• SULTAN 2.ABDÜLHAMİD HAN
    • İlk defa elektriği, gazı getiren, ilk modern eczanemizi açtıran,
    • İlk otomobili getiren, 5 bin km kara yolunu yaptırtan,
    • Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran,
    • Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi),
    • İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren, Arkeoloji müzeciliğini başlatan,
    • Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez sokan,

    • Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran,
    • Polisiye romanların ülkemize girişini sağlayan, (14 yıl içinde basılan 4000 kitaptan sadece 200 kadarı dinle ilgili idi..)
    • Okullara (Hristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde, Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen, Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran, Paris’te İslam Külliyesi kuran!
    • Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren de, hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran da, sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirten de!
    • Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alanda O!
    • Israrla yerli kumaş giyen, Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran,
    • Ziraat Bankasını kuran, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran,
    • Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını,
    • Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen, bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetleri moda eden,
    • Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen,
    • Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan,
    • Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan,
    • Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden,
    • Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirten, ücretsiz kitap dağıttıran, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan (10 bini el yazmasıdır),
    • Yabancı bilim adamı ve yazarlara Nişanlar veren,
    • Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren,
    • Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran da (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır),
    • Türkiye’nin birçok yerinde saat kuleleri yaptıranda O dur! (İzmir,Dolmabahçe..),
    • Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen,
    • Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan,
    • Yalova Termal kaplıcalarını kurduran, Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtan, Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur, (Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır),
    • Sarayında yaptırdığı tiyatroda oyunlar ve opera izleyen,
    • Sarayda müzik okulu kurduran, çocuklarına piyano çaldırtan, hatta sarayda kızlar bandosu oluşturan,
    • Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven,
    • Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de O dur.
    • Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen, Çin'in göbeği Pekin'de Hamidiye Üniversitesini kurdurtan da,
    • Beş vakit namazını aksatmadan kılan, hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan (hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu]),
    • Yeni gemiler alan, toplar(Çanakkale Savaşı’ndaki çoğu top), tüfekler getirten de!
    • Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur!
    • Kiliselere, sinagoglara yardım eden (hatta Vatikan’da kilise yapılmasına bile yardım eden),
    • Peygamberimize, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan (Fransa-İngiltere-Roma-ABD) (Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur),
    • ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan,
    • İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M.köprüsünün bulunduğu mevkidedir),
    • Darülaceze yaptırıp içine sinagog, kilise ve cami koyduran,
    • Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtıran,
    • Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atayan, parasını cebinden ödediği yerde kabir yaptırtan,
    • Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran (Sirkeci Büyük Postane binası..),
    • Abdülhamit ve Abdülmecid (dünyanın ilk torpido atan denizaltısı) adında denizaltılarımızı Taşkızak tersanesinde yaptırtan da (üstelik kendi cebinden..), O!
    • İlkokulu zorunlu tutan (kız ve erkeklere), ilk kız okullarını açtıran, 15 tane okulda karma eğitime ilk defa geçen,
    • Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran (32 tane) (ör.şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu), Kız Öğretmen Okullu açan (Daarül Malumat),
    • Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran (Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637), okuma yazma oranının 5 kat arttıran, (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu, sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul vardı)
    • Orta okul (Rüşdiye)sayısı 619’a çıktı, Fransızca dersleri konuldu,
    • Lise eğitimi için İdadiler açan (109 tane), (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..)
    • İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) açan, Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran,
    • Ayrıca Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu (GATA’nın atası), Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler (Harp Okulları yani) ,Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fak.), Mekteb-i Tıbbıye-i (Marmara Ünv.Tıp Fak.), Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye (Yüksek Adalet Okulu), Maliye-i Mekteb-i Ali (Yüksek Ticaret Okulu), Ticaret-i Bahriye (Deniz Ticaret Okulu), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel sanatlar fak.), Hamidiye Ticaret Mektebi (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi), Aşiret Mektebi (Osmanlılık fikrini yaymak için), Bursa’da İpekböcekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
    • Unutmadan bide Ankara’da Çoban Okulu var..
  • Tesettür... Müslüman kadinlara farz olan bu emrin sekilden sekile sokularak nefse uyduruldugu bir cagdayiz..Kitap carsafi serif hakkinda cok genis bir malumat vermekte her muslumanin okumasi amel etmesi gereen bir kitap. Ne var ki Ayet ve hadislerle yetinilmesi gereken noktada ( Kitabın yazarının bağlı olduğu tarikat ) hayalperest şeyhlerin hayali "mana aleminde" öğrendikleri, gördükleri rüyalar gibi tasavvufi masallara değinilmesi kitabın sağlamlığının yitirilmesine sebep olmuş. Ayrıca, Dini degerlerini yitiren bir toplum ahlaken çökmeye ve tamamen batmaya yakindir.... Okunabilir.
  • Menkıbesi anlatılan fakat hayatı hakkında malumat verilmeyen kadın sahabelerden biridir. Medineli ve ensardan olduğu anlaşılmaktadır. Kabilesi ve doğum tarihi bilinmemektedir. Medine-i Münevvere'de güzelliği ile ün salmış bir kadındı. Bir gün Rasûlullah (s.a.v) efendimizin huzuruna gelip şöyle söyledi: "Ya Rasûlallah! Bana beni cennete götürecek bir iş öğret!" Rasûlullah (s.a.v) "Önce biriyle evlen. Bununla dinin yarısını emniyete alırsın." buyurdu. Ya Rasûlallah! Benim dengim kim olur? "Beni Habeş Necâşîsi (kral) istedi, ben onu istemedim. Ubeydullah yüz deve ve başka şeyler de verdi, onu da kabul etmedim. Lakin siz ahirette kurtuluşumun evlilikten geçtiğini buyurdunuz. Siz kimi münasip görürseniz onunla evlenmeye razıyım." dedi. Hîfâ Hatun'un siz kimi münasip görürseniz razıyım sözünün altında, gönlünden Peygamberimizin kendisini müminlerin annelerinden kılacağı ümidi vardı. Lakin Rasûlullah'ın (s.a.v)böyle bir niyeti yoktu. Onu gücendirmek de istemiyordu. "Yarın sabah mescide en evvel kim gelirse onunla evlendireceğim." buyurdu. Onunla evlenmek isteyen sahabeleri de ümitsizliğe düşürmek istemediğinden böyle bir yol takip etmeyi uygun görmüştü. Hîfâ Hatun'un siz kimi münasip görürseniz razıyım sözünün altında, gönlünden Peygamberimizin kendisini müminlerin annelerinden kılacağı ümidi vardı. Lakin Rasûlullah'ın (s.a.v)böyle bir niyeti yoktu. Onu gücendirmek de istemiyordu. "Yarın sabah mescide en evvel kim gelirse onunla evlendireceğim." buyurdu. Onunla evlenmek isteyen sahabeleri de ümitsizliğe düşürmek istemediğinden böyle bir yol takip etmeyi uygun görmüştü.



