• Türkiye'de “çok şey bilmeye” yönelik dâima bir saygı ve hayranlık olmuştur. Ben bunun “sakat” bir bakış olduğunu düşünüyorum. Bilgi-insan ilişkisi sâdece bilgi biriktirmek ve bu birikimi arttırmak düzeyinde görülürse ortaya çok sıkıntılı durumlar çıkabiliyor. TV'lerdeki bilgi yarışmalarının da pekiştirdiği bir sakatlıktır bu. Neyin yarışı yapılıyor ki? Eş anlı olarak hem Pasifik Okyanusu'nun derinliğini santimetrik ayrıntısına kadar; hem de traş sabunun kim tarafından, hangi târihte icâd edildiğini bilen bir insanın takdir edilecek ve ödüllendirilecek ne özelliği olabilir? İlgili ilgisiz, abur cubur bilgileri hâfızasına yükleyen bir insan, olsa olsa zekâya karşı suç işlemiş bir aptal olabilir. Zâten bu insanları bekleyen en büyük tehlike erken bunamadır.
    Çok şey bilen insanlar bunu ne için yaparlar ki? Muhtemelen bu bilgi fazlasıyla etrafındakileri ezmek ve sindirmek için. Türkçemize Farsçadan geçen güzel bir terim vardır: Mâlûmatfuruşluk. Yâni bilgi satmak... Görgüsüzlüğün haddi hesâbı yok ki… Bâzıları bunu parasını sağa sola saçarak yapar; bâzıları ise bilgilerini… Aslında bu sûretle her mâlûmatfuruşluğun aslında bir nev'i hodfuruşluk; yâni kendini satmaya dönüştüğünü görmek lâzımdır.
    Bilgi ile bilgelik ilişkisi, bilgilenme sürecinin, insan tarâfından denetim altına alınmasını anlatır. Gâliba mahâret çok şey bilmekten ziyâde, bildiğini iyi bilmek; ne için bildiğini bilmek ve farklı bilgileri ilişkilendirebilmektir. Bence hayranlık verici olan da budur.

    SÜLEYMAN SEYFİ ÖĞÜN