• Bizler sosyalistleriz. Bu demektir ki, insanları birbirinden ayıran, birbirlerine karşı silahlandıran, çıkarları arasında uzlaşmaz düşmanlıklar yaratan, bu düşmanlığı gizlemeye ya da haklı çıkarmaya çalışarak onlara yalan söyleten, sahtecilikle, ikiyüzlülükle, kinle her şeyi bozan özel mülkiyete karşıyız. Biz şöyle diyoruz: İnsanoğlunu zenginleşmesinin bir aracı gibi gören toplum, insanlığa ters bir toplumdur, bizim düşmanımızdır, böyle bir toplumun ahlak değerlerini, ikiyüzlülüğünü, sahteliğini kabul edemeyiz. Onun biree karşı ahlaksızlığı, acımasızlığı ters gelir bize. Böyle bir toplumun, insanları maddi manevi her türlü köleleştirmesine, kişisel çıkarlar için onları parçalamasına karşı savaşmak istiyoruz ve de savaşacağız. Biz işçiler emeğimizle her şeyi yaratan insanlarız: Dev makinelerden çocuk oyuncaklarına kadar her şeyi yapanlar, ama insanlık onurumuzu savunmak hakkı olmayanlar bizleriz. Amaçlarına ulaşma için herkes araç olarak kullanabiliyor bizi. Zamanla bize iktidarı ele geçirme olanağını sağlayacak gücü elde etmeye çalışıyoruz. Parolamız şudur: Kahrolsun özel mülkiyet, tüm üretim araçları halkındır, tüm iktidar halkındır, herkes çalışmalıdır. Gördüğünüz gibi, isyancı değiliz biz.

    Bizler devrimcileriz ve birileri yalnızca emir verdikleri, birileri de yalnızca çalıştıkları sürece devrimci kalacağız. Sizlere, çıkarlarını savunmanız emredilen topluma karşıyız, bu toplumun da, sizin de uzlaşmaz düşmanıyız ve biz kazanıncaya kadar da aramızda barış olmayacak. Zafer bizim olacak, sırtınızı dayadığınız insanlar da sanıldığı kadar güçlü değiller. Çalıştırdıkları milyonlarca işçinin hayatını hiçe sayarak elde ettikleri servetleri, bizlerin üzerimizdeki egemenliklerini sağlayan gücün kaynağı budur, onların arasında düşmanca sürtüşmelere neden olacak, onları maddi olarak da manevi olarak da yıkacak, yok edecek. Servetin korunabilmesi büyük gerilim ister ve aslında sizler, bizlerin efendileri olan sizler bizlerden daha fazla kölesiniz. Sizlerin ruhlarınız köle, bizlerin ise yalnızca bedenlerimiz. Sizler önyargılarınızın, alışkanlıklarınızın boyunduruğundan, sizi manen öldürmüş olan boyunduruktan, kurtulamazsınız. Bizim iç özgürlüğümüze hiçbir şey engel olamaz. Bizi zehirlemek için kullandığınız zehir, bilincimize istemeden akıttığınız panzehirden çok daha güçsüzdür. Bilincimiz sürekli gelişiyor, açılıyor, giderek daha hızlı güçleniyor, iyi olan her şeyi sizlerin dünyanızdan bile olsa, ruhsal yönden sağlıklı insanları kendine çekiyor. Görüyorsunuz işte, fikir olarak egemenliğinizi savunan kimse yok yanınızda. Tarihsel adaletin baskısına karşı sizi savunabilecek bütün tezleri tükettiniz. Düşünce alanında yeni bir şey yaratabilecek durumda değilsiniz. Ruhsal yönden üretken değilsiniz, kısırsınız. Bizim fikirlerimiz giderek gelişiyor, daha parlak yanıyor, halk yığınlarını sarıyor, özgürlük savaşına hazırlıyor onları. İşçi sınıfının yüklendiği büyük rolünün bilinci dünyanın bütün işçilerini tek ruhta birleştiriyor, zorbalıkla, ahlaksızlıkla asla durduramayacağınız yeni bir hayata yürüyüştür bu. Ama ahlaksızlık apaçık ortada, zorbalık sinir bozuyor. Ve bugün bizleri boğmakta olan eller yakında dostça sıkacaklar ellerimizi. Sizin enerjiniz büyüyen servetin mekanik enerjisidir, bu enerji sizleri birbirini yiyen gruplara ayırıyor, bizim enerjimiz ise işçi sınıfının giderek büyüyen dayanışma bilincinin canlı gücü. Sizin yaptığınız her şey suç, çünkü insanların köleleştirilmesine yönelik şeyler yapıyorsunuz, ama bizim işimiz dünyayı, yalanlarınızla, hıncınızla, açgözlülüğünüzle, korkunç eylemlerinizle dehşete saldığınız halkı bu hayaletlerden, tüyler ürpertici gerçeklerden kurtarmaktır. İnsanları hayattan kopardınız, paramparça ettiniz onları. Parçaladığınız hayatı sosyalizm yeniden büyük bir bütün olarak birleştirecektir. Başaracağız bunu... Başaracağız.
    Maksim Gorki
    Sayfa 391 - Can Yayınları
  • Kitap hakkında yüzeysel araştıma yapan herkesin karşısına spiritüalizm kavramı çıkacaktır. Latince spiritus, yani ruh kavramından türetilmiş bu kelime, ruhçuluk olarak Türkçe’ye çevrilmekte.

