Giriş Yap
186 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Sevgili Zeze; Bu satırları, çocukluğumdan yazıyorum sana. Tutsak bir çocukluktan yazıyorum; yoklugun aç bir canavar gibi, her şeyi yuttuğu bir dönemden. Canım Zeze; Ben de çocukken yaramaz bir çocukmuşum. Ama seninki gibi masum değil. Kırardım ben de camları, pencereleri. Sonra annemi kızdırır, uyur numarası yapar ve kalkıp, annemin komşular için hazırladığı kekleri gecenin bir yarısı yiyip, uyurmuşum. Tabi sabah kalktığımda evde bir curcuna. Annemden yediğim dayaklar, senin, babandan yediğin kadar kötü olmasa da, anne terliği denen o son model silahla vurulurdum hep ve annem gerçekten çok iyi bir nişancıydı. Her defasında beni vururdu mutlaka. Ve Canım Zeze; Senin Portuga gibi, benim de dedem vardı. Ne zaman annemden dayak yesem ya da esnaftan azar işitsem, kendisine koşar, ona bütün yediğim dayakları ve azarları anlatırdım. Beni kucağına alır, öğütler verir ve oyunlar oynardı. Bazı geceler bize gelirler ve bizde kalırlardı. İşte o gecelerde ne kadar yaramazlık yaparsam yapayım, annem bir şey demezdi ( diyemezdi :)) ) Dedem izin vermezdi bana kızmasına annemin. Ve uyumaya gönderirken annem; dedeme, bana masal anlatması için yalvaran gözlerle bakardım. O da beni kırmaz, uyuyana kadar başımda bekler, saçlarımı okşar ve masallar okurdu. Ve uyurdum. Canım Zezem; Portuga'yı kaybetmenin vermiş oldugu acıyı, ruhunun en derinlerinde nasıl hissettiğini çok iyi anlıyorum. Çünkü ben de dedemi elim bir trafik kazasında kaybettim. Okula giderken, karşıdan karşıya geçtiği anda, kör olası bir otobüsün altında kalmış ve oldugu yerde vefat etmişti. Bunu ilk duydugumda Zeze, o kadar yıkılmıştım ki, birkaç gün ağlayamamıştım bile. Hiçbir şey yemiyor ve içmiyordum. Bir gece dedemi rüyamda gördüm ve hıçkırıklarla ağladım. O kadar ağlamışım ki, annem ve babam paniğe kapılıp, epey kaygılanmışlar. En son, annemin kucağında oldugumu hatırlıyorum. Ve onu çok özlüyorum Zeze. Canım Zezem; Jose Mauro'ya çok teşekkür ederim seni bana tanıttığı için ve içimi dökmeme vesile olduğu için. Canım Zezem; Bu yazıyı sana bu kadar geç yazdığım için çok üzgünüm. Seni Seviyorum.
·
Reklam
Masalsız Kız Düşleri
Duyguları paramparça, kanatları acı içinde, hayal aleminde, Bir kere dahi baba masalıyla uyutulmamış, küçük bir kız çocuğuydum ben. Yine de, kendi kendimi koynuma alır, kocaman kocaman hayaller kurardım. Belki babam okşar diye sürekli saçlarımı tarardım. Dışları gibi içleri de güzel olsun diye bebeklerime makyaj malzemesi yedirir, entarimdeki gülleri sulardım. . MASALSIZ KIZ DÜŞLERİ -Bazı babaların kızılarıyla tek aktivitesi, Ya giyeceği ceketi tutturmaktan, Ya da yiyeceği yemeği yaptırmaktan ibarettir.- Duyguları paramparça, kanatları acı içinde, hayal aleminde, Bir kere dahi baba masalıyla uyutulmamış, küçük bir kız çocuğuydum ben. Yine de, kendi kendimi koynuma alır, kocaman kocaman hayaller kurardım. Belki babam okşar diye sürekli saçlarımı tarardım. Dışları gibi içleri de güzel olsun diye bebeklerime makyaj malzemesi yedirir, entarimdeki gülleri sulardım. Hiç baba sevgisi tatmadım, Çocukluğumu benden söküp alan tokatlar dışında, hiç baba eli tutmadım. Hayali bir babam vardı, Ne zaman gök gürlese, onun kucağına atlar boynuna dolanırdım. Babam bana sarılırsa, içimden kelebek sürüleri havalanacak sanırdım. Gözyaşlarımı kendim silerdim, Uyku sorunumu, kendi kendime masallar anlatarak çözerdim. Hiç sevmezdim ağaçlara bıçak, kuşlara sapan çeken çocukları, Kağıtlara, dalları kuş dolu ağaç resimleri çizerdim. Kendimle yemeğe çıkar, kendimle gezerdim. Hem aklımı hem bedenimi üşütmüşlüğüm çoktu. Çünkü hep üstü açık yatardım ölümü giyinmiş annemi göreyim diye, Bilirdim ki annem üstümü örtmeden hiç yatmazdı. En çok babasız çocukları vurduğu için, gece ve karanlık yoktu hayal dünyamda, Altın sarısı saçlarıyla masalcı bir babaydı benim için güneş, hiç batmazdı. Çocuklara pamuk şekeri yapardım yere indirip bütün bulutları, güneşi bulutlar kapatmazdı. Gökleri gezdirirdi melekler; Güneş’in ikizleriymiş Dünya ve Ay, ölenlerin ruhlarıymış yıldızlar. Annem doğurmamış melekleri, bir gece olsun babalarından masal dinleyememiş kızlarmış onlar.
·
5 yorumun tümünü gör
434 syf.
·
Beğendi
-Güneş de sanıyor ki bir tek o yanıyor.-
"Aşk, bir bedende iki kişi." “Ey aşk...! bir mucize gerçekleştir şimdi Şapkandan bir kumru havalansın Bana öyle büyük ki bu kalp, Gelsin yüreğime yuvalansın” Kitabı okurken sımsıcak bir yürek buldum. Yaşam kavgasının molalarında, sıcacık bir poğaça, buğusu üstünde demli bir çay, sevgi ve vefayla beslenmiş hoş bir muhabbet, zifiri karanlıklarda bir umut ışığı, sığınılacak güvenli bir liman, şifalı bir çift dost eli hissine kapıldım. 438 sayfalık kapsamlı ve güzel bir kitap, aforizmalarla, çarpıcı düşüncelerle dolu bir kitap. Düşünmeyi ve düşündürmeyi hedefleyen, beyinlere seslenen metafor zengini tam bir şiir ziyafeti. Bu ziyafetin menüsünde, sevgi var, sitem var, aşk var, barış var, umut var , çocuk var, kadın, insan, doğa ve Dünya var, kısacası belli bir yaşanmışlık var. Benim en çok sevdiğim aforizmalarının birinde Şair Tahsin Özmen diyor ki " İnsanın pilini, sahip olduğu mallar değil, mutlu olduğu anlar şarj eder." Ben de bu kitabı okurken gerçekten mutlu oldum, yaşam enerjim yenilendi tazelendi. Bu kitapta Şair şiiri, insan insan, insan doğa, insan toplum ilişkileri olarak yansıtıp, sosyal siyasal iktisadi ve kültürel olguların bir bileşkesi olarak ele almış. Bir empati aracı, duygusal paylaşım aracı olarak şairin şiirlerini, esas olarak insanı düşündüren, bunun yanında kimi zaman üzse de, kimi zaman hüzünlendirse de, genelde hayatı sevdiren, manevi bir hazza kaynaklık eden ve eleştirel bir farkındalık yaratmaya dönük şiirler olarak değerlendirebiliriz. Ayrıca Şair şiirlerinde, yaşadığımız zamanın garipliğinden, monotonluğundan, doyumsuzluğundan, duygusuzluğundan, duyarsızlığından, mutsuzluğundan, umutsuzluğundan, yalnızlığından da şikayet ediyor. Robotlaşmış, mekanikleşmiş, doğallıktan uzaklaşmış, başkaları ne der şiarıyla yaşamı kendine rehber edinmiş empati yoksunu bir insanlar topluluğundan rahatsızlığını da dile getiriyor. Bu bağlamda kitaptaki şiirlerin okuyucuyu sıkmayan, mesajı açık, anlaşılır, sade şiirler olduğunu düşünüyorum. Şair şunu demek istemiş, bunu demek istemiş şeklinde tercüme ve tercüman gerektirmediğini, yoruma ihtiyaç hissetmediğini, pazardaki karpuz gibi, elma gibi, erik gibi, kiraz gibi somut, capcanlı dipdiri şiirler olarak değerlendiriyorum. Yani şiir ete kemiğe bürünmüş, eğip bükmeden, lafı dolandırmadan söylenmiş, çiçekle ilgiliyse çiçek, güneşle ilgiliyse güneş, insanla ilgiliyse insanı odağına oturtmuş. Bu kitabın tüm geliri "ÇOCUK İSTİSMARINI VE İHMALİNİ ÖNLEME DERNEĞİ”ne bağışlanmış. Bazı şiirleri beklediğim gibi değilse de, Kitabı herkese önerir keyifli okumalar dilerim. BİR DELİNİN SENFONİK DOKUNDURMALARI -Sevgi, Kilidi olmayan tek hazinedir.- -Sevgisiz kalp ışık girmeyen mabet gibidir.- . -Ne olur...! Beni yalnızca çicek açtığımda sevme.- 1. -Mutluluğu aramaktan, İnsanların mutlu olmaya hiç vakitleri yok.- . -Mutlu geceler, neden sadece bir kadının kirpikleri kadar uzun olur?- . -Ne mutlu...! Gün doğumunun mutluluğunu, gün batımına taşıyabilenlere.- . -Hanımlar, Beyler...! Biraz da bana yağar mısınız mutluluğunuzu? . -Her güleni mutlu mu sanırsınız?- -Ne her güleni mutu, Ne de her ağlayanı dertli sanmayın.- . Her yer mutsuz kadınlarla mutsuz adamların, Umutsuz evlilikleriyle doldu. . Sevmemek için bahanemiz hazır, ya çok yoğunuz ya çok yorgunuz (!), uyumak için önümüze sonsuzluğu sermişken kâinat. Oysa bir kıvılcımın parlayıp sönmesi kadardır, bahanelerle geçiştirdiğimiz şu hayat. . Aç parantez (Evliliği pişmanlık müessesesi haline getirdik, bravo bize...(!)) . Sevgiler tadımlık, dakikada bir renk değiştirir, poz verir gibi anlık oldu. -Ömürlük sevgilere hasretiz.- İnsanın insanı sevmeye vakti olmadığı zamanlardayız. . Herkes sevilmek istiyor, (Halbuki sevilmenin birinci koşulu sevmektir.) Ve hiç kimsenin kendinden başkasını sevesi yok. Bu gidişle de hep kendimizi seveceğiz. -Duygusal açlık, doygusal açlık sorununun önüne geçti.- Ne savaştan, ne hastalıktan, ne de afetten, Yapayalnız sevgisizlikten öleceğiz. Oysa, -Yaşamak tüketti bizi, ölmek değil. Güvenmek tüketti bizi, sevmek değil.- . -Sevgi yaradılışın hamuru, varoluşun kaynağıdır. -Tüm yaratılmışların özetidir.- -İnsan olmak sevmekle başlar. -İnsanı sevgi besler.- -Sevdiklerinizi ihmal etmeyin, Çiçekler bizi sulayın diye miyavlayamaz.- -Sevilmek, buğusu üstünde tüten bir somun gibidir, tok tutar insanı.- . -İnsanın, paraya olan ihtiyacından daha çoktur sevgiye ihtiyacı. Kredi kartı limitsizi değil, yüreğindeki sevgi limitsiz insanı sevin.- . -Hiçbir kazak, hiçbir hırka, bir insanın sevgisi kadar ısıtamaz insanı.- . Kıblesi sevgi olanın, mutluluk elinin altındadır, Sadece uzanıp alması yeter. . İllaki ilaçla iyileşilmez, sevdiğin bir sesi duymakla da iyileşilebilir. İllaki dudakla öpülmez, bir kaç çift güzel sözle de öpülebilir. İllaki sarılmak gerekmez, sevdiğinin hayaliyle de insanın ayakları yerden kesilebilir. Çünkü, -Sevmek, mesafeyi kaldırmaktır.- . Lütfen, Zengin fakir, genç yaşlı demeden, Dil, din, ırk cinsiyet farkı gözetmeden, Tüm insanları ve diğer canlıları Yormadan, kırmadan dökmeden, Şartsız şurtsuz, yalansız dolansız, Nedensiz nasılsız bir sevgiyle sevin. . Maalesef, ortalıkta sahte seni seviyorumlar uçuşuyor, Dünyada sahtesi en çok üretilen şeylerden biri haline geldi sevgi. Bu nedenle, sevginiz yapay olmasın, içten olsun, gerçek olsun, Yirmi dört ayar altın gibi saf olsun. Zira hiç kimse yarım yamalak bir sevgiyi hak etmez. . -Sevmenin sevilmenin yükü ağırdır.- -Sevgiyi, sömürüyle de karıştırmayın, Sevgiyi sömürüye dönüştürmeyin Sevgiyi kaybedersiniz.- Çünkü sahiplik sevgiyi öldürür. Yani, Cüzdanlara kilo verdirmek için sevmeyin. -Sevgi ait olmaktır, sahip olmak değil.- . Sevecekseniz güzel sevin. -Sevgi-siz-siniz...! Sadece sevmeyle yetinmeyin, İnsan bir kitaptır, okuyup anlamayı da deneyin.- Sevdiğinizin sadece elinden değil, yüreğinden de tutun. Tene herkes dokunur, yüreğine dokunun. Sadece ağzından çıkanı değil, yürek dilini de anlayın. Sadece göz ile el ile değil, ruhen de kalben de sevin. Çünkü... -Yürekte demlenmemiş sevgi hamdır.- . Hatta biraz sevginizin dozunu kaçırın: Sevdiğinizi boğmadan, sevdiğinizde boğulmadan, Nefesiniz kesilinceye kadar sevin. (Mesela ben sarılınca kemiklerimin ısınacağı bir sevgi istiyorum.) -Bu Dünya’nın, en çok sevgiye ihtiyacı var.- Sevgiyle sakinleşir. Zira cehenneme çevirdiğimiz yeryüzüne, cenneti getirecek yegâne güç sevgidir. Örneğin bir kadını sınırsız ve koşulsuz sevin, Dünyanızı cennete çevirsin. . -Yürek yarasına sürülen en iyi ilaç, sevgidir.