Geri Bildirim
  • Bir şiir okuyabilir ya da bir masal anlatabilirim.
    Ama kime?
    Gecenin cini, bana dileğimi sorsaydı eğer, kimi çağıracaktım söyleyeceğim şiiri dinlemesi için?
  • SEN BU ŞİİRİ OKURKEN
    Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım... 
    Artık ne özlemlerimi duyacaksın
    Ne de telefonların çalacak gece yarısı... 
    Seni sana, 
    Beni, bir akıl hastanesine bırakıp gideceğim bu şehirden. 
    Nasılsa, kavuşamadım sana, 
    Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım. 
    Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu, 
    Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktım... 
    Ne ettimse, ne yaptımsa bir türlü sana yar olamadım... 
    İşte çıkıp gidiyorum hayatından, 
    İşte seni de sana bırakıp gidiyorum... 
    Artık pusulam hasreti, 
    Saatim yalnızlığı, 
    Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana, 
    Neylersin yolcu yolunda gerek... 
    Belki bundan sonra, 
    Belki senden sonra, 
    Adam olur bu asi yürek, 
    Dersini alır da bu sevdadan, 
    Bir daha boyundan büyük denizlere asılmaz kürek... 
    Yarın bu saatlerde, 
    Ben yollarda olacağım, 
    Sen kimbilir kaçıncı uykuda, 
    Masal mavisi bir rüyada, 
    Ve elbette o korsan yüreğin yine pusuda 
    Oysa, oysa ilk defa sesimi duyamayacaksın 
    Sitemlerin sahipsiz, soruların cevapsız kalacak 
    Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum, 
    Tanımadığın bir korku içini kaplayacak, 
    Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın, 
    Ne oldu? 
    Ne oluyor? 
    Ne olacak? 
    Sonra bir gözün kör, 
    Bir kulağın sağır, 
    Bir ayağın kırık, 
    Bir kolun kesik düşeceksin yollara, 
    Yani baştan başa yarım, 
    Yani baştan başa eksik, 
    Bütün duvarlar üstüne yıkılacak, 
    Belki ilk defa unutuldum diyerek için sızlayacak, 
    Ve sen, ve sen bu şiiri okurken, 
    Ayrılığımız çoktan başlamış olacak... 
    Belki de tek tesellin, 
    Belki de son tesellin, 
    Sana yazdığım bu son şiir olacak, 
    Sakın unutma, bütün şehirler uyur İstanbul uyumaz, 
    Ve bir gün bütün sevenler unutur seni 
    Ama bu şair yürek asla unutmaz!...
  • Vazgeçtim toprak olmaktan, vazgeçtim çiçek olmaktan senin yanında kalabilmek için.
    Nazım Hikmet Ran - Senden önce ölmek isterim

    Merhaba Arkadaşlar :) 17. Kitap Kardeşliği Etkinliği ile beraberiz.21 Mart Dünya şiir günü sebebiyle bu ay etkinligi siir ayı olarak belirledik :) Bu ay birbirimize şiir kitapları gönderelim, ha gönderirken de kitabın icine herkes en sevdigi siiri yazsın bence :) Geçen aylarda yaptığımız etkinlikte gönderdiğimiz kitabın yanında bir de masal kitabı göndermiştik kitap kardeşimiz bir çocuğu sevindirsin diye, gayet güzel geri dönütler oldu o yüzden biz de artık bunu her etkinlikte tekrarlayalım istedik :) Gönderdiğimiz kitabın yanında bir tane de masal kitabı ekliyoruz, Masal kitabının ulaştığı arkadaşlarım, sokakta karşılaştıkları herhangi bir çocuğa masal kitabını armağan edecek,bir çocuğu mutlu ederek başlayalım yaşamı güzelleştirmeye :)
    Daha önceki etkinliklerimize katılan arkadaşlar konuyu biliyor zaten, şöyle ki etkinliğe katılmak isteyen arkadaşlar arasında kura ile bir eşleştirme gerçekleştirecegiz ve bu kura sonucunda eşleşen kişiler birbirine kitap gönderecek. Kitap paylaşımındaki kriterler eşlere kalmış bir şeydir. Elinizde bulunan kitaplardan da göndermeniz etkinligin ana amacı aslında, yani illa yeni kitap almanız gerekmiyor. Şimdi arkadaşlar katılmak isteyenlerin bu iletinin altına "katılmak istiyorum" diye yorum yapmaları yeterlidir.

