• LUTFEN BU İLETİYİ BEGENMEYİN!!! BEGENİYE DEGİL İMZAYA İHTİYACİM VAR. NE KASAR CESİTLİ SOSYAL PLATFORMLARDA PAYLASİRSANİZ O KADAR AMACİNA ULASİR. UNUTMAYİN, BASKA CANLAR GİTMESİN DİYE CİRPİNİSİM. YARİN SİZİN O YOLDAN GECMEYECEGİNİZİN GARANTİSİ YOK!!! EMPATİ KURUP OYLE GECELİM, İLLA ES GECECEKSEK.

    Merhaba "insan"lar. Evladımı, daha nice cana mal olmuş Mardin-Midyat yolunda kaybettim. Anne şefkati adına, Rezan bebeğimin masumiyeti hatrına, imzalayıp herkesle paylaşabilir misiniz sosyal medya hesaplarınızdan? İnsanlık namına... Yürekten teşekkür ederim.
    http://chng.it/ZRjfVMwKqR
  • 160 syf.
    ·2 günde·10/10
    Selam millet. Bugün sizlere çok güzel bir kitap ile geldim.
    Öncelikle kitap çok akıcı ve kısa bir kitap ama içinde çok derin duygular yüklü. Kitabın konusuna geçeyim hemen.
    Hüseyin ve İbrahim çocukluk arkadaşıdır. Fakat İbrahim ailesini kaybettikten sonra kendi topraklarından uzaklaşıp İstanbul'a gider. İstanbul'da gazetecilik yapar. Kendisinin aslında çok mutlu, hayatının yolunda olduğunu sanır. Ta ki Hüseyin'in ölüm haberi gelene kadar. Hüseyin'in ölüm haberinin gelmesi üzerine, İbrahim çocukluğunu geçirdiği memleketi olan Mardin'e gider. Ve burada kendi memleketine ne kadar yabancılaştığını fark eder. Livaneli tam da burada Batı özentiliğini işlemiş. Mardin'de Hüseyin'in ailesi ile konuşur ve Hüseyin'in bir sevgilisi olduğunu öğrenir. Fakat bu kız sıradan bir kız değildir. Meleknaz bir ezidi kızıdır.
    Ezidi ne demek derseniz, (kendi anladığım kadarıyla) cennetten kovulan Tavuskuşu'na yani baş melek olan Tavuse Melek'e tapanlara ezidi denir. Fakat Tavuskuşu cennetten kovulmuştur aynı zamanda şeytanda cennetten kovulduğu için insanlar gerçekte ezidilerin şeytana taptığına inanırlar. Burada ezidiler mülteci olarak geçiyor ve biz burada mültecilere yapılan eziyeti okuyoruz. Başı kesilenler, çeşitli bahaneler sonucu bulunan kılıflarla tecavüz edilenler vs. vs. Ve bunların hepsi din ve İslamiyet adı altında yapılıyor.
    İbrahim bir şekilde tanımadığı bu kıza hayranlık duyar ve bu kızı aramaya koyulur.
    Evet yorumum bu kadar fakat burada harf ve kelimelerim sınırlı olduğu için tam anlamıyla ifade edemediğim şeyler olmuş olabilir bunun için YouTube'a gidebilirsiniz. Çünkü tam şu anda
    Bu Kitabı Okumayan Kalmasın!!! | Kitap Yorumu 7 | Huzursuzluk | Zülfü Livaneli videosu yayında sizleri bekliyor.