    Ertesi gün hiç biri erken uyanamadı. Allah .(c.c) onlara uykudayken uyanma imkanı bahşetmedi. Rasûlullah (s.a.v)kimin geleceğini bekleyiverirken aniden Süheyb isimli, fakir, siyah renkli, görünüşü güzel olmayan, uzun boylu, zayıf ve ince yapılı olan sahabe geldi. Hîfâ Hatun ise, zengin, güzel ve rağbet edilen biriydi. Namazdan sonra Hîfâ Hatunu çağırdı, durumu bildirdi. O da buna razı oldu. Hiç itiraz etmedi. Rasûlullah (s.a.v)hutbe okudu, nikahlarını akdetti. "Süheyb, kalk ve bu hanımın için bir şeyler al!" buyurdu. Lakin Süheyb, dünyalığı olmadığını söyleyince Hîfâ Hatun, kendi servetinden on bin dirhem gümüşlük bir kese getirtti. Onları Süheyb'e verdiler. O da gerekli şeyleri alıverdi. Sonra Rasûlullah (s.a.v) "Ey Süheyb! Hanımının elini tut, onu evine götür!" buyurdu. Bu sefer Süheyb (r.a) dedi ki, Ya Rasûlallah (s.a.v)! benim evim mesciddir. Hangi eve götüreyim?" Süheyb'in bu cevabını işiten Hîfâ Hatun, "filan yerdeki hazır konağı sana bağışladım. Kalk beni oraya götür." dedi. Onun bu âlicenap tavrı ve hareketi Rasûlullah'ın (s.a.v) çok hoşuna gitti de ona dua etti. Sahabe de onun bu hareketini çok takdir ettiler ve onu övdüler.

    Karı ve koca kalktılar ve birlikte konağa gittiler. Akşam olunca yemeklerini yediler. Rablerine hamd ettiler. Nihayet yatma vakti gelince, Hîfâ Hatun "Ey Süheyb! Bil ki, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin. Sen bu nimete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel bu geceyi ibadet ve taatle geçirelim. Sen şükrediciler, ben sabrediciler sevabına kovuşayım. Çünkü Rasûlullah (s.a.v)'Cennette yüksek çardak vardır. Bunda yalnız şükredenler ve sabredenler bulunur' buyurdu." dedi.