    Önemli not: Yorum attıktan sonra yorumu silenlerin,yani katılmaktan vazgecenlerin mesaj ile bana bildirmelerini rica ediyorum.
    Not1 :Eşleşmeleri Cuma, saat 23:00da açıklayacagız.
    Not2: Bu iletiyi paylasarak daha cok kisiye ulasmasını saglayabiliriz.
  • Köylü delikanlısınin cevabı:
    Bir bakarım şiir ekin tarlası
    Bir bakarım dalgalı deniz olur
    Bir daha bakarım güzelin sevginin hası
    Bir bakarım kendi evimiz olur
    Ve hepsinden,hepsinden alası
    Anadolu yaylasında çadırdan çeşmeye doğru sekip giden
    Köylü kızıdır şiir...
    ------------------------------
    Yaşlı kadının cevabı:
    Hangi duygulardir bilebilir misiniz
    Silayi gurbet yapan?
    Gurbeti sirtiniza giydiniz mı siz?
    Nerede çocuklarımız , sevdiklerimiz ve gençliğimiz?
    Sefkatin doruklarında yüreği çarpan
    Kimsesiz bir ananın içindeki
    Binlerce sizidir şiir...
    -------------------------------
    Garip yolcunun cevabı:
    Kökü derinlerde çınar ağacıdır O
    Uzanır ufuklar ötesine dal dal
    Gün olur gökleri biçen bir kartal
    Gün olur ninnilerin en tatlısı
    Gün olur masal
    Gün olur taze çimenler üstünde oynayan
    Körpe kuzudur şiir...
    --------------------------------
    Güngörmüş kocanın cevabı:
    Bazen gençlik olur siir,bazen kocalık
    Bir görürsünüz ceylandir ,bir görürsünüz balık
    Şiir yılan da olur yalan da
    Görebilmektir maharet
    Anlatabilmektir ustalık
    Ötede yıkılmis bir mezar taşı
    Beride bebeğin yüzüdür şiir...
    ----------------------------------
    Başka cevapların yumağı:
    Tarih de içindedir şiirin gelecek de
    Yaralı gönüllere ilaç deseniz olur
    Su da deseniz doğrudur, ekmek de
    Zumrutten yapılmış taç deseniz olur
    Duygudur , heyecandır, tefekkürdur, aşktır
    En makbul yazıdır şiir...
    ----------------------------------
    Son söz:
    Cevapların hasadından geriye kalan o ki
    Çok söz, yüksek ses, cilalı kelimelerden ziyade
    Sukutun fırtınasından doğan
    Kuru gürültüleri kovan
    Samimi olduğu nispette sade
    İnsanlık ekmeğinin tuzu
    İfadelerin özüdür şiir...
  • KADIN ...

    "Erkeklik bir cinsiyet meselesi değil, bir şahsiyet meselesidir" der, Nezip Fazıl..

    Doğru söyler..

    Erkeklik bir şahsiyet meselesidir..

    Peki kadınlık ne meselesidir?.

    Kimdir kadın?.

    Nasıl anlatılır?.

    Filozofa göre; Her kadın bir şiirdir..

    Ve her erkek de az biraz şair..

    Erkek şair olursa, dizeler kadınla dolar..

    Mısralarda hep onlar..

    Mesela Ülkü Tamer.

    "Tanrı binbirinci gece şiiri yarattı,

    Binikinci gece Cemal' i,

    Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı,

    Başa döndü sonra,

    Kadını yeniden yarattı."

    Mesela Nazım Hikmet..

