• ... Oysa kibar bir insanın ya da ulusun duyguları ölçülü, yerinde ve süreklidir. Mesela büyük bir ulus, akıllı insanlarının birkaç ayını sıradan bir katilin işlediği cinayetin çözümüne vakfetmelerini istemez. Birkaç yıl boyunca savaşın sadece pamuk fiyatlarını nasıl etkileyeceğini düşünüp taraflardan hangisinin haklı hangisinin haksız olduğuna aldırmaksızın gençlerin birbirlerini öldürmelerine izin vermez. Büyük bir ulus, altı tane cevizi çaldığı için bir çocuğu hapse de göndermez. İflas etmiş kişilerin bir reverans yaparak yüzbinler değerindeki parayı çalıp götürmelerine de. Fakir insanların biriktirdikleriyle zengin olan bankacıları kontrol edemedikleri durumlarda "İzninizle," diyerek kapılarını kapamalarınaysa hiç razı olmaz. Çin Denizi boyunca silah dolu gemileriyle bir aşağı bir yukarı dolaşarak afyon satan sıradan bir korsanı "ya paranı ya canını" sözünü "hem paranı hem canını" şekline sokarak eşkiyalık yapan adamların geniş arazilere kurulmuş mülkler almalarına da sessiz kalmaz. Aynı şekilde büyük bir ulus, sırf baştakilerin haftada kişi başı fazladan altı peni ödememeleri için masum ve fakir halkının sisin meydana getireceği felaketlerde kavrulmasına ve çer çöp içinde yaşamanın getireceği hastalıklarla çürümesine seyirci kalmaz. Dahası katillerin hayatını kurtarıp özenle yaralarını sarmanın dini bir görev olduğunu göz ardı ederek, gereksiz gözyaşları ve sahte sempati gösterileriyle tartışmalara girmez. Katilleri için en faydalı şeyin onları asmak olduğuna karar veren büyük bir ulus yine de cinayetin işlenme sebeplerine göre ayırt etmeyi bilip merhamet gösterebilir. Son olarak, büyük bir ulus para sevgisinin bütün kötülüklerin kökeni olduğunu ileri süren dini inanca itikat etmiş gözükürken diğer yandan bütün milli değerler ve ölçülerde Tanrı ve Tanrı'nın güçleriyle alay etmez. (yazar burada İngiltere' yi eleştiriyor karşı taraf olarak.)
  • 368 syf.
    ·Beğendi·10/10
    KİTAP YORUMUM: Gerçek aşklar bazen küçük iken başlar. Yaşarın da öyle olmuştu. Sevdiğini kaybetmemek adına alınan bisiklet aslında babasının çaldığı bisiklet anne ve babasının sonu olacaktı. Hatta Yaşarın da hayatını sonsuza kadar değiştirecek tamamen sevdiği kızı belki de kaybetmesine neden olacaktı.

    Ailesinin katili onu da öldürebilirdi ve izini kaybettirip yurda yerleşmesinden başka da çaresi yoktu. Devletin gücü böyle durumlarda iyi ki var ama gerisi bireysel kişilerin eylemleri ile korkunç sonlara uzanabiliyor maalesef.

    Yurtta ise yaşadıkları inanılacak gibi değil. Tabi ki medyadan duyduğumuz üzeri kapatılan bir çok gerçeği okuyunca iliklerinize kadar titriyor istem dışı ağlamak hatta kitaptaki kahramanları bulup saatlerce bağırmak, dövmek istiyorsunuz. Bu kitaptaki tüm olayların hatta daha fazlasının yaşandığını hepimiz biliyoruz ama maalesef bireysel olarak çokta bir şey yapılamıyor sadece yazmaktan başka. Ben zaten sorunların yazılmasından yanayım. Kalem silahımız olmalı ki, bir çok yanlışlar düzelebilsin.

    Yurttaki şansı abim dediği büyük kişilerin onlara gerçekten abilik yapıp onları koruyup kollamasıydı hem de ölümüne bir mücadeleydi göze aldıkları. Ama o kadar küçüklerdi ki, ellerinden gelenin en iyisini yapmalarına rağmen yurttan da kaçma aşamalarına gelmeleri onları da daha da yaşlarının üzerinde mecburen olgunlaşmak, büyümek zorunda bırakacaktı.

    12 Eylül olaylarında yaşanan büyük kargaşalara da değinmiş yazar. Kayıtsız zindanlarda sorgusuz, sualsiz ölen insanlar ve mesleğini kötüye kullanan devletin her kesiminden iyi ya da kötü insan olması insanın yine hangisine güveneceğim hissiyatını doğuruyor. İnsan niye mesleğini kötüye kullanır? Muhtemelen egosu yüksek şiddeti seven, sevgisiz yetişmiş kişiler diye adlandırıyorum ben öyle kişileri.

