İçimdeki ses sanki bir yere gitmem gerektiğini anlatma çabası içindeydi ama gidersem kaçıştan başka bir şey denilebilir miydi buna? Buna başka bir isim atfedilebilir miydi? Elbette hayır. Niye mi? Çünkü ben şimdiye değin bir tek kendimden kaçtım köşe bucak. Bir tek ondan. Durum bu günlerde de böyleydi. Kaçıyor muydum, kovalanıyor muydum, bilmiyordum. Öyle oluyordu ki; saklanacak yer arıyordum. Zararı da kendimeydi faydası da. Faydalı bir tarafı var mıydı bunun, meseleydi. İyi, güzel buraya kadar. Peki, son durağı neresiydi bu kaçışın? Ne kadar öteye gidebilirdim, adımlarım daha ne kadar ilerleyebilirdi ki bu halde? Ardımda bıraktığım onca adını bilmediğim, 'şey' diye nitelendirdiklerim bir yana