    "Kimi der ki kadın

    Uzun kış gecelerinde

    yatmak içindir.

    Kimi der ki kadın yeşil bir

    harman yerinde dokuz zilli

    köçek gibi oynatmak içindir.

    Kimi der ki ayalimdir,

    Boynumda taşıdığım vebalimdir.

    Kimi der ki hamur yoğuran,

    Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek,

    Ne ayal, ne vebal

    O benim kollarım, bacaklarım

    Yavrum, annem, kız kardeşim,

    Hayat arkadaşımdır. "

    Mesela Cemal Süreya.

    "Bir kadını ortadan ikiye böl,

    Yarısı annedir,

    Yarısı çocuk.

    Yarısı sevgili,

    Yarısı aşk.

    Duyanlar bunu bilmez,

    görenler anlamaz bunu.

    Yarısı rivayettir,

    Yarısı gece."

    Mesela Özdemir Asaf.

    "Kadını sevecektiniz,

    Aldınız, ver bırakmadınız..

    Sevi'ye yer bırakmadınız,

    Ona ben değil, sen diyecektiniz. "

    Mesela Turgut Uyar.

    "Biri kurbağa öper,

    Biri yüzyıllarca uyur,

    Biri 7 cüceyle yaşar,

    Biri kuleye kapatılır.

    Bir masal prensesi olsan bile kadınlık zor."

    Turgut Uyar çok haklıdır..

    Bu ülkede kadınlık masallardaki kadar zordur.

    Çünkü emeği, bedeni ve kimliği erkeğin kontrolündedir.

    Ve sınıfsal, toplumsal, bireysel kurtuluş mücadelesi verilmedikçe kadınlık zor zanaat olarak kalacaktır..

    Oysa erkek egemen toplumun unuttuğu şudur..

    Kadının kurtuluşu aynı zamanda erkeğin özgürlüğüdür..

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun..
  • Attila İlhan; kelimenin tam anlamıyla “ bu topraklara ait” bir şair,yazar,romancı,gazeteci, fikir adamı.

    Doğu-Batı meselesinin üzerine kafa yoran, hayatı da bizzat bu meseleyle yoğrulmuş, “hangi?” sorusunu çeşitli mevzularda kitaplarıyla sormuş, başka türlü bakabilmiş adamlardandı. Rahmet olsun..

    Hani Neşet Ertaş eserleriyle Türkiye’yi nasıl anlayabiliyorsak, Attila ilhan için de durum yaklaşık böyledir. Bazı adamlar ortak değerimizdir. Hayatını merak edenler detaylı araştırabilirler. Can Yücel’le çocukluk arkadaşı, Sadri Alışık’ın kayınçosudur mesela. Başta Paris yılları olmak üzere( ki Avrupanın iç yüzünü çok genç yaşta tanımasına vesile olmuştur) çok maceralı uzun bir ömür. Atatürk'ü de en iyi anlatan adamlardandır, siyasete politikaya da kafa yoran adamlardan.

    Batı'nın Deli Gömleği ve hangiler zinciri..

    Hangi Batı

    Hangi Atatürk

    Hangi Sol

    Hangi Sağ

    Hangi Seks

    Hangi Küreselleşme

    Hangi Laiklik

    Şiire gelirsek, şiiri de bir Türkiye tablosudur. Modern Türk şiirinde hem kendine özgü hem de her şairi biraz anımsatan şairdir. Hem çevresini hem hayatı çok iyi gözlemlemiş, insanı, insanın ruhunu ve derinliğini çok güzel anlatmıştır.
    "Ben sana mecburum" kitaba ismini veren, herkesin en az bir kere okuduğu, ülkemizde en sevilen şiirlerin başlarında gelir. Ben biraz daha az bilinen şiirlerinden bahsetmek istiyorum bu kitaptaki.

