• I
    Biliyorsunuz parkların
    Sizi çağıran tarafları
    İnsanın gizli, karanlık köşeleriyle oranlı
    Orada saklanıyor onlar
    Çünkü her türlü saklanıyorlar orada
    Bir yağmur öncesinin loş sokaklarıyla
    Dağınık mavisiyle gözlerinin
    Sevgi vermez kadın uçlarıyla
    Korkuya, sadece korkuya sığınmış olarak
    Eskimiş, kurtlanmış ikonlarıyla kiliselerinin
    Yalvaran bakışlarıyla - nasıl da sevimsiz -
    En kötüsü, belki de en kötüsü
    Bir duygu açlığıyla soluyarak
    Parklara yerleşiyorlar, parkların
    Onları çağıran köşelerine
    Bir karıncayı selamlıyorlar, besili, siyah
    Bacak aralarından
    Çömelmiş, öyle sakin
    Selamlıyorlar
    "Günaydın" diyorlar atılmış bir kâğıt parçasına
    Kuleler yapıyorlar ayak parmaklarından
    Birinci katta bir kibrit çöpü oturuyor
    Acılar alıp veriyor dünyadan
    Dillerini gösteriyorlar, dizkapaklarını
    Bir sıkıntı şiiri gibi
    Sıkıntı
    İşte
    Tam orada duruyorlar.

    II
    Bu kimin duruşu, bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
    Her cümlede iki tek göz, bu kimin
    Ya da kim korkuttu bu kadar sizi
    Bu nasıl sevişmek, üstelik bu kadar hızlı
    Ya da tam tersine
    Boş vermek öperken, severken boş vermek sevmelere
    Sulardan ürpermek gibi dokununca,
    Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
    Kime söz vermişim, biraz da unutmak gibi
    Denir mi, ama hiç denir mi, iş edinmişim ben
    İş edinmişim öyle kimsesizliği
    Kendimi saymazsam - hem niye sayacakmışım kendimi -
    Çünkü herkese bağlı, çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
    Konuşmak? konuşuyorum, alışmak? evet alışıyorum da
    Süresiz, dıştan ve yaşamsız resimler gibi.Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
    Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi?
    Onu da tatmak gibi
    Oysa ne bir evim oldu, ne de bir yerim var şimdi gidecek
    Ama gitmenin saati geldi
    Kirli bir gömleği çıkarıp asmak
    Yıkayıp kurutmak ister ellerimi
    Su içmek, saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da
    Açınca camları - diyelim camları açtık ya sonra? -
    Sonrası şu: ben bir camı, bir perdeyi açmış adam değilim
    Bilirim ama çok bilirim kapadığımı
    Öyle iş olsun diye mi, hayır
    Bilirim içerde kendimi bulacağımı
    Dışarda görüldüysem inattan başka değil
    Evet, çünkü bu karanlık işime en geleni
    Kendimi saklıyorum ya, bir yığın ölüden gelen kendimi
    Oramı buramı dürtüyorum, bunu sahiden yapıyorum
    Ve açıyorum bütün muslukları
    Diyorum sular mı böyle, sular mı olmalı
    Ne geldiği, ne de gittiği yer belli
    Olmuyor, gene kendimi düşünüyorum
    Alıştım istemiyorum.

    III
    Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
    Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
    İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
    Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
    Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
    Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
    Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
    Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
    Değişmek
    Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
    Bana kızıyorlar sonra, anısızın bana
    Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
    Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
    Ve geçilmiyor ki benim
    Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.Bilmezler, kızmıyorum, bunu onlardan anlıyorum biraz
    Erimek, bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
    Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
    O yapayalnız olmaktaki kendimi
    Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
    Sanki ben upuzun bir hikâye
    En okunmadık yerlerimle
    Yok artık sıkılıyorum.