- -İnsan yüreği sevildikçe çocuksulaşır.- . Şımaracak kimsesi olmayanların şımartacak kimsesi olun...! Mutluluk ancak öyle bulaşır. . Gönül bağı için ne gözün görmesi, ne de elin değmesi, Sadece yüreğin sevmesi yeter. . Aç parantez (Başta insanlar olmak üzere, Yağan yağmura esen yele, Yanan ateşe, doğan güneşe, Daldaki yaprağa, açan çiçeğe, Uçan kuşa, börtü böceğe, Koyuna kuzuya, kediye köpeğe, Havaya suya toprağa teşekkür edin, tebessüm edin, selam verin. Teşekkürü günlük yaşamınızın bir parçası haline getirin.) . Bu arada (-Bir insanı diğerine aşık edecek, sevdirecek, ne siyasi ne de iktisadi bir rejim henüz icat edilmedi.- bunu da bilin.) . Ancak, Sevgiyi alış veriş zannedenler bilmelidir ki Sevgi hesaplanamaz, ölçülemez. Mesela ben hiç yarım kilo sevmedim. . Çiçekle arının ilişkisine de benzemez. Sevgi, bir defalık durağan bir his değildir, Geliştirip büyütmek, soldurup kurutmamak Özenle koruyup kollamak, besleyip sulamak gerekir. -Sevgi, tarlada kendi kendine ot gibi bitmez.- Kadın...! . -Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.- . -Bir kadının yüreğinde doğup yüreğinde ölmek, her adama nasip olmaz.- 2. Bir şeyi güzel ve özel yapan; O şeye, bir kadın elinin, gözünün veya yüreğinin değmesidir. Çünkü güzel şeyler güzel kalplerde filizlenir. . Eğer, Bir kadın seviliyorsa mutluysa, O kadar güzel ve içten güler ki, Sanırsın gözbebeklerinden serçe sürüleri geçiyor. . Ben önemli olanın, bir kadının yüzünü değil, yüreğini güldürmek olduğunu anladım. Ve bugüne kadar, bir insanın kalbine girmekten daha güzel bir yer bulamadım. Dolayısıyla, Girmeyi başarabilirseniz, dünyanın en güzel yeridir bir insanın yüreği. -Yani, Fethin güzeli, kaleleri değil, kalpleri fethetmektir.-, . Aç parantez (Size bi’şey söyleyeyim mi? -İnsanın yarısı kadın yarısı erkektir, Bütün olmayan, yarım insan hiçbir şeydir.- -Erkekler bu dünyanın beyni, kadınlar kalbidir. Dolayısıyla, Erkek aklen, kadın ruhen huzurluysa mutlu olur. Çünkü, Kadınlar mutluluğu ruhi, erkekler akli doyumda bulur.-) Kadına Şiddet...! . -Kadına Şiddet Tüm İnsanlığa Şiddettir.- . -Bazıları, delikanlılığı elikanlılık sanıp, kadını kırmızıya boyuyor.- -Kadınların namusu, namussuzlara mı kaldı?- 3. Bu bataklığın suyu da çamuru da; -Delikanlılıkla elikanlılığı bir tutan.- -Her şeye hakkı/m var koca zihniyeti ile -Namus etiketini sadece kadınların alnına yapıştıran, namusu apış arasına sıkıştıran, -Ve bunca kötülük dururken, öpüşmeyi ayıba, sevişmeyi ahlaksızlığa yakıştıran zihniyetten gelir. -Bazılarının gözünde, kadının çörek otu kadar kıymeti yoktur.- -Bu ülkede, Ulu orta gülmek yasak, ölmek serbesttir kadınlara.- . (-“Namus davası” deyip: babam boynuma ip, annemse ayaklarımın altına sandalye oldu.- . -Bazı yörelerde, kız çocuklarına çörek otu kadar değer verilmez.- . -Bazıları, kadını varlığında değil, yokluğunda fark eder.- . Kadınların pahasına, kadınların sırtında gezinenler, inmeyi bir türlü kabul edemediler. Kadını toprak gibi gördüler, İliklerine kadar sömürdüler. . Kadını; Kız iken babasına, Evliyken kocasına, Yaşlanınca oğuluna bağımlı hale getiren bir düzen kurdular. . (-Kadın erkeğin gülümsemesine hasret.- Bazı erkekler, kadını sevmek için değil yok etmek için adeta çırpınıyor. Oysa, Sevmek için bilek değil, yürek lazım.) . Asırlardır Kadın...! Bazı erkekler tarafından rahatlatma aracı, kendilerinin duygusal işçisi, Evlerinin bekçisi, toplumun günah keçisi olarak görülüyor. Yaratılan öfke, nefret ve korku ortamında, Kadınlara esaret yaşamı sürdürülüyor. Kadınlar dövülüyor, sövülüyor, kovuluyor, ya da vurulup öldürülüyor. . Sadece fiziksel şiddetle değil, Zihinsel ve duygusal istismarla defalarca bıçaklanmalarına rağmen, Yaralarını gösteremiyor kadınlar, Ruhen yıkık bir harabeye döndürülüyor. . Çoğu kadın kendini, Hep yakalanmak istenen bir kuş gibi hissediyor. Oysa kafeslere göre degil kadın, En az erkek kadar özgürlüğü hakkediyor. . -Sevgi özgürlüktür, bir pranga degil.- Kafesine kuş arayanlara duyurulur...! -Şiddetin olduğu yerde sevgi olmaz.- -Evlilik güç gösterisi, ego savaşı değildir.- -Mutlu evlilikte üstünlük savaşı yoktur, kıskanmak yerine güvenmek vardır.- . Aç parantez (Kaldı ki evlilik bir kafeste esir hayatı yaşamak da değildir. Evlendik diye, başımıza heykel dikmiyoruz. Esiri değildir kimse kimse kimsenin, Kadını erkeğe, erkeği kadına köle etmiyoruz. . Ancak evli bir kadın veya erkeğin bekar gibi davranma hakkı olmadığını da biliyoruz.) 4. Ahh kadını kırmızıya boyayan adam olamamış erkekler...! erkeksiler…! Ya da erkeğebenzerler…! Delik deşik olduk...! Siz öldürmekten yorulmadınız mı? Biz ölmekten yorulduk...! . Hasta zihinli bazıları, şiddetin vücut bulmuş hali, adeta ayaklı cehennem. -Dikili taş gibi duygusuz.- . Kadını güçsüzlükle yaftalayıp aciz ve zavallı, Kendini ise kavanoz kapağı açıyorum diye güçlü gören bir zihniyete sahip. (Zaten, -Görece, erkekte acıtma, kadında acıma duygusu daha yoğundur.-) . Parantez içi (Adam değilsen hiç fark etmez, Ha cahil ha alim olmuşsun. Eşeğin sırtına ha kitap ha saman çuvalı koymuşsun.) -İnsanın oluşu değil duruşu mühimdir.- . -Bize en yakın olanlar, en keskin bıçağı elinde tutanlar.- Papatya yürekli adama (!)... (seviyor/sevmiyor) Karnını yurt bileceksin, memesinden süt emeceksin. Kucağında ağlamayı keseceksin, aşık olup kalbine gireceksin. İşine gelince seveceksin, Gelmeyince ya dövecek ya kovacak ya da vuracaksın. Seni seven bir kadının eli kanlı katili olacaksın, O senin saçının teline kıyamazken, Sen onun canına kıyacaksın. . Sözde en çok anneleri seveceksin, Lakin en çok annelere söveceksin. Aç parantez (-Hiç kapanmaz, kadın olmadan anne olmaya zorlanan kız çocuklarının yarası.- bilesin.) . Hayalleri peşinde koşmaktan başka, Ne yaptı size bu şiddet uyguladığınız kadınlar? . Yapma !.., Bu vahşete “Kadına Şiddet" diyoruz biz. Yapma !... Sen ne zaman Adam olacaksın? Zorbalık üzerine hayat inşa edilmez. -Ahlaklı insan, ahlaksız iş yapmaz.- -Kadın, erkeğin satranç taşı değildir.- Zorla ne nefret ettirebilirsin ne de sevdirebilirsin. -Bir kadının cennetine havlayarak girilmez.- (Ki havlamak korkutmak, kükremek korumaktır.) . -Kadın kimsenin cinsel objesi, duygusal işçisi değildir.- . Kadını stres topu, mutfak robotu olarak görme, Onlara köle muamelesi, esir muamelesi, kullanışsız amele muamelesi çekme !... . Parantez içi (-Bir kadın için en acısı, Sevdiği adamın, eli bıçaklı katili çıkmasıdır.-) . Hiç bir anne babayı, kızlarını katillerine kendi elleriyle veren anne baba durumuna düşürme. Be Adam (!) -Sevgiyi yanlış öğrenmişsin, Sevgi acı çekmek de çektirmek de değildir.- Kaldı ki, -Kadın dövülmek için değil, Sevilmek için yaratılmıştır.- -Kadının kan gurubu sevilmektir.- . Güle kurşun sıkılır mı? Güle dikenleri var diye kızılır mı? . Sevdiğin kadın için cenneti yeryüzüne getireceğine, Ayaklarının altına cennet serili kadına, Cehennemi yaşatıyorsun. Bravo sana(!), Cehennem yaratma konusunda Tanrıyla yarışıyorsun. -Hiç bir kadın cenneti bulmak için, erkeğin cehennemine katlanmak zorunda değildir.- . Hem unutma ki...! Mazlumun çığlığını serçeler taşır, Dört nala koşar şiddet gören kadının ahı Arş-ı Âlâ’ya ulaşır. Ve mutlaka tecelli eder ilahi adalet, Bu vahşet er yâda geç yapanların ayağına dolaşır. Çekip gidenlere bir bak, mezar taşları ne anlatır. Bil ki.., Ne kara kalemle gökkuşağı çizilebilir. Ne de senin gibi, Avı için ağlayan ucuz ruhlu timsahın gözyaşları içilebilir. . Kimseyi yalandan sevme !... Seveceksen adam gibi sev, Adam gibi sevmeyi beceremiyorsan sevme !... . Yalan demişken, şunu da söyleyim ki; (Çok iyi tanıdığımı sandığım insanların, Zamanla hiç tanımadığım insanlara dönüşmesi, en büyük hayal kırıklıklarım. Nasıl da boşmuş dolu sandıklarım, Birer yalan rüzgârıymış, bu hayatta hakikat diye inandıklarım. . Oysa doğada yalan yok, atılan tohum filiz veriyor. . Aslında yalancıda gerçek aramak, zaman kaybıdır. -Yalan suya benzer, en çok da yayılmak ister.- -Yalan önce herkesi kendine inandırır. Sonra gürültüsüyle hakikati uyandırır.- Ve her zaman kendine bir ortak bulur. Oysa gerçeğin şahide ihtiyacı yoktur, Tek başına hep ayakta durur. Tek bir gerçek, tüm inkârları yıkmaya yeter. Onu arayanla er ya da geç buluşur.) Bu arada (Hiç sevmem kötü hikayesi olan yerleri; Adliyeleri, Hapishaneleri, Hastaneleri.) . Bazıları seçimlerini sahiplenmeyişinin adına kötü kader diyor. (!) . Yani diyeceğim şudur ki; -Yamuk bir kişilik, doğru bir hayat yaşatmaz.- -Yürek yarası dikiş tutmaz, Bazı acılar, kalp sökülüp atılmadıkça bitmez.- . Bir yürek: Kin, kibir, nefret ve hasetle kirlenir. Sevgi, vicdan ve merhametle temizlenir. . Aç parantez (Unutmayın, içinizdeki firavunu dizginleyin. Her insanın karanlık bir tarafı vardır. İçindeki kafeste bir vahşi besler. Bunların bazıları evcilleştirilemediği için dişisinin canına kıyan adi bir caniye döner. Her yer egoistle, mazoşistle, sadistle, narsistle, psikopatla, sosyopatla dolar. . -Ve hiçbir şey topluma, insanlığından kopmuş kadın ve çocuk istismarcısı tecavüzcü katiller kadar dehşet yaşatamaz.-) Göster onlara okyanusun öfkesini...! -Başını güneşe dayayanlar, karanlığa kafa tutanlardır.- 5. Bilinçsiz kadın bu tür erkeklerin işine gelir, Farkındalık yaratmak, bilinçlenmek gerek kadına şiddeti durdurmak için. Boyun eğmek, teslimiyet çare değil, ayağa kalkmak gerek kurtulmak için. . -Gerçi suskunluk...; -Bazen yıkım, bazen çözümdür.- -Bazen cehaletin gürültüsü, Bazen de bilgeliğin türküsüdür.- . (Benim düsturuma göre; -Gereksiz konuşmak kadar, Nedensiz susmak da bir zulümdür.-) . Bir zamanlar, susmak; Kadınların konuşma diliydi. Söyleyecekleri ya gözlerinde ya da yüreklerinde gizliydi. . Aç parantez (-Gözler ki dilin telaffuz edemediğini söyler.- Zira dil yürekten her geçeni söyleyemez. Kalbe sığmayan dile hiç sığmaz.) . Tek savunma silahları, Yumruk yapmaya kıyamadıkları elleriydi. Sığınabilecekleri biricik mekân, Ya mezar ya da ana baba evleriydi. -Cesaretini toplayamayan, bavulunu toplamak zorunda kalır/dı.- Oysa, -Bir insanın en sağlam dostu cesaretidir.- -Hayat bahaneleri değil cesareti ödüllendirir.- Aç parantez (Cesaret kördür.) . Ki kadınların çığlıkları ışık, Korkuları şarkı, hıçkırıkları çağrıdır kıyamete. . Parantez içi ( Ancak yine de, Kadın sinirlenince dağı taşı delesi gelir, Lâkin ojelerini görünce, gülen bir emojiye dönüşüverir.) . Diyeceğim şudur ki... -Sevdiğinizin gölgesinde yaşamayın, gelişemezsiniz.- -Acılarınızla kimseyi beslemeyin.- -Diktiğiniz putları, başkasının kırmasını beklemeyin.- -Değmeyenlere vaktinizi harcamayın, yol verin gitsinler.- -Taşlanacak sözleri, bandajla sarmayın.- -Hiç kimsenin egosuna sponsor olmayın.- . Kurtarıcı aramayın, -Kimse seni duymuyorsa kurtuluşun kendindedir.- -Düşmek istemiyorsan, başkalarına yaslanma.