Burada konunun çok önemli bir noktasında bulunuyoruz. Mademki evrenin aslî cevheri kendi kendine hareket etme yeteneğinden yoksun amorf ve atıl hâldedir, mademki dıştan tesir almadıkça kendiliğinden hiçbir hareket yapmaya gücü yetmez, öyleyse bu amorf ve atıl cevherde böyle sonsuz hâl ve şekilleri meydana getirerek çeşitli realiteleriyle koca bir evreni oluşturan bu tesirler nereden gelirler? Ve madde kendi kendine harekete geçemiyorsa onun böyle sonsuz hâl ve şekillere sokulmasının sebebi nedir?
En yüksek ve gelişmiş maddeler, hareketleri en karmaşık ve çok olanlardır. Buna karşılık, maddeler gelişim hiyerarşisinde aşağılara doğru indikçe hareketleri azalır, basit hâllere geri dönerler ve sonunda o âlemdeki hareket olanaklarına oranla sıfıra yakın bir durum alırlar.
Aşağılara inildikçe hareketlerin azalması değerli diğer bir gözlemi daha verir. Madde hareketlerinin azalması ve basitleşmesi, maddelerin ilkelleşmesini gerektirdiği gibi, o maddeye dışarıdan gelen tesirlerin azalması ve basitleşmesi de madde hareketlerinin o oranda azalması ve basitleşmesi ile sonuçlanır.
Bir kuş tuzağa tutuldu. Çünkü: kursağına buğday girdi.
Zaruretin tohumudur buğday. İçinde özgürlü­ğü yok eden bir güç gizli. İnsanı içten yakalayan bir zincirdir.
Cenâb-ı Hak, müşterek ameli ve ortaklı kalbi sevmez. Ve Hak Teâla müşterek ameli kabul etmediği gibi, ortaklı kalbe de teveccüh eylemez.
Cenâb-ı Hakk’ın müşterek ameli sevmeyişinin sebebi; böyle amel eden kimsenin insanlara yönelmesi ve bağlanmasıdır. Zira bu tarzda yapılan amel, çürük ve sakat olur. Nitekim ortaklı kalbin ilâhi lütuftan uzak bulunuşu da; sahibinin kendi nefsine itimat ve istinadı yüzünden hasta ve gayri müstakim olmasından dolayıdır.
O halde her şeyden önce her varlığın hakkı olan cevher üzerinde düşünmeliyiz. O şeyin yaratılışının hikmeti, sırrı, gayesi nedir sorusunun cevabı aranmalıdır ki o şey (varlık) yaradılış gayesinin özünü teşkil eden haktan yoksun bırakılmasın. Kalemin hakkı nedir? Yazmak. Öyleyse kalemi göz oymak için kullanırsan ona zulmetmiş olursun.
Bu yorum görüntülenemiyor