    IV
    Biliyorsunuz, size geldim sadece
    Kapınızdan aldım, ballı çöreklerinizden
    Peki bu sevinmek niye?
    Girdim ki içeriye yıllardır soyunuyordunuz
    Ve işte giyiniyordunuz yıllarca
    Bir Mısır, bir Roma, belki de bir Yunan elleriyle
    Eski bir insandınız merdivenler gıcırdıyordu
    Her eski daha bir eskiyi uyarıyordu
    Otlar ve geyikler duruyordu tanımsız sadelikler içinde
    Sesler mi? acı sesler geliyordu erkeksiz, yanık
    Bir türlü bakıyor, gene bir türlü soluyordunuz işte
    Düşündüm, ama merdiven gıcırdıyordu
    Olmazdı sanki gıcırdamasın, ürpermesindi bir yerimiz
    Biliyorsunuz olmazdı
    Ağzımız koksun, ama koksun, biz iğrençliğe de varız
    Yatalım, leş gibi yatalım, öylesine alıştığımız ki bu
    Bir kumru bir kumruyu tamamlasın
    Bir yılan, bir fare bir deliği kapasın bu
    Sadece bu.Bak göreceksin nasıl da ayrılmak istiyoruz sonra
    Nasıl da kaçmak istiyoruz birbirimizden
    Yeniden yeniden yeniden
    Yeniden hazırlanıyoruz
    Sanki bir güzelliği ödüyoruz
    Belki bir güzelliği ödüyoruz.

    V
    Biz olmayan insanlarız, ya da çok kuşkuluyuz - böyle
    Nereden geldiniz, tam sizi soracaktım - böyle
    Biraz da soğuk almışım, biraz da içki, biraz da bahçe
    Yukarı çıkalım, hadi çıkalım, annem çay pişirir size
    Çünkü o bizim yukarda her zaman bir mavi olur
    Güneşler girer çıkar ellerinize
    Biriyle konuşursunuz, olmayan biriyle, hadi sevinin
    Kim bilir, belki de buluşursunuz
    Söz verip sizi bekletenlerle
    Sonra da çıkarız - niye olmasın - bahçeye çıkarız birlikte
    Otlara basarız, dallara değeriz, bunları hep yaparız
    Biraz da susmalıyız. İnsan bir şeyler aramalı kendinde.Dedim ya, annem de var, ama çay pişirmez size
    Durur da durur işte yıllanmış heykeller gibi
    Bilmem ki, bilmiyorum da, belki de benim annem yok
    Belki de öyle beyaz ki, alışmış görünmezliğe.Nereye gidiyorsunuz ama nereye
    Sanki biz olmayan insanlarız biraz da kuşkuluyuz
    Ya da çok kuşkuluyuz - böyle.

    VI
    Yüzümü size çeviriyorum, siz misiniz?
    Elimi suya uzatıyorum, siz misiniz?
    Siz misiniz, belki de hiç konuşmuyorum
    Belki de kim diye sorsalar beni
    Güneşe, çarşıya, kadehe uzatacağım ellerimi
    Belki de alıp başımı gideceğim
    Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
    Nereye, ama nereye olursa gitmenin
    Hüzünle karışık bir ağrısı.İşte bir denizdeyim, dalgalar ortasında
    Kim olsa denizci der, denizden anlayan der bana
    Adımı bilmeden der, adımı bilmeden
    Şafaklar kadar güzel adımı
    O zaman bir kıvrılandır, bir kuruyandır dudaklarım
    Ve gittikçe sıkılmaktır ülkesi sıkıntının
    Sanki bir yokluğa, bir çaresizliğe bakar gibi
    Nice yüzler görürüm, nice değişik kıyılar
    İnsanı, o kayalar gibi sert insanı
    Bekledikleri kadar.Bir ağız, bir tütün, bir mızıka gerçeği gibi
    Varınca kıyıya birden
    Değilsin artık gemici.