- Zira, -Başkalarının ışığına güvenen, karanlıkta kalır.- . -Zaferlerin en kıymetlisi: Düştüğünde yardım almadan kendi kendine kalkabilmektir.- -En iyi intikam, intikam arzunu bitirmektir.- Anneler kızlarına güneş ve kutup yaldızından oluşan bir gökyüzü örer. Kızımın güneşe açılan bir penceresi olsun, Karanlıklarında yönünü bulsun diye. . -İstiyoruz ki, Hayat hep bana güneş açsın, Uçmamız için sevdiklerimiz kanat taksın.- Kimse bana meydan okumasın, rahatımız bozulmasın. . Sakın unutmayın...! -Durgun sular çürütür.- -Kişiye değil, kişiliğe önem verin.- -Dişiliği kişiliğin önüne koyanların sonu hüsrandır.- -Yüzde olan sözde olur, Özde olan gözde olur.- -Burca göre de, borca göre de eş seçilmez.- -Nefsin dili değil, gönlün dili kalpleri birleştirir.- -Aşk pahalıdır ucuz insanla yaşanmaz.- Kitap gibi kadınlara sayfa sayfa şiirler yazılır ama, -Her kadın bir şiirdir, her adam okuyamaz.- -Ehline düşmezse hayat, ziyan olur.- -Güzel insanlar, özel insanlara layıktır.- Öz Benlik !.. -Onur; Kendi çölünde yanmayı, Bir başkasının gölgesinde donmaya tercih etmektir.- 6. İnsan önce... Kendine dost, kendine deva olmalı, kendini, sevmeli, saymalı, Kendine karşı doğru, dürüst davranmalı. Kısacası... İnsanın kendine söyleyecek bir şeyleri hep olmalı. -Çünkü insanın kendine, Ve iç sesinin muhabbetine hep ihtiyacı vardır.- Ama yeri geldiğinde de, -İnsan önce kendine meydan okumalı.- Zira, bazıları kendi dışında her şeyi görür. . İnsanın herhangi bir sebebe ihtiyacı yoktur; Kendini sevmesi, sayması, onurlandırması için. Sadece kendine güvenmesi, kendini keşfetmesi ve kendi yolundan çekilmesi, Kendini affederek hata ve kusurlarını sahiplenmesi, Kendine merhamet etmesi yeter. . Önce kendimizin kimsesi olucaz, Sonra sesi kısılanların. -Kendine sadakati olmayanın başkasına hiç olmaz.- . Gerçi bir ömür harcadım, halâ kendimi tam keşfedemedim. Kendimle didişiyorum, yıllardır kendimin peşindeyim. Yaşam telâşından, çoğu zaman, En az vücut kadar ruhumuzun da dinlenmeye, En az vücut kadar ruhumuzun da dokunulmaya ihtiyacı olduğunu unutuyoruz. . Çocuklar, hayatın bütün tuşlarına aynı anda gelişi güzel basarak eğlenmek istiyor. Gençler, diğerlerini görmezden gelip, sadece hoşlandıkları tuşlarla keyiflenmek istiyor. Yaşlılar ise, hayatı durduracak bir tek tuş bulup, biraz olsun ara verip dinlenmek istiyor. . Ancak, -Hayat dediğin siyah-beyaz. Bir yanı aydınlık, bir yanı karanlık biraz.- Otomatiğe bağlarsan, çok fazla hata verir. Ve hazır bir senaryosu da yoktur. Onu sen kendin yazıp oynayacaksın. Şayet, -Bu Dünyada her şey boş diyorsan, içini sen dolduramamışsın demektir.- -Bir başkasının hikayesini tekrarlayanlar, kendi hayat hikayesini oluşturamayanlardır.- Çünkü hayatı bekleme odası olarak kullanmak...; Çölde bahar, Seni hasta eden yerde şifa aramak, hiçe razı olmaktır. Yaşamın rengini matlaştırmak, Kendi kanatlarıyla uçma zevkinden mahrum kalmaktır. -İçi renksiz olanın, dışarda gökkuşağı araması beyhudedir.- . -İçine kapanıp saklanırsan, ışığını kimse göremez.- -İnsan bir kere ışığını kaybetti mi, kanatları tellere takılan serçeye döner.- -İnsan en çok kendi karanlığında kaybolur.- -Yürekten üşüyene, güneş kâr etmez.- -Yani perdeler kapalıysa: Gündüz olmuş gece olmuş, Güneş batmış, güneş doğmuş Hiç farketmez.- . Mesela ben, -Yürümeyi unuttum, Ayakkabılarım beni öldü sanıyor.- Oysa, -Yaşamak için o kadar çok sebebim var ki Çünkü ölmeye hiç cesaretim yok.- -Gerçek mezar: İnsanın ölürken değil, Yaşarken içine düştüğü boşluktur.- 7. -Havaya sıçrayana kadar, her şeyin su ve denizden ibaret olduğunu sanan bir balıktım.- -Saksına alışamamış bir toplumun yaban çiçeği ürkekliğindeydim.- -Sanki evrenin kanunlarını ben yazmışım gibi. Bütün dertleri yıktı üstüme felek, Koca dünyada bir tek ben varmışım gibi.- . -Cemre, havasına suyuna, toprağına taşına düşüyor da, Bir tek yüreğimin kışına düşmüyor.- . Sanki dünyayı omzumda taşıyorum, çoooook yorgunum...! Ama felek dışında, ne kimseye dargınım, ne de kimseye kırgınım. Kaderin seçtikleriyle, benim seçtiklerimin uyumsuzluğunda bütün sorunum. . -Gerçi benim sandım en büyük dert, Hiç tahammül edemedim, dertlerimden hep iğrendim. Fakat gün geldi, hasta ziyaretlerinde bedenimi sevmeyi, saymayı öğrendim.- . Ahh uykusuz ve yorgun kalbim ah !... Bilirim kırıklarını toplamaya bile fırsat bulamadan, Kuru bir ağaç dalı gibi defalarca kırdılar seni. Serçe kadardın, dağlar kadar acılarla yordular seni. . Sen yine de her şey yolunda rolü yapmaya, Hiç kırılmamış gibi tıkır tıkır atmaya devam ettin. . Aç parantez (Çok şey öğreniriz bu hayatta, kalbimizi defalarca kıranlar yüzünden. Bazı kalp kırıklıklarının tamiri ömürboyu sürer. Zira, Kırık bir kalbi kime satabilirsin ki?) . Hayat işte…! Kimini hayata asılmak yerine, tavana asılmaya zorlar. İstediğini su üzerinde yürütür, İstemediğini suya düşen mürekkep damlası gibi eritir. . Bazılarının ömrü hayal kırıklıklarıyla kalp kırıklıklarıyla geçer. Hayata kırgın bakışı, olur olmaz uzaklara dalışı hep ondandır. . Ancak, -Kimse kimsenin sessizliğini duymaz, Herkesin sessizliği kendine yapışır.- . -Ah bu Dünya !... Camlar kırılır sesten durulmaz. Canlar kırılır hiç ses duyulmaz.- Bu arada, -Makine değiliz, medcezirlerimiz var. İçimizde gece ve gündüz, güneş ve ay.- . -Bazen su yanar, ateş donar.- -Tam uçuyorum derken, bir anda yere çakılırsın. Tam düşüyorum derken, ummadığın bir dala takılırsın.- İnsan dertler senfonisi, Nereye baksam her yer keder rengi, içimiz kül yığını. Parantez içi (Yanmadan kim kül olmuş ki.) . (Bazı yaraların acısı ne azalır ne de biter. İçeride közü inceden inceden ömür boyu tüter. Oysa söndürmek için oluk oluk yağmur gerekmez, bir damla su yeter.) . Unutmayı unutan herkesin bir yangını var, Kustukça sönen sustukça yanan. Ya içine attıklarından, ya da içinden atamadıklarından. . Mesela, -Benim derdim; Sağımdaki solumdaki, Önümdeki arkamdakilerle değil içimdekilerle.- Ancak, -Arkaya bakarak ileri gidilmez.- -Asıl enerjimizi tüketen unutamadıklarımızdır.- İnanın bu hayatta, -Sözden daha ağır hiçbir şey yoktur.- Tonlarcaymış gibi insanı ezer. Bazen yaralar, bazen yara sarar, Bazen tek bir söz hayat verir, Bazen de tek bir söz uğruna hayat verilir. Hatta, -Bazı sözler kanserli hücre gibidir, İçinize atarsanız metastaz yapar.- . Biz buna "Dert Adamı Çürütür" diyoruz. . Bazen susarak kendimizin efendisi, konuşarak başkalarının esiri olsak bile. Sık sık konuşmak gerek vakti gelince, Zira susmaya bol bol zaman olacak ölünce. . Gerçi, -İnsanlığı dili çalışanlar değil eli çalışanlar besliyor.- ama, Olsun siz yine de susmayın, içinizi dökün. -Gönlün yakıtı muhabbettir.- -Ara sıra yüreğinizdekileri döküp temizlik yapın, rahatlarsınız.- . Aç parantez (Şikayet, içinizdeki kemirgeni defetmektir. Ancak başkalarına şikayet, kemirgeni besleyebilir de. Bu durumda, bağıra bağıra evde aynaya şikayet etmek veya şikayetlerini yazıp, sonra kendine sesli okumak en etkili iki yöntemdir.) -En yoksul insansınız: birinin vazgeçilmezi değilseniz, bir seveniniz, bir düşüneniniz, bir özleyeniniz, yolunuzu gözleyeniniz yoksa.- . -Benim yüreğimde dağ gibi hasret çektiklerim vardır: bayramlarda ayrı düşünce üzüldüğüm. Benim yüreğimde masmavi denizler vardır: dalgalarında hayallerini yüzdürdüğüm. Benim yüreğimde güneş gibi dostlarım vardır: bir merhabasına kırk kış ısınmayı sürdürdüğüm.- . -İnsan insanın gönlünde ikamet eder.- Öyleyse, Aç yüreğini dost üşüyorum, kara bulutlar güneşim yok sansın. Ser gölgeni dost düşüyorum, dipsiz uçurumlar boşluğundan utansın. . Bağırsanız, sesten rahatsız olacak değil de sizi duyacak, Bahçenizdeki çiçeklere basacak değil de sulayacak insanlarla dost olun. . -Dost, insanın yaşamaya tahammülü kalmadığında, yanı başında bitiverendir.- . -Her dost nefes almak için bir penceredir.- . -Dost dediğin, üşüyünce kalorifer üstünde ısıtılmış havlu sıcaklığında, Yanınca, buzdolabından yeni çıkmış limon kolonyası serinliğinde insanı sarar.- . -İnsana, masaya içini dökünce kusmayacak dostlar lazım.- Ancak bu devirde içini dökecek birini bulmak o kadar zor ki, Herkes ağzına kadar dolu. Üstelik bazılarının hamurunda ya hiç tuz yok, Ya da zehir gibi tuz çok. . Kimileri yüreği acıyla dolunca, Kimileri de sustuklarının ağırlığı dayanılmaz olunca, benim gibi şiir yazar. (Ki şiir; çizerek değil, yazarak yapılan resimdir. Şairin yüreğinden savrulan bir yapraktır.- Ve Düşünebildiklerimiz kadardır yazdıklarımız. Yine de iki kitap kapağının arasına, koskoca dünya sığar.) Ki yazmak, soyunup dökünmek, arınmaktır. Bazen insanı şair veya yazar yapan zarif bir elbiseyi giyinmektir. Ancak benim kelimelerim çıplaktır. . Aç parantez (Şairim ben…! Benim mekânım gecelerdir. Şairim ben…! Benim kelâmım hecelerdir. Şairim ben…! Benim meramım acılardır. . Çünkü Şiir, acıdan dili tutulanların dilidir. -Şiirsiz bir dünya, şuursuz bir dünyadır.- -Acı ekilen bir ülkenin toprağından, ancak şiir biçilir. Bu topraklarda ilaç diye sadece şiir içilir.-) Yine de siz siz olun, -Bu anlamsız dünyada anlam aramayın, yorulursunuz. Çünkü bazılarının her şeyi vardır ama gerçeği yoktur. -İnsan karada boğulduğunu, bir türlü anlatamaz denize.- Çünkü -Çok fazla insan, Çok fazla gürültüdür.- -Herkesi dinleyin, Ama çok azını ciddiye alın.- -Bataklığa batmış birine yardım edecekseniz, çamurun size de bulaşacağını asla unutmayın.- Baraklık içinde temiz kalmak zordur. . -İnsanı en çok uzatmaların oynandığı ilişkileri yürütmek, Ve üzerinde bir lanet gibi yapışıp kalmış lekeleri temizlemek yorar.- . Esasen konuşmak değil susmak, Aldanmak değil inanmak, Düşmek değil kalkmak, Savrulmak değil sarılmak, Sarhoşluk değil ayılmak, En çok da; Sevmek değil ayrılmak, Ölmek değil yaşamak yorar insanı. Ancak, Yine de unutmamak gerekir ki, Kara bulutlardan sonra yağmur ve güneş sarar insanı. Gözleri buğulu, saçları yağmurlu kızıma. 