    Belma Sebil (Seni ben Kallavi sokağında gördüm) ah ki ah. Bir hayalin, bir derdin, bir sevdanın peşinden böyle gidebilmek. Sanırım henüz çok genç yaşta olanların veya genç hissedenlerin harcı olsa gerek.. Bir video hazırlamışlar ,şiir müzik ve fotoğraflarla çok da uyumlu ve güzel olmuş.Kısa bir şiir ama ne şiir, dinleyiniz..
    https://www.youtube.com/watch?v=sXF9CWOmKiI

    Bir de öyle şiirlere rastladım ki bu kitapta , kendisinin çok sevdiği "hangi" ifadesiyle, "Hangi Attila İlhan " diyesim geldi. Şu dizeleri İslamcı, dindar,muhafazakar gibi sıfatlarıyla tanınan Sezai Karakoç veya Cahit Zarifoğlu yazdı deseler, bu şairleri tanıyanların da sanırım bana hak vereceği gibi hiç kimsenin en ufak kuşkusu olmazdı. İşte en başta bahsettiğim " bu topraklara ait olma " meselesine en iyi örnek.

    yazılmışsa biz dahi
    azrailin ekmeğinden tadacağız
    şehitlik mertebesini
    yaşamak cihetine makbul tutacağız
    ...
    ateşin başına oturdular
    önce bir soğan kırdılar
    dut pekmezi ve yoğurt sordular
    bıyıkları tekmil ayaktaydı
    müslüman ve hilal biçiminde
    sonra erkekçe yatsıyı kıldılar
    ...
    kadınla çocuk arası bir genç kız
    yalnızca başı örtülü
    ehramsız
    yağmurun çalışkanlığına aldırmadan
    akşam namazına çökmüş
    tertemiz bir hüzün
    kirpiklerinde parlayan

    Bir de "sen beyaz bir kadınsın" şiiri var ki bence en özel olanlardan biridir. Bu şiir için de emek verip hoş bir video hazırlayanların eline sağlık demeli.

    https://www.youtube.com/watch?v=RTtjZMAYZH8

    Daha pek çok şiir var bu ve diğer kitaplarında, internetten de rahatlıkla bulup okuyabilirsiniz zaten. Tanımadığımız yazarları tanımaya, tanıdıklarımızı da yeniden hatırlamaya her daim ihtiyacımız var. Adına kurulmuş bir vakıf da var ,
    http://tilahan.org

    Son sözü şaire bırakalım, 2005 yılında göçtü bu alemden, cenazesine de katılmıştım. Geriye ölmez eserler kaldı..


    son umut kırılmıştır
    kaf dağı'nın ardındaki
    ne selam artık ne sabah
    kimseler bilmez nerdeler
    namlı masal sevdalıları
    evvel zaman içinde
    kalbur saman ölür
    kubbelerde uğuldar bâkî
    çeşmelerden akar sinan
    an gelir
    lâ ilâhe illallah
    kanunî süleyman ölür

    görünmez bir mezarlıktır zaman
    şairler dolaşır saf saf
    tenhalarında şiir söyleyerek
    kim duysa / korkudan ölür
    tahrip gücü yüksek
    saatlı bir bombadır patlar
    an gelir
    attilâ ilhan ölür
  • İstanbul deyince aklıma bir martı gelir
    Yarısı gümüş yarısı köpük
    Yarısı balık yarısı kuş
    İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
    Bir varmış bir yokmuş

    İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
    Anadolu'da toprak damlı bir evde
    Gülcemal üstüne türküler söylenir
    Süt akar cümle musluklarından
    Direklerinde güller tomurcuklanır
    Anadolu'da toprak damlı bir evde çocukluğum
    Gülcemal’le gider İstanbul'a
    Gülcemal’le gelir

    İstanbul deyince aklıma
    Bir sepet kınalı yapıncak gelir
    Şehzadebaşı'nda akşam üstü
    Sepetin üstünde üç tane mum
    Bir kız yanaşır insafsızca dişi
    Boyuna bosuna kurban olduğum
    Kalın dudaklarında yapıncağın balı
    Tepeden tırnağa arzu dolu
    Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
    Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
    Şehzadebaşı'nda akşam üstü
    Yine zevrak-ı derunum
    Kırılıp kenara düştü