    VII
    Bana bir şeyler söylediniz, anlamadım
    Bir cümle, bir iyi söz, gene anlamadım
    Doğrusu hiç anlamadım, siz ne demiştiniz?
    Ben ne demiştim, ve çekip gitmiştim sonra
    Öyle ya, niye hiç değişmedi bakışlarınız?
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.
    O gün bugündür işte - ben mesela
    Çok usta bir avcının gözleri karşısında
    Bir çocuk olarak taptaze oyuncakların
    Ve çok ölçülü saatlerinde ev kadınlarının
    Ki birdenbire açılan kucaklarında
    BİTMEDİ, AMA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.Bitmedi anlaşıp soyunduğumuz gün - o beyaz
    Bir taşı kaldırdığımda o akıl almayacak yaşayış
    Tanrıyı sorduğumda, olur ya, günün birinde tanrıyı
    Odama kapanıp saydığımda ayak parmaklarımı
    Kapımı çaldıklarında - bunu size söylüyorum anladınız
    Kaykılmış, büyümüş gözleriyle onların
    Kim der ki yalan, ve yalandır orda konuştuklarımız
    BİTMEDİ, DAHA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.Üstelik bitecek gibi değil
    Biri kopmuş ayağından, biri kopmuş kimsesizliğinden
    Sımsıkı tuttuğu dönerken köşeyi
    Elinde bir bıçakla
    Ve öldürmek isterken - kimiyse kimi
    Gülünç, sebepsiz, bilinçaltı
    Ama tutalım, koyvermeyelim
    Tutalım koyvermeyelim bırakın kibarlığı
    Yanılmak kolay, üstelik çok belli işte yanıldığımız
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.Paralar bozduruyoruz, gereksiz eşyalar alıyoruz bu yüzden
    İçtikçe içiyoruz o çocukluk günlerinin yüzüyle
    Biri mi öldüydü ne, selviler, mezar taşları, kalabalık
    Ya da bir masal mı söyleniyordu, hiç mi hiç bitmeyecek bir masal
    Kimbilir n'olduydu gene
    İşte bir sevgilinin bırakıp gitmesi üzerine
    Apışıp kaldığımız, yatıverdiğimiz yemekten sonra
    Saatin kaç olduğu - üstelik sorulmaz ki
    Sabaha kadar sabaha
    Uyuyup uyandığımız
    BİTMEDİ, DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.Evlere sığamıyoruz, öylesine büyüdü ki vücutlarımız
    Ve konuşmalarımız, öylebüyüdüler ki peşi sıra
    Hani hep bir olup da eve taşıdıklarımız
    Kahveden, meydandan, sokak içlerinden
    Bulup da çıkardığımız
    Konuşmalar:- Biri geliyor sözü değiştirelim
    - Yürüsek açılırdık
    - Bu ne uzun bakmak kendinize
    - Ağzım mı kokuyor ne, yaa! ... çok kötü bir günümdeyim
    - Akşama bezik, evet, siz ne içerdiniz?
    - Annem mi, çok sevinecek..
    , Belki de sinemaya gideriz..
    - Bilirsin erken kalkmalı, yarın.. (gülüşler) yok canım!
    - Siz yarın deyince aklıma ölmek geliyor, katıla katıla ölmek
    - Bana kalırsa..
    - Evet size kalırsa
    - Bana kalırsa şimdiden eğlenelim
    - sus!
    - Biri geliyor
    - Biri geliyormuş sözü değiştirelim..Yengemin başı ağrıyor, tek sebebi büyümek
    Masalar, tabaklar, hani şu kirazlar koyduğumuz
    Kalmadı adım atacak yer bu yüzden
    Oğuza söylemeli, bir daha çiçek getirmesin
    Lale de saçlarını kestirmeli
    Sonra gereksiz eşyalar var, bir gün oturup konuşalım
    Örneğin şu hasır koltuk neye yarıyor
    Bana kalırsa babamın mineli saati
    Tek başına bütün bir odayı dolduruyor
    Hele annemin güneş gözlükleri
    Yarından tezi yok, çakımı, kol saatimi, eldivenlerimi
    Aaaa! Kitaplarınız
    BİTMEDİ, DAHA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.