8. Ah Biz Erişkinler...! Hem kendimizi, Hem de başucunda bir bardak su gibi beklediğimiz çocuklarımızı çok üzdük. Gerçekte, yetişkin bedeni içinde öfke nöbeti geçiren beş yaşındaki çocuk bizdik. . Daima hatalı onlarmış gibi hep düzeltmeye çalıştık. Aman çocuğum çok sevinirsen, başına kötü bir şey gelir deyip, Duygu dünyalarına bile karıştık. Bol bol yalanlar ektik zihin tarlalarına, (Büyüyünce biçmek için.) Çok nasihat ettik çok konuştuk, Az okşadık, az sarıldık. . İyi iletişimi öğrenemedik, Dinle dedik, ama nerdeyse onları hiç dinlemedik. Görmezden geldik hep, Sizin fikriniz nedir diye sormadık. Koşullu sevdik, her daim arkalarında durmadık. . Her şeyi silah olarak kullandık onlara karşı, Köle zihniyeti için, otoriteyi hiç eksik etmedik. Hiç öğrenmedik, hep öğreteceğiz dedik. Doğru sandık kendi eğrimizi, Gösterdiğimiz yoldan gitmelerini istedik. . Sonuç: Nasıl da yabancıyız birbirimize. Oysa, her şey çok farklı olabilirdi. Fakat hep sonradan gelir aklımız başımıza. . Eyvah...! eyvah...! Bir travmadır çocuk kalmış kalpler için büyümek Küçüktük...; Mucizelere dil çıkaran, bir varmış bir yokmuşlarla büyütülmüş hayat dolu çocuklardık. Elma şekerine, tavşan balona, pamuk helvaya havalara uçardık, Saklambaç oynardık, ip atlardık, seksekle zıp zıp zıplardık. Çocuk öldürmez tahta silahlarımız, füzeden hızlı sapan taşlarımız, bomba sesinden korkmaz kağıt kuşlarımız vardı. Düşünmezdik bu dünyanın kara yüzünü, tüm kötülüklere inat içimiz dışımız bahardı. Minicik yüreklerimize, kocaman dünyaya yetecek kadar sevgi sığardı. Büyüdük...; Ne sihirli güçlerimiz, ne çocuksu düşlerimiz, ne de yürekten gülüşlerimiz kaldı. Nereden bilecektik, büyüyünce hayatın bizi sobeleyeceğini, Su katılmamış acılarla canımızı yakacağını, büyüdükçe mutlu günleri elimizden alacağını. -Gözleri buğulu, saçları yağmurlu kızım, ne olur büyütme çocuk yanını...!- Çocuk ve Umut !... Bir fincan umudunuz var mıydı, biz de kalmamışta? 9. Bir andı, Yelkovan kuşlarına özendim. Umut yaşamdan yanaydı, Gittim çocuk oluverdim. . -Mutluluk arayışındaysanız, Kılavuz kitabının baş yazarı, içinizdeki çocuktur.- Bir çocuğun kahkahasından daha güzel ne olabilir ki...? -Yüreğinizi bir çocuğa emanet ederseniz, en azından içi kirlenmez.- -Ha bir çocuğun kalbini, Ha bir serçenin kanadını kırmışsınız farketmez.- Neyse benimkisi, Çocukça bir mutluluktu geldi geçti. Bir umuttu, Bir ışıktı karanlığı deldi geçti. Şimdi de uykumu bekliyorum, birazdan gelir. . -Güzel şey umut dolu bir sabaha uyanabilmek.- . Ne zaman hüzünlensem, hüznümü kollarımın arasına alır, Ta ki neşesi yerine gelene kadar çocukluk gülüşlerime giderim. . Ne zaman başımda kara bulutlar dolaşsa, çalsa mevsim zemheri ayazına, Kıpır kıpır çocukluğum konar penceremin pervazına, Getirir çocukluk güneşlerimi içimi ısıtır. -Öğrenmek asla bitmez, her yer okuldur.- Bazıları benim gibi, kitap okulunu değil hayat okulunu bitirir. Hayat okulu yaşayarak, kitap okulu okuyarak öğrenilir. Birine beş on yıl, diğerine bir ömür verilir. Benim de düşlerim vardı. -Ama ben, saklandığı yerde unutulmuş bir çocuktum.- -Hayatı, büyüklerin anlattıkları sanırdım.- -Serçelerin mutluluktan kanat çırpıp uçtuklarına inanırdım.- . Arkamdan hiç su dökenim olmadı. Gerçi, -Denize kavuşmaksa yolun sonu, Hangi ırmakta damla olduğun önemli değildir.- . Bir sokak çocuğu misali, (Ki sokaklar; Tüm suskunların dili, mazlumların evidir.-) Hangi bankta sabahlasam, Üşüyen sokak lambaları gibi, Direnirim gecenin ayazına, soğuk benim yurdum. Yüreğimin varoşlarına, kardan kıştan kaçanları doldururum. Ne bir eve sığabilirim ne de koca bir kente Yaşamın ayak dibinde küçük bir damla olurum, Bir anne yüreği düşler içinde uyurum. . -Dışımız kar kış olsa ne yazar, Varsın olsun, içimiz hep bahar.- . (Elbet baharı olacak her kışın. Kış, yularından tutamadığımız bir attı, bembeyaz dişlerini göstererek gitti. Dağıldı örtü, çözüldü çiçekleri tutan kar, Kollarında uyuyan serçeleri uyandırdı çamlar, Kurtuldu ltihaplı tanelerinden yaraları kanayan nar. Gözümüz aydın...! Toprakta havada suda, taptaze bir çoşku var. Erik dalları gülüyor, lirik çiçek tarlaları filiz veriyor, Demek ki sütten kesilmemiş, Dörtnala doğurgan bir bahar geliyor.) . Diken mi kaldı batmadık, ah bu yalın ayak yürümeler. Yine de seviyorum Dünyayı, Yaşamak her gün canıma okusa da besbeter. Olsun !... Biliyorum bir yerlerde bir gül var, Hayalimdeki kokusu da yeter. . Zaten ben, -Olmadık hayaller kurarım; Mesela içimden bir ses, Ya yağmur damlası, ya da telgrafın tellerine sıra sıra dizilmiş serçelerden biri ol diyor...! Gönlümse, Kuşlar konar çiçek açarım... Ağaç dalı olmak istiyor...! (Ben ki, Ağaçları geceleyin sallayınca, yıldız düşeceğine inanırım.) . Dökülen yapraklar Ya kelebek olsun Ya da serçe…! . Hayat kendi rengine boyasa da kanatlarımı, Saçağından hep şeker kokulu umut sarkan sırça evler düşler, İkinci bir şansa değil, ikinci fırsata inanırım.- -İnsan dediğin... Yaprak yaprak dökülen bir umut ağacıdır.- -Aslında hepimiz, umut ağacının bir dalına tutunuruz, Ama çoğu zaman dalın kırılabileceğini unuturuz.- . -Umut: ışıksız kaldığında, ben bu karanlıktan mutlaka kurtulacam, bir elimde ayı diğerinde güneşi tutacam diyebilmektir.- . -Düştüğünüz yerden kalkmışsanız, kırıldığınız yerden çiçek açmışsanız; -Yılmamayı, yitmemeyi, çabalamayı öğrenmiş, Karanlıktan aydınlığa çıkmışsınız demektir. . İnsanoğlu zaman zaman, Boğulmadan çıkamanın mümkün olmadığı hayallere dalar, Gökyüzüne bile sığdıramadığı, ayakları yere basmayan hayaller kurar, Mesela kayan bir yıldızı gökteki yerine tekrar koyar. . Geceleri yıldız gibi parlayan, Yeni umutlar filizlenir her sabah güneşle birlikte ufuktan. Kimi güneşin batmasıyla hiç olur, Kimi de birilerinin üstüne basıp geçmesiyle piç olur. . Tekrar tekrar umutlanmak döngüsü insanoğlunun kaderidir. Ve -Umut, insanın yıkılan en son kalesidir. -Ne uyur, Ne yorulur, Gezinip durur. . Zira, -Kazanmayı umut etmeyen, çoktan kaybetmiştir- -En zavallı kelime “vazgeçmektir”.- -Gerçek karanlık, dışınızdaki ışıksızlık değil, içinizdeki umutsuzluktur.- -İçi umut dolu olmayan, Ya çöl ortasında fırtınaya yakalanır, Ya da kış ortasında dımdızlak kalakalır. -Umudun tükenmesi, yaşama sevincinin bitmesi, ölümlerin en sessizidir.- -İnsan umudunu yitirdikçe, gülüşünü de yitirir.- . -Uçmak için kanadın olmuş neye yarar, hevesin kırılmışsa.- . -Hayallerinizle hayatınız arasında uçurum varsa; Hayalleriniz yıkılmaya, Siz de yere çakılmaya hazır olun.- . Ancak yine de, -Çırpınışlardır hayatı kanatlandıran. Hayallerdir insanı umutlandıran.- Siz siz olun, -Kuş olup uçamıyorsanız, bari hayalini kuranların heveslerini kırmayın.- . Aç parantez (Maalesef hayal yıkma yarışında birinciyiz. Uçmayı beceremeyenler kanat kırmayı pek becerirler. Bir bilseniz, Yıkık hayallerinin enkazı altında kurtarılmayı bekleyen o kadar çok insan var ki. Hayalsizler ülkesine döndük.) . -Umuttur fakirlerde bağımlılık yapan. Ve yoksulluktur bu Dünyada en cömert paylaşılan.- Ki ben, -Yoksul insandan degil, yoksul zihinden korkarım.- . Garip ne zaman mutlu olacak olsa, Ya uyandırıp içine ederler rüyanın, ya da fişini çekerler dünyanın. . İnsan bazen, şükretmek mi gerek kahretmek mi gerek yoksa küfretmek mi gerek bilemiyor. Ama yine de, Ben, -Haklı olmayı bıraktım, mutlu olmaya baktım.- Siz de öyle yapın. Zaten, -Mutluluk denizinde yüzelim istemiyoruz, Bir damla da yeter bize.- . Biz buna "Şükür" ve “Umudun insana yüz çevirmemiş hali.” diyoruz. . Bu arada (Yoksullar için Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin olmayı düşledim hep. Her kapıya gerçekleşebilir bir umut koyacağım süt şişesi koyar gibi. Kim bilir...! Belki cin fakirlere, bu ömürleri gibi hep umutla geçmeyecek yeni bir ömür verir.) Bir insan yoklarıyla değil, çoklarıyla değerlendirilmeli. Çünkü Dünya bazılarına alâ, bazılarına şehlâ bakar. Hayat kimilerine lunapark, kimilerine Berlin Duvarı, Yatacak yerleri yok dediklerimiz, kuş tüyü yataklarda yatar. . Oysa bazıları hayatı eksile eksile öğrenir. Yaşamak kudretiyle doldurur tüm boşluklarını. Ve bir gün, -Damla olarak geldiği okyanusa kafa tutar.- . Zira, -Sabır yorulmak bilmez ata benzer.- -Işığı görmeyi bilenler için hayat her zaman gülümsemeye hazırdır.- . Yani, -Marifet, sürüklenen değil akarsuya yön veren taş olabilmektir.- Ağlamadan keyif, çileden zevk alabilmektir. . Kaldı ki, Her şeye sahip olmak, en büyük mutsuzluk kaynaklarından biridir. -Zenginlik cepte değil, kalptedir.- . -Niyet bir tohumdur kalbe ekilen. İyiyse gül biten, kötüyse diken.- Rastgele !.. Ben, Annem ve Babam !... 10. Ya kimsesiz çocuklara atkı örerim, bere örerim kazak örerim yumuşacık anne sesinden. Ya da kuru bir dala yaprak olurum sıcacık anne nefesinden. . Salıncaklardan mutlu çocuk kahkahaları, Ağaçlardan kuş sesleri toplarım, Rüzgârla uçup gitmesinler diye. Çocuk yüreklerinde uyuyan masallar biriktiririm, Unutulup yitmesinler diye. . Yoktur çocuk olup da gökkuşağına kanmayan. Masal var mıdır içinde çocuk olmayan? . Varsa biz buna "Büyüklere Masallar" diyoruz. -Anneler yaratılmışların en güzelidir. En çok annemin dizini özledim…! . Annem...! Dört mevsim yediveren mor çiçekli bir daldı. Tüm anneler gibi onun da binlerce karatlık bir yüreği vardı. Balkondaki ipe çamaşır sermek yerine, mahallemizin serçeleri okuyup kültürlensin diye şiirler asar, Kuşlara edebiyat öğretmenliği yapardı. Ne zaman kardeşim balkondan sarksa, Ellerinden önce gözleriyle tutardı. Kardeşim ne zaman salıncaktan düşecek olsa önce başörtüsü uçardı. . -Elinin erişemediği yere yüreği yetişirdi.- (İnsan yüreği ki, en az bir tohum kadar cömert olmalıdır.- Ve -En dürüst yerimiz kalbimiz.-) . -Yüreği güzel olanın dili de güzeldir.- . Bilirsiniz... Anneler evlatlarını önce dokuz ay karnında, sonra da ömür boyu yüreğinde taşır. . -Annemin gülüşünü, merhem diye yıllarca sürdüm yüzümdeki acılara.- Ne çok acı biriktirirmiş annelerin dizleri. -Hiç kimse beni annem gibi sevmedi.- -Bütün sevgileri topladım, bir anne sevgisi etmedi.- -Herkes herkesi terkeder, Tek istisnası anneler.- . Duaya durmuş annelerin, Avuç içlerinde hep çocukları vardır. . Aç parantez (Biri beni karnında, diğeri kalbinde taşıyan. İki kadını çok sevdim bu hayatta. Biri kan bağından, diğeri can bağından. . İnsan ömür boyu, Ana sırtına binerken duyduğu güveni, Ana kucağında meme emerken bulduğu huzuru arıyor. Bu açıdan, Dünyadaki bütün erkekleri toplasak bir anne etmez.) En çok babamın gülen yüzünü özledim…! . Siz hiç, hayal kırıklığına uğrayacağınızı bile bile, Her gece yüreğinizde yeşerttiğiniz binlerce umutla, Birini, pencere kenarına oturup kırk yıl bekleyecek kadar sevdiniz mi? . İşte o benim Babam...! . Dünya’yı omzunda taşıyan bir bilge adam; Gülünce yedi renk açardı yüzünde bahar, Lunaparka benzerdi benim babam. . Tomurcuklandığım dalımdı, Dağlara baş eğmeyen yanımdı, Gurbet kokardı, annemse memleket. . Bir tek onun sıcacık mutluluk dökülen ceplerinde, umut hangi çocuğun kapısını çalacak şıngırtısı arardım. Gerçi o inanmazdı benim çocukluk mucizelerime ama, Mahalleli çocuklara en güzel lolipopu, onun ayçiçeği gülüşlerinden yapardım. . -Babasız, insan kendini yoksul hissediyor.- . Bilir misiniz ? Babam, Yıllarca annemin ölürken ağzında yarım kalan naneli sakızını sakladı, Saç tarağına takılan üç beş saç tellini kokladı. . Anladım ki en güzel kokular üste değil, yüreğe siniyor. -Allah kimseyi sevdiklerinin kokusuna muhtaç etmesin !...- -Babam ağlayınca, çaresizliği öğrendim.