    ~Burada hayatın anlamsızlığının nasıl anlama ve bütünlüğe dönüştürüleceği analatılıyor (s11).~

    Kitabımız “kitap”, “deneyim” ve “yol” başlıklı üç bölümden oluşmakta.

    ~Gerçek şu ki, zihnim uyanıkken “bilir” uykuda ise “inanır”(s35).~

    1- “KİTAP” bölümünde mistik öğretinin teorik anlatımı yer almakta. Derin düşünme, anlamaya istekli olmak, güç’ün varlığı, güç’ün kontrolü, içselyolun rehberi, içsel haller ve içsel gerçeklik gibi yirmi başlıktan oluşan bu bölüm daha çok neyin ne olduğu, nasıl anlaşılması gerektiği konusuna açıklık getirmekte.

    ~Bedende dolaşan Güç’ü yönlendirmenin ve yoğunlaştırmanın bir yolu var. (s45)~

    ~Şüphesiz, dini resimlerde azizlerin (veya büyük uyanmışların) bedenlerini ve başlarını saran haleler, bazen daha dışsal tezahür eden bu enerji fenomeni ile ilgilidirler (s47)~

    "Kitap" bölümünde sağlık, zaman ve cinsellik gibi pek çok konu hakkında çıkarsamalarda bulunulmuş.

    ~Her şey birlite ilerlerdiğinde iyidir, ayrı değil (s73)~

    2- “DENEYİM” bölümünde mistik öğretinin pratik anlatımı yer almakta. Rahatlama ve iyi hissediş dalgası yaratabilmek adına yapılacak törensel ayinlerin tarihi köklerini belirtmekten geri kalmamış yazar. Sonrasında ayinde yönetici, yardımcısı ve ayine katılan diğerlerinin neler yapması gerektiği detaylı bir şekilde anlatılmış.

    ~Fiziksel, ekonomik, ırksal, cinsel, dinsel, psikolojik ve manevi her türlü şiddete karşı haklı direnişi kutsuyoruz (s223)~

    3- “YOL” bölümünde öğretinin kazandırmak istediği birçok şey kısa ve öz cümlelerle izah edilmekte. Bu cümleler oldukça hoş, sade cümleler. Bu cümlelerden sonuncusu şöyle:

    ~Öldüğünüzde yalnızlığın ebedileşeceğini düşünmeyin(s259)~

    -BİTTİ-

    EKLEMEK İSTEDİKLERİM

    *İspanyolca-Türkçe bakışımlı olarak okudum.

    *Kitap su gibi akıp gidiyor; okuması kolay. Herşeyi izah ediyor. Anlaması kolay. Zaten kim mürit kazanmak için yazdığı bi kitapta bilinmezlikler yaratır ki(!).

    *Kitapta hiç isim kullanılmamış. İsim kullanılmadan yazılan kitaplar özel ilgi alanım (Burada Y. Atılgana selam çakıyorum)

    *Silo hakkında araştırma yaparken ankara ve istanbulda müritlerinin olduğunu öğrendim. Facebook grubu kurmaktan öteye gidememiş gibi görünüyorlar :)
  • Evliyalar kuantum fiziği mi biliyor?

    Kuantum fiziği kesinliklerin değil, olasılıkların; "Ya olur, ya olmaz" ın değil, "Hem olur, hem olmaz"ın bilimi. Evliya hikayeleriyle büyümüş bizler için bu tuhaf bir şey olmamalı. Gözleyen ile gözlenenin bir olduğunu anlayan Hallac-ı Mansur 922 yılında ‘Enel hak’ (Ben Tanrı’yım) derken ‘bir’lik halini idrak ettiğini anlatmak istiyordu büyük ihtimalle...

    Kuantum fiziğinin yaşayan en ünlü hocalarından Amerikalı fizikçi Dr. Fred Alan Wolf, üç dört yıl önce İstanbul’a geldiğinde, kuantum fiziği mekaniğinin tasavvufi düşünce ile çok benzeştiğini söylemişti. Kuantum fiziğine göre evrendeki her şeyin tıpkı tasavvufi inanıştaki gibi ‘bir’ olduğunu, ayrılık fikrinin ise sadece bir illüzyon olduğunu açıklamıştı verdiği konferansta. Kendi dilince vahdet-i vücud, ayna ve misal alemi gibi kavramlardan söz etmiş ve modern fiziğin geldiği son noktada da bunları gördüğünü itiraf etmişti.

