Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
Bana; Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.
Sen aklıma gelince her şeyler gülümserdi.
Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.
Yenilgi, Yenilgim, kıvılcım saçan kılıcım ve kalkanım
Gözlerinde okudum
Taç giymenin kölelik olduğunu,
Ve anlaşılmanın alçalmak olduğunu,
Sahip olmanın bütünlüğe ulaşmak
Ve olgun bir meyve gibi, düşmek ve tüketilmek
olduğunu okudum gözlerinde.
Sen Cennetine doğru yükseldiğinde, ben Cehennemime doğru inerim; sen bana aşılmaz uçurumların içinde "Arkadaşım, yoldaşım" diye seslensen bile, benim Cehennemimi görmeni istemezdim. Alev gözlerini yakar, duman burun deliklerine dolardı. Seni oraya kabul edemeyecek kadar seviyorum Cehennemimi. Ben Cehennem'de yapayalnız olmak isterim.
Ve bin yıl sonra Kutsal Dağ'a bir kez daha tırmandım, dedim ki Tanrı'ya: "Tanrım, Sen benim amacım ve varacağım, bütünleşeceğim varlıksın; ben Senin dününüm, Sen benim yarınımsın. Ben Senin topraktaki kökünüm, Sen benim gökteki çiçeğimsin ve Biz, birlikte, güneşin önünde büyüyoruz."
İşte o zaman, Tanrı bana doğru eğildi ve kulağıma şefkat dolu sözler fısıldadı ve bir ırmağı bağrına çeken deniz gibi, beni de bağrına aldı.
Özgürlüğü ve huzuru buldum meczupluğumda; yalnızlığın özgürlüğünü ve anlaşılmamış olmanın huzurunu. Çünkü bizi anlayanlar içimizdeki bir şeye de egemen olurlar.