    Belki de yaşarın çocukluğundan sonra tek mutlu olduğu zaman dilimleri yurttan kaçtıktan sonra o minicik kulübe de abim, kardeşim dediği kişiler ile birlikte yaşadığı zaman dilimleriydi.

    Yaşar ve abilerini yaşam gün geldi farklı yollara attı ve Yaşar artık tek başına yaralı ve ezilmiş bir insandı. Yine de şanslı bir insan Yaşar. Para sorunu yoktu ve ona babası gibi gördüğü Polis babası yine karşına çıkmıştı. Doktorunun koşulsuz iyileştirmeye çalışması da onun için ödüldü.

    Anne ve babasının öldürüldüğü çocukluğunun evine dönmesi ona çokta iyi gelmedi aslında. Çünkü bazı yaralar vardır ki izleri kabul bağlasa da asla geçmez. Yaşar güzel sevenlerden ama bir de şu ayrılık olmasa diye insan içinden geçirmeden edemiyor. Bir zamanlar Saklambaç oynadığı sevdiği acaba neredeydi ve ne yapıyordu? Belki de evlenmiş belki de kendisini hala o masum yüzü ile bekliyordu.

    Kitaptan öğrendiğim çok güzel öğretiler var yine.

    - Aile olmak için kan bağı gereksizdir. Birilerine isterseniz eğer baba, anne, kardeş, abi olabilir ve elinizden gelenin en iyisini yapabilirsiniz. Önemli olan hangi ortamda olduğunuz değil, olduğunuz ortamın en iyi şartını yaratabilmektir asıl olan.

    Yaşar ve abileri de öyle yaptılar ve kendilerine çok güzel bir yaşam alanı kurdular. o kadar küçüklerdi ki maalesef 2 abisini bir daha göremedi. Oysa hepsi o kadar küçüktü ki.

    - Sürekli kitap okuyan Yaşar kendine abileri gittikten sonra da bir yaşam alanı bulmayı başardı. Kitaplar her zaman yol gösterici ve en iyi dostlarımızdır.

    Koca bir yaşanmışlık ve umutsuz insanlar var. Umuda bağlayan umudun koparılması ise acı olan taraf.

    Bazen saatlerce sessizce neden, niçin diye düşünürsün. Kitabı bitirdiğimdeki duygularımda öyle karman, çormandı açıkçası. Sokak çocukları diye nitelendirdiğimiz bir çok çocuğun aslında nerelerden geçtiğini bilemeyiz. onların daha çok birbirlerine ölümüne sahip çıktıklarını düşünüyorum ben.

    Temennim ise; çocukların hep mutlu, huzurlu, barış ortamında yaşayacakları bir gelecek olmasına niyet ediyorum.

    Yazarımızın okuduğum 2. kitabıydı. Her kitabında ise gerçekten daha çok şey öğreniyor, daha çok bir şeylerin acilen değişmesi gerektiğini fark ediyorum. Ama bazen bir şeylerin değişmesi için, bir şeylerin yıkılması arınması gerekir.

    Okuyun sizlere getirisi yüksek olacak. Kaleminize sağlık değerli yazarım.