    O gece ikisi de taat ve ibadet ile meşgul oldular. Sabah namazını eda için Süheyb mescide geldi. Cebrail a.s onların gerekli hallerini Rasûlullah'a (s.a.v) bildirdi. Cennet ve Cemâl-i ilâhî ile onlara müjde verdi. Rasûlullah (s.a.v) "Ey Süheyb! Geceki hâlini, sen mi anlatırsın, ben mi söyleyeyim?" buyurdu. Süheyb, Ya Rasûlallah (s.a.v) siz söyleyiniz dedi. Rasûlullah durumlarını, yaptıklarını bildirdi. Ve sonra "Siz cennetliksiniz ve Allah u Teâlâyı göreceksiniz" müjdesini verdi. Süheyb sevincinden ve Cenâb-ı Hakk'ın didarı müjdesine kavuşmak şevkinden başını secdeye koydu ve "Ya Rabbi! Eğer beni mağfiret etmişsen, günahlara bulaşmadan ruhumu kabz et! dedi. Allah u Teâlâ, onun ruhunu secdede iken kabz etti. Orada bulunan tüm sahabeler buna ağladılar. Rasûlullah (s.a.v) "Daha şaşılacak şey, Hîfâ'nın da bu anda ruhunu Hakk'a teslim etmiş olmasıdır." buyurdular. Hakikaten o esnada Hîfâ Hatunun daHakk'a yürüdüğünden kimsenin şüphesi olmadı. Muhbir-i sadık efendimizin her haber verdiği doğruydu. Nitekim bu da böyle oldu. Sahabe-i Kiram efendilerimiz her ikisinin de cenaze işlemlerlerini yaptıktan sonra ikisini de Cennet'ül Bakî'ye yanyana defnettiler. Başları ucuna iki tahta koydular. Tahtalardan birine: "Bu Allah u Teâlâ'nın nimetine şükür edeninkabridir." diye yazdılar. Öbürüne de: "Bu Allah u Teâlâ'nınmihnetine sabredenin kabridir." ibaresini yazdılar. Bu olay ile bir kere daha anlaşılmıştır ki, Ashab-ı kiram kuvvetli bir imana ve tam bir teslimiyete sahip idiler.
  • Eveeett tam 40 günün sonunda 41. gün sabahında kitabı bitirmiş bulunmaktayım.. ZAMANLAMA MANİDAR :))

    Aslında çok uzuun inceleme yazılacak kitap Allah var. Ama şu an ki buruk haleti ruhiyemle sanırım bunu başaramayacağım.. Diğer okuyanlar neler hissetti bilmiyorum bitirince lakin bende bir burukluk hasıl oldu.. nedenini de az buçuk tahmin ediyorum ama anlatamayacağım.. çook uzuun cümleler kurup Sevgili https://1000kitap.com/Madame Hanım'ın da dediği gibi Bihter'in uzun cümle kurma rekorunu üç beş kez egale etmem lazım şimdi :) gerek yok.. burukluğumla sizlerin de canını sıkmadan eğlenceli kısımları anlatmaya çalışayım.. Bilenler bilir Spoiler vermeye bayılırım :) ve bunun gerekli olduğunu düşünürüm.. yani kitabın tamamını anlatmasa da bir inceleme kitap hakkında okunur mu okunmaz mı benlik mi değil mi diye az buçuk malumat vermeli... BEN CE TABİİ.. bu incelememde bunu çok aza indirgeyeceğim çünkü zaman ve saat konusunda çocukluğuma, ilk gençliğime ve şu an ki durumuma dair anılarımı anlatarak KENDİME DAİR SPOİLER vereceğim bu sefer..

    Sizleri bilmem lakin benim zamanla ve saatle bu aralar aram çok da iyi sayılmaz.. İçimde bir Hayri İrdal barındıranlardan mıyım acep diye çok sordum kendime kitabı okurken.. verdiğim cevap ise '' yok asla '' idi.. peki bir Halit Ayarcı mıydım?? el cevap '' kesinlikle hayır '' ..

    Peki neyim?? başlı başına ŞİMAL!!
    KUZEY değil de neden ŞİMAL!!

    'Kökleri mazide olan bir Ati yim' belki de ondan Şairin dediği gibi.. yani Hayri İrdal ile Halit Ayarcı arasında bir tip!!

