• Bizde Marksizm öteden beri bir "zabıta vakası"dır; Marx'ın karşısında polis, ceza kanunu ve savcılar vardır. İnsanlığa yeni bir düşünme yöntemi öneren kişiyi böyle karşılar olmuşuzdur ülkemizde. "Kökü dışarıda ve zararlı ideoloji" denilerek küfür edilir kendisine ve kovuşturulur. Ama bu arada, -"milliyetçilik" de içinde olmak üzere hemen bütün düşünce akımlarının bize dışarıdan geldiğini unutmuşuzdur.
    Ve bir şey daha unutmuşuzdur: İnsanlık eğer yeni bir düşünce biçiminin gereksinmesi içine girmişse, bunun yasalarını Marx ya da Engels olmasa bile bir başkası bulacaktı. Gizli kalmasına olanak var mıydı bunların?
  • Bizde Marksizm öteden beri bir "zabıta vakası"dır; Marx'ın arkasında polis, ceza kanunu ve savcılar vardır. İnsanlığa yeni bir düşünme yöntemi öneren kişiyi böyle karşılar olmuşuzdur ülkemizde. "Kökü dışarıda ve zararlı ideoloji" denilerek küfür edilir kendisine ve kovuşturulur. Ama bu arada, -"milliyetçilik" de içinde olmak üzere- hemen bütün düşünce akımlarının bize dışarıdan geldiğini unutmuşuzdur.

    Ve bir şey daha unutmuşuzdur: İnsanlık eğer yeni bir düşünce biçiminin gereksinmesi içine girmişse, bunun yasalarını Marx ya da Engels olmasa bile bir başkası bulacaktı. Gizli kalmasını olanak var mıydı bunların?
    Server Tanilli
    Sayfa 22 - Cumhuriyet Kitapları
  • 543 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
         Kuşkusuz ki Marksizmin ve diyalektik materyalizmin en büyüleyici yanı, ancak sonsuz bir devinimin iç çelişkileriyle çözümlenen bir kavrayışın toplum hayatına yansıması olan gelir dağılımında tutunduğu eşitlikçi yaklaşımıdır. Bu, Marksizmin kabul edilebilirlik boyutu en tartışmasız olan fikridir. Tabi bu yalnız bir fikir olarak kalmaz ve Marx, büyüttüğü yöntemi ve ideolojiyi, tarifleri ve uygulanabilitesi olan pratikleriyle bir reçete haline getirmiştir. Yalnız, kapitalizmin de kendi adına bildiği bir şey varsa o da eşitlikçiliğin veya diyalektiğin gerçekten de çok az sayıda insanın umrunda olduğudur,emekçi olsun olmasın. Çünkü gelenekçi veya modern insanın yapı taşı statükoculuğa evrilmiştir(metafizik miras) ki bilimin ilerleyişine oranla bu yöntemin toplum hayatındaki yeri ve önemi pek değişmemiştir. Çünkü herkes aynı şeyi yiyip içse,aynı şeyi giyse ve piramidin aynı haznesinde otursa da insan ruhunun dehlizlerinde tanımsız bir sınıf ve sınıflandırılma iç güdüsü yankılanmaktadır, kapitalizme göre. Salt bir içgüdü olarak doğrulayamasak da çokluk olan yerde bokluk olur demek daha yerinde olabilir belki. (Burda "cahil bırakılmış halk"tan bahsetmiyorum,en entelinden danteline kadar). (Gerçi Sosyalizm bir sınıfsızlıktan bahsetmez,daha çok "uzlaşmaz karşıtlık" seviyesindeki farkın "çelişki" boyutuna taşınmasını savunur. Komünizm sınıfsızdır). İnsan,yani beşer, kalıp halinde ona sunulan tanımları ve hap biçimindeki inan(ç)ları daha kolay hazmeder. Bunun tarihi tarım devrimine kadar uzanır(hatta öncesinde dahi vardır fakat hatlarının keskinleşmesini kastediyorum) ve malesef bir koyunu evcilleştirir gibi, yerleşik hayata geçen şeflikler ve devletler insanların genine binlerce yıl boyunca bu sınıf farklılığını olağanüstü bir sıradanlıkla! kodlamıştır. Din,para,hukuk,ahlak,kültür ve medeniyet kavramları birer enstrüman olmaktan öte müziğin ve notaların kendisine evrilmiştir ya da hep öyle olagelmiştir. Paradan önce,felsefeden önce,dinden önce hatta tarihten önce 15 20 kişilik gruplar halinde yaşayan avcı/toplayıcı kabilelerde bile bir eşitlik veya eşitlikçilik kavramı rağbet görmemiş,buna rağbet göstermeyen en koyu eşitsizlik taraftarları da kabilenin veya toplulukların statü olarak hep en alt sınıfında yer alan bireyler olmuştur nedense. (Marks bunu kabul etmez,kabile yaşantısını ilkel komün olarak tanımlar.)İşte ben tam da Politzer'i provake etmek adına "Bunun bir yazgı olduğu kanaatindeyim." dediğim anda Georges Politzer devreye giriyor ve bana "Sen lanet bir 19 yy. burjuvasısın ve dünyanın daha adil bir yer olabileceğini bilmene rağmen kendi konforundan ödün vermemek adına gerçekleri çarpıtıyorsun." diyor. Oysa ben eğer bir burjuvaysam yahut metafikizçiysem şöyle düşünüyorum; adalet, gelir dağılımdan veya yönetiminden ibaret değildir, gelir dağılımında ve yönetim mekanizmasında moda mod bir eşitliği(çelişkiyle sınırlandırılmış)yakalasak ve bütün formülasyonunu çözümlesek bile başka bir etiketle yine uzlaşmaz karşıtlıklarla dolu sınıflara ve savaşçı kabilelere ayrılacağız. Kolektif bir mülkiyet söz konusu bile olamaz. Bilakis özel mülkiyet kavramı, devletin bize sağladığı güvenli alan içinde yaşamak için bildiğimiz tek yöntem. Tabi burda bahsi geçen devletin kimin devleti olduğu ve kimleri güvenli alan içinde yaşattığı sorusu tartışmalıdır, o ayrı. (Bu da anarşizmin konusu)

    Gerek felsefesi gerek insanlık tarihinde yarattığı çalkantılarıyla Marksizmi topyekün hiçe saymak yahut dikkate almamak mümkün değil. Marksizmin iyi yanlarını alıcaz bilader. Lakin gerçekten de sosyalizmin kağıt üzerindeki tariflerinin çok çarpıcı vaadleri bulunsa da, en az kapitalizm kadar suistimale açık bugları olduğu da tecrübeyle sabit. Fakat şu da gayet açık bir şey ki, Marx'ın ve Engels'in kim olduğunu bilen ve ne söylediklerine kafa yoran bireylerin yaşadığı bir toplum,kapitalist bir düzensizlikle idare ediliyor olsa dahi daha ferah,daha aydınlık ve daha adil bir düzensiliğe(evet düzensiliğe,diyalektik)kanalize olacaktır. İşte bu noktaya gelmiş insanların okumaya başlaması gereken kitaplardan biridir "Felsefenin Temel İlkeleri". İsmindeki ciddiyet, insanda alengirli bir iç sıkıntısı yaratsa da, her şeyin net ve yalınca izah edildiği daha ilk sayfadan anlaşılacaktır. Yer yer diğer temel yaklaşımlara göz atsa da(varoluşçuluk,bilinemezcilik,olguculuk,gizemcilik,adcılık,pragmacılık vb.) kitabın adı "Marksizmin Temel İlkeleri" olsa daha uygun düşerdi ki bu, komünistlerde gördüğümüz kapalılığın bir tezahürü olsa gerek, yani felsefeyi Marx'la başlatıp, Marx'la bitirmek. Mesela Freud'e ve psikanalize duyduğu ilgiden sırf Freud'un öğretileri,kendi sosyalist tavrıyla ve partisiyle çeliştiği için vazgeçmiştir Politzer. Bu minvalde bir "Sofi'nin Dünyası" beklentisi yaratmasın kimsede, fakat dolu bir kitap ve onurlu bir duruş. Nitekim Georges Politzer Naziler tarafından kurşuna dizilirken de bu onurlu duruşundan vazgeçmemiştir.

         Marksizmle beraber, felsefenin, burjuvanın elinden sıyrılıp proleteryanın da anlayabileceği hatta yapabileceği bir şey haline gelme süreci(tekrardan diyelim)daha doğrusu bu sürece olan katkısı da işlenmiş ufaktan. Keza bu kitapta kullanılan dil bile kendince bir katkıdır bu sürece.

    Kızıl kafalı filozof "Yoldaş" Georges'un(ve Guy Besse'in ve Maurice Cavering'in. Kitap, Politzer'in notları baz alınarak bu ikilinin eklentileri ve kitaplaştırmasıyla oluşturulmuştur) savaşçı,sivri ve kararlı bir dili, tarzıyla ikna edici bir üslubu ve birikimiyle doyurucu bir arşivi var. Dünyanın değişmesi gerektiğine sarsılmaz bir inançla bağlanmış ve bunu kitabında kabak gibi de resmetmiş. Konular müthiş bir matematikle ve izana zorluk çıkarmayan bir yöntemle bölümlendirilmiş ve sıralanmış. Her bölümün sonunda "Yoklama Soruları" var ki kendinizi bir sınava tabi tutuluyor gibi hissedebilirsiniz. Tabi aleni bir propaganda kokusu kitabın geneline hakim. "Düşünmek yetmez pratiğe dökmeliyiz." diye her fırsatta söylenip duruyor zira yazar(lar). Lenin'e olan düşkünlüğü bir nebze olsun anlayabiliyorum ama kitapta Stalin gibi bir ucubeden bu kadar bahis açılması ve alıntı yapılması neden kaynaklanıyor bilemedim veya yakıştıramadım. Fakat kabul etmek gerekir ki sincap Stalin'in, SSCB'nin kendi özgüllüğü içinde evrensel proleter devrim düşüncesinin neresinde,nasıl ve hangi süreçlerden geçerek kendine yer edindiğine dair dikkate değer çözümlemeleri, sıkı felsefi ve ekonomik tezleri, politik görüşleri ve kehanetleri var.

    Gelgelelim,

    Sosyalizm fikri yeterli mi veya şart mı bilemem fakat acı çeken her beynin, dönüşen ve gelişen bir dünya için savaş verdiğini göz önünde bulundurursak,bu kitap, sosyalistlerin elinde bir kılıç kadar keskin kanaatimce. Fakat her türden düşünce veya ideoloji bu eserdeki içerikten kendine pay çıkaracak bir derinlik de bulacaktır, bulması gerekir.

    Marx öyle bir diyalektik geliştirmiştir ki kendi "madde ve hareket" usavurumuyla açıklanmayan bir tanrıtanımazlığı dahi kabul etmez ve metafizikten ayırmaz. Sosyalizmin bir bilim olduğunu varsayar. Varolmuş ve varolagelen bütün toplumları ve yönetim biçimlerini üretim ilişkileriyle açıklar ve tezlerini iktisadi temeller üstüne oturtur. Bu görüşünü, madde kadar nesnel bir gerçeklik sayar. Maddenin de ezeli ve ebedi olduğunu söyler ve eğer bir tanrı varsa o da maddenin özgül ve evrensel doğasındaki hareket zorunluluğundan başka bir şey değildir der. Yani "Eğer bir yansıma varsa bu maddeden bilince doğrudur bilinçten maddeye değil"der.

    Şöyle yazmış mesela Stalin "Anarşizm mi Sosyalizm mi?" adlı yapıtında:

    "Marksizm-ister doğa yasaları, ister ekonomi politik yasaları olsunlar- bilim yasalarını, insan iradesinden bağımsız olarak etkilerini sürdüren, nesnel süreçlerin yansımaları olarak anlar."


    Doğrudur yanlıştır tartışılır fakat diyalektik materyalizm gerçekten de olağanüstü farkındalıklı bir kavrayışın ürünüdür. Mesela önceki ekollerden farklı olarak, herşeyin tamı tamına birbirine bağlı olduğunu ve birbiriyle içiçe geliştiğini söyler ve detaylandırır. Üstelik belki de bilinemeyecek hiçbirşey kalmayana kadar. (Karşılıklı etki ve evrensel bağlantı yasası)...

    Misal:

    Metafizik yöntem bir bilim adamının yalnızca bilim yapmasını,iyi bir bilim adamı olmasını, gerisini kilisenin(veya otorite kimse artık) ve devlet adamlarının işi olduğunu öğütlerken;diyalektik, iyi bir bilim adamı olmakla beraber masum insanların hayatlarına mal olacak bir atom bombasını üretirken bu işin ahlaki ve vicdani boyutunu da göz önünde bulundurmasını bekler o bilim insanınından. Bir yüzücü "Ben siyasete karışmam,ben bir sporcuyum,siyaset benim işim değil." derse, yarışın yapılacağı olimpik havuzun ödeneğini karşılayamayan bir iktidar partisi yüzünden sporunu yapamayacak hale gelecektir. İşte buna diyalektikte evrensel bağlantı yasası denir, ki haçlı ordusuna katılanlara cennetten tapu dağıtan papanın renkli fantezi dünyasına(metafizik yöntem) oranla gayet realist bir yaklaşımdır.

    Diyalektiklerin karışmaması açısından belirtmek gerekir ki, Hegel'in idea adını verdiği dünyanın yalnızca "Fikir"in dışsal ve görüngüsel biçimi olduğu savına karşılık, Marx'ın diyalektiği, tersine,fikrin, maddi dünyanın insan aklındaki yansıması olduğunu savunur. Adı da bu yüzden "materyalist"tir ki bu iki düşünce de diyalektiğe dayanmasına rağmen neredeyse taban tabana zıt bir güzergah izlerler doğal olarak.Şunu da belirtmek isterim ki "materyalist" tanımının maddeye,zevke,hazza ve eşyaya tapınan bir zihniyeti tanımladığı yanılgısı, üstünde çalışılmış emperyalist bir projenin tezahürüdür. Bu oyunla ilgili bir kısım kitapta da mevcut.

    Velhasıl kitap, diyalektik materyalist felsenin diğer felsefi görüşlere( özellikle metafizik görüşe) olan üstünlüğünü ve uygulanabilirliğini, doğa yasalarıyla toplumsal yapılar ve olaylar arasındaki nesnel, diyalektik ve evrimsel paralelliği dizgelemiş.

    Okunması ve üstünde durulması gereken, kendine ait görüşü savunabilme noktasında, iddiasının hakkını veren başarılı bir çalışma.

    Işıklar içinde uyusun Politzer reis.
  • Genç yazarların iktisadi yana hak ettiğinden daha fazla önem vermelerinin sorumluluğu kısmen Marx'a ve bana ait. Bu temel ilkenin varlığını inkar eden rakiplerimiz karşısında bu ilkeye vurgu yapmak zorundaydık ve etkileşime dair olan diğer öğelerin hak ettikleri yeri almalarına izin verecek zamana, yere ve olanağa her zaman sahip değildik. Ama tarihin bir bölümünün sunulması , yani pratik bir uygulama söz konusu olduğunda, bu farklı bir meseleydi ve burada hataya yer yoktu. ( 21 Eylül 1890)
  • Marksizm bilimin dorugudur ...
  • Marksizmin kurucuları iki Alman düşünürdür: Karl Marx (1818-1883) ile Friedrich Engels (1820-1895).
    Batı Avrupa'da Sanayi Devriminin doğduğu iktisadi ve sosyal sonuçların nedenleri ile kaçınılmaz gelişmelerini araştıran bu iki düşünür, bu araştırmalarından, sonunda yepyeni bir dünya görüşü ortaya çıkarırlar. Bu yeni dünya görüşü artık, yalnız Sanayi Devrimi ile ilgili sorunların değil, tüm doğa, toplumsal ve insanla ilgili her sorunun karşılığını veren eksiksiz bir görüştür.