    İstanbul deyince aklıma kapalı çarşı gelir
    Dokuzuncu senfoniyle kolkola
    Cezayir marşı gelir
    Dört başı mâmur bir gelin odası
    Haraç mezat satılmakta
    Bir gelinle güvey eksik yatakta
    Köşede sedef kakmalı tombul bir ud
    Tamburî Cemil Bey çalıyor eski plakta
    Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
    Paslı Acem kılıçları
    Amerikan kovboyları
    Eller yukarı

    Ne kadar da beyaz elbiseleri
    Amerikan deniz erleri
    Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
    Sütten duru buluttan beyaz
    Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
    Yakışmaz
    Ama harbederken onlara
    Bambaşka elbiseler giydirirler
    Kan rengi, barut rengi, duman rengi
    Kin tutar kir tutmaz

    İstanbul deyince aklıma
    Kocaman bir dalyan gelir
    Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
    Gerinir Beykoz'da
    Kimi Fenerbahçe'de yan gelir
    Dalyanda kırk tane orkinos
    Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
    Orkinos dediğin balıkların şahı
    Orkinos mavzerle gözünden vurulur
    Denizin içinde ağaçlar devrilir
    Kan çanağına döner dalyanın yüzü
    Camgöbeği yeşili bulanır
    Bir çırpıda kırk Orkinos
    Reisin sevinçten dili dolanır
    Bir martı gelir konar direğe
    Atılan kolyosu havada yutar
    Bir başkasını beklemez gider
    Balıkçı gülümser tatlı tatlı
    Adı Marika’dır bu martının der
    Her zaman böyle gelir böyle gider

    İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
    Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
    Çalımından geçilmez altmışlık madamların
    Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
    Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

    İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
    Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
    Ama şu Kızkulesi’nin aklı olsa
    Galata Kulesi’ne varır
    Bir sürü çocukları olur.

    İstanbul deyince aklıma,
    Tophane`de küçücük bir sokak gelir
    Her Allahın günü kahvelerine
    Anadolu`dan bir sürü fakir fukara gelir
    Kimi dilenecek dilenmesine utanır
    Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
    Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
    Çöpcü olmuştur bugüne bugün
    Kiminin sırtında perişan bir küfe
    Kiminin sırtında nakışlı semer
    Şehrin cümbüşüne katılır gider
    Kalın yağlı bir kolona koşulur
    Piyano taşırlar omuz omuza
    Kendinden ağır yükün altında adamlar
    Balmumu gibi erir dururlar
    Sonra kan ter içinde soluk alırlar
    Nazik eşya nazik hammallar ister neylersin
    Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
    Nazdan nazik, çiniden bilezik eller
    Derken
    Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
    Evlere şenlik üstad Sinir Zulmettin
    Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
    Gamı şadiyi felek
    Böyle gelir böyle gider.

    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir.
    Güne güneşe karşı yirmi beş bin kişi
    Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
    Bulutlar atılır top top pare pare
    Yirmi beş bin kişilik bir aydınlık içinde eririm
    Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız,
    İstaseler bir gelincik gibi koparır veririm

    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir
    Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
    Memleketimin insanlarına

    Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
    Ben de bağırırım birlikte
    Avazım çıktığı kadar
    Göğsümü gere gere
    Ver Lefter`e yaz deftere

    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir
    Binlerce insanın aynı anda
    Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
    Heybetini düşünürüm
    Birbirine eklenir kafamda
    Binler yüz binler milyonlar
    Sonra bir mısra havalanır ürkek
    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

    İstanbul deyince aklıma
    Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
    Şimdi Orhan Veli gelir
    Deminden beri dilimin ucundasın Orhan Veli
    Deminden beri senin tadın senin tuzun
    Senin şiirin senin yüzün
    Yaralı bir güvercin misali
    Başımın üstünde dolanır durur
    Gelir sessizce konar, bu şiirin bir yerine
    Neresine mi arayan bulur
    Erbabı bilir