    Ben emsaller yani yaklaşık ben yaşıtlar ( bakın kelimeler bile alaturka ve ben bunları kullanmaktan acaip zevk alıyorum birşeyler yazarken :) ve işyerimde tam bir Halit Ayarcı modunda çalışmam ..modern cümleler modern çağın aksanı!! ve iş temposu ) bilirler çocukluğumuzda TİPİTİP diye bir sakız vardı.. TİP İ TİP.. Yani tip bi adamdı pembe sakıza sarılı karikatürünü okumaya bayıldığım adam.. hem sakızı çiğner hem de güle güle okur biriktirirdim o minicik kağıda sığan TİP adamın maceralarını.. İşte kitapta bol miktarda TİPİTİP var .. her birinin hayatlarının her macerasını okuyorsunuz.. kendi gerçekleri içinde yaşayıp giden.. geri dönüp baktığınızda 'bu TİP ler anca romanlarda ya da filmlerde olur' derkene bir de bakmışsınız adamlar yanıbaşınızda.. işyerinde, otobüste, aynı apartmanda, köyde, kahvede, hastanede, okulda, kokteylde falan filan..
    SADECE SEYRETMENİZ LAZIM FARKETMEK İÇİN..

    Peki kitap boyunca okuduğumuz saat, zaman, ayar vs.. sizin hayatınızda nerde????

    İlk saatinizi hatırlıyor musunuz peki?? ve o saati nerde kaybettiğinizi??

    Sürekli geç kaldığınız oluyor mu peki işyerinize, sevgilinizle buluşmaya, en ufak randevulara bile..?? yani zamanla kavgalı mısınız benim gibi :) ??

    Ya da şöyle mi desek.. Zamanın bile dakikliğini kendi üzerinde kurulmuş bir baskı, özgürlüğe vurulmuş bir ket olarak hissedenlerden misiniz yoksa????

    Sorulaaar sorulaarrr....

    Sizleri bilmem ama ben koluna saat takamayanlardanım :)) sadece saat de değil aslında yüzük, bilezik, bileklik, kolye, küpe vs.. takılacak ne varsa takamayanlardan :) üç beş gün takar dener ve oynaya oynaya 'üüüüüf daral geldi' diye bi köşeye bırakırım güzeeelce :) TAKMAYACAKSIN TAK ATACAKSIN !! diye bişey vardı dimi bi zamanlar hah işte tam da ondan :))
    ha hiç saatim olmadı mı elbette oldu.. hatta ilk saatimi babam almıştı.. lisedeydim o zamanlar.. içinde 15-20 kadar ülkenin marşlarının fonik kaydı olan süper dijital bi saatti bu.. babam ne amaçla almıştı böyle bir şeyi bilmiyorum ama ben namaza yeni başladığım o yıllarda sabah namazına her gün farklı bir ülkenin marşıyla uyanırdım :))) Ezanın akabinde çalmaya başlayan Hollanda marşı :))) ertesi gün Fransız marşı :)) ertesi gün hooop İrlanda marşı :))))

    Kendime has bir sentez yapmıştım yani anlayacağınız :)))

    çok da mutluydum bu halimden ve bizimkiler de hiçbişey demezdi .. herhalde NAMAZ ADAMI YOLDA KOMAZ diye içlerinden sevinip bu kız bu hassasiyetle kesinlikle yolda kalmayacak diye düşünüyorlardı :) ve tabii ki Rahmetli babacığım da sürekli oynadığım saatimi ne kadar beğendiğimi gördüğü için extra seviniyordu kimbilir :) RUHU ŞAD OLSUN İNŞ.

    PEKİ ZAMANLA KAVGALI OLMAYA NE ZAMAN BAŞLADIM? diye merak ettiniz değil mi :)
    İşte bu benim üniversite yıllarıma dayanıyor bu incelemeyi buraya kadar okuyan sevgili okurlar :)

    unutmayın ki MEKANLA KAVGALIYSANIZ KESİNLİKLE ZAMANLA DA KAVGALISINIZ DEMEKTİR..

    siz bi düşünün bunu.. :)

    yani ZAMAN VE MEKAN bağlantısını..#31745233

    nitekim zaman izafi birşeydir.. mekan akar diye mi okumuştum bir yerde galiba öyleydi.. karışık kuantumsal kavramlar :)
    BAST-I ZAMAN VE TAYY-İ MEKAN kavramları..
    sırlar burda işte.. bu kavramları duyanlar da bi düşünsün :)
    Meslek itibariyle zaman ve mekanın insan yaşamındaki derin tesirleri adına kitabın sonlarında uzuuun uzuuun mimari bahisler de var okunası hoş... manidar..
    üniversite yıllarımı ve bu konudaki düşüncelerimi belki başka zamanlara başka incelemelere havale edip bu incelemeyi çok da uzatmiim :) efenim..