    Bu ilgi çekici konuyu daha da derinleştirmek için “Kuantum Bilgeliği ve Tasavvuf” kitabının yazarı Doç. Dr. Haluk Berkmen ile bir araya geldik. Berkmen, ODTÜ Fizik bölümünde 1970 yılında kuantum fiziği dersi veren en genç hoca olarak biliniyor. Sonrasında 22 yıl Viyana’daki Birleşmiş Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nda (UAEA) nükleer tesis denetmeni olarak görev yapmış. Ömrünün büyük bölümünü, dünyanın dört bir yanındaki nükleer tesisleri kontrol ederek geçirmiş.

    Atom Enerjisi Ajansı'ndan tekkelere...

    Ancak aklının bir köşesinde hep, ODTÜ’deyken merak saldığı o konuya geri dönmek varmış: Kuantum Fiziği ile tasavvufun birbirine olan şaşırtıcı benzerliği! 2002’de emekli olup İstanbul’a döner dönmez tasavvuf okumalarına başlamış. Onlarca mürşidin kapısını çalmış, talebesi olmuş, dinlemiş, öğrenmiş. Sonunda da ortaya söz konusu kitap çıkmış. Berkmen ile yaptığımız söyleşiye geçmeden önce, kuantum fiziğinin yabancısı olanlar için biraz detay verelim. Kuantum fiziği ne iddia ediyor ve neden tasavvufi bilgeliğe benzetiliyor?

    Doç. Dr. Haluk Berkmen
    Bakarsan var bakmazsan yok

    Maddi ve manevi dünyaya bakış açısını sonsuza dek değiştirecek olan o meşhur kuantum fiziği deneyini anlatarak girelim konuya: ‘çift yarık deneyi”ni. 1927’de Clinton Davisson ve Lester Germer tarafından elektronlar üzerinde yapılan deneyi. Deneyde tek bir elektron, iki dikdörtgen yarıktan geçirilerek, yarıkların arkasındaki ekrana yansıtılır. Elektronun yarıklardan birinden geçmesi beklenirken o her iki yarıktan da aynı anda geçer ve ekranda sıralı aydınlık ve karanlık şeritlerden oluşan bir girişim yani dalga deseni ortaya çıkarır.

    Madde, ona baktığımızı anlıyormuş gibi...

    Bilim insanları böyle mucizevi bir şeyin nasıl olabileceğini anlamak için bir sonraki deneyde yarıklara gözlem aleti yerleştirir. Gözlem aletinden evvel ekranda dalga deseni oluşturan elektron bu kez normal bir madde gibi (parçacık) davranır. Yani tek bir yarıktan geçer; malum dalga-parçacık dualitesi. Yani madde biz ona baktığımızda sanki bunu anlıyor ve ‘bir yerde, bir şekilde’ görünmek üzere pozisyon alıyor. Buna kuantum fiziğinde çökme deniyor. Yani sonsuz olasılıklar içinden sadece bir tanesi, gözlemcinin (ki bu biz oluyoruz) gözlemesi yani algılaması ile gerçekleşiyor.

    Evliya hikayeleriyle büyümüş bizler için bunlar hiç de imkansız değil. Gözleyen ile gözlenenin bir olduğunu anlayan Hallac-ı Mansur 922 yılında ‘enel hak’ (Ben Tanrı’yım) derken de ‘bir’lik halini idrak ettiğini anlatmak istiyordu büyük ihtimalle. Ama anlaşılamadı ve idam edildi.

    İnsan, dünyayı gözlemleyerek etkiler

    Kuantum fiziği araştırmalarının bilimsel olarak ispatladığı üzere, gözlemcinin (bir insanın) gözleneni (dış dünya) sadece gözleyerek etkilediğini söyleyebiliriz. Buna gözlemci etkisi deniyor. Çünkü kuantum dünyasında her şey birbiriyle bağlantılı. Hiçbir şey bir diğer şeyden bağımsız değil. Bu da tasavvuf düşüncesindeki niyet kavramına denk geliyor.

    Çok bilindik bir hikayede olduğu gibi, bir adam eşeğini bağladığı kazığı başkaları da bağlar niyetiyle çıkarmaz, bir kör adam gelip çarpınca başkaları da çarpmasın diyerek yerinden çıkarır. Kazık aynı kazıktır ama aynı kazık da değildir aslında.
    Bir kuantum ilkesi olarak "İnsan Allah'ın aynasıdır"

    Tasavvuf inanışındaki insanın Allah’ın aynası olduğu düşüncesi de bire bir kuantum dünyadaki ‘gözlemci etkisi’ kavramına karşılık geliyor. Yani aslında sadece bir gerçek gözlemci var, kuantum mantığı bunu gösteriyor. Ölüm de bu mutlak gözlemciye (Allah’a) geri dönüş. “Bilinç ve madde dünyası diye ikili bir dünya yok. Tek bir şey var. Gözleyen ve gözlemlenen de ayrı değil. Durmadan birbirlerine dönüşüyormuş gibi bir illüzyon yaratıyorlar sadece. Hadid Suresi’nde de dendiği gibi: “Nerede olsanız o sizinle beraberdir. Çünkü size hayat veren ruhunuz ona bağlıdır.”

