• 520 syf.
    ·15 günde·Beğendi·10/10
    Martin Eden, sosyal sınıfların ortasında doğmuş ve bu sınıf ayrımın hengamesi ile zihinsel olarak sürekli savrulmuş şahane bir karakter. Jack London’ın kendi hayatından esinlenerek yazmış olduğu bu roman sosyolojik incelemelerin, psikolojik travmaların ve hayatı değiştiren müthiş umut ve azmin kâğıda kaleme bürünmüş halidir. Aynı zamanda çok trajik bir sonu da barındırıyor.

    Sevdiği kadın uğruna hayatına mükemmel bir hedef koyduktan sonra bu hedefe ulaşmak için çırpındığı, karşısına çıkan zorluklarla sınandığı ama asla hedefinden vazgeçmeyen bu mükemmel insan, azmin ve kararlılığın en güzel örneklerinden biridir. Aynı zamanda insanların oluşturduğu “mükemmel insan kalıbını” hayatlarının ortasına aldıklarını ve herkesin aynı kalıp makinesinden çıktığı zaman hayatın şahane olacağını düşünenlerin acınası uğraşlarını ifade eder.

    Üstelik hangi zaman diliminde olursak olalım “şöhret ve para sonrasında omurgasızlaşan” insanlar ne yazık ki her yerlerdeler. Martin, edebi eserlerini şöhretine ulaşmadan önce yazmış olmasına rağmen etrafındaki insanların burun kıvırdığı o eserler onların yüzsüzlüklerinin de ortaya çıkmasına sebep oldu. Romanda gerçekten hoşlanmadığım o kadar çok karakter vardı ki hangisini ele alacağımı şaşırıyorum Ama benim azılı düşmanım, Mart’ın sevdiği kadın Ruth. Okuyun bana hak vereceksiniz

    Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum, şahane bir karakterin mükemmel betimlemeleri ve örneklemeleri ile edebiyat sanatına hayran kalacaksınız (çünkü edebiyatı gerçekten bir sanat gibi kullanmış).
  • 349 syf.
    ·55 günde·6/10
    Klasiklerle aram oldukça iyidir, fakat ‘’Kırmızı Zambak’’ için aynı yorumu yapamayacağım. Kitap için sitedeki yorumların çoğu olumlu olsa da ben olumlu-olumsuz eleştirilerimi sıralayacağım ayrıntılı bir inceleme yazmaya çalışacağım.

    Kitap çok fazla karakter ile karşıladı beni; bir salonda oturmuş, sohbet eden ve bu sohbetlerde de isimleri geçen fazla sayıda karakter. Haliyle bir kafa karışıklığı hasıl oluyor; kim kimdir, kimi önemsesem de ismini unutmasam diye. Kitaplardaki karakter fazlalıkları beni rahatsız etmez, ama bu kitaptaki inanın ki çok fazla. Çünkü hepsi biranda veriliyor ve karakterlerin çok derinine de inilmiyor. Dolayısıyla karakterler tek boyutlu olarak görünüp kayboluyor. Burada okuyuculara ufak bir yardımda bulunmak istiyorum. Bahsedeceğim karakterler dışındakileri boşverin gitsin; inanın böylesi daha kolay olacaktır. Ana karakterimiz Therese-Martin, eşi Kont Martin, Jacques Dechartre, Robert le Menil, Choulette, Vivian Bell, Bn. Marmet ilk aşamada isimlerini hafızanızda tutsanız yetecek karakterler. Hikaye ilerledikçe yeni karakterler elbette çıkıyor ortaya. Ama kim kimdi diye geriye dönmemeniz açısından bu karakterlerin yeterli olduğunu düşünüyorum.

    Kitapta sanat oldukça önplanda. Ama dönemin ünlü Fransız ve İtalyan sanatçılarından bahsediliyor ve ne kendileri ne de eserleri hakkında bir bilgimin olmadığı bu kişileri okumak hayli sıkıcıydı. O dönem için çok önemli kişiler olabilirler, ama şuan için pek de bilinir sanatçılar değillerdi. Ya da bilinir sanatçılar, ama benim ayıbım ve ben bilmiyorum. Böyle de olabilir. Edebiyatçılar hakkında konuşsalar ilgi duyabilirdim, ama diğer türlüsü –tekrarlayacağım- benim için sıkıcıydı.

    Kitabın edebi olarak dili ve anlatımı güzeldi. Örnek bir cümle ile göstermem gerekirse Hayat Neşriyat 1968 basımlı kitabın 185. Sayfasından gelsin:
    ‘’(…) papazlar, ilahici çocuklar, yüzleri olmayan insanlar önlerinden geçtiler; onlarla birlikte, şu şehvet dolu yeryüzünde kimsenin selam vermediği o can sıkıcı ölüm de dört-nala gidiyordu.’’
    Mesela bu cümlede ölümün tasviri hoşuma gitti. Bu tarz kurulmuş cümleler genelde ilgimi çeker.

    ''Bilmiyordu; korkusundan, bilmek de istemiyordu. Bunun için Robert'in ruhunun çekmecelerini karıştırması gerekecekti; oysa, bu çekmeceleri açmak istemezdi.'' Sayfa 118'deki bu alıntı da hoşuma gitti.

    Anlatım güzel olsa da anlatılanın ilgimi çekmediğini söylemek isterim. Buradaki incelemelerde gördüm ki Anatole France kitabını yazarken ‘’Vadideki Zambak’’tan esinlenmiş. Zamanında Vadideki Zambak’ı da okumuş ve beğenmemiştim. Acaba yaşım küçüktü, anlayamamış mıydım diye düşünüyordum. Hatta tekrar okumayı düşünüyordum. Şimdi şüpheye düştüm, madem bu kitap da ondan esinlenilmiş, acaba gerçekten de bana hitap etmiyor muydu? Bu konuyu Vadideki Zambak’ı tekrar okuduğumda ele alacağım.