    Hüzün büyüktü ama öğretileri değerliydi benim açımdan.
    Duygu Songül KAHRAMAN
  • 328 syf.
    ·1 günde
    Allah'ım ben ne yaptım böyle?
    Kitabı okumaya başlayınca bir türlü bırakamadım. Gecesinde başlayıp sabahında bitirdiğim ilk kitap oldu. Etkisinden uzun süre çıkabileceğimi düşünmüyorum.
    Bambaşka bir hikayeydi benim için Tarık ve Suada'nın hikayesi. Savaşta yitip giden umutlar, hayaller, yaşama sevinçleri... Okudukça "Bu ne zalimlik, bu ne vicdansızlık ?" diye diye kendimi yedim bitirdim. İtiraf ediyorum fazlasıyla da ağladığım bir kitap oldu. :(
    Satırları okurken, yaşananları o kadar derinden hissettim ki gözyaşlarım pıt pıt düştü, tutamadım...
    Kitap, güzelliklerle ve mini minnacık bir aşk hikayesiyle başlayıp , beni hiç beklemediğim bir dram ve acı silsilesi içerisine soktu. Okudukça üzüldüm, üzüldükçe daha çok okudum, kitabı bitirene kadar döngü böyle devam etti. Yaşadıkları o koca ayrılık ve acılara rağmen birbirlerine olan inançlarını ve sevdalarını çöpe atmayan iki güzel kalbin hikayesi...
    İnsanlar, inançları ve ırkları yüzünden hiç hak etmedikleri bir savaşın içine doğru sürükleniyorlar. Savaş bile adilce olmalıdır ki bu kanımca bir savaş değil zulümler silsilesi olmuş. Acıyı, zulümleri sadece bir taraf yaşamış. Diğer taraf yaptığı zulümlerden keyif alırken bu tarafta yitip giden ruhlar var. Yaşam doluyken artık yaşamanın 'y' sini duymaya tahammül edemeyen insanlar haline gelmişler. Önlerinde anneleri, babaları, kardeşleri öldürülmüş, katledilmiş. Onların tek yaptıkları ise yalvarmak...Genç kızlara canice tecavüz etmişler, tahammül edemedikleri yerde acımasızca öldürmüşler. Ah insanoğlu, ne kadar da acımasızsın! Bazen düşünüyorum da "Biz insanlar doğarken böylesine masum ve tertemiz iken ne ara bu kadar kötü, kirlenmiş ve zalim yaratıklar haline geliyoruz?" Ne ara bu kadar zalim olduk? Ne ara birbirimizi öldürmekten zevk alır hale geldik? Hep mi böyleydi? Gelip geçici olan şu dünyada güzellikler yaşamak varken bir de güzellikler yaşatmak varken, biz neden hayatı birbirimize zindan ediyoruz?
    Ah ahh...
    "Konuşmak tehlikelidir, susmak da günah."
    O kadar anlamlı geldi ki bu söz bana. Daha nasıl anlatılabilir ki...
    Güzel, kendi halinde hayatlarını yaşayan insanların bir anda hayatlarının cehenneme dönmesi, umutlarının yitirilmesi, zulümler, gözyaşı, aşk, mutluluk, vuslat...
    Aradığım her şeyi bulduğum bir kitap oldu.
    Ne olursa olsun hayattan vazgeçmemeli, sımsıkı tutunmalı hayata, sımsıkı tutunmalı sevdiklerimize, sevmeli, sevilmeli...Yoksa şu hayat çekilecek gibi değil!
    Ne diyordu Suada; "Bana göre hayallerin olmadığı bir dünya, çiçeksiz bir bahçe gibidir."
    Çiçeğiniz bol olsun gönlü güzeller...
    Keyifli okumalar....
  • İnsanlar, en acılıları bile acıdan ibaret değil. Bunu da
    öğrendim. En beter, en çaresiz hikayede bile matrak bir taraf var, yoksa ölürdü insanlar. Çok yoksullardan bunu öğrendim. Ve o masum da birini eziyordur muhakkak. Sadece iyi ve sadece kötü yok, bunu öğrendim.
  • Aşkta masum yalanların suçlularından daha tehlikeli olduklarını, daha doğrusu, en iyi niyetli, fakat gizli tertiplere dayanan yalanın, masum veya suçlu hiç bir çeşidine aşkın tahammülü olmadığını anlattım. Bu gizliliklerin, ileride, samimî taraf lehine bir ayrılık hazırladıklarını, çünkü onun mahrum olduğu bir huzur ve emniyeti kaybetmekten pervası olmadığını, fakat aldatan tarafın emin olduğu bir sevginin bütün bazlarından ve gururundan mahrum kalmak işkencesine uğrayacağını anlattım.
  • Seni Seviyorum !

    Ne çok kirlettiniz bu iki güzelim kelimeyi sevmek oysa ki sevmek ınsanı doğayı kısacası yaradan ötürü yaradılanı sevmekti …

    Oysa ki günümüzde o kadar anlamını yitirmiş basitce hor kullanılır olmus ki …

    Gercekten sevmek iki kelime mi ?sevginin anlamını gercekten bılmeyenlerin ağzında sakız olmus …

    Adına da görmeden sevmek uzaktan sevmek dokunmadan sevmek deniliyor birde bunun sanal olan aşk'ı icat olmus ölürüm biterim yasayamam deniliyor ..Kac kişiye ölüyor oda malum ! platonik aşklar icat oldu!

    Vurgunum meftunum tutkunum deniliyor doğmamışa don bicer gibi sevdaya ömür biciliyor aslında kımsenin kımsesızlığınden öldüğü yok..

    Biri gidiyor diğeri gelip yerini dolduruyor ölmekle doğmak gibi …

    Seviyorum deyip yuva kuranlara bakıyorum şöyle bir etrafımda yuvalarını kurarken ayakları yerden kesilmiş aynı evın içinde yasamaya basladıktan bir kaç ay sonra o sevıyorum'lar Allah belanı versin senden nefret ediyorum git gozum gormesin bir sürü nefret söylemi sonrasında ıhanetler baslıyor haliyle …

    Erich fromm dediği gibi.. Evlilik sözleşmesiyle eşler birbirlerinin bedenleri, duyguları ve ilgi alanları üzerinde hak sahibi olurlar. Artık kazanılması gereken kimse yoktur.Çünkü sevgi sahip olunabilecek bir nesne, bir mülkiyet haline gelmiştir. İki taraf da, sevgiye değer olmaya ve sevgiyi canlandırmaya çaba göstermemeye başlayınca, her şey can sıkıcı olur ve güzellikler yitirilir.