    "Bilinci maddeye çeviren"

    Dr. Fred Alan Wolf da tanrı tanımını ‘bilinci maddeye çeviren’ diyerek açıklayıp, kuantum fiziğine göre enerji dalgalarının somut dünyaya dönüştüğünü söylerken, tasavvuftaki Misal aleminin (dünya) gerçek öz olan Mana aleminin bir yansıması olduğu inanışıyla bir bağ kuruyor.

    Bir söyleşisinde Mevlana’dan “Ruhumda patlayan volkandan yüzlerce dalgalı sel akarken, cennet benim dönmemi sağlıyor” beyitlerini hatırlatan Dr. Wolf, Mevlana’nın sözlerinin kuantum fiziğinin madde tanımlamasıyla (dalga frekanslarını oluşturmak için dönen elektronlar) bire bir benzeştiğini ifade ediyor.
    Mevlana'nın dizelerindeki kuantum mekaniği

    Kuantum fiziğine göre tüm evrenin tek bir bütün oluşu da ‘vahdet-i vücut’ kavramına karşılık geliyor. Dr. Wolf bunu da Mevlana’nın şu beyitleriyle örneklendiriyor: “Seher vakti gökyüzünde bir ay göründü, gökten indi de gözünü bize dikti, bakmaya başladı. Ay zamanında bir kuş vurmuş doğan gibi. Ay beni kaptı, gökyüzüne uçuruverdi. Kendime baktım, göremedim. Çünkü o ayın lütfuyla bedenim can kesildi. Can alemine gittim. Orada da o aydan başka bir şey göremedim. Hasılı ezeli tecelli sırları, tamamıyla anlaşıldı.”

    Mevlana’nın şiirlerinin ışığın doğası ve tanrı parçacığı diye adlandırılan ve varlığı henüz ispatlanamamış olan (CERN’deki LHC deneyinde aranılan, maddeye kütle verdiği sanılan teorik alan, tanrı parçacığı) Higgs bozonunu çağrıştırdığını anlatan Dr. Wolf, evrendeki tüm elektronların tek tek bilince sahip olduğunu söylüyor. Higgs bozonu aslında İslamiyet’te Allah’ın ‘ol’ sözüne karşılık geliyor.

    Bir şey hem vardır hem yok, hem iyidir hem kötü

    Hayatı boyunca kuantum fiziğinin tasavvufta bahsedilen hakikate benzerliği üzerine düşünen Doç. Dr. Haluk Berkmen, kuantum fiziğini anlamak için modern dünyada kullandığımız Aristo mantığının yeterli olamayacağını hatta anlamanın yolunu tıkayacağını açıklayarak başlıyor söze.

    Neden hocam? Nasıl anlayacağız kuantum fiziğini?

    Ünlü fizikçi Richard Feynman'ın dediği gibi “Kuantum teorisi karşısında şaşkınlığa uğramayanlar bu teoriyi anlamamış demektir.” Anlamak için önce hayret etmek gerekir. Eğer klasik Aristo mantığıyla düşünürsen anlayamazsın ve boşluğa düşersin. Aristo mantığı ‘ya/ ya’ mantığıdır. Bir şey ya vardır ya yoktur gibi. Kuantum fiziği ise ‘hem/ hem’ mantığıyla çalışır. Bir şey hem vardır hem de yoktur, hem dalgadır hem parça, hem güzeldir hem çirkin, hem doğrudur hem yanlış. Karşıt olasılıklar aynı anda vardır. Bu şekilde düşününce yargılamak zorlaşır, affetmek kolaylaşır. Bunu anlamak için akıldan öte sezgi lazım. Richard Feynman bile “Kuantum kuramını ben de anlamıyorum, kimse anlamıyor ama kuram çalışıyor” demişti.

    Tasavvuftaki hoşgörüye bilimsel altyapı sağlıyor gibi…

    Evet, çünkü güzel de çirkin de, iyi de kötü de bir. Hızır ile Hz. Musa’nın hikayesini bilirsiniz. Hızır Hz. Musa’ya “Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin. Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin? (Kehf Suresi, 67-68)” der. Çünkü Hızır yol boyunca bindikleri gemiyi delmek ve bir çocuğu öldürmek gibi pek çok kötü iş yapar. Sonunda anlaşılır ki hepsini aslında bir hayır için yapmıştır. Hayır da şer de birdir. Yargılama yok. Bu yola seyri sulük denir. Amaç nefs-i emmareden nefs-i kamileye ilerlemektir. Nefsi emmare emir komuta boyutunda yaşamaktır. Bir şey almak ve birşey vermek… Çoğu insan nefsi emmareden öteye geçemediği için hayatı kavrayamadan yaşlanır. Bu hayat boş diye düşünür. Hayır ve şerrin bir olduğunu, sınav olduğunu gören nefsi emmareyi geçer, nefsi kamileye yaklaşır.