    Anlatılanın ne kadar da güzel bir aşk hikayesi olduğunu belirten fazlaca yorum gördüm. Benim aşka dair bakışım farklı sanırım. Çünkü ortada ne aşk gördüm ne de bana hitap edebilecek bir sevgi. Therese Martin asil, güzel, evli bir kadın. Bir de dostu var. Sonrasında başka birine aşık oluyor ve kitap da bu ikisi arasındaki aşktan bahsediyor. Ben kitapta aşk değil, takıntı gördüm. Çünkü işlenişi bile bana inandırıcı gelmedi. Okurken hep bir kopukluk ve eksiklik olduğunu hissettim. Aşk ne zaman başladı, ne zaman şiddetlendi? Bende bu noktalar hep eksik kaldı. Ayrıca ahlaki olarak da içime sinmeyen bir konu olduğu için aşka bak, nasıl da etkileyici diyemezdim zaten. Karakterin eşinin olanlar karşısında gözlerini kapaması, karakterin hissettikleri için suçluluk duymaması ya da eşini düşünmemesi beni oldukça rahatsız etti. O dönem Avrupası için normal durumlar bunlar, diğer edebi eserlerden biliyoruz. Ama bu denlisini okumamıştım. Karakterimiz dostları ile gezip tozuyor, herkes biliyor, ama ne hikmetse eşinin kulağına gitmiyor ya da gidiyor ama eşi umursamıyor. Kaldı ki başta umursamadığını az buçuk öğreniyoruz ama bir aşırılık var bu durumda. Günümüz aklıyla düşünmeden duramadım ve rahatsız oldum.

    Bahsedilen aşkta da aşırılıklar olduğunu düşünüyorum. Ayrıca karakterlerde fazla ısrar söz konusuydu. Örneğin 181. sayfadan itibaren ciddi ve rahatsız edici bir ısrar içindeki karakteri okurken sinirlendiğimi hissettim. Farklı yayınevlerinden çıkan basımlar için 16. bölümden bahsediyorum.

    Sayfa 295’te geçen bir alıntı beni şaşırttı. Onu da paylaşmak isterim.
    ‘’Çocukken, ölmek istediğim günlerde bu beni görmüştür. Bir yandan istek, bir yandan korku, öyle acı çekerdim ki! Seni bekliyormuşum. Ama, sen de öyle uzaktaymışsın ki!’’
    Nasıl, neden? Karakterimizin çocukken neden ölmek istediğine dair bir bilgi verildi mi? Karakterimizin böyle bir ruh hali içerisinde olduğunu ilk sayfalardan anladık mı? Hayır. Sanki karakterimiz aradığı kişiyi bulduğunu düşününce önceki hayatını kötülemeye çalışır gibi bir ifadeye büründü. Benim hissettiğim böyle bir durum oldu, çünkü kopukluk vardı bence.

    Bazı klasikler evrenselken ve anlatmak istedikleri zaman tanımazken bazıları da özellikle anlattıkları dönem için önem teşkil eder. Bu durum beni rahatsız etmez. Mesela Jane Austen’ın anlattıkları daha çok kendi zamanı için önem arz eden konular üzerine olsa da zevkle okurum. Ama bu kitap anlattıkları itibari ile benim ilgimi çekemedi. Therese Martin ile biraz zaman geçirip İtalya gezisi yaptım, çalkantılı aşk hayatına şahit oldum ve sonra ayrıldım gibi hissediyorum. Pek bir kazanımım olmadı. Dolayısıyla mutlaka okumalısınız diyebileceğim bir eser değil. Ama klasiklere özel bir ilginiz varsa okuyarak Anatole France’ı da es geçmemiş ve eseri hakkında fikir sahibi olmuş olursunuz. Kitap hakkındaki düşüncelerim bunlardır. İncelememi okuyanlara teşekkür eder, iyi okumalar dilerim.
  • 520 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    Merhaba,
    Martin Eden hayatımda okuduğum en iyi kitaplardan biri diyerek söze başlamak istedim.
    Bir yandan beyin zihinsel gelişim ve değişim sürecini işlerken bir yandan da içinde bulunduğu topluluğa yabancılaşmasını anlatıyor.
    Toplumun değer verdiği kişi veya sanat ürünlerinin kofluğunu anlatıyor.
    Sefaleti, emeği, yılmadan çalışma arzusunu anlatıyor
    Düşüncelerin tıpkı anne karnındaki cenin gibi şekillenme sürecini anlatıyor
    ve bunu öyle güzel bir edebi dille yapıyor ki okuduğum her satırda mest oldum. London' ın ortaya çıkardığı olağanüstü edebi dehasının satırlara aktardığı güzellikle büyülenerek okudum. Şuan bile boğazım düğümleniyor, her an gözlerim dolacakmış gibi, akmaya hazırlanmış gözyaşlarımı hissediyorum.
    Çoğu satırda aklıma sefalet çeken hatta öldükten sonra ancak kıymeti anlaşılmış büyük sanatçılar geldi. Bir de şu an çok satan listesindeki kağıt ve mürekkep yığınları.
    Bu kitabı sadece güzel olduğu için okuyun. London bana Martin Eden ile daha önce ışıltısından bir parça göstermiş olduğu güzelliğini verdi.
    Bu kitabı zihinsel gelişim sürecinize katkı sağlaması için okuyun London bana ne kadar şımarıkça yaşadığımı hatırlattı.
    Herkese tavsiye ederim.