• Bu gün Ay yüzeyine dikilmiş tek bayrak ABD'ye ait. Aya ilk ayak basmanın yanında 1969-1972 yılları arasında 12 ABD'li astronot ay yüzeyinde dolaştılar, toplam 170 saat Ay'da kaldılar. Bu arada sağa sola kilometrelerce yürüyüş yaptılar. Dünyaya dönüşlerinde 400 kilogram kaya ve toprak örneği, 30,000 fotoğraf getirdiler. Bütün bunlar az şey değil. Onca çalışma, emek, bilgi, para ve risk. Ay için sarf edilen ve katlanılan bunca şeye karşılık Ay'ın ABD'ye ait olması pek mantıksız gelmiyor. Niçin Ay'ı da bir eyaletleri ilan edip bayraklarına bir yıldız daha ilave etmediler? Aslında insanların çoğu tarafından, Neil Armstrong'un aya ilk ayak basışından ve oraya ABD bayrağını dikmesinden beri Ay'ın ABD malı ve toprağı olduğu sanılıyor. Ancak bu bayrak sembolik açıdan bir önem taşıyor ve şimdilik Ay kimseye ait değil. Sovyet Rusya ile ABD'nin uzaya gitme yarışına başlamaları ile birlikte uzayı sahiplenme konusu da gündeme geldi. Sonunda 1968 yılında, yani Ay'a seyahatten bir yıl önce yapılan uluslararası bir anlaşma ile çözüme ulaşıldı. Ay'ın ve diğer gökcisimlerinin ve uzayın araştırılması ve kullanılması konusunda belirli kurallar getirildi. Bu anlaşmaya göre, uzay hiç bir şekilde ve hiç bir ulus tarafından sahiplenilemez. Tüm dünyanın malı olarak kabul edilen Antarktika gibi uzay ve Ay kimseye ait değil veya herkese ait. İsteyen gidebilir.
  • Rivayete göre Hz.İbrahim'in (a.s.) çok malı vardır.
    Allahu Teala'ya "Ya Rabbi bukadar malın şükrünü eda edemiyorum lütfen birazını al." diye dua eder.
    Allahu Teala:
    "Öyleyse ekmeği ayakta ye Ya İbrahim." diye vahyeder.
    Hz.İbrahim (a.s.) ekmeği ayakta yemeye başlar , fakat kırıklar dökülmesin diye boynuna bir mendil bağlar böylece kırıklar mendile dökülür.
    Hz. İbrahim'in (a.s.) malı dahada çoğalır.
    Yine dua eder.
    Allahu Teala:
    "Sen ekmek kırığına hürmet ettiğin sürece ben senden malımı azaltmam Ya İbrahim."der.
  • Şemseddin Sivâsî Hazretlerinin Menâkıb-ı Çâr-Yâr-ı Güzîn adlı eserinde Hazret-i Ali’ye Peygamberimiz’in yaptığı tavsiyeler yer almaktadır. Sâmi Efendi Hazretlerinin Hazret-i Aliyyü’l-Murtezâ adlı eserinde de mevcuttur.

    Bu tavsiyeleri, hadis âlimleri, ilmî kriterlerle incelediklerinde sahih bulmuyorlar. Yani isnâdını Efendimiz’e dayandıramıyorlar. Lâkin birçok nasihat ve ahlâk eserinde bu tavsiyeler, muhtevasındaki hikmetlere binâen yer almıştır. Hâvî olduğu mânâların çoğu, birçok âyet ve hadis ile de sabittir. Bu sebeple kaynağı tespit edilemese de «rivâyet olunmuş» diyerek, Efendimiz’e isnatta kesin bir dil kullanmaktan kaçınarak, hikmetlerinden istifade arzusuyla bunlardan seçtiklerimizi sizlere takdim edelim:

    • Yâ Ali! Kur’ân-ı Kerîm’i okurken ve duâ ederken sesini çok yükseltme.

    • Namaz vakti gelince, namazını hemen kıl. Geciktirirsen şeytan seni meşgul eder. Bunun gibi hayırlı bir işe niyet ettiğin zaman, hemen yap; yoksa şeytan seni o hayırlı işten men eder.

    • Yâ Ali! Bir işçi bulup çalıştırarak, ücretini tam vermeyenlerin amellerini Allah Teâlâ mahveder. Kıyâmet günü de ben onun hasmı olurum.

    • Yâ Ali! Hak Teâlâ, insanoğlunun bedeninde dilden iyi bir şey yaratmamıştır. Onunla cennete girilir. Aynı zamanda dil ile cehenneme girilir. Dil yırtıcı bir hayvan gibidir, onu bir zindana koymak lâzımdır.