    Kuantum fiziğini son yıllarda ‘iste olsun’ tarzı kişisel gelişim kitaplarında kullanıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz. Madem elektronlar gözleyene göre hareket ediyor, bir şeye sahip olmak için çok düşünmek çok istemek işe yarar mı?

    Kuantum dünyası belirsizlik dünyasıdır. Yüzdelerle konuşur. Bir şeyin olma olasılığından bahseder. Bir şeyin olması için istek değil istenç gerekir. Newton çekim yasasını kafasına bir elma düşünce keşfetmedi. O işin bahanesiydi. Kendisini zaten bilimsel çalışmalara adamış biriydi. Varlığını adamıştı. Sonra birden elma düştü ve anladı. İşte istenç budur. Buna kuantum dünyasında sıçrama denir. Bir şeye kendini adayacak kadar yoğunlaşırsın, sonra bir gün birden o şey oluverir. Odaklanmışlık ve adanmışlık, istençtir.
    Zaman ve mekan görecedir

    Kuantum fiziğinde yer ve zamanlar arası geçiş de teorik olarak mümkün. Bunun tasavvufta karşılığı var mı?

    Hacı Bektaş Veli öleceğine yakın etrafındakilere “Cenazemi almaya biri gelecek, ona verin” der. Gerçekten de cenazeyi almaya biri gelir. Kim olduğu belli olmayan bu kişiye cenazeyi vermek istemezler. Sonunda emaneti almaya gelen gizemli kişi peçesini indirmek zorunda kalır. Bir bakarlar ki Hacı Bektaş Veli’dir. Evliyalar zamanlar arası yolculuk edebilir ve aynı anda birden fazla yerde bulunabilirlerdi. Akşehir’e giden Nevşehirli Nasrettin Hoca’ya da adamın biri “Hoca saat kaç?” diye sorar. Hocanı cevabı her zamanki gibi şaşırtıcı: “Bilmem ben buranın yabancısıyım.” Kuantum fiziğinde de zaman ve mekan mutlak değildir. Nasrettin Hoca da bir bilgedir. Göle maya çalarken “Ya tutarsa” demesi de her olasılığın mümkün olduğu kuantum dünyasına bir gönderme gibidir. Tutabilir de… Tutmayabilir de…

    Kuantuma göre dünya nedir? Tasavvufa göre dünya nedir?

    1600’lerde yaşamış Niyazi Mısri diye bir mürşit vardır. “Hakk ilmine bu alem bir nüsha imiş ancak, Ol nüshada bu adem bir nokta imiş ancak, Ol noktanın içinde gizli nice bin derya, Bu alem o deryadan bir katre imiş" der bir şiirinde. Anlamı: Allah ilminde kainat bir sayfadır. İnsan bu sayfanın içinde bir noktadır. Bu noktanın içinde bin tane deniz vardır. Bütün evren bin denizin içindeki tek bir damladadır.” Herşey birbirinin içindedir. Kuantum fiziğinde de bu böyledir. Bir atomun içine baksan tıpkı güneş sistemi gibi bir yapısının olduğunu görürsün. Önemli olan bu bütünselliği görebilmek ve bu bilgi ile davranabilmektir.

    Kaynak: http://www.karar.com/...gi-mi-biliyor-55486#

    Gücünüzün istenç boyutuna sıçraması dileğiyle,
    Kuantum Terapi ve Şifa Enerjileri
  • “Hastaydım, kafam yorgun, ruhum umutsuz, gövdem acılar içindeydi. Tanrı’nın hiç değilse manevi enerji ve güçlü bir şefkat içgüdüsüyle donatmış olduğu ben, en acı bir cesaretsizlik çukurunun dibine düşmüştüm ve çok öldürücü bir zehirin, soluk alamayan kalbime dolduğunu duyuyordum. Yaylada üç ay geçirdim.. O güzel yöreyi bilirsiniz, insanın ruhu kendi içine döner ve eşsiz bir dinlenmenin tadına varır, her şey dinginlik ve huzur yaratır, orada, Tanrı’nın kusursuz yaratımı önünde, ruhunuz örf ve adetlerin boyunduruğundan kurtulur, toplumu unutur, toplumun el kol bağlayan zincirlerini gevşetir yenilenmiş bir gençliğin gücüyle.. Orada her düşünce duaya dönüşür, taze ve özgür doğa ile uyum içinde olmayan her şey bırakır yüreği. Ah, orada yorgun ruhlar huzur bulur, bitkin insan gençlik gücüne yeniden kavuşur. Hastalık günlerimi böyle geçirdim işte... Sonra akşamlar! 'Ayaklarını küller arasına uzatıp kocaman ocağın önünde oturmak, bacadaki bir çatlaktan sanki beni çağırırmış gibi ışınlarını gönderen yıldıza bakıp durmak, ya da derin düşlere dalarak ateşe bakmak, alevlerin yükselip, titreyip, kazanı, ateşten dilleriyle yalamak için birbirleriyle sanki yarışmalarını seyretmek ve düşünmek.. İnsan yaşamı da budur, diye: Doğmak, çalışmak, sevmek, büyümek ve yok olmak.” *Bir Felemenk yazarı.
    ***********