    ....
    ....
    EDİP CANSEVER
  • Aşk tatlı bir rüya ufak bir dünya… Gözlerde başlar, kalplerde yaşar. Aşk şiiri gibi güzel, film gibi geçer. Bir rüzgâr gibi eser masal gibi biter.
  • bir masal zamanından yazıyorum
    bu şiiri sana
    istersen yanmış bir ormandan
    hatıra diye sakla

    yaşamadım diye yazıyorum
    bu şiiri sana
    kıyabilirsen bir ormanı yak da
    benden hatıra diye sakla
  • Zengin hayal gücü ve zengin anlatım gücünün muazzam buluşması.
    Kitapla ilgili ilk notlarıma şunu yazmışım: “Ne okuyorum ben? Masal mı? Değil. Ama masal kelimesi olmadan ne okuduğumu da anlatamam ki.”
    Okunan bir kitabın etkisiyle yeni bir hayat bulma çabasını anlatıyordu Yeni Hayat. Ve çok güzel anlatıyordu.
    Bir kitap. Okurken yüzünüze bir ışık vuruyor. Heyecanlanıyorsunuz. Arayışlara giriyorsunuz. Kafanızda bir melek sembolü.-anlamlandırmadığım kısımlardan- Sonra otobüs yolculukları. Yeni hayatı arıyorsunuz. Yollar, garajlar. Arada aşık olmuştunuz tabii. Sonra? Sonra sevdiğinizin sevdiğinin baba evine geldiniz. Ve bir anda garip kumpasların içine düştünüz. Ne yolculuktu!

    Güzel olmasına güzel ama biraz da karmaşık veya dağınık bir kitaptı Yeni Hayat. Ben bu dağınıklığı Mehmet karakteri üzerinden biraz toparlayabileceğimizi düşündüm.
    Bu kısım spoiler içererir,dikkat!

    ------------

    Önce biraz Mehmet’in geçirdiklerinden bahsedelim. Mehmet. Veya Nahit. Veya Osman. Dr. Narin’in oğlu.
    O da kitabı okuyor, heyecanlanıyor. Bizim karakterimizin geçtiği yollardan geçiyor. Sonra Canan’la tanışıyor. Onunla tanıştığında “kitaptan fışkıran ölümü”(167) fark etmişti aslında. Ama Canan Mehmet’i canlandırıyor. Kitabı o da okuyor ve bu sefer beraber arayışlar. Uzatmayalım. Sonunda ise sakin bir kasabada, sakin bir hayat. Kitabın heyecanından uzak.

    Yani, aynı bedende kitabın farklı etkilerinin görüldüğü üç ayrı isme sahipti bu karakter.

    Nahit: Malum kitabın ilk okunduğu
    zamanlarda, yeni hayatı ısrarla arayan.
    Mehmet: Kitabın bahsettiği yeni hayatı bulma konusunda tereddüt eden. O arayışta geçen buhran dönemi. Bizim karakterimiz üzerinde daha etkili gibiydi aslında. Şöyle bir şey demişti hani: “Kendim olamıyorum. Kimse olamıyorum. Yardım et bana. Senin yazdığını, bu odayı, kitabı aklımdan çıkarayım, eski hayatıma huzurla döneyim.”(166)
    Osman: Yeni hayatı arayışın - anladığım kadarıyla- son bulduğu zamanki arkadaş. Osman bizim karaktere şöyle demişti: “Her şeyin aslına, İlk Neden’ine, kökenine varmak istiyorsun değil mi? Saf olana, bozulmamış olana, sahih şeye ulaşmak istiyorsun. Ama yok öyle bir başlangıç. Hepimizin taklidi olduğu bir asıl, bir anahtar, bir söz, bir köken aramak boşuna.” (170) Bizim karakterin son sayfalarda geldiği nokta.

    Yani, önce kitabı okudu. Yeni, anlamlı bir hayata inandı. Sonra ise anlamlı bir hayatı aramanın anlamsızlığına.
    Önemli olan yepyeni, değerli bir hayat bulmak mıydı, yoksa sahip olduğun hayata değer katmak mı? İşte bu üç kişili karakterin hayatı bu soruya cevap niteliğinde. Ve tabiki bizim karakterimizin de.

