"Bir vesile ile Oğuzman kürsüyü yönetme konusundaki yaklaşımını ilginç bir örnekle açıklamıştı: "Ailede, orduda ve kürsüde demokrasi olmaz! Mali olanakları sınırlı bir ailede annenin ve iki çocuğun oyu ile babanın maaşını aşan bir evin kiralanmasına karar verilirse, aile dağılır!"
[Atatürk'ün Bana Yazdırdıkları]
Cemil Bey [...] söze başladı: [...] 1907 yıllarındayız. Bu tarihte Osmanlı padişahı Abdülhamid, Osmanlı ordusunda atış talimleri yapılmasına müsaade buyurmuştur. O tarihte bütün dünyada, bütün ordularda atış talimleri için, birbirini tamamlayan nice nice eserler yazılmıştı. Ne yazık ki bu atış işinin kahramanları olan Türklerin kendi eserleri kendilerine intikal etmemiş gibi görünüyordu. Abdülhamid'in iradesinden sonra, imparatorluğun her askerlik sahasında bu iradeyi tatbik için başvurulacak eserler aranıyordu. [...] şimdi meselenin müşkül ciheti: Bu[nu] kimin yapacağıdır? Orada karar verildiğine göre, bunu Kurmay Yüzbaşısı Mustafa Kemal hazırlayacaktır.
O, bu vazifeyi nasıl yaptı? Şam kütüphane ve müzelerinde yığılı birçok Türk eserleri vardı. İşte bu kütüphanelerin içine girdi; günlerce aradı, araştırdı ve nihayet aradığını buldu. Türkler çok zaman evvel atış üzerine eserler yazmışlar ve bu eserleri dünyaya hediye etmişlerdi. [...] O, ne bulmuştu? Yazılış tarihi itibariyle yüzler ve yüzlerce sene evveline götürebileceğimiz bir Türk eseri. Asıl olan bu, ve buna takaddüm eden Türk eserleri olduğundan şüphe yoktu. Avrupalılar bunlardan yüksek derecede istifade etmişler ve son silâh tekâmül ve inkişaflarına göre bu esası tevsik eylemişlerdir.
[Türk Tarih Kurumu, Belleten, Cilt: XVIII, Ekim 1954, Sayı: 72]
[Atatürk'ü dinledim]
Türk vatanında Sultan Hamit devri istibdadını yenmek üzere ulusça yapılan Hürriyet hareketleri, 23 Temmuz 1908 tarihinde sonuçlanmıştır. [...]
Trablusgarp isyanını söndürmek için oraya gitmiş olan Mustafa Kemal [...]
Şeyh Mansur'un bir nokta üzerinde endişesi ve ısrarı vardır. O, elinde tuttuğu Kuran-ı Kerim'i, Mustafa Kemal'e göstererek, "Siz Halife-i Zişan efendimiz Hazretlerine fenalık yapmayacağınıza dair, bu kitap üzerine yemin eder misiniz?" deyince, Mustafa Kemal duraksamadan şu karşılıkta bulundu:
"Ver bana o kitabı..." dedi ve Kuran'ı alıp öperek şu sözleri ilave etti: "Ben bu kitabı tebcil ve takdis ederim. Ve bunun namına namusum üzerine yemin ederim ki Halife denilen adama bu kitabın haricinde hiçbir fenalık yapmayacağım."
[Türk Tarih Kurumu, Belleten, Cilt: VIII, Temmuz 1944, Sayı: 31]
"Beyoğlu ile Kasımpaşa hududu ibret alınacak bir manzara. Avrupa ile bizim yan yana duruşumuz gibi. Yüksek binalar, medeni simalar birden bitiyor, köhne barakalar yerlere geçiyor gibi aşağı iniyor ve çömeliyor.
İstanbul cihetindeki muazzam camiler ve minareler ahşap çöküntüler içinde bir iskeletin beyaz dişleri gibi... Bunlar gerçi aynı zamanda bir zafer heykeli. Fakat bu masraf acaba milletin başka varlığına da sarf edilse ne olurdu?"