    Anneme de söyle, onun eliyle örülmüş çorapları giymek dünyanın en büyük zevkiydi -hele o Londra yürüyüşünden sonra..- Bu sabah şafak yine çok güzel söktü. Her sabah, çocukları uyandırırken seyrediyorum güneşin doğuşunu. Tanrı’ya emanet ol. Seni seven ağabeyin Vincent
    ***********

    Ah, Theo; Theo, yavrum, bunu bir başarabilsem! Her elimi attığım işin bozulmasından dolayı yaşadığım korkunç bunalımı yenebilsem, kendi kendime yinelediğim, çevreden işittiğim ayıplamaları üstümden atabilsem, gerçek bir gelişmeye ulaştırabilecek fırsatı, gücü bulabilsem ve bulduğum yolda azimle ilerleyebilsem, babam da, ben de Tanrı’ya büyük bir şevkle şükredeceğiz!
  • Kablosuz iletişim, türbin motorları, helikopterler, florasan ve neon lambalar, torpidolar ve hatta X-ray ile ilgili buluşları var. Yaklaşık 700 patente sahip Tesla'nın birçok buluşu da Thomas Edison tarafından çalındığı söyleniyor. Peki Tesla'nın yıllar önceden kalan, gizli bir röportajının olduğunu biliyor muydunuz? İşte bu röportaj.
    Gazeteci: Bay Tesla, sizin için kozmik süreçlere karışan biri diyorlar. Sahiden siz kimsiniz?
    Tesla: Bu doğru bir soru, tüm sorularına cevap vermeye çalışacağım.
    Gazeteci: Bazıları sizin Hırvat olduğunuzu söylüyorlar. Küçük bir köyde doğmuşsunuz, öyle mi?
    Tesla: Evet, tümü doğru. Aslen Sırpım. Ancak Hırvatistan benim anavatanım, bundan gurur duyuyorum.
    Gazeteci: Fütüristler, 20. yy'ın sizin başınızın üstünde doğduğunu söylüyorlar. Manyetik alanı kutsuyor, indüksiyon motoruna ilahiler söylüyorlar. Sizin buluşunuz olan alternatif akım, bugün fizik ve kimyayı dünyanın yarısına hakim kılabilir. Endüstri sizi en büyük hayırsever ilan etmek üzere. Tesla laboratuvarında ilk defa atomu kırabildiniz. Deprem titreşimlerine sebep olabilen bir cihaz yaptınız. Siyah kozmik ışınları keşfettiniz. Beş elementin sırrını araştıran Empedokles gibi, varlığın sırlarına vakıf oldunuz. Birçok kişi için ilahi bir figür gibisiniz.
    Tesla: Evet, bu anlattıklarınızın bazıları en önemli buluşlarımdan birkaçı. Ancak ben yenilmiş bir adamım. Yapabileceğim en büyük şeyleri yapamadım.
    Gazeteci: Bunlar nelerdir, bay Tesla?
    Tesla: Tüm dünyayı aydınlatmak istedim. Dünya'nın Güneş gibi parlaması için yeterli miktarda enerji mevcut. İstediğimi yapmama izin verselerdi, tıpkı Satürn'ün etrafındaki halka gibi Dünya'nın da ekvator kısmında da ışıktan bir halka olacaktı. İnsanoğlu buna hazır değil. Colorado Springs'de yaptığım çalışmada dünyayı elektriğe batırdım. Ayrıca insanlara pozitif zihinsel enerji sunabiliriz. Bach ve Mozart gibi büyük müzisyenler veya büyük şairler geldi geçti. Dünya'nın iç kısmında barışın, neşenin ve sevginin enerjisi var. Dünya tarafından büyütülmüş bir çiçek aldığımda veya topraktan çıkana yiyeceklerde, orayı bir kişinin vatanı yapan her şey vardır. Yıllarımı, bu enerjinin insanları nasıl etkilediğini araştırmakla geçirdim. Gülün güzelliği ve kokusu ilaç olarak ve güneş ışınları yiyecek olarak kullanılabilir. Yaşam sonsuz sayıda biçime sahiptir ve bilim insanının amacı bunları her maddede bulmaktır. Burada üç esas nokta var. Benim yaptığım sadece araştırmak. Bunları bulamayacağımı biliyorum ancak yine de araştırmaktan vazgeçmeyeceğim.
    Gazeteci: Bunlar nelerdir?
    Tesla: Birinci mesele yiyecek. Aç bir dünyayı beslemek için ne kadar yıldız veya Dünya enerjisi gerekir? Bir diğeri kötülüğün ve acının gücünü yok etmektir. Bu, uzayın derinliklerinde bir salgın olarak görülür. Üçüncüsü de evrende aşırı ışık var mıdır? Tüm astronomik yasaların ortadan kalktığı ve matematiksel denklemlerin işe yaramadığı, değişime uğramayan bir yıldız keşfettim. Bu yıldız bu galakside. Boyutu bir elma kadar, ağırlığı ise tüm Güneş Sistemi'miz kadar. Biliyorum, yer çekimi kanunları uçmak için aşılması gereken bir şey, ancak ben bireylerin fiziksel olarak uçmasını değil, bilinçleriyle bir yerden bir yere gitmesini araştırıyorum. Havadaki enerjiyi uyandırmaya çalışıyorum. Bu gezegende boş bir alan yok. Boş olarak düşünülen alan sadece maddenin farklı bir tezahürü.
    Gazeteci: Her gün evinizin penceresine kuşların geldiği söyleniyor.
    Tesla: İnsan kuşlara karşı duygusal olmalı. Onlar gerçeğin habercisidirler.
    Gazeteci: Smiljan'daki o günlerden beri uçmayı bırakmadınız.
    Tesla: Çocukken çatıdan uçmak istedim ve düştüm. Hesaplamaları yanlış yapmışım. Unutma, gençlik yaşamdaki en önemli kanattır!
    Gazeteci: Hiç evlendiniz mi?
    Tesla: Hayır.
    Gazeteci: Rölativite teorisine saldırdığınız için hayranlarınız şikayet ediyor. Eğer enerji her yerde ise nerede bu göremediklerimiz?
    Tesla: İlk önce enerji, sonra madde oluşuyor. Evren ışık olarak bildiğimiz özgün ve ebedi enerjiden doğdu. Madde sonsuz ışık formlarının bir tezahürüdür. Evrenin dört temel yasası var. Birincisi, matematiksel bir ölçünün olması. İkincisi karanlığın içinde yayılıyor olması. Üçüncüsü ışığın bir ışınsal maddeye dönüşmesi. Dördüncüsü başı ve sonu olmaması. Yaratılış sonsuzdur.
    Gazeteci: Ancak bu teoriye karşı ders vermiyorsunuz, neden?
    Tesla: Unutmayın, sonsuzluğu anlayamamamızın nedeni evrenin kavisli yapıda olması değil, insan zihnidir. Ben ışığın bir parçasıyım. Evren tıpkı bir senfoni gibi, düzenli ve harmonik. Einstein bu sesi duysaydı rölativite teorisini yaratmazdı. O, sadece kaosun habercisi.
    Gazeteci: Bay Tesla, bir ses mi duyuyorsunuz?
    Tesla: Her zaman duydum. Benim manevi kulağım gökyüzü kadar büyük. Einstein bir kısmı çok iyi olan birçok iş yaptı. Ona garezim yok. Yalnız “eter"in olmadığını düşünmesi büyük bir hata.
    Gazeteci: Gençliğinizde sık sık hasta olduğunuz söyleniyor, bu doğru mu?
    Tesla: Evet sık sık yaşam gücümün düştüğü doğru. Bazen insanın acı çekmesi gerekebilir. Küçükken koleraya yakalanmıştım. Babam teknoloji üzerinde çalışmalar yapmama izin verince geçti. Bir kişinin zihin gücünü asla küçümsemeyin.
    Gazeteci: Bay Tesla, bu bir oyun mu? Bana zihin gücünden bahsediyorsunuz...
    Tesla: Evet bir oyun, ben oynadım ve elektrikle çözdüm. Unutma, Nikola Tesla yıldırım hakkındaki gerçekleri keşfeden ilk kişi.