    --------

    Kitap, çok çok güzeldi. Okurken kaç kere durup “ne kadar güzel bir şey okuyorum ben” dediğimi hatırlamıyorum bile. Kendimi kelimelerin akışına bırakıp ne yazdığını anlamadığımdan aynı cümleyi defalarca okuduğum da oldu. Orhan Pamuk düz yazının içine şiiri nasıl bu kadar güzel serpmiş, sihir mi yapmış, ne yapmış anlayamadım :) Öylesine etkileyici bir anlatımı vardı. Masal gibi.
    Fakat önceden belirttiğim gibi biraz karışıktı. Yani, parça parça gibiydi. Ve ben parçaları tam olarak birleştiremedim. O yönden biraz zorlayıcı bir kitaptı. Ama bu durum güzelliğine gölge düşürecek kadar değildi, kesinlikle :)
    Bu kitap öncesi Orhan Pamuk’a dair bilgim yok denecek kadar azdı. Sadece, okuduktan sonra sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm, Nobel ödüllü bir yazar olduğunu biliyordum.

    #31684193

    Bu güzel etkinlik sayesinde kalemiyle de tanışmış oldum, teşekkür ederim :))

    Bu kitabı çokça tavsiye ediyor ve iyi okumalar diliyorum : )
  • "Sen bu şiiri okurken
    Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım
    Artık ne özlemlerimi duyacaksın bıçak yarası
    Ne de telefonların çalacak gece yarısı
    Ve bu zavallı yüreğim olmayacak artık
    Kaprislerinin hedef tahtası...
    Seni sana
    Beni bir akıl hastanesine
    Bırakıp gideceğim bu şehirdenNasılsa kavuşamadım sana
    Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım
    Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu
    Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın
    Ne yaptımsa
    Bir türlü sana yaranamadım
    Artık adressiz
    Işıksız
    Ve öylesine ıssızım
    Dünlerin kadar eskiyim
    Verdiğin acılar kadar paslıyım
    İşte çıkıp gidiyorum hayatından
    Nasılsa fark etmez senin için
    Belki çok şanslı
    Belki de en yaşlıyım...
    Artık
    Pusulam hasreti
    Saatim yalnızlığı
    Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana
    Neylersin
    Yolcu yolunda gerek
    Belki bundan sonra
    Belki senden sonra
    Adam olur bu “asi yürek”
    Ve dersini alır da bu sevdadan
    Bir daha
    Boyundan büyük denizlere
    Asılmaz kürekYarın bu saatlerde
    Ben yollarda olacağım
    Sen kimbilir kaçıncı uykunda
    Masal mavisi bir rüyada
    Ve elbette o korsan yüreğin
    Yine pusuda
    Oysa
    İlk defa sesimi duymayacaksın
    Sitemlerin sahipsiz
    Soruların cevapsız kalacak
    Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum
    Tanımadığın bir koku içini saracak
    Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın
    Ne oldu?
    Ne oluyor?
    Ne olacak?
    Sonra
    Bir gözün kör
    Bir kulağın sağır
    Bir ayağın kırık
    Bir kolun kesik
    Düşeceksin yollara
    Yani baştan başa yarım
    Yani baştan başa eksik
    Bütün duvarlar üstüne yıkılacak
    Belki ilk defa
    “Unutuldum” diyerek için sızlayacak
    Ve sen bu şiiri okurken
    Ayrılığımız çoktan başlamış olacak
    Belki de son tesellin
    Sana yazdığım “bu son şiir” olacak
    Ve kimbilir
    Unutulmuş bir gecenin tam ortasında
    Başucundaki bir radyoda
    Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak
    Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına
    Sana adanmış bu satırları“Bütün şehirler uyur
    İstanbul uyumaz
    Ve birgün
    Bütün sevenler unutur seni
    Ama bu “şair yürek”
    ASLA UNUTMAZ...”
    #Ahmet Selçuk İlkan
  • Kürtlerin Yunus Emre'si olarakda anılan Feqîyê Teyran veya Fakî-yi Tayran (d.1590 - ö.1660), asıl adı Muhammed olan Kürtçe şair, masal ve destan yazarı.En önemli eseri Hespê Reş'tir (Kara At). Bu eser 1965’te Moskova’da Kürtçe-Rusça olarak yayınlandı.