    Eşimin su huyunu sevmıyorum ilgisiz tanıyamamışım yanlış tanımışım diye bir biri ardına dizilen kandırmaca sözlere sıgınıyorlar…

    Peki oncesinde aynı ınsan degılmıy dı ne değişti diyesi geliyor ınsanın …

    Severken o toz pembe bulutların ustunde uçarken aklın nerdeydı dıyesı geliyor …

    Bu yuzden hep derimki …

    Sevmek aslında bu kadar basit değil emek sadakat guven istiyor… Sevdiğinin omzuna başını koyduğunda tek bir soru işareti olmamalı aklında eğerki varsa acabalar o sevgi değil en azından ömürlük değil sadece süreli bir zaman sonra bitmeye mahkum olanı…

    Hani diyorlar ya büyüklerimiz sular akmadan durulmaz … Sevgi de aynı evı paylaşmaya basladığında alışkanlığa dönüşüyor…

    Zamanla o sevgi duruluyor yerini alışkanlığa guvene sadakata bırakıyor tabi iki tarafta sadakatı guvenı alışkanlığı aynı derecede kavramıssa …

    Altında ezileceğiniz anlamlar yuklemeyin birbirinize tutkunum seviyorum yasayamam sensiz ölürüm demeyin kimse kimse icin ölmüyor …

    Analar kırk yoksullukla bın bir çile ile 9 ay karınında tasıyarak evlat dünyaya getiriyor evladının acısını görüyor ama ölmüyor hayat bir şekilde ama iyi ama kötü devam ediyor …

    Sana seni seviyorum diyen senden sonra da baskasına diyor bunuda unutma !

    Gercek sevgi bir Annenin evladına duyduğu sevgidir masum saf bir Annenin evladını sever gibi her eksiğini her hatasını affeder gibi her zaman yanı basında durdugu gibi koruyup kollayıp evladımın canına gelen bana gelsin evladımın acısını bana yasatma der Analar..

    Sevmek emektir gülüm!

    Sevmek karşılık beklemeden yüksünmeden vermektir. Onun canı yansa aynı acıyı hissetmektir sadakattir iki kelime değildir !

    Ve sadakat ilk önce insanın kendi nefsinde başlar !

    Her babayiğidin harcı değil sevmek. Varmısın bu yolda ömrünü vermeye bir ananın ak sütü kadar temiz bir sevgi ile artısı eksisi ile ömrüne ömrüm demeye ?

    #Kaynak Sonyemin#16.12
  • 163 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    Açıkçası bu kadar insanın böyle bir kitabı öve öve bitirmesi beni bir hayli meraklandırmıştı . Kitabı okudum lakin övülecek bir taraf bulamadım . Neden derseniz ortada aldatmayı meşrulaştıran bir kitap konu karakterler ve bir yazar görüyorum kitapta başka da birşey göremedim . Masum bir aşk gibi görünsede değil . Evlisin çocukların var ve sen bir başkasına pardon kızım dediğin öğrencine sözde aşık oluyorsun o kızda evli ve çocuğu var tabi . Masum bir aşk diye tabir edilir fakat özellikle eşlerinin çocuklarının bulunduğu evde buluşmaları aşk dedikleri şeyi yaşamaları bana pekte masumca görünmedi . Üzgünüm ama siz sözde kitap okurları (sözüm bu kitabı okuyup beğenenlere ) kitabı eleştirirken içinizden geldiği gibi yorumlayın kendi düşüncelerinizi katın okuyun tartın bu şekilde paylaşım yapın bir kitabı okumak için okumayın . Doğruları ve yanlışlarıyla karşılaştırın . Demem o ki bir çok yorumda masum bir aşk olarak tabir edilen şey pekte masum değil . Günlük yaşantımızdada bu geçerli bir evliliği yürütemeyeceğini düşünüyorsan hayatında olan kadına bu denli saygısızlık yapmadan boşanda git . En azından bu kadar düşmüş olmazsın !!! Sözüm eşini aldatıp salağa yatıp hiçbirşey olmamış gibi hayatına devam edenlere !!! Aşkı aşk adı altında kirletmeyin... sadece bir kitap bu kadar ağır eleştiriye gerek yok demeyin kitaplar insanı yönlendiren birer araçtır bu unutulmamalı ... vesselam ....