    • Yâ Ali! Her ayın on üçüncü, on dördüncü ve on beşinci günleri olan eyyâm-ı biydde oruç tutmaya devam et. Hak Teâlâ, bu günlerde oruç tutanın yüzlerini beyaz eder. O yıl tamamen oruç tutmuş gibi olur. (Bkz. Tirmizî, Savm, 41, 54)

    • Yâ Ali! İlimsiz ibâdet edenin zararı faydasından çok olur. Bu, sahrâda kendisine bir yol gösterici olmayan âmâya benzer. Döner, dolaşır, sonunda kendini dikenlik bir yerde bulur.

    • Yâ Ali! Benim üzerime her gün yüz kere salevât-ı şerîfe getiren kimseye, günahları kebîre olsa dahî şefaat etmem vâcib olur.

    • Yâ Ali! Bir koyun sağacak kadar da olsa; gece namazı kılmak, gündüz kılınan bin rekât namazdan daha efdaldir. Gece namazı kılanların yüzleri, gündüzün herkesten güzel olur.

    • Yâ Ali! Hiçbir müslümana lânet etme. Hattâ hiçbir canlıya lânet etme ki, lânet sana döner. Allah Teâlâ’nın nimetlerine şükreden, belâlarına sabreden ve günahlarına istiğfar eden kimse; istediği kapıdan cennete girer.

    • Yâ Ali! Çok uyumak; kalbi öldürür, unutmayı artırır. Çok gülmek; gönlü öldürür, vakarı giderir. Çok günah işlemek; kalbi karartır, pişmanlık verir.

    • Yâ Ali! Hazarda ve seferde duhâ namazına devam et. (Bkz. Müslim, Müsâfirîn, 84)

    • Yâ Ali! Cuma günü gusleden kimsenin öbür cumaya kadar olan günahlarını Allah Teâlâ affeder. O kimsenin kabrinde nur, mîzânında ağırlık olur.

    • Yâ Ali! İçki içen ile dostluk etme, o mel‘undur.

    • Zekâtını vermeyen kimse ile de arkadaşlık etme, o Allah Teâlâ’nın düşmanıdır.

    • Fâiz yiyenler ile de arkadaşlık etme. Zira onlar hakkında Kur’ân-ı Kerim’de Bakara Sûresi’nin 279. âyet-i kerîmesinde bildirildiği üzere;

    “İşte (böyle) yapmazsanız Allâh’a ve Peygamber’ine karşı harb(e girmiş olduğunuzu) bilin.” buyurulmuştur.

    • Yâ Ali! Borcun az olsun. Borç, din haraplığıdır. Borçlu gündüz zelil, hakir; gece gamlı, düşünceli olur.

    • Yâ Ali! İhlâs Sûresi’ni çok oku. Bu sûre Kur’ân-ı Kerîm’in ışığıdır. Bir harfinde; bin bereket ve bin rahmet bulunan Âyetü’l-Kürsî’yi çok okuman vazifen olsun.

    • Yâ Ali! Üzüntülü vaktinde Allah Teâlâ’yı zikret. Yemeğe tuz ile başlayıp tuz ile bitir. Tuz; ölüm hariç, yetmiş derde devâdır. Yemeklere çörekotu koy. O da ölüm hariç, çok dertlere devâdır. Zeytinyağı ye. Yeni ayı görünce tekbîr ve tehlîl edip duâsını oku. Bir kimseden bir şey isteyeceğin zaman Âyetü’l-Kürsî oku. İleriye önce sağ ayağını at.

    • Yâ Ali! Ümmetimden yedi kimse cennete muhakkak girer:

    “1. Tevbe eden genç.

    2. Sadakayı gizli veren kimse.

    3. Haramlardan kaçınan ve duhâ namazını kılan kimse.

    4. Malı gitse bile, cemaatle bir vakit namazını kaçırmaya râzı olmayan kimse.

    5. Allah Teâlâ’nın korkusundan gözleri yaşla dolan kimse.

    6. Âlimler ile beraber bulunan kimse.

    7. Allah için bir mü’mini seven ve ikram eden kimse.”

    • Yâ Ali! Kırk gün geçtiği hâlde bir ilim meclisine gitmeyen kimsenin kalbi kararır, büyük günah da işler. Çünkü kalp ilimle yaşar. İlimsiz ibâdet olmaz.

    • Verâ sahibi olmayan; yani haramlardan ve şüpheli şeylerden sakınmayan, günah işlemesine mâni olamayan kimsenin, yerin altında durması, üstünde durmasından iyidir. Yani o kimsede îmânın bulunduğu belli olmadığından, kabirde durması daha iyidir.

    • Yâ Ali! Yağmur yağdığı zaman, kâfirler ile cenk olduğu zaman, Kur’ân-ı Kerim okurken ve farz namazlardan sonra duâ et.

    • Yâ Ali! Başkasına ihtiyacı olmayacak kadar dünyayı isteyen, Sırât Köprüsü’nden yıldırım gibi geçer. Allah Teâlâ, ondan râzı olur.