    Feqîyê Teyran Müküs'de (Wan Bahçesaray) dünyaya gelmiştir.
    Medrese eğitimi alan Teyran'a Feqîyê ismi, ilimden/talebe kelimesinden; Teyr/kuş ise (Mantık et-Tayr) adlı eserden gelir.Kelime manası olarak kuşların hocası anlamına gel

    Feqıyê Teyran Kürt edebiyat tarihinde önemli bir yere sahiptir.
    Feqiyê Teyran bir Kürt ozanıdır ve Kürtçeyle şiir yazan en eski ozanlardan bir tanesidir. Kürt Edebiyatı Tarihi’nde büyük bir şair, filozof, öykü ve destan yazarıdır. İsmi Kürtler arasında çok yaygındır. Şiirleri genel olarak lirik tarzda yazıldığı ve dilini de yalın, akıcı ve anlaşılır bir biçimde kullandığı için halk arasında ezbere bilinir.

    Şarkılara bile konu olmuş Feqîyê Teyran yazmış olduğu destan ve hikaye tarzı şiirleri, dilden dile dolaşır insanlar arasında. Feqî’nin Şêx Sen’an, Zembîlfiroş, Bersîsê Abid ve Kela Dimdim gibi destan ve hikayelerini bilen insan sayısı tahmin edilenden çoktur.

    İlahi sevgi, aşk ile gerçek sevgiyi, aşkı beraber işlemiştir. Bunun yanı sıra konu yönünden çok zengindir. Allah, din, peygamberler gibi inançla, Kürt şairleriyle, toplumsal ve tarihi olaylarla, aşk, doğa ve tasavvufla ilgili yazmıştır. Çok güçlü olan edebi dili bile sade ve anlaşılırdır.
    En karmaşık konu bile billurlaşmıştır ellerinde. Dili halkın diline yakındır. Halkın gündelik dilini edebi dile ustaca ve anlaşılır bir biçimde yapıtlarında kullanmıştır. Bu yönüyle de halk tarafından bilinmiş, yapıtları çok kolay olarak halk arasında yaygınlaşmıştır. Dilden dile akarak günümüze kadar gelmiştir.
    Kürt Tasavvufi Halk Edebiyatının ilk temsilcilerindendir.Feqıyê Teyran;Aşkın ve Sevginin Şairi olarak da anılmaktadır.

    Yaşar Kemal'in Karıncanın Su İçtiği isimli romanın sekizinci bölümünde masalsı bir şekilde Feqıyê Teyran anlatılmaktadır.
    Feqıyê Teyran,şiirlerinde Feqê Têra, Feqîyê Gerok, Meksî, Xoce, Mîr, Mihê, Mîm û Hê gibi mahlaslar kullanmıştır.

    Soylu bir ailenin çocuğu olan Feqıyê Teyran'ın dedeleri Osmanlı devletinden “MİRLİK” ünvanını almışlardır.

    Feqıyê Teyran'ın Günümüze Ulaşan Eserleri


    Arapça ve Farsça dillerini, edebiyatını çok iyi bilmesine karşın o özellikle tüm yapıtlarını Kürtçe yazmıştır. Kürt edebiyatında önemli bir şair, masal ve destan yazarı olan Feqıyê Teyran Kürt edebiyatına birçok yapıt armağan etmiştir

    Hespê Reş
    Şêxê Senan (Senan Şeyhi)
    Qiseya Bersiyayî (Bersiyay'ın Öyküsü)
    Dilo Rabe Dilo Rabe
    Ey Avê Av
    Xan Dimdim
    Bersîsê 'A'bid
    Sîseban