    ravenclawinvarisi
  • Rahmetli Gün Sazak ve Diğerleri

    En son Genel Başkan Yardımcımız Gün Sazak Bey'i vurdular. Bütün bunlara rağmen biz ağırbaşlı, temkinli, kışkırtmalardan uzak hareket ettik. Şimdi, onlara bir iki örnek olmak üzere size Manisa ti Başkanımız Eczacı Cemil Çöllü'nün ölümünde yayınlamış olduğumuz bir bildiri ile, Genel Başkan Yardımcımız Gün Sazak'ın ölümü dolayısıyla yaptığım basın toplanhsı ve yayınladığım bildiriden bazı pasajları sunacağım. Başka pek çok vesika vardır, pek çok delil vardır. Fakat onları, zahalini-zin tensibine uyarak okumayacağım, dosyayı takdim edeceğim mahke-menize. İleride daha geniş olarak ele alırız, 29 Haziran 1979 tarihinde Sayı 79/813 "Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi ANKARA-Tamim-"Son günlerde partimiz yöneticilerine karşı bölücüler ve komü-nistler tarafından kanlı saldırıların giderek arttığı görülmektedir. Par-timizin, İstanbul, Mardin ve Tunceli İl Başkanlarından sonra, bilindi-ği gibi dört gün önce de Manisa İl Başkanımız Merhum Cemil Çöllü şehit edilmiştir." Bu Manisa il Başkanımız daha önce de suikaste uğramış, kendisine 8 mermi sıkılmış, bacağına isabet etmiş, bacağından yaralanmış, kur-tulmuş. Ondan dört ay sonra tekrar suikaste uğruyor ve öldürülüyor. "Daha Manisa ti Başkanımızın acısı yüreğimizi kavururken bugün de, yine Partimizin Zeytinburnu ilçe Başkanı Avukat Bekir Şendilmen alçakça kurulan bir suikast neticesinde evinin önünde şehit edilmiştir. Bir yandan da MHP'lileri tahrik edip, olayların daha da yoğunlaşması­nı ve ülkeyi bir iç savaşa götürmeyi amaçlamaktadırlar. Bu gerçeklerin ışığında bazı hususları tekrar hatırlatmayı ve bu hususları bütün teş­kilahmız mensuplarına duyurarak gereğini sizlerden istemeyi lüzumlu gördüm. ı. Partimiz yönetici ve mensuplarına karşı yönelen saldırılar kar-şısında daima soğukkanlılıkla ve kanun yolundan ayrılmaya­rak hareket edilmelidir. Olaylarla ilgili bilgi ve belgeleri derhal anında ilgili mercilere ulaşhrmak ve katillerin yakalanması için Devletin güvenlik kuvvetlerine yardımcı olunmalıdır. 2. Hiçbir parti mensubumuzun bu tür anarşik olayların içinde yer almaması temin edilmelidir. 3. Partimizin mensupları için daimi kanunlara bağlı", anayasaya saygılı ve hukuk yolundan mücadelemizi sürdürmek, nasıl ki bundan önce de en önemli bir görevdi, bundan böyle de bu gö-rev titizlikle yerine getirilecektir 4. Kardeşi kardeşe düşman edip, bölge, mezhep, fikir, inanç ve par-ti farklılıklarını istismar ederek ülkemizi uçuruma, sürüklemek isteyenlerin oyunlarına fırsat verilmeyecek. Kin ve düşmanlık ge-tirecek her türlü söz ve davranıştan kesinlikle sakınılacakhr.
    Zeki Hacı İbrahimoğlu 5. Aramıza bazı karanlık; düşünceli ve belli mihraklar tarafından yetiştirilmiş, bazı maksatlı kimselerin sızmış olabileceğini de düşünerek partililerimizi kanun dışı, hukuk dışı ve davamıza ters düşen hareketlere sokma yolunda yapılacak her türlü tah-riklere kesinlikle uyulmayacaktır. Ve bu tür tahrikleri, kışkırt­maları yapanlar Genel Merkeze bir raporla bildirilecektir. 6. Anarşiyi çıkartan kim olursa olsun, etinde silah bulundurup insan öldüren hangi fikri taşırsa taşısın, toplumda kin ve düş­manlık duygularım körükleyen hangi inanç sahibi bulunursa bulunsun; bunların Türk Milletinin düşmanları olduğu açıkhr. Memleketimizin her zamandan çok milli birliğe ve kardeşliğe ihtiyacı olduğu bu dönemde dıştan kaynaklanan ve ülkemizi bir iç savaşa sürüklemeye yönelen anarşik olayların karşısına çık­mak her vatansever için bir milli görevdir. Anayasaya, kanunla-ra ve hukuka -bağlı olarak meşruiyet sınırlan içinde bu görevi hep birlikte yerine getirmeye gayret etmeliyiz.