    Gazeteci: Kuşkusuz okuyucularımız mizahı seviyor, yalnız bilim ile bazı kişisel görüşlerinizi karıştırıyor gibisiniz.
    Tesla: Bay Smith, insanlar fazla ciddiler. Bir Çin atasözü der ki, “Fazla ciddiyet yaşamı kısaltır".
    Gazeteci: Felsefenizi duyduklarında buna bayılacaklar.
    Tesla: Hayat bir ritimdir. Her şey birbiri ile derin ve mükemmel bir ilişki içindedir. İnsan, güneş, yıldızlar… Bilgi içinde yaşadığımız evrenin bize sunduğu bir şeydir.
    Gazeteci: Bir Budist rahibin veya Taoist birinin sözleri gibi söylediğiniz şeyler.
    Tesla: Evet! Bu gibi öğretilerin içinde evrenin bazı sırları gizli. Hakikat daima insanoğlunu büyülemiştir.
    Gazeteci: Peki sizin için elektrik neyi ifade ediyor?
    Tesla: Her şey elektriktir. İlk önce ışık, evreni temsil eden sonsuz biçim! Siyah ise ışığın gerçek yüzü. Tabi ki biz bunu göremiyoruz.
    Gazeteci: Bay Tesla, elektriği fazla abartmıyormusunuz?
    Tesla: Ben elektriğim, isterseniz elektriğin insan kılığına bürünmüş şekliyim diyebilirim. Siz de öylesiniz, henüz fark etmemişsiniz.
    Gazeteci: Peki bir milyon volt eletriği geçirebilir misiniz?
    Tesla: İnsan bedeni büyük miktarda enerjiden meydana gelmiştir. Beynimiz baştan sona elektrikle çalışıyor. Günün birinde bunun gerçekleştiğini göreceğiz.