    Çok isterdim Hayri İrdal ve Halit Ayarcı nın karakterleri hayatları üzerinden beni burukluğa sevkeden diyalogları da anlatmayı ama dediğim gibi okuyun efendim siz de okuyun.. Hayriciğimin Halit Ayarcı ile tanışmadan önceki iç ve dış dünyasının KUNCULUS gibi üzerinize çöktüğü o ruh teslim ettiren ilk kısımların ağırlığına bakmadan okuyun..
    Pişman olmayacaksınız eminim..

    Başka bir incelemede görüşmek üzere Sevgiyle Aşkla Selametle kalın..

    Şahsınıza münhasır olan fizik ve metafizik ayarlarınız Her daim dosdoğru olsun efendim..
  • Zeki Velidi Togan'ın 1969 yılında Cengiz Han'ı anlattığı notları içeren bir kitap. Toplam 66 sayfadan oluşuyor. Kitapta sırasıyla;

    Giriş,
    Çengiz İmparatorluğu'nun Kurulmasının Temelleri,
    Ticaret Yolları,
    İç Asya'da Doğu- Batı İstikametindeki Yolları,
    Çengiz ve Evladı Tarihimiz Kaynaklarına Dair,
    Çengiz'in Soyu ve Kendisine Yakın Kabileler,
    Çengiz'in İlk Mücadeleleri,
    Çengiz'in Merkitlerle ve Camuka ile Mücadelesi,
    Çengiz'in "Han" Olması,
    Çengiz Devleti'nde Yazı,
    Çengiz'in Fetihleri

    bölümleri mevcuttur. Togan, Cengiz Han'la ilgili malumat verirken çeşitli kaynaklardan örneklere de yer vermiş, şüpheli bulduğu bilgilerin gerekçelerini de kaynaklarıyla açıklamıştır.

    Kitapta en çok dikkatimi çeken konular " Çengiz'in Soyu ve Kendisine Yakın Kabileler"den itibaren kitabın sonuna kadar olan kısımlardır. Bu kısımlar Cengiz Han'ın mücadeleleri, devlet yapısı, yazı- konuşma dili, hanlığı döneminde karşılaştığı zorluklar, imparatorluğunu genişlettiği dönemde kabileleri nasıl kendine tabii ettiği ile ilgili bilgiler içermektedir. Son bölümler oldukça hareketli geçmektedir. Kitabı okurken haritalardan yararlanarak Cengiz Han'ın nüfuz ettiği alanları daha iyi anlamaya çalıştım. Bunların dışında kitapta Cengiz Han'ın ordu düzeni, posta teşkilatı, toplumda kadının rolü, İslam ve Müslümanlara bakış açısını ortaya koyan satırlar da bulabilirsiniz. Kitapta silik ve yazım yanlışları olan yerler mevcut. Bu nedenle okurken oldukça zorlandım. Ancak bu durum, eserin değerinden bir şey eksiltmiyor. Okurken başlarda zorlansam da kitap benim için su gibi akıp geçti. Keyifle, merakla okudum. Kitabı alıntılarken e-kitap olmasından mütevellit, kopyala yapıştır yaptım. Yalnız kelimelerin bazı kısımlarını sayfada göründüğünden farklı kopyaladı. Alıntıların düzeltmelerini yazım yanlışlarını ortadan kaldırarak -orijinaline de sadık kalarak- yapmaya çalıştım. Kusurumuz varsa affola diyelim. Okumayı düşünenlere tavsiye eder, keyifle okumalar dilerim.
  • Davud el-Kayseri'nin hayatı üzerinden Vahdeti Vücûd anlayışı anlatılıyor. İbnü'l Arabinin çizgisinde bir alim. Esere göre üslubu ağır olan İbnü'l Arabiyi bizlere anlatan bir alim. Vahdeti Vücûd meselesi sadece tasavvufi değil, felsefi-tasavvufi bir meseledir. Eserde açıklanan kavramlar bunu gösteriyor. Bu yüzden dili ağır bir eser. En azından bu alanda ihtisas sabihi okurlara hitap eden bir eser diyebiliriz. Vahdeti vücûd hakkında malumat sahibi olmak isteyen ve azda olsa alt yapısı olan kimselere tavsiye ederim.