  • 188 syf.
    ·154 günde·Beğendi·10/10
    Türkiye'de modern tarihçiliğin kutbu Halil İnalcık ise sosyal bilimlerin kutbu da Şerif Mardin'dir. Her ikisi de uluslararası alanda saygın iki bilim insanıdır ki ikisini de kaybettik. İnalcık yüz yaşında, Mardin ise doksan yaşında terk-i Dünya eylediler. Memleketimizde sosyal bilimlerin gelişmesinde büyük payları olan her iki insanının da bilim yöntemleri etraflı bir biçimde incelenmeli, yapıtlarından yola çıkarak meseleleri ele alış biçimleri değerlendirilmeli ve tabii ki yapıtları özümsenerek geçmişimizi ve bugünümüzü anlamamıza rehber olmalıdır.
    Şerif Mardin, Osmanlı'da modernleşme sürecinde neşvünema bulan fikir akımlarını ele alarak, hem bahsedilen sürecin anlaşılmasının temel koşulunu ortaya koymuş hem de bu alanda en yetkin eserlerini vermiştir. Yeni Osmanlı Düşüncesinin Doğuşu ve Jön Türklerin Siyasi Fikirleri isimli iki eseri bahsettiğimiz minval üzere yazılmış ve hâlen alanında temel iki kitaptır.
    Türkiye'de din olgusuna soğukkanlı bakışı, tarihsel ve sosyolojik muhtevayı göz önünde bulunduran değerlendirmeleriyle din sosyolojisi alanında ufuk açıcı saptamalarda bulunarak bu alanın en yetkin eserlerini veren yine Şerif Mardin'dir. Din ve İdeoloji isimli eseri saygın bir Amerikan üniversitesi tarafından okutulmaktadır.
    Türkiye'de siyasetin işleyiş biçimini anlamak ve analizinde kullanılabilecek bir yöntem bulmak gayesiyle geliştirdiği 'merkez- çevre' ilişkisi hâlen kullanılan işlevsel bir anahtar konumundadır. Osmanlı'da yapı ve kültür meselesi üzerine ortaya koyduğu tespitler hâlen aşılamamıştır. Bütüncül bir modernleşme süreci eleştirisi ve değerlendirmesiyle Mardin tekrar tekrar okumayı hak eden ve her okuyuşta farklı veçhelerin varlığı ve içiçeliği ile oldukça kompleks bir süreç ile karşı karşıya olunduğu gerçeğini ortaya koyan bir akademisyendi.
    Şerif Mardin'in kitapları ile tanışmamız mümtaz hocamız Kurtuluş Kayalı sayesinde oldu. Kendisi de muhtemelen Mardin'in öğrencisi olan Kayalı, derslerinde sık sık Mardin'e atıfta bulunarak kitaplarını edinmenize ve fikirleri ile tanışmamıza vesile oldu. Tarih okuduğumuz hâlde ve Mardin de tarihçi olmadığı hâlde bilhassa modernleşme sürecini Mardin'in kitaplarından daha sarih ve gelişkin biçimde idrak ettiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Tabii Kemalizm'e dair en mühim tespitleri de Mardin'den okuduk. Kemalizm'in göreli başarısı ve aynı zamanda başarısızlığını da Mardin'in kitaplarından öğrendik. Cumhuriyet'in öğretmeninin cami imamının yerini tutamadığı gibi bir tespiti var ki hâlen geçerlidir. Kemalizm'i salt inkılapları ile ele almak yerine amaçladıkları, başarabildikleri ve başaramadıkları ile alan Mardin ufuk açıcı yazar olarak belleğimizde yer aldı. Cumhuriyet'in 'yeni bir onur anlayışı ile yola çıktığı' tespiti gibi daha bir yığın önemli noktaları Mardin'den öğrendik.
    Şerif Mardin memleketimizin sathi kültürel ortamı ve insanları nedeniyle oldukça sınırlı bir kesim tarafından kadri bilinen ve anlaşılan bir bilim insanı konumundadır. İslamcı kesim, Mardin'in Kemalizm'i anlama çabası yolunda işaret ettiği noktalara istinaden ve Kemalizm'e mesafeli bakışı nedeniyle sahiplenme gibi bir hissiyatla hareket etmiştir. Kemalist ulusalcı kesim de tam da bu nedenle toptan reddiye gibi bir reflekse bürünmüştür. Hâlbuki Osmanlı- Türk modernleşmesi problematiğini reddiye ya da övgü dışında anlamak isteyeceklerin başvuracakları en yetkin kaynak Mardin ve eserleridir. Bahsettiğimiz sathi ortam nedeniyle Mardin anlaşılması, değeri bilinmesi gecikecek bir bilim insanı olarak tarihte yerini almıştır. Ne gam! Mardin'i okumak ve engin bakış açısından meselelere bakmak bizlere nasip oldu ya! Bu bize yeter.
    08/09/2017
  • 208 syf.
    ·10/10
    Oldum olası severim macera kitaplarını. Bunda, belki çocukluğumdan beri macera dolu hayatımın da bir etkisi vardır. Bazı maceralara dahlim olmamış olabilir, kader öyle hükmetmiştir, öyle olmuştur. Ama bazılarına bizzat kendi iradem karışmıştır. İlk okuduğum macera kitabı çoğu kimse gibi Robinson Kruzo’dur. Hep özendirdi beni kendisine. Sonrasında Don Kişot. Rosinante nereye ben oraya. Değil yel değirmenlerine, rüzgâra bile kılıç sallardım. İşte Monte Kristo. Adalet peşinde maceradan maceraya koşmuştum. İşte Sunguroğlu. Şahin’le ve Düka’yla ve belki arada Çimpe Kalesi’nden İbrahimle Selikos’un peşinde, Bizans entrikaları arasında az kalmadım. Bir Hıristiyan papazını seveceğim asla aklıma gelmezdi. Belki de bu sevgidir, papazı Müslüman edip adını Köse Yusuf yapan. Hatırlıyorum da şimdi, dahlim olmayan gerçek acılarımı bu maceralarla unutmuştum.

    Her insanın hayatında yarınlara taşıyabileceği, üzerinde konuşabileceği, yıllar yıllar sonra hatırlandığında yüzünde tatlı tebessümler oluşturacak maceraları olmalı. Macera olmadan hayat olmaz. İşte hayat Yolunda kitabının yazarı Hasan Söylemez, macerasız, rutinleşmiş sıkıcı şehir hayatından bıkmış. Tabiattaki betonlaşmaya paralel hissizleşen insandan da bıkmış. Ruhu yaralanmış. Kaçmak, kendini tabiatın kucağına atmak istiyor. Ama bu zor. Her şey hazır olsa bile onu yaşadığı ortama bağlayan ayak bağları var. Geçim derdi, kredi kartları, yakın çevre, dostlar, mekanlar, alışık yerleşik düzen vs. Bunun için bir an gerekiyor. Her şeyi yakıp yıktığın bir an. Özgürlüğün her şeyiyle göz kırptığı, prangaların bir bir çözüldüğü an. “Ne derlerse desinler.” ânı. Öyle de oluyor. Bir an’da istifa kağıdı hazırlanıyor masada. İknalar sonuç vermiyor. Eşe dosta, delisinlere, vesairelere pirim vermiyor. Karar veriyor buralardan gidecek. Hem de beş parasız gidecek.

    Gidecek de nasıl gidecek? İşte bir fikir daha. Bisikletle. Çatpat eskiden binse de bisiklete, yine de acemisi. Üstelik bisikleti de yok. Bir arkadaş vasıtasıyla ediniyor. Antremanlara başlıyor. Günde yetmiş seksen kilometre yapsa da alışık olmadığından kıç ağrıları başa bela oluyor. İmdadına bir bisiklet ithalatçısı yetişiyor. Bir müddet çalışması karşılığında kendisine a’dan z’ye bisikletle, bisiklet yolculuğu ile ilgili her şey öğretiliyor. Merak ihtiyaçla birleşince öğrenme süreci kısalıyor. Bir de kendisine burada tabut misal bir çadır armağan ediliyor.

    Ve derken ayrılık vakti geliyor. Vedalar geride kalanlar için hüzünlü. Giden de bir mutluluk, bir uçma halleri. Ve başlıyor yolculuk. İlk hedef; Şile, Ağva. Karadeniz’e paralel bir yolculuk. Arada bir çok yer, Hopa’ya vardık. Şimdi Artvin. Erzurum. Iğdır, Hakkari, Şırnak, Mardin. Derken Akdeniz’e paralel yolculuk; Hatay, Adana, Mersin. Şimdi Antalya, Marmaris, İzmir; Ege’ye paralel gidiyoruz girintili çıkıntılı. Ve Marmara denizi. Tekirdağ, Soroz Körfezi; sonrasında Kadıköy’de yüzlerce kişi arasında finiş.

    Kitapta yazarın yaşadıkları elbette ilgi çekiciydi. Yolda yaşadıkları da. Hele o saatlerce tırmanıştan sonra, kuş misal ellerini açarak inmesi, mutluluk açısından adrenalinin zirvesine ulaşması öykündürmedi değil beni. Tamam, o bisikletle gitmiş olabilir ben de karavanla giderim, ne olmuş yani. Mola yerlerindeki yalnızlıkları, hele o Antalya da uçurumun kenarına kondurduğu çadırı ve yaktığı ateşi, uzatsa elini yakalayacak gibi olduğu yıldızları anlatırken yüreğimin yağı erimedi değil hani. Ama aç ve susuz kaldığı bir anda; o eve gidiyor, hayır; bu eve gidiyor, hayır. Bir suyun bile ondan esirgendiği zamanlar da olmadı değil. Seninle aynı hüznü yaşadım inan Hasan. Hani tekel bayii deyip, içkidir, şaraptır, kazancı helaldir, haramdır deyip tartıştığımız birinin; “Ne demek abi, her yer senin buyur istediğin yere kur çadırını!” demesi ne kadar hoştu. Bizim insanımız, günahkâr olabilir, o Allah’la kendi arasında, ama insan kardeşim insan. İşte şimdi herkeslerde bütün gayret, bizim insanlık tarafımızı öldürmek için. Etkileyecekler belki ama inanın, öldürmeyi başaramayacaklar.

    Öyle insanlar tanıdım ki Hasan’la beraber, hiç tanımadığı insana, sofrasını, evini ve de gönlünü açıyorlar. Öyle insanlar tanıdım ki, Hasan’ın geçebileceği yerleri tahmin edip onun için küçük küçük sürprizler bile yapıyorlar. Öyle de insanlar da tanıdım ki, yolda giden bisikletliye, arabayla arkadan gelip ensesine şap diye vuruyorlar. Sürücünün bir tarafa, bisikletin bir tarafa savrulduğu kazalara sebep olanların vınlayıp kaçmalarına, insanlıktan bir anda, hayvandan daha aşağıya düşmelerine de şahit oldum.

    Hayata Yolculuk kendi içime de yolculuk oldu diyebilirim. Hasan’ı tanıdım. İnsanımızı tanıdım. İstenildiğinde nelerin yapılabileceğine şahit oldum. Neyi bırakmış isen geride, ya da neler çıkmış ise elinden, kaygetme. Yeter ki insanlığını kaybetme. Kal kendinle bir müddet baş başa. Gör ki kendinden dönüşün muhteşem olacak.