    Dağınık Tek şiirleri
    Ellah Çı Zatek Ehsen e (20 Altılık)
    Hey Av u Av (51 dörtlük)
    İro Jı Dest Husna Hebib (33 Dörtlük)
    Bı Çar Keriman (7 Dörtlük)
    Melayê Batê Kanê (11 Dörtlük)
    Ez Çı bêjım ( 8 Dörtlük)
    Feqe U Mela (50 Altılık)
    Feqe u Bılbıl (18 Altılık)
    Ay Dılê Mın (19 Dörtlük)
    Qewi İro Zeif Halım ( 18 Dörtlük)
    Dilber (16 Dörtlük)
    Dılo Rabe (80 Dörtlük)
    Çıya Ani (4 Dörtlük)
    Dengbêjê Jaran i (4 Dörtlük)
    Yar Tu yi (18 Altılık)
    Feqıyê Teyran u Evina Dılan
    Mıhacır
    Dewran
    Ê Bên
    Feqıyê Teyran u Dilber
    Feqıyê Teyran u Qulıng
    Feqıyê Teyran U Roj


    Dilbere şiirini Aram Tigran şiiri bestelemesiyle Kürt Müziğine kazandırmıştır.
  • Bir Adam Girdi Şehre Koşarak/Tarık Tufan
    "Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna."
    Günler önce dinlediğim Tarık Tufan şiiri,işte tamda bu cümlelerle başlıyordu ve ben dönüp dönüp tekrar dinledim.Kopmak mümkün olmadı satırlardan ve bugün bu kitabı okumaya karar verdim kitap bu cümlerle başladı. Kitap daha ilk satırlarından itibaren gönlüme taht kurdu böylelikle.
    Bu kitabı neden yazdığını şu sözlerle anlatmış yazar;yakama yapışan cümleleri yazdım. Gördüklerimi, hatırladıklarımı, sayıkladıklarım,unuttuğumu sandıklarımı...
    Aklıma ilk geldikleri haliyle yazdım.
    Bu cümlelerden anladığımız, günlük hayatta şahit olduğumuz bir çok olaya farklı bakış açıları getirerek belkide göremediklerimizi görmemizi sağlayacak olması. Aynı zamanda güzel bir edebiyat yolculuğu sizi beklemekte.
    Günlük yaşamda gözümüzle gördüğümüz ve yaşadığımız ne varsa var bu kitapda. En önemlisi de bu olayların edebiyat diliyle anlatımı olsa gerek.
    Gazze'yi anlatmış şu satırlarda;
    Duvarların çepeçevre sardığı bir ölüm kampına dönüştürülen Gazze'de,çocuklar ölmeye devam ettiği sürece hiçbir masal tamamlanamayacak, hiçbir çocuk şarkısı melodisini bulamayacak,hiçbir oyunun sonu gelmeyecek,hiçbir top zıplamayacak,hiçbir tebeşir tahtaya yazmayacak. Çocukluk dünyasına dair hiçbir renk gerçek yüzüyle insanların gözüne görünmeyecek bundan böyle. Çocuklar eksildikçe,eksilecek herkes ve her şey...
    Hiroşima'yı anlatmış şu satırlarda;
    Amerikalıları bağışlayamamanın nedeni Hiroşima'nın yalnızca bir savaş eylemi değil,bir deney olması.Oysa bazı coğrafyaların kanını emen,kadınların gebeliğini emen,bulutları emen,çocukların saklambaçlarını emen canavara savaş demek haksızlık...
    Anlayacağınız bir çok konu ve bir dolu edebiyat sizlerle olacak bu kitapta...
    Büyük bir mağaramız olsun bizim de diyor yazar,
    Bu şehre,bu karmaşaya,bu merhametsizliğe,bu gürültüye ayak uyduramayanların sığınabileceği bir magaramız olsun...
    Tarık Tufan okumayı ben çok sevdim sizlerde mutlaka okuyun diyorum edebi cümleleri sevenler buyursunlar.
    Kitapla ve sevgiyle kalın...
    Tarık Tufan
    Bir Adam Girdi Şehre Koşarak
    Profil kitap yayınları
    Sayfa:120