    Gazeteci: Otel yönetimi yaşadığınız bu otel odasında hava şimşekliyken sürekli biriyle konuştuğunuzu söylüyorlar doğru mu?
    Tesla: Evet, şimşekler ve yıldırımlarla konuşuyorum.
    Gazeteci: Nasıl yani?
    Tesla: Çoğunlukla ana dilimde konuşurum.
    Gazeteci: Okuyucularımız bu sözlerinizi duyunca çok şaşıracaklar.
    Tesla: Şimşek ve yıldırımlar doğanın en güçlü ve parlak güçleri. O kadar şiirseller ki.
    Gazeteci: Peki madde nedir?
    Tesla: Bak, nasıl da gözlerin parladı. Benim bilmek istediğim şey yıldızlar söndüklerinde ne olduğu. Bir yıldız söndükten sonra oluşan şey ne. İşte o zaman maddeyi ve evrenin sırlarını anlamaya başlayabileğiz.
    Gazeteci: Peki ya sonra ne olacak.
    Tesla: Tanrı bize gülecek ve bizi tutuklatacak (Tesla bunları söylerken gülüyor..).
    Gazeteci: Bu anlattıklarınız yazılarınızda “kozmik acı" diye sıklıkla bahsettiğinizin tam tersi değil mi?
    Tesla: Hayır, çünkü biz hala Dünya'da yaşıyoruz. Birçok insanın farkında olmadığı bir hastalığı var. Bu nedenle birçok başka hastalık, acı, kötülük, sefalet ve savaşlar var. Bu hastalık tamamen tedavi edilebilir gibi değil, ancak farkında olmak yaşadığımız kötülükleri kontrol altına alabilmemizi sağlar. Yakın hissettiğim insanların acılarını bazen bedenimde hissediyorum. Bunun temel nedeni vücutlarımızın benzer maddeden yapılmış olması ve ruhlarımızın birbiri ile ilişkili olması. Bir yıldızın yok olmasının görüntüsü, bizi hayal edebileceğimizden daha çok etkiliyor. Dünyadaki yaratıklar arasındaki ilişkiler farkında olduğumuzdan bile fazla. Daha iyi bir gelecek için öğrenmemiz gereken çok şey var.
  • Herşeyden önce, mânevi gücün, kalp ve vicdan gücünün yüksek tutulması şarttır. Bunu bilirsiniz. Biz de bu gücü arttırmak üzere: Önce içteki ve dıştaki durumun güven ve ferahlık verici nitelikte gelişen noktalarını ve yönlerini araştırarak açıklamaya ve ispata çalıştık. Sonra, belirli bir amaç etrafında bilinçli ve azimli olarak birleşmenin, sarsılmaz bir güç olduğu gerçeğini, yorulmaksızın tekrar ettik.

    Bir toplumun yaşamasının ve mutluluğunun, ancak gayelerinde ve gayelerinin garçekleştirilmesinde tam bir birlik halinde bulunmasına bağlı olduğunu açıkladık. “Vatanın kurtuluşu, bağımsızlığın kazanılması” hedefine yönelmiş bulunan millî birliğimizin, köklü ve düzenli bir teşkilâtın varlığına ve teşkilâtı iyi yürütüp yönetebilecek yetenekli kafaların ve enerjilerin, bir tek beyin ve bir tek enerji halinde birleşmiş ve kaynaşmış olmasına bağlı bulunduğunu söyledik. Bu münasebetle, İstanbul’da açılacak Meclis-i Meb’usan’da güçlü ve dayanışmalı bir grubun kurulması zorunluluğunu ortaya koyduk.

    Millet, tarihin ancak devletlerin yıkılış ve çöküş gibi bunalımlı zamanlarında kaydettiği çok önemli ve tehlikeli anları yaşıyordu. Böyle anlarda, talih ve kaderini doğrudan doğruya kendi eline almakta gaflet gösteren milletlerin, gelecekleri karanlık ve felâketlerle doludur. Türk milleti, bu gerçeği anlamaya başlamıştı. Bu kavrayış sonucuydu ki, kurtuluş ümidi vaadeden her samimî işarete koşmaktaydı. Ancak, bir toplumun uzun yüzyılların uyuşturucu yönetim ve terbiyesinin etkisinden bir günde, bir yılda kurtulup serbest kalabileceğini düşünmek ve kabul etmek doğru değildir.

    Bu sebeple, durumu ve gerçeği bilenler, ellerinden geldiği kadar bağlı bulundukları millete ışık tutup yol göstererek, ona kurtuluş hedefine yürümekte önderlik etmeyi en büyük insanlık görevi bilmelidirler.