- Bana gelince, Babamın hastaneye yatarken dönünce alırım diye bıraktığı cüzdanını, ağızlığını, tespihini, Bir gün veririm umuduyla hâlâ yanımda taşırım. Kaldırmaya kıyamadığım, Koltukta asılı hırkasıyla sabah akşam selamlaşırım. Bakıp bakıp iç çektiğim o hırkanın yalnızlığı öyle bir oturur ki yüreğime, Bir sarılıp, bir vedalaşırım. . Aç parantez (Hayatımdaki bütün boşlukları doldurdum, Bir tek anne-baba boşluğunu dolduramadım. İki kez yıldırım düştü yüreğime, biri annem diğeri babam öldüğünde, Enkazlarını hâlâ kaldıramadım. . Omuzlarımda ağırlığı asılı kalan tabutlarının bir köşesine kıvrılıp yatmak istedim, kendimi sığdıramadım. . Hayatta en çok, Anne ve babamın üstüne, kürekle toprak atmak yaktı canımı. . Hayatta en çok, Anne ve babamın sesini duymayı Ve onlara tekrar dokunmayı özledim. Parantez içinde parantez (-İnsan özlediklerini, gözleri açıkken değil, gözleri kapalıyken görüyor.-) . Her yıl gözyaşı ekerim topraklarına, ruhumu mavi bir sızıya salar ölüm. Bilirim ki artık anasız babasız, boşluğa savrulmuş külüm.) . Zaten, Gidenler hep kalanları ağlatır Kalanlar hep gidenleri anlatır. Aşk ve Duygu Dünyam -Yarsızlık, yoksulluğun dibidir.- 11. -Bazılarının insan fobisi var, Adına yalnızlık diyorlar.- . -Yalnızlık, özlem denizinde yüzmektir.- -Yalnızın kapısı, açılacak olmasından değil, yıkılacak olmasından gıcırdar.- . -Boşuna arama, Gölgesi yoktur yalnızın...!- . Modern çağın virüsü yalnızlık !... İnsanın en kadim ve en sadık dostlarından(!) biridir. -Kalbiniz çırılçıplaksa, yalnızsınızdır.- -Yalnız insan, pamuk tarlasına konmuş zenci serçeye benzer. - -Sararıp dökülen yaprak misali solarsa insan, yalnızlıktan solar. Dolarsa yalnızlığın boşluğu, bir tek sevgiyle dolar.- Esasen, Yalnızlık, ruhsal açlık, tek tedavisi sevgi olan bir hastalıktır. -Yalnızlık mutsuzluktur.- -Üzerinde çizik dahi olmayan, bir beyaz kâğıttır.- . İnsanın kapısını hep geceleri vurur. Kapıyı açsanız da açmasanız da, Öteleyip içinize attığınız tüm dertlerle birlikte, gelir göz kapaklarınıza oturur. Baş yastıkta gece boyu tavandan mucize bekletir insana, Sadece sokup çıkartır buz gibi bitmeyen düşünceler denizine, kara kara düşündürür, Ne sarılıp ısıtır, ne de durulup uyutur. . Parantez içi (-Yüreğinizi sık sık ziyaret edin, En zoru yürek yalnızlığıdır.- Gerçi yalnızlıklar da altın günleri düzenliyorlar kendi aralarında ama. -İç dünyası yalnız olanın, dış dünyası kalabalık olmuş neye yarar.-) . Her neyse, -Koskoca bir ömür aşksız, yalnızlığın kucağında ölmek değil, Yanağından öptüğüm bir aşkın, kurumuş yaprağı olmak istedim.- Gerçi, Yalnızlığım beni hiç yalnız bırakmazdı. Her sabah uğurlar akşam karşılardı. Tek sorun, -İnsan yalnızlığına sarılamıyor ki.- . Esasen kimse cansız, canansız hayat sürmesin, Ömrünü yalnızlıkla çarçur etmesin. Hem, en harika duygu sevmek sevilmek varken, Yalnız yaşamak israfların en büyüğü değil midir?- . Yani, -Yalnızlığın panzehiri sevmektir.- -Sevgisiz bir gönül kuraktır.- -Sevgisiz kalmış bir gönül her daim kıştır. -Sevgisiz bir hayat zay olmuştur.- Şükür ki biz de aşık olduk, aşkta şifa bulduk. Yalnızlığı kendi kendiyle baş başa koyduk. Misafir gelip de yatsın diye naftalinleyip bekletilen yorgan gibiydim, henüz kimse örtmemişti beni üstüne. Parantez içi( Ne olur Tanrım bu durumu hiç kimseye söyleme.) . Bu arada, -Bana ne zaman evleneceksin diye soranlar Evliliği, kafese kuş aramak sanıyorlar.- . Neyse, Daha sonraları medeni durum, Bütün ıhlamurlar sen kokar, şekline evrildi. Şimdi sevmek zamanı, -Her aşkta bir hayır vardır- deyip aşk çağrıldı: Ey aşk...! Bir mucize gerçekleştir şimdi Şapkandan bir kumru havalansın. Bana öyle büyük ki bu kalp, Gelsin yüreğime yuvalansın. . -Ki aşkta, yürekten gelmeyen yüreğe değmeyen her söz, lafügüzaftır.- Zira, -Yüreği, insanın bahçesidir. Bu bahçede yetişmeyen aşk, aşkın ya serabı ya da sahtesidir.- A ş k !... -Güneş de sanıyor ki bir tek o yanıyor.- 12. Öyle bir şehirdir ki aşk, Alevden daha sıcak, nefesten daha yumuşak. Öyle bir düştür ki aşk, Yüzyıl uyanmak istemiyiz bu düşten, bir kere uyursak. (Yani aşk bilinç kaybıdır.) . -Aşktan daha anlamlı bir şey yok, Her şey aşktan, her şeye değer aşk.- . -Aşık olmak için öyle çok sebep var ki; Mesela, dalından düşen bir gül yaprağı beni sev diyor. Gönül bahçesi hariç, tüm bahçelerin gülü solar, Rüzgar gibi seyyah olma, bir insanın gönlüne gir diyor.- . -Ben nasıl ölünürü bilmiyorum, Ama nasıl aşık olunuru biliyorum. İçim aşka dair heves ve arzu dolu, Kalp çarpıntısı yapan düşler kuruyorum. Ben nasıl ölünürü bilmiyorum, Ama nasıl aşık olunuru biliyorum.- Ve hatta, Aşkın kulu-kölesi, tiryakisi oldum, Aşk nedir, nerde bulurum diye Pirime sordum. Dedi: -Aşk görebilene her yerdedir. -İhtiyacı yoktur hiçbir tarife de. -Tüm canlıların ortak kullandığı bir dildir. -İkametgahı kalp, sembolü güldür. -Allah’ın, yarattıklarına bahşettiği en büyük ödüldür. . Aşk aradım ben de her fırsatta, duramadım. Çöl sıcağında yüzme değen kar tanesi gibiydi, Aşktan daha güzel bir şey bulamadım. Aşk, herkesin bildiği sır, Bazen gerçek bazen yalan, Bazen bir asır, bazen bir an. . -Herkesin yüreğinde, Uyandırılmayı bekleyen bir aşk yatar.- -Gerçekse, aşk bir nimettir.- . Aşık, aklı kalbine teslim olmuş kişidir. Yani, -Aşk, zincirsiz tutsaklıktır.- . Asıl olan aşktır, Sözle tarif edilmez. Tarifsiz bir tattır, Azıyla yetinilmez. . -Aşk, Tüm canlıların ortak kullandığı bir lisanın adıdır.- -Aşk, karnı hep aç bir kedidir. . Biliyorsunuz, yaşam cinsel yolla bulaşır. -Hepimiz aşk annenin çocuğuyuz.- . -Aşk, sakin bir tanışma değil, Şiddetli bir çarpışma halidir.- -İnsanın kendi kendine çözemediği tek problemdir.- (Bana göre, -Aşkın kısa olanı makbuldür.-) . -İnsanı dünyanın en güçlü mıknatısı gibi çeker.- Okuduğunuz şiirin her mısrasında, sevdiğiniz size göz kırpar. Görünce, çöl güneşinde kalmış dondurma gibi erirsiniz, Nefesinizi tutsanız, taklacı güvercine dönen kalbiniz yanardağ gibi patlar, Ne eve, ne sokağa, ne de koca kente sığamazsınız. Kılcal damarlarınıza kadar, mola vermeksizin onu düşünmekten uyku girmez gözünüze, günlerce uyuyamazsınız. (Zaten, -Aşıkken uyumak haramdır, uyuyan da haindir. -) . -Aşk kanatlandırır, Dünyanın yükü kalkar insanın üzerinden.- -İnsan şekerciye girmiş çocuğa döner, içine aşk girince. İnsan kendini sönmüş balon gibi hisseder, içinden aşk çıkınca.- . -Aşk, ya yıldırım çarpmışa, ya da üstünden tren geçmişe döndürür insanı.- İnsan bazen sevinçten deliye, bazen de üzüntüden ölüye döner. Aslında, -Aşk bir ölüm halidir.- -Ne zaman ki aşk biter, İşte o zaman insan hayatta olduğunu hatırlar.- Ya da, -Aşk, sürekli bir susuzluk halidir.- . -Aşk, kalpte barınır kalpte gizlenir, ve sadece gönül gözüyle izlenir.- Dolayısıyla, -Aşkın dili gözcedir.- Ve -Kalbe dokunmanın yolu gözceden geçer.- . Aç parantez (Aşk ve ölüm ikisi de kalpten vurur.- Gerçi, -İnsan, kırık kolla kırık bacakla yaşayamıyor ama, Kırık kalple yaşamayı öğreniyor önünde sonunda.-) Ne ilk ne de son kabustu gördüğümüz, Yine de dağlara hiç baş eğmedik. Kana kana içip yaşarken öldüğümüz, Kızılcık şerbeti dolu bir kâseydik. Ne mezar taşı vardı, ne toprak ne de kemik, Kazma küreksiz nicelerini gömdüğümüz, İki yüreğimiz vardı, sırçadan incecik. . Yani biz birbirine sığınmış iki yürektik. Tek taşla duvar örülmez dedik, taşa sevgi ektik. Ve Güzeldir yardan gelen, Ondan gayrı ne varsa haram olsun Nazlı bir kaş çatışından evladır ölüm, Ondan gelirse belâm olsun dedik. . Biz buna “Bir bedende iki kişi, Aşk” diyoruz. -Aşk; su arayan ateştir.- Çünkü aşka ulaşmak için yangınlardan geçmek gerekir. . Ve -Aşk, İçi ateş dışı buz, Girer yanarsın, çıkar donarsın. Düşte gör, ateş mi yakar seni sen mi ateşi yakarsın.- . -Aşk bir denizdir, batmadan yürüyebilene aşk olsun...!- . Ve yine -Aşk, Defter arasında bir tutam gül kokusu.- Ve -Aşk on üçüncü ay, beşinci mevsimdir.- . Çooook büyüksün aşk...! . Ya olmasaydın, Nereden nefeslenirdi bu kimsesiz pencere? . Gün yanıyor, gece sular altında, Bana öyle güzel bakma...! Taşa donerim sevmezsem, Allahım, Aşsız bırak ama, Ne olur beni aşksız bırakma...! -Sadakat çölde bir inci tanesidir.- 13. -Biz, suyla yanıp ateşle sönenlerdeniz. Pervane misali, ölünceye dek sevdiğimizin etrafında dönenlerdeniz.- -Boyun bükmüş papatyalara kıyamadığımızdan, Sevilip sevilmediğimizi hiç öğrenemedik, hüznümüz ondan.- . -Aşk akıl işi değildir.- -Aşkta pazarlık edilmez, Çünkü aşk, hesap kitap bilmez.- -Durup dinlenmeden yenilenir, Her demdir aşk. Her şeyin üstünde, Elbette bir erdemdir aşk.- -Makul bir kıskançlık, aşkın en temel şartıdır.- . -Seven ne boya, ne soya bakar.- -Her fani, en büyük yenilgisini ilk aşkında tadar.- . Kimileri, diriler şöyle dursun deyip, Çiçekleri bile ölülere alırken. -Bazılarının yüreğini eşsen, dört bir yanından sevgi çıkar.- -Acaba kaç yaşındadır seni seviyorum demek?- . Yaşanmışlıklar ve kör yıllar, Ellerimizi yüzlerimizi tırnaklarıyla çentik çentik çizebilir, kırış kırış edebilir. Ama hiç yaşlanmaz gönül bahçelerimiz, Sevdiğine her zaman, yüreğinin teriyle büyüttüğü taptaze çiçekler verebilir. . -Ne mutlu sevenlere, sevilenlere. Sevdiğinin kucağını gül bahçesine çevirenlere.- -Zira gönül bahçesine baharı getiren de, götüren de yârdır.- . Parantez içi (Haydi...! Sevdiğinizi bir buket çiçekle şımartın güzel insanlar. -Bir çiçeğin, kimsenin kalbini kırdığı görülmemiştir. Ve bir yüreğin, bir şiiri öptüğü görülmüştür.-) . -85 yaşındaki kadın kocasına sordu: Bunca yıldan sonra, bana hâlâ şiir gibi güzel kadınsın diyebiliyor musun? Adam sevdiğinin yüzüne şöyle bir bakıp cevapladı: Şairi Yüce Rabbim olan bir şiir, nasıl çirkin olabilir ki?- . Eyy yaşadığı şehri şiir kılanım, Gülüşüne serçeler konanım. Benim senden başka şiirim mi var ki...! . -Sevmek, ne mucizevi bir kelime, Sevenlere selam olsun, doğumdan ölüme.- -Çoğu aşkın sonu, talan edilip terkedilmiş şehire benzer.- . Bazı yaralar kansızdır... Kaderin ayakları altında ezilenlerin. Aşk acısıyla deli divane gezinenlerin. Bazı duygular vatansızdır... Sevda, sadakat, hasret Seni kirletip öldürdük ey aşk, bizi affet...! . Ölene kadar seni seveceğim diye yola çıkanlar, Göz açıp kapayıncaya kadar yoldan çıktılar. Aşk bizim neyimize kalk gidelim gönül, ne kadar az sadakat var...! . Esasen tüm sevgiler, siyaha inat beyaz olmalı, kirletilmemeli. . Fakat ben kirlettim; Bütün hata benim, Önce gözlerine iman ettim, Sonra başkenti aşk olan bir ülkede halifeliğimi ilan ettim. Meğer bir serçenin umutsuz kanat çırpışlarıymış sevdam. Kıymet bilmez başka biri uğruna, Bataklıkta çırpına çırpına tükettim. . Aç parantez (Hey gidi insancık, sana verilen beyni kullanmakta ne diye cimrilik edersin. Yüreğindeki gemi seni beklerken, niçin başka limana gidersin. Oysa, -Birazcık sadakat, Kocaman kocaman sayılardan daha değerlidir.- -Tek bir kavuşmanın sevinci, Tüm vedaların toplam acısından daha büyüktür.- -Ağaçlardan da mı öğrenmedin? Bir adımlık hasreti, Bir ömürlük sadakati.