    • Haramdan mal toplamak için dünyayı isteyen, Allah Teâlâ’yı gadablı bulur.

    • Mazlumun inkisârından, kalbinin kırılmasından çok sakın. Kâfir de olsa Hak Teâlâ mazlumu kabul eder. (Bkz. Buhârî, Zekât, 41)

    • Yâ Ali! Allah Teâlâ’nın rızâsı, anne-babanın rızâsında, gadabı da yine onların gadabındadır. (Bkz. Tirmizî, Birr, 3)

    • Yâ Ali! Komşuna -kâfir de olsa- ikram et. Bunun gibi; kâfir de olsa misafire ikrâm et. Annene, babana kâfir de olsalar, ikrâm et. Kâfir de olsa, dilenciyi reddetme.

    • Şüpheli şeyleri yiyenin dîni örtülü, kalbi kara olur. Haram yiyenin kalbi ölür, dîni köhne olur. Yakîni zaîf olur. Duâsı perdelenmiş olur. İbâdeti az olur.

    • Yâ Ali! Her yeni gün gelince;

    “Ey insanoğlu! Ben senin yeni gününüm. Senin üzerine şahidim.” der.

    Her gece de insanoğluna böyle söyler. O hâlde gün ve gece ile sohbeti iyi et. Allah Teâlâ’nın fazlından helâli iste. Helâl istemek her mü’mine farzdır.

    Cenâb-ı Hak, cümlemize bu vasiyetlerden istifade edip, muhtevasınca amel etmeyi nasip ve müyesser eylesin. Âmîn…

    Mü’minler hep hakkı özler,
    Bil hakikattir bu sözler,
    Sen de gel dinle onları…
    Nebî söyler, velî dinler,

    (Gülzâr-ı İrfan)

    -YÜZAKI DERGİSİ
  • Attila İlhan’ın bu eserini çok beğendim. Birçok konuda hemfikir olmamız kitabın beğeni oranını arttırdı. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir.” sözünü “Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlamayın, yüzümü görün yeter, sosyal medyada benim fotoğrafımı ve videomu paylaşın” şeklinde anlayanların çokluğunu gördükçe bu kitabın değeri daha iyi anlaşılıyor. Kitaba göre Kemalist düşünce, İnönü ile birlikte farklılaşmaya başlamıştır. “ İnönü, diktası uygulamasını Atatürkçülük diye piyasaya sürmüştür.” diyor kitapta. Bir eserde de İnönü, 1950 seçimlerinden sonra biz Atatürk’ün partisiyiz demeye başladığını okumuştum. Attila İlhan bu düşüncede olanlara “Atatürkçü geçinen politikacı esnafı” diyor. Mustafa Kemal’in 1919 yılından uyguladığı hareketleri, dış ülkelerle olan ilişkisi maalesef anlaşılmamış. Bir de emperyalist ülkelerin Türkiye’ye bakış açısı hiç değişmemiş. 1981 yılında ilk baskısı çıkan kitapta yazan “Biz de roket yapıyoruz şimdi. Hem de milli roket. Toros roketi 160 km'ye kadar attık ve vurduk. Bu, onların teknolojisi değil (...) Askeri işbirliği konuşuluyor ve bu olduğu sırada Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı bir NATO toplantısına ilk defa iştirak etmiyor. Gitmiyor. İşte o zaman sen krize gebe bir ülke olursun. Sen böyle bir harekete başladın mı, çeşitli mali fırıldaklarla, Türkiye'de sermaye hareketleriyle senin ekonomini darmadağınık etmek için gerekli numaraları yapmaya hazırlanırlar. Türkiye'nin içine düştüğü kriz ortamının sebebi budur.” ifadelerin günümüzden pek de farklı olmadığı açık. Yazarın yakındığı bir de Çağdaş uygarlık düzeyinin yanlış anlaşılması. Kitapta, birtakım dogmatik Atatürkçüler, bana Çağdaş uygarlık düzeyi diye, Amerika’nın denetimindeki Batı emperyalist sistemi yutturmaya çalışıyorlar diyor. Bu ifadelere katılmamak elde değil. Anlatılacak çok şey var, ama biz kısa keselim ve Kitabı tavsiye edelim
  • Biz de roket yapıyoruz şimdi. Hem de milli roket. Toros roketi 160 km'ye kadar attık ve vurduk. Bu, onların teknolojisi değil (...) Askeri işbirliği konuşuluyor ve bu olduğu sırada Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı bir NATO toplantısına ilk defa iştirak etmiyor. Gitmiyor. İşte o zaman sen krize gebe bir ülke olursun. Sen böyle bir harekete başladın mı, çeşitli mali fırıldaklarla, Türkiye'de sermaye hareketleriyle senin ekonomini darmadağınık etmek için gerekli numaraları yapmaya hazırlanırlar. Türkiye'nin içine düştüğü kriz ortamının sebebi budur.