    Deli eder insanı bu şehir deli
    Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

    İstanbul deyince aklıma
    Sait Faik gelir
    Burgaz adasında kıyıda
    Bir çakıltaşı seslenir
    Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
    Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
    İkisi bir boya geldiler mi Sait kesilirler
    Bütün İstanbul'u dolaşırlar el ele baş başa
    Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
    Sivriada’da da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
    Ziba mahallesinde gece yarısı
    Sabaha Galata'dan geçer yolları
    Maytaba alacakları tutar kahvede
    Zararsız bir deliyi
    Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
    Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
    Sonra oturup sessizce ağlarlar

    İstanbul deyince aklıma
    Sait Faik gelir
    Taşında toprağında suyunda
    Fakirin fukaranın yanıbaşında
    Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
    Kıldan ince kılıçtan keskin
    Hep iyiden güzelden yana
    Hep kimsesizlerin

    İstanbul deyince aklıma
    Sait'in son yılları gelir
    Hey Allahım en güzel çağında Sait'e
    Dört beş yıl ömrün kaldı denir
    Sait Sait olur da nasıl dayanır
    Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
    İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
    Bir zehir yeşilidir açılır
    Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
    Bir yeşil ki kasıp kavurur

    Küçük mavi çocuk
    İhtiyar balıkçı
    Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
    İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
    Dilimiz yaşadıkça yaşasın Sait'in şiiri

    İstanbul deyince aklıma
    Sabiyem gelir
    Sabiyem boynundan büyük bir demetle
    Sarıyer'den gelir Pendik'ten gelir
    Bahar nereden gelirse velhasıl
    Sabiyem oradan gelir
    Ne delidir ne divane
    Aslını ararsan çingenedir
    Tepeden tırnağa güneştir
    Topraktır
    Anadır
    Analar içinde bir tanedir
    Biri sırtında biri memesinde biri karnında
    Karnı her daim burnundadır

    Canını mendil gibi takar dişine
    Yürekten bir şeyler katar işine
    Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
    Alçakgönüllüdür Sabiyem
    Hem maşa satar, hem göbek atar
    Ver bir çeyrek güzelim der
    Neyse halin o çıksın falîn
    Canı çıkar Sabiyem’in falı çıkmaz
    Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
    Görürüm üryamda bir sarı yılan
    Cenabet uğraşır durur benimlen
    Uyanır bakarım benim bebeler
    Yatağın ucuna kaymış
    Ayağımın parmaklarını emer

    İstanbul deyince aklıma
    Bir basma fabrikası gelir
    Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
    Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
    Kanter içinde mahzun
    Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
    Fabrikada pencereler tavana yakın
    Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
    Dışarda ağaçlar dizi dizi
    Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
    Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
    Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
    Dışarda dışarda dışarda
    Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
    Ondokuz yaşında Eyüp’lü Gülsüm
    Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin

    Kötü kötü düşünüyor
    İpeğin akışına doyum olmaz
    Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
    Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
    Bir top Amerikandan neler çıkmaz
    Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
    Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
    Gülsüm'ün gözleri kamaşır
    Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
    Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
    Gülsümlerin sürüsüne bereket
    Yerine bir Gülsümcük bulunur elbet
    Gider Gülsüm gelir Gülsüm
    Azrail ettiğin bulsun

    İstanbul deyince aklıma
    Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
    Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
    Samsun'dan Sürmene'den Sinop'tan
    Yaz demez kış demez mutlaka gelir
    Kirli yelkeninde yeni bir yama
    Demirinin pası gelir dilime
    Nabzımda duyarım motörünün hızını
    Canımın içine sokasım gelir
    İri kalçaları pullu denizkızını

    İstanbul deyince aklıma
    Takalar gelir
    Alçakgönüllü kalender
    Ya Peleng-i Derya’dır adları ya Şimşir-i Zafer

    İstanbul deyince aklıma
    Koca Sinan gelir
    On parmağı on ulu çınar gibi
    Her yandan yükselir
    Sonra gecekondular gelir ardısıra
    İsli paslı yetim
    Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acaip
    memleketim