Birkaç üzüm tanesiymiş hatıram
Birkaç kelam fidesi
Rüzgar sert esiyormuş
Yüzümün sana bakan çizgilerinde
Biraz saçlarımmış beyaz ve masum
Biraz gözlerim
Gözlerimde tutukluymuş ıstırap
Salıverdiğimde gözyaşlarımı
Özgürlüğe kavuşurmuş acılar
Sen şimdi uyuyorsun
Uyu, sevdi seni kör
Dilsiz sevdi
Kötürüm ve derbeder
Sen şimdi rüyadasın; ayakların yürüyor
Bir masalın gizli resimlerinde
Talihli bir adama çay demliyorsun
Buğusunda hindiba duyguları
Sen şimdi mevsimlere şiirler okuyarak
Çocuklara kalbini veriyorsun
Hani ben hayattaydım, çaresiz bakıyordum
Dağlarına, yollarına çaresiz
Hayaline uzaktan bakıyordum, hazırdım
Bir buluttan düşmeye
Bir vadiden geçmeye
Sonsuzluğun çağrısıydı varlığım
Sen şimdi bir sarayda
Gururla açıyorsun pencereleri
Kartallar uçar mı bir harâbeden
Köprülerden benim yârim geçer mi
Sen neden bu kadar güzelsin, bilmem
Taşırsın yeryüzüne ebedî tohumları
Ben ise kuruyacak bir suyun mahkûmuyum
Avuçlayıp öpüyorum kumları
Bir karadelikten bakarken hayat
Meydan okuyanlar kim bu serâba
Söyle bana hindiba
Sen nasıl bu kadar ceylan koşması
Sen nasıl bu kadar yollar aşması
Sen nasıl bu kadar güneşe meftun
Sen nasıl bu kadar sahra çeşmesi
Ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere
Ben kara parmaklı insan değilim
Kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar
Bilemezsin, hayal akşamlarında
Renklerini kuşatan
Damıtılmış gözyaşıdır ömrümün
Ben boşluğa üfleyen cellat değilim
Karayele verdim ayaklarımı
Söyle bana, eceli kim tutar perçeminden
Hangi ölü bilmez nereye gittiğini
Sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba
Söyle bana hindiba
Sen nasıl bu kadar bulut gülmesi