- . Yani..., -Benim aşktan yana metcezirlerim, yaralı şarkılarım çoktur. -Kansızdır sevda kesisi, el sürülerek iyileşmez.- Anladım ki, -Aşık olmak değil aşık kalmak mühimdir.- . Eyy aşk, Azıcık dur, yetişemiyorum...! Yüzüme vuran yağmur damlaları gibi kayıp gitme, Gözyaşlarımdan öp beni. . Aşık oldum, dünyaya vuruldum. Aşkım beni terketti, dünyaya darıldım. . Sonuçta AŞK İŞTE...! Sadece bir yanılsamadan ibaret. . Gün olur yalan, gün olur hakikat sanıyor insan. Gün olur küller içinde, gün olur güller içinde kalıyor insan. Aşk işte...! Neylersin...! Aşktan başka, bizim diyebileceğimiz neyimiz var şu dünyada? -Şu masmavi gökyüzü bizim Güneş bizim, ay bizim, yıldızlar bizim Kapkara yeryüzünde bu kavga niye? 14. -Büyüdükçe Kirlendik, Büyüdükçe İnsanlığımız Küçüldü.- -Çocukken en korktuğum yaratık yılandı, şimdi ise insan.- -Bozulmuş insan dışında, her şeyin tamiri mümkündür.- (Dilerim bir gün ahlaksızlığın tedavisi bulunur.) . Gerçekte biz, Darağacında simsiyah gölgeydik. İndirdik masmavi göğü yere, Toplayıp pırıl pırıl güneşi, ayı ve yıldızları Ama’ya gökkuşağı önerdik, Kara kara insanlara rengarenk güller verdik. Oysa güneşin saçları sarı sarı, -Çocukların maviydi arkadaşlıkları.- (Çıkarsız, ikirciksiz, tertemiz.) . -Gelişmek için bazı dalları kesmek gerek Çünkü gelişmek değildir büyümek.- Ve Her çocuk zamanla adam olur. Çocuk olmamak anlamına gelmez büyümek, Sadece reçel yanaklar kaybolur. Parantez içi (Aslında her yetişkin, yaralı bir çocuktur.-) . Neyse, büyüdük, çocukluğumuzu yedi kat yerin dibine gömdük. Parantez içi (İlk cinayetimiz.) Açtık pencereyi, içeri karanlık doluştu ve düş bitti. Yer açtıkça günahlarımıza, İçimizdeki o merhametli güzel çocuklar gitti. Şimdi alacakaranlık kuşağı, Büyümenin şeytanlığı çocuk masumiyetini mağlup etti. . Gerçi çocuk olursun bir emzik boyu yaşamadan kıyarlar. Balık olursun pul pul, çiçek olursun yaprak yaprak yolarlar. Serçe olursun kanatlarını kırarlar. Ah şu insanlar...! Cehenneme çevirdikleri bu cennet Dünyada her şeyi kendilerine yorarlar. Toplumsal Dejenerasyon, Kirli Kalabalıklar...! 15. Sabır, erdem, adalet. Vefa, vicdan, merhamet. Sevgi, sadakat, samimiyet. İşte sermayem, işte onurum, İşte şerefim, işte şöhretim, işte servetim. . Benim maksadım, Para-pul, makam-mevki sahibi olmak değil, Her türlü kirlenme arasında insan kalmak. . Toplumlar adaletsiz, sevgisiz, duyarsız, çürümüş ve kirli bir atmosferin boyunduruğu altında. . Doğanın yanında, insanın insandan bıkması da, Yanında huzur bulacağı bir insan bulması da, İnsanın insana çok uzak olması da, Çağımızın en büyük sorunu. -İnsanın, insanla konuşmadığı, Arı kovanı gibi kentlerde, ayrık otu gibi yaşadığı bir çağdayız.- Kimsesizliğiyle baş başa kalmış, kılavuzu yalnızlık olan hayatlar, Sürgündeymişçesine kendi yurtlarında gurbeti yaşıyor. Kalabalıklaştıkça kentler, insan insana yabancılaşıyor. . -Çağımızın insanı, mezar taşı gibi soğuk, suskun ve somurtkan.- . (Ey insanoğlu…! Güneş yüzüne değil, yüreğine vursun ki İçindeki buzullar erisin.) . İnsan zor bir ülke, adeta duvar insan insana, Hangi ara kaybettik, nerede gülen yüzlerimiz? Menfaat çağındayız kusurların fazilet gibi gösterildiği, nasıl bu hale düştük biz? Ağlama demeyin insanlara, dünyanın arınmaya çok ihtiyacı var. Gerçi bozulan dünya değil, aslında kalplerimiz. . Velhasıl insanlar kötü. (Ne bekliyordunuz ki…? Tanrı insanı çamurdan yarattı.) . Bunca kirlenme arasında, Erdemli bir insan olarak kalmak zor. Hamuru bozulmuş, Zehirli bir sarmaşık gibi insanoğlu, İnsan, insana hasret yaşıyor. . Son zamanlarda; Utanır olduk insanlığımızdan, Başta sevgi olmak üzere her şey o kadar hızla kirlendi ki, Büyük meziyet en az kirlenerek yaşamak. . Samimiyet kıt, riya aldı başını gitti, Bazılarının bırak iki yüzünü, hiç yüzü yok, ara ki bulasın. Trend yaptı onursuzluğun dibi midesizlik, Her yer hasta bir düzen icin ruhunu satmış, egosunun esiri kara kara insanlarla doldu. Dünya işlerine dalıp kirlenmekten korkan temiz yürekli insanlar sanki buhar oldu. (Bazen ben de, hiç kimseye görünmemek için şeffaf olmak istiyorum.) -Büyük acıları küçük insanlar yaratır.- Çünkü, Küçük insanlar, küçük şeyleri büyütür. Küçük insanların hayat gemilerinin dümenini, öz benlikleri değil egoları yönetir. Oysa, -Ego yönetimi bir sanattır.- Freni patlamış bir egonun direksiyonundaysanız, Sonunuz ya duvar ya uçurumdur. -Bu arada, kötüler sayesinde iyileri, iyiler sayesinde kötüleri tanıdık. Çirkinliğin sadece fiziksel olmadığını, İyi insan olmak için cebin değil, Yüreğin dolu olması gerektiğini anladık.- . Ancak, Kötüler iyi görünmede ustalaştı. Kötülük zehir gibi kendine hep bir ev bulabildi. İyileri kötü, kötüleri iyi, Delileri dahi, dahileri deli gibi gören, Güçlüleri baş tacı eden bir toplum haline geldik. -Ki bir yerde kötülük yaygınsa, Onu görmezden gelen bir toplum var demektir.- . Aç parantez (İyilik arttıkça kötülük azalır. Ancak, Ne iyilik, ne kötülük umurunda, Çağımız imaj çağı, -İnsan insana, hep kendini beğendirmek arzusunda, Ömür tüketiyor aynanın karşısında.- Maskeli bir yaşam sürdürüyor, Ve çok büyük bir uçurum var dışarıya göstermeye çalıştığı imajla, arkasındaki gerçeklik arasında.) ‘Eskidi at, yenisini al kültürü’ ilişkilere egemen olmaya başladı. -İnsan insana bir nesne gibi bakıyor.- Bırakınız doğayı, diğer canlıları... İnsanlar bile kullanıp atmalık. Güçlülerin gözünde birer toz zerresi insan. Bir sanayi ürünü muamelesi çekiliyor insana. Error verirse format atılacak hard disk, Canın isteyince açılacak cep uygulaması, Okuyunca kenara koyulacak kitap, Merdiven basamağı, Araştırma projesinde denek, Satranç tahtasında piyon, Ya kurşun asker, ya kukla... Beyinler kopya, kalpler kopya. . İnsanlar standartlaştı, Beyinlerimiz hurdalığa döndürüldü, Zihinler sömürge, işgal altında. Zihinsel enfeksiyon dorukta. Beyinlerimize işlenen mitlerden arınmak, takılan çiplerden kurtulmak mümkün değil. Pranga vurulan zihinlerimize atılan sis bombaları, gerçekleri görmemizi engelliyor. Her şeyin başı itaat, sorgulamak sizin ne haddinize, ne düşerse bahtınıza deniyor. (Nelere köle ettiler bizi nelere, hiç düşündünüz mü?) . Oysa, -Sadece insan yerine konulmak istedik, hepsi bu...!- Onlar ne yaptı? Yaralı bir serçe gibi ortada bıraktı. . -Ağaçların bile serçeleri var, rüzgarları var, yağmurları var. Bizimse hayallerimizi dahi elimizden aldılar, her şeyimizi çaldılar.- . Her şey olabiliyor insanın olduğu yerde. Mesela ben, deva diye sunuldum her derde: Ateşe attılar kül oldum, toprağa ektiler gül oldum, pazarda sattılar kul oldum. . Çaresizlik, hayal kırıklığı, insan yerine konmama, Tutunabilecek bir dal bulamama, İnsanları içten içe çürütüyor. . Aç parantez( Ruhuma işkence veriyor bu durum, buruşturulup çöpe atılan ambalaj kağıdı muamelesi görmekten fazlasıyla muzdaripim.) . -İnsanlar mal değil, -İnsanlar baston değil.- -İnsan arada bir kendi olmayı da ihmal etmemeli.- -Kalabalığın değil, kalbinin gösterdiği yola gitmeli.- Çünkü zihnimizi ele geçirebilirler ama kalbimizi asla. Yani anlayacağınız arsız zamanlardayız Üzerimize konan sinekler bile, Ya kahrından, ya utancından ölür oldu. . Çıkar gözetmeyen bir insanlığı çok özleyeceğiz. İnsanlık kendi karanlığıyla yüzleşip, hesaplaşmalı artık. İnsanlık insanı tanımak zorundadır. Mesela ben insanlıktan umudumu yitirdikçe, tekrar tekrar bulmaya çalışıyorum. Ancak anladım ki, İnsanlığı, insanlardan çok çok uzaklara koymuşlar. Her yer insan, ancak insaniyet kayıp. . Böyle giderse, bir yıkım ve çürümüşlük içindeki insanlık kayboluşun eşiğinde demektir. Eyy İnsan…! Çürüyen zeytinin bile çekirdeği var, sen ölürken ne bırakacaksın? . Tekrar aç parantez (Her şey kötüye gidiyor insanoğlu sevgisizleştikçe. Ve beni hasta ediyor insanların bu sevgisizliği, anlayışsızlığı. Birileri alınmasın diye hep beyaz bayrakla dolaşmaktan yoruldum. -Bıktım usandım, Önden kucaklayan, Arkadan bıçaklayan, Dost görünümlü iki yüzlülerden.- -Bir ağaç gölgesinin dostluğunu, Bir insan gölgeliğine yeğler oldum.-) . -Yeryüzü çok kirli, göğe bakmak istiyor insan.- . Esasen, -Hayat susunca, dünyaya küsünce, İnsanın saklanıp sığınabileceği bir yeri olmalı, Ki nefes alabilsin, huzur bulabilsin, kendiyle baş başa kalabilsin.- -İnsan, bazen akşam güneşi gibi kaybolup gitmek istiyor.- Anlayacağınız dibi görünmeyen bir bataklık bu sahte dünya, antidepresansız yaşamak için uygun bir yer değil.- İnsan ne kadar sevebilir ki. . (Meğer masala kanan bir çocuk gibi kanmışım dünyaya. Bu dünyanın insanı değilim ben, acemisiyim, Bu yaşama işini beceremiyorum çamura bulanarak. Kendimi sihirbaz şapkasına sıkışıp kalmış tavşan gibi hissediyorum.) Sanal Alem ve Maddeci Toplum İnsanlar zenginleştikçe, ruhları fakirleşiyor. 16. Gerçekle yapayın savaşı başladı, Görünmeyenlerin görünenleri yönettiği bu sanal dünya, içi dahilerle dolu bir tımarhaneye döndü. . Sanal alemde yaşayan, En büyük silahın para olduğu, Teknoloji sayesinde, her şeyin yapaylaştığı, robotik zihinli bir topluma doğru gidiyoruz. Sanki görünmez bir el, insanları makineleşmiş, duygusuz hissiz robotlara dönüştürüyor. Biz teknolojiyi değil, teknoloji bizi kullanıyor. . Teknolojik konfor tavana, mutluluk tabana vurdu. Çünkü, -Teknolojinin en büyük eksiği, hissiyatı yok, maneviyatı yok.- . -Hayat dağınık, düzenli olması gerekmiyor diyen kuralsızların çağındayız. Hayatın neredeyse yüzde 80’i fake. Sosyal medyanın zehirlemediği bir çocuk yok. . Aç parantez (-Suyun temizleyemediği tek şey, düşünce kirliliğidir.-) . -Herkes birbirine akıl vere vere, Kimsede akıl kalmadı, akılsız bir toplum haline geldik.- . Parantez içi (Aklı gelgitlilerden değil, Zihni parazitlilerden korkmak gerek.) Çocuklarımızı, telefon ışığıyla aydınlanan yorgan altı küçücük bir dünyaya hapsettik. Sanırsın gençler ayaklı apple mağazası. İlişkilerde insanın yerini telefon, televizyon, bilgisayar ekranları aldı. Ceplerin kapsama alanları genişlerken, kalplerin daraldı, Cep cebe iletişim her yeri sardı. Oysa biz; -Cam cama değil, can cana, Ekran sıcağını değil, insan sıcağını severiz.- -Muhabbetin makbulü, cam cama olanı değil, yan yana olanıdır.- . Bir kalbimizin olduğunu unuttuk, Duyguların önemi yok artık, -Maddiyatın veremeyeceği insani değerlerimizi soydular, çırılçıplak kaldık.- . Vicdanımız erozyona uğradı, merhamet duygumuzu yitirdik. -Bazılarında, bir çay kaşığını dolduracak kadar bile vicdan yok, merhamet yok.- Merhamet şemsiyesini sadece kendimize tutar olduk, başkalarını unuttuk. . Parantez içi (Oysa insanlık, üzerimizdeki kıyafetten değil, yüreğimizdeki merhametten doğar.-) . Başarı ya da başarısızlık, Parayla pulla, maddiyatla ölçülür oldu. Madde egemen bir toplum düzenine geçtik. Para güç, parasızlık gü
Düşünmek Yaşamın Pasını Silmektir
9.0/10 · 460 okunma
·
282 syf.
·
1 günde
·
3/10 puan
Yılın En Çok Abartılan Romanı!
YouTube kitap kanalımda en çok abartılan kitap olan Gece Yarısı Kütüphanesi kitabını yorumladım: youtu.be/ADxRNdYqvDk Spiritüel yolculuklar, evrenle kurulan derin bağlar, insanın sonsuzluğu... EYVAH! Yoksa bu kitap Simyacı vol2 mi? İncelemeye başlamadan önce yine şunu söylemem gerek. Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak daha nitelikli kitaplar önerdim, o yüzden kitap önerilerini incelemek için yorumlar kısmına bakmayı unutmayın. Son zamanlarda bu kitabı pek çok kişinin okuduğunu görüyorum. Merak edip kitabın sayfasına gireyim dedim. Bir de baktım, başlığında "Goodreads Yılın En İyi Romanı" yazıyor. Dedim oha, demek ki bu kitabın yazarı öyle bir şey yazmış olmalı ki, yıl içerisinde yayımlanan onbinlerce kitabın kalitesini geçmiş olsun. "Yılın En İyi Romanı" sonuçta. Düşünsenize... Fakat sonra ne mi oldu? Hani Simyacı kitabı evrenin işaretleri, evren işbirliği, evrendeki her şeyin benim için var olması şeklinde kişisel gelişim soslu bir masal anlatıyor ya, bu kitap da buna çok benziyor işte. Al Santiago'yu, yerine Nora'yı koy. Biraz da üstüne spiritüelizm baharatı ekle. Artık anlatıla anlatıla kabak tadı vermiş kelebek etkisiyle birlikte pişir. Al sana
Gece Yarısı Kütüphanesi
kitabı. Afiyet olsun. Ön kapağında "Bestseller" yazısı vurgulanan, arka kapağında objektiflikten uzak "Çok iyi bir hikaye", "Baştan çıkarıcı bir roman", "Bu kitabı herkes alsın!" yorumlarından geçilmeyen kapakları görünce neden bu tür klon kitaplardan uzak durmam gerektiğini de her geçen gün daha iyi anlıyorum. Ben böyle kitaplar okumak istesem giderim Migros'a, ayçiçek yağı almışken bir de yanına Migros Edebiyatı kitaplarından alırım, aynı şey olur yani. Bu kitabı Yılın En İyi Romanı seçen jüride de Paulo Coelho ve Elif Şafak gibi yazarlar vardı sanırım. Açıkçası yılın en iyi romanı seçecek ne var onu pek anlamadım. Edebiyat dünyasına kattığı yeni bir anlatım tekniği yok. Yeni bir üslup yok. Yeni bir konu da yok. Dil açısından okura gerçekten hiçbir şey vaat etmiyor. İşlediği konu da bundan zaten yıllar önce Zamanda Aşk ve Şahane Hayat filmlerinde işlenmiş, çoktan klişeleşmiş bir konu. Hatta kitabın konusuna ayrı bir parantez açmak istiyorum. Okuduğum sırada Road Runner çizgi filminin içinde olduğumu falan düşündüm. Hani Çakal sürekli Acme silah şirketinden tuhaf tuhaf aletler alır da Road Runner'ı bir türlü yakalayamaz ve siz de bunun hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini bilirsiniz ya... İşte bu kitaptaki Nora karakterinin kütüphane sayesinde yaşadığı hayatlarda da tam olarak bu var. Kitabın çeyreğinden sonra o hayat seçimlerinin Nora için uygun olmayacağını zaten anlıyorsunuz. O yüzden bu kitabı okumak yerine birkaç saat Road Runner izleseydim daha çok eğlenebilirdim. Ayrıca kitabın bir yerinde Schrödinger'in geçmesiyle birlikte kitabı kuantum fiziğiyle yorumlamaya kalkışanları gördüm. Hayır arkadaşlar, lütfen bunu yapmayın. Bu kitabın büyük bir kısmı fantastik çünkü. Yani hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir şey olan, seçimleriniz farklı olduğunda yaşayabileceğiniz diğer hayatların ihtimallerini size hatırlatan bir kitap. Kuantum fiziğinin ise bu konuyla gerçekten hiçbir ilgisi yok. Kuantum dolanıklığı böyle bir şey değil. Yemin ederim Schrödinger'in kedisini mamasız bırakır, salarım üstünüze bak. Romanda sevdiğim tek şey, bu kadar popüler bir kitap olup da kurgusunun sadece aşktan ibaret olmaması oldu. Eğer okumaya yeni başlayan 14-15 yaşlarında bir çocuksanız ve Wattpad kitaplarındaki toksik kurgular yerine daha normal bir kitap okumak isterseniz bu kitap elbette sizin için uygun olabilir. Çünkü içinde toksik bir aşk yok, kaslı bir erkek yok, kendini ezdiren tipik bir Wattpad kadını da yok. Beyninizi hiç yormadan dümdüz okuyabileceğiniz dümdüz bir kitap işte. Bu şekilde abartılan ve hatta yılın en iyi romanı bile seçilen kitaplar konusunda okları biraz da okurlara çevirmek gerek aslında. Bazı insanlar akıcı ve popüler olan her kitabın mükemmel olduğunu sanıyor. Evet, popüler olup da nitelikli olan kitaplar var. Yani bir kitap çok okunuyorsa o kitap elbette iyi bir kitap olabilir. Fakat akıcı olan her kitabın kaliteli olduğunu nereden çıkardınız? Kimi okurlar kitaplara bir fast food gibi yaklaşıyor. Okuduklarımızı hemen tüketelim, bizi hiç yormasın diyorlar. Hatta üstüne kitap okumayı kuruyemişçilikle karıştırıp bazı kitapları çerezlik diye etiketleyenler bile oluyor. Hayatımda duyduğum en saçma benzetmelerden biri olabilir bu. Madem öyle,
Gece Yarısı Kütüphanesi
ve benzeri kitaplara benim de taktığım bir isim var. Yani fast food'un kitap şubesi: Fast book. Bu kitabı okumak yerine size esas okunması ve keşfedilmesi gereken, okuması da oldukça basit kitaplar önermek istiyorum. Hatta dediğim gibi bu incelemeye yazılan her yoruma karşılık olarak bu şekilde nitelikli kitap önerileri de verdim aşağıda: 1- Yu Hua,
Yaşamak
2- Gogol,
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton
3- Ayfer Tunç,
Aziz Bey Hadisesi
Spiritüel aromalı klişe kitaplar yerine keşke abartılmayı hak eden diğer kitaplar yılın en iyi romanı veya öyküsü olarak seçilse...
·
188 yorumun tümünü gör
Reklam
Hasan Âli Yücel Klasikleri Sıralı Tam Listesi;
"Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Âli Yücel Klasikleri Sıralı Tam Listesi" (14.01.2021 Güncel) Bu liste sürekli güncellenecek, yeni basılan her kitap yoruma ve konuya eklenecektir. Kitap ve yazar adları kolay ulaşım sağlanması adına yavaş yavaş link haline getirilecektir. *** 1.
Gurur ve Önyargı
- Jane Austen 2.
Geceye Övgüler
- Novalis 3.
Mutlu Prens - Bütün Masallar, Bütün Öyküler
- Oscar Wilde 4.
Seçme Masallar
- Hans Christian Andersen 5.
Kerem ile Aslı
- İsa Öztürk 6.
Yürek Burgusu
- Henry James 7.
Duino Ağıtları
- R.M.Rilke 8.
Modeste Mignon
- Honore de Balzac 9.
Kanlı Düğün
- F.G.Lorca 10.
Hüsn ü Aşk
- Şeyh Galip 11.
Yarat Ey Sanatçı
- Goethe 12.
Gorgias
- Platon (Eflatun) 13.
Dedektif Auguste Dupin Öyküleri
- Edgar Allan Poe 14.
Ermiş Antonius ve Şeytan
- Gustave Flaubert 15.
Yerleşik Düşünceler Sözlüğü
- Gustave Flaubert 16.
Paris Sıkıntısı
- Charles Baudelaire 17.
Yergiler - Saturae-
Decimus Iunius Iuvenalis 18.
Yunus Emre - Hayatı ve Bütün Şiirleri
- Abdulbaki Gölpınarlı 19.
Seçme Şiirler-
Emily Dickinson 20.
Kamelyalı Kadın
- Alexandre Dumas Fils 21. Dörtlükler Hayyam - Hayyam 22. Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar - Arthur Schopenhauer 23. Denemeler - Montaigne 24. Devlet - Platon (Eflatun) 25. Gargantua - François Rabelais 26. Oblomov - İvan Gonçarov 27. Utopia - Thomas More 28. Tarih - Herodotos 29. Kaygı Kavramı - Soren Kierkegaard 30. Şölen - Dostluk - Platon (Eflatun) 31. Yüzbaşının Kızı - Aleksandr Puşkin 32. Seviyordum Sizi - Aleksandr Puşkin 33. Madame Bovary - Gustave Flaubert 34. Babalar ve Oğullar - İvan Turgenyev 35. Köpeğiyle Dolaşan Kadın - Anton Çehov 36. Büyük Oyunlar - Anton Çehov 37. Cimri - Molière 38. Macbeth - William Shakespeare 39. Antonius ve Klopatra - William Shakespeare 40. Akşam Toplantıları - Nikolay Gogol 41. Hitopadeşa - Narayana 42. Mantık Al-tayr - Feridüddin Attar 43. Hagakure -Yamamato 44. Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar - Aristophanes 45. Suç ve Ceza - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 46. Sis - Miguel De Unamuno 47. İki Oyun - Henric Ibsen 48. Bir Delinin Anı Defteri - Nikolay Gogol 49. Toplum Sözleşmesi - Jean Jacques Rousseau 50. Milletlerin Zenginliği - Adam Smith 51. Masallar - La Fontaine 52. Guliver’in Gezileri - Jonathan Swift 53. Ursule Mirouet - Honore de Balzac 54. Rubailer - Mevlana Celaleddin Rumi 55. Medea - Seneca 56. Julius Caesar - William Shakespeare 57. Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev - Jean Jacques Rousseau 58. Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi - Mary Wollstonecraft 59. Kısa Romanlar, Uzun Öyküler - Henry James 60. Hophopname - Mirze Elekber Sabir 61. Karamazov Kardeşler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 62. Toprak Arabacık - Şudraka 63. Dillerin Kökeni Üstüne Deneme - Jean Jacques Rousseau 64. Aktörlük Üzerine Aykırı Düşünceler - Diderot 65. Yaşamının Son Yıllarında Goethe İle Konuşmalar - Johann Peter Eckermann| 66. Phaedra - Seneca 67. Abel Sanchez – Tula Teyze - Miguel de Unamuno 68. Pericles - William Shakespeare 69. Sanat Nedir - L.N Tolstoy 70. III. Richard - William Shakespeare 71. Divan-ı Kebir - Mevlana Celaleddin Rumi 72. Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin - Thomas De Quincey 73. Atinalı Timon - William Shakespeare 74. Akıl ve Tutku - Jane Austen 75. Illuminations - Artur Rimbaud 76. Yüce Sultan - Miguel de Cervantes 77. Siyasal İktisadın ve Vergilendirmenin İlkeleri - David Ricardo 78. Hamlet - William Shakespeare 79. Ezilenler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 80. Binbir Hayalet - Alexandre Dumas 81. Evde Kalmış Kız - Honore de Balzac 82. Seçme Masallar - E.T.A. Hoffmann 83. Hükümdar Niccolo Machiavelli 84. Seçme Öyküler - Mark Twain 85. Hacı Murat - L.N Tolstoy 86. İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog - Galileo Galilei 87. Ölüler Evinden Anılar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 88. Seçme Aforizmalar - Francis Bacon 89. Masumiyet ve Tecrübe Şarkıları - William Blake 90. Yeraltından Notlar - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 91. Bizansın Gizli Tarihi - Prokopios 92. Othello - William Shakespeare 93. IV. Haçlı Seferi Kronikleri - Geoffroi De Villehardouin - Henri De Valenciennes 94. Upanishadlar - Kolektif 95. Galib Divanı - Mirza Esedullah Han Galib 96. Alçakgönüllü Bir Öneri - Jonathan Swift 97. Fragmanlar - Sappho 98. Kuru Gürültü - William Shakespeare 99. Mahşerin Dört Atlısı - Vicente Blasco Ibanez 100. Güvercinin Kanatları - Henry James 101. Gezgin Satıcı - Guy de Maupassant 102. Troialı Kadınlar - Seneca 103. Bir Havva Kızı - Honore De Balzac 104. Kral Lear - William Shakespeare 105. Murasaki Shikibu’nun Günlüğü - Murasaki Shikibu 106. Emile - Jean-Jacques Rousseau 107. Üç Silahşör - Alexandre Dumas 108. Rudin İlk Aşk İlkbahar Selleri - İvan Sergeyeviç Turgenyev 109. Sivastopol - L.N. Tolstoy 110. Yaşamımdan Şiir ve Hakikat - Johann Wolfgang Von Goethe 111. Diriliş - L.N. Tolstoy 112. Suyu Bulandıran Kız - Honore de Balzac 113. Pazartesi Hikâyeleri - Alphonso Daudet 114. Soneler - William Shakespeare 115. Katıksız Mutluluk - Katherine Mansfield 116. Bütün Fragmanlar - Ephesoslu Hipponaks 117. Ecce Homo - F. Niethzsche 118. Müfettiş - Nikolay Gogol 119. Siyasetname - Nizamü’l-Mülk 120. Tılsımlı Deri - Honore de Balzac 121. Stepançikovo Köyü - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 122. Therese ve Laurent - George Sand 123. Romeo ve Juliet - William Shakespeare 124. Tragedya’nın Doğuşu - Friedrich Nietzsche 125. Aşk Sanatı - Ovidius 126. Mülkiyet Nedir - Pierre Joseph Proudhon 127. Pierrette - Honore de Balzac 128. Kafkas Tutsağı - L.N.Tolstoy 129. Göksel Kürelerin Devinimleri - Copernicus 130. Taras Bulba - Nikolay Gogol 131. On İkinci Gece - William Shakespeare 132. Sapho - Alphonse Daudet 133. Öteki - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 134. Putların Alacakaranlığı - Friedrich Nietzsche 135. Germinal - Emile Zola 136. Kitlelerin Ayaklanması - Jose Ortega Y Gasset 137. Bakkhalar - Euripides 138. Yeter ki Sonu İyi Bitsin - William Shakespeare 139. Ölü Canlar - Nikolay Gogol 140. Lykurgos’un Hayatı - Plutarkhos 141. Yanlışlıklar Komedyası - William Shakespeare 142. Düello - Heinrich Von Kleist 143. Olmedo Şövalyesi - Lope De Vega 144. Ev Sahibesi - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 145. Kral John’un Yaşamı ve Ölümü - William Shakespeare 146. Louis Lambert - Honore de Balzac 147. Gülşen-i Râz - Mâhmud-i Şebüsteri 148. Kadınlar Mektebi - Molière 149. Bütün Şiirleri - Catullus 150. Masal Irmaklarının Okyanusu - Somadeva 151. Hafız Dîvânı - Hafız-ı Şirazî 152. Yakarıcılar - Euripides 153. Cardenio - William Shakespeare ve John Fletcher 154. George Dandin - Molière 155. Genç Werther’in Acıları - Johann Wolfgang Von Goethe 156. Böyle Söyledi Zerdüşt - Friedrich Nietzsche 157. Kısasa Kısas - William Shakespeare 158. Sistem Olarak Tarih - Jose Ortega Y Gasset 159. Hayat Bir Rüyadır - Calderon De La Barca 160. Dionysos Dithyrambosları - Friedrich Nietzsche 161. Anna Karenina - Lev Tolstoy 162. Güzel Dost - Guy de Maupassant 163. Resos - Euripides 164. Kral Oidipus - Sophokles 165. Budala - Fyador Mihayloviç Dostoyevski 166. Kral VIII Henry - William Shakespeare 167. Körler Üzerine Mektup Sağır ve Dilsizler Üzerine Mektup - Denis Diderot 168. Akıl Çağı - Thomas Paine 169. Venedik Taciri - William Shakespeare 170. Silas Marner - George Eliot 171. Mutlak Peşinde - Honore de Balzac 172. Bir Yaz Gecesi Rüyası - William Shakespeare 173. Marianne’nin Kalbi - Alfred de Musset 174. Ecinniler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 175. Boris Godunov - Aleksandr Puşkin 176. Hırçın Kız - William Shakespeare 177. Duman - Ivan Sergeyviç Turgenyev 178. Elektra - Sophokles 179. Northanger Manastırı - Jane Austen 180. Robınson Crusoe - Daniel Defoe 181. İki Soylu Akraba - William Shakespeare 182. Sokrates in Savunması - Platon (Eflatun) 183. İnsan Neyle Yaşar - L.N.Tolstoy 184. Evlenme-Kumarbazlar - Nikolay Gogol 185. 1. İnsanca Pek İnsanca - 1 - Friedrich Nietzsche 2. İnsanca Pek İnsanca-Karışık Kanılar ve Özdeyişler - Friedrich Nietzsche 3. İnsanca Pek İnsanca-Gezgin ve Gölgesi - Friedrich Nietzsche 186. Ayı - Anton Çehov 187. Para Üzerine Bir İnceleme - John Maynard Keynes 188. Joseph Andrews - Henry Fıeldıng 189. Profesör - Charlotte Bronte 190. Malavika ve Agnimitra - Kalidasa 191. Nasıl Hoşunuza Giderse - William Shakespeare 192. Zincire Vurulmuş Prometheus - Aiskhylos 193. Cyrano de Bergerac - Edmond Rostand 194. Yaşama Sevinci - Emile Zola 195. Kumarbaz - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 196. Felsefe Parçaları Ya Da Bir Parça Felsefe - Soren Kierkegaard 197. Yükümlülükler Üzerine - Cicero 198. Rameau’nun Yeğeni - Denis Diderot 199. Kral V. Henry - William Shakespeare 200. Kreutzer Sonat - L. N. Tolstoy 201. Baştan Çıkarıcının Günlüğü - Soren Kierkegaard 202. Ezop Masallar - Aisopos 203. Cymbeline - William Shakespeare 204. Atinalıların Devleti - Aritoteles 205. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü - Victor Hugo 206. Felsefe Konuşmaları - Denis Diderot 207. Veronalı İki Soylu Delikanlı - William Shakespeare 208. İnsandan Kaçan - Molière 209. Üç Ölüm - L. N. Tolstoy 210. Kırmızı ve Siyah - Stendhal 211. İlâhiname - Feridüddin Attar 212. Kaderci Jacques ve Efendisi - Denis Diderot 213. Notre Dame’in Kamburu - Victor Hugo 214. Coriolanus’un Tragedyası - William Shakespeare 215. Medea - Euripides - Euripides 216. Troilus ve Cressida - William Shakespeare 217. Gülme - Henri Bergson 218. Kış Masalı - William Shakespeare 219. İlyada - Homeros 220. Odysseia - Homeros 221. Kral IV. Henry -I- - William Shakespeare 222. Kral IV. Henry -II- - William Shakespeare 223. İvan İlyiç’in Ölümü - L. N. Tolstoy 224. Aşkın Emeği Boşuna - William Shakespeare 225. Aşk ve Anlatı Şiirleri - William Shakespeare 226. Sevgililer - Carlo Goldoni 227. Beyaz Geceler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 228. Antigone - Sophokles 229. Titus Andronicus - William Shakespeare 230. Çocukluk - Tolstoy 231. Hançer - M. Y. Lermontov 232. Trakhisli Kadınlar - Sophokles 233. II. Richard - William Shakespeare 234. Savaş Sanatı - Sun Zi (Sun Tzu) 235. Kral VI. Henry - I - William Shakespeare 236. Kral VI. Henry - II - William Shakespeare 237. Kral VI. Henry - III - William Shakespeare 238. Alman Göçmenlerin Sohbetleri - Johann Wolfgang Von Goethe 239. Wındsor’un Şen Kadınları - William Shakespeare 240. Gılgamış Destanı 241. Özel Günceler Apaçık Yüreğim - Charles Baudelaıre 242. Fırtına - William Shakespeare 243. Şam Tarihinde Zeyl - Ibn Kalanisi 244. Kutadgu Bilig - Yusuf Has Hacib 245. İlkgençlik - Tolstoy 246. Philoktetes - Sophokles 247. Seyir Defteri - Kristof Kolomb 248. Lokantacı Kadın - Carlo GoldonIı 249. Theseus-Romulus - Plutarkhos 250. Sefiller - Victor Hugo 251. İskender Sezar - Plutarkhos 252. İran Mektupları - Montesquıeu 253. Kötülük Çiçekleri - Charles Baudelaıre 254. Ham Toprak - İvan Turgenyev 255. Gençlik - L.N. Tolstoy 256. Anabasis - Ksenophon 257. Lorenzaccio - Alfred de Musset 258. Nana - Emile Zola 259. Aias - Sophokles 260. Divan - Baki 261. David Strauss,İtirafçı Yazar - Friedrich Nietzsche 262. Tarihin Yaşam İçin Yararı ve Sakıncası - Friedrich Nietzsche 263. Eğiti Olarak Schopenhauer - Friedrich Nietzsche 264. Richard Wagner Bayreuth’ta - Friedrich Nietzsche 265. Şamdancı - Alfred de Musset 266. Cennetin Anahtarları - Michelangelo 267. Rahibe - Denis Diderot 268. Atebetü-'l-Hakayık - Edib Ahmed Yükneki 269. Başkanın Ziyafeti-Parasızlık-Bekar - Ivan Sergeyviç Turgenyev 270. Poetika - Aristoteles 271. Aforizmalar - Hippokrates 272. Şarkılar - Giacomo Leopardi 273. Mimoslar - Herodas 274. Hastalık Hastası - Molière 275. Tao Te Ching - Laozi 276. Babil Yaratılış Destanı-Enuma Eliş - 277. Frankenstein ya da Modern Prometheus - Mary Shelley 278. Deliliğe Övgü - Erasmus 279. Sainte-Hermine Şövalyesi - Alexandre Dumas 280. Oidipus Kolonos’ta - Sophokles 281. Siyah Lale - Alexandre Dumas 282. Siyah İnci - AnnaSewel 283. Paris’te Katliam - Christopher Marlowe 284. İyinin ve Kötünün Ötesinde - Friedrich Nietzsche 285. Kartaca Kraliçesi Dido - Christopher Marlowe 286. Theogonia - İşler ve Günler - Hesiodos 287. Ars Petica - Şiir Sanatı - Horatius 288. Çifte İhanet ya da Dertli Âşıklar - William Shakespeare 289. Kibarlık Budalası - Moliere 290. Şiirler - Bütün Fragmanlar - 291. Veba Yılı Günlüğü - Daniel Defoe 292. Önemsiz Bir Kadın - Oscar Wilde 293. Efendi ile Uşağı - L.N. Tolstoy 294. Vadideki Zambak - Honoré De Balzac 295. Maltalı Yahudi - Christopher Marlowe 296. Kâtip Bartleby - Herman Melville 297. Yasalar Üzerine - 298. Matmazel De Scudery - E.T.A. Hoffmann 299. Sümer Kral Destanları - 300. Savaş ve Barış 2 Cilt - L. N. Tolstoy 301. Paralel Hayatlar – Demosthenes – Cicero - Plutarkhos 302. İdeal Devlet - Farabi 303. II. Edward - Christopher Marlowe 304. Kanunların Ruhu Üzerine - Montesquıeu 305. Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine - Cicero 306. Parma Manastırı - Stendhal 307. Değirmenimden Mektuplar - Alphonse Daudet 308. İphigenia Aulis’te - Euripides 309. İphigenia Tauris’te - Euripides 310. Düşünceler - Blaise Pascal 311. Almanya Üzerine - Madame De Stael 312. Bilgeliğin Sarsılmazlığı Üzerine - Seneca 313. İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma - David Hume 314. Denemeler - Güvenilir Öğütler ya da Meselelerin Özü - Sive Interiora Rerum 315. Babil Hemeroloji Serisi - 316. Otranto Şatosu - Horace Walpole 317. Avcının Notları - Ivan Sergeyeviç Turgenyev 318. Sarrasine - Honoré De Balzac 319. Mutluluğun Kazanılması - Farabi 320. Doksan Beş Tez - Martin Luther 321. Pantagruel - François Rabelais 322. Kritovulos Tarihi (1451-1467) - Kritovulos 323. Büyük Timurlenk 1-2 - Christopher Marlowe 324. İskendername - Ahmedi 325. Kendime Düşünceler - Marcus Aurelius 326. Dostluk Üzerine (Latince-Türkçe) - Cicero 327. Dede Korkut Hikayeleri - Kitab-ı Dedem Korkut - Anonim 328. Ploutos (Servet) - Aristophanes 329. Hayvanlaşan İnsan - Emile Zola 330. Rigveda 331. Yaşlı Denizcinin Ezgisi İngilizce Türkçe - S.T. Coleridge 332. Monte Cristo Kontu - Alexandre Dumas 333. Kazaklar - L.N. Tolstoy 334. Dorian Grayin Portresi - Oscar Wilde 335. Argonautika - Rodoslu Apollonios 336. Carmilla - Sheridan Le Fanu 337. Klara Miliç - Ivan Sergeyeviç Turgenyev 338. Mutlu Yaşam Üzerine, Yaşamın Kısalığı Üzerine - Seneca 339. Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni - Friedrich Engels 340. Karabasan Manastırı - Thomas Love Peacock 341. Amphitryon - Heinrich von Kleist 342. Eugenie Grandet - Honoré De Balzac 343. Çimen Yaprakları - Walt Whitman 344. Romalıların Yücelik ve Çöküşünün Nedenleri Üzerine Düşünceler - Montesquieu 345. Sevilla Berberi Veya Nafile Tedbir - Pierre Beaumarchais 346. Pragmatizm Bazı Eski Düşünme Tarzları İçin Yeni Bir Ad - William James 347. Danton’un Ölümü - Georg Büchne 348. Andromakhe - Euripides 349. İlimlerin Sayımı - Farabi 350. Gılgamış Hikayeleri 351. Kadın Mebuslar - Aristophanes 352. Pyrrhonculuğun Esasları - Sextus Empiricus 353. Goriot Baba - Honore de Balzac 354. Düzyazı Fabllar - Gotthold Ephraim Lessing 355. Enkheiridion - Epiktetos 356. Dhammapada 357. Sadık veya Kader Bir Doğu Masalı - Voltaire 358. Phaidros - Platon 359. Deniz İşçileri - Victor Hugo 360. Figaro’nun Düğünü veya Çılgın Gün - Pierre Beaumarchais 361. Aşık Şeytan - Jacques Cazotte 362. Suttanipata - Kolektif 363. Sağduyu - Thomas Paine 364. Paul İle Virginie - Bernardin De Saint Pierre 365. Judith - Friedrich Hebbel 366. Atomcu Felsefe Fragmanları - Leukippos , Demokritos 367. Monadoloji - Gottfried Wilhelm Leibniz 368. David Copperfield - Charles Dickens 369. İki Kıyının Avaresi - Guillaume Apollinaire 370. Retorik - Aristoteles 371. Fragmanlar - Herakleitos 372. Tembellik Hakkı - Paul Lafargue 373. Papağanın Yetmiş Masalı Şukasaptati - Anonim 374. İki Şehrin Hikayesi - Charles Dickens 375. Yöntem Üzerine Konuşma -
René Descartes
376. Kyklops -
Euripides
377. Safdil -
Voltaire
378. Şeytan - Peder Sergi - 1000kitap.com/yazar/lev-nikolayev... 379. Ruhun Tutkuları -
René Descartes
380. Suvarnabhasa Sutra Altın Işık Sutrası - Kollektif 381. Emma -
Jane Austen
382. El Cid -
Pierre Corneille
383. Kinik Felsefe Fragmanları -
Antisthenes
384. Çimen Yaprakları 2 -
Walt Whitman
385. Wilhelm Tell -
Friedrich Schiller
386. Aile Mutluluğu - 1000kitap.com/yazar/lev-nikolayev... 387. İktisat Üzerine Oikonomikos -
Ksenophon
388. Zhuangzi Metinleri -
Chuang Tzu
389. Cahil Filozof -
Voltaire
Klasiklere buradan ulaşabilirsiniz: iskultur.com.tr/kitap/hasan-ali-yuc... İş Bankası kendi sitesinde indirim uyguluyor fakat; araştırma yaparak %40 indirimle farklı sitelerden satın alabilirsiniz. Yakınınızda Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları kitabevi var ise; her hafta bir kitabı %50 indirimli satıyor, bilginize sunayım. Faydalı olması ümidiyle, herkese iyi okumalar dilerim. 14.01.2021 Güncel Liste
·
34 yorumun tümünü gör
Reklam
2
1000
10bin öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42