Sherman gülümsedi. Bu gülümseme onu soğuk bakışlı, emirler vermeye alışık, iri bir adam olmaktan çıkarmış, uzun zamandır yaşayan ve yaşamla kavga etmemeyi öğrenmiş bir insana dönüştürmüştü.
Len belli belirsiz bir farkındalıkla, ağabeyi James'in asla huzurlu bir kalp için dua etmek zorunda kalmamış, mutlu insanlardan biri olduğunu hissetti. Babası farklıydı ama. Babası savaşmak zorunda kalmıştı. Savaş yüzünde çizgiler bırakmıştı ama bunlar güzel çizgilerdi, güçlü çizgilerdi. Ve onun hissettiği huzur, ağabeyi James'in hissettiğinden farklıydı. Bu huzur bir anda elde edilmemişti. Babası bunun için ter dökmek zorunda kalmıştı, tıpkı çorak bir tarladan iyi hasat almak gibi. Onun etrafındaki herkes bunu hissederdi. Üzerine düşününce, iyi bir şey gibi gelirdi, insanın sahip olmak isteyeceği bir özellikti.
Fakat sahip olunabilir miydi? Dünyadaki gizemli ve hayret verici her şeyden vazgeçilebilir miydi? Asla görmeden, görmeyi istemeden? Meçhulden, küçük ve kare biçimli bir kutudan gelecek sesi duyma umuduyla doluyken şevkle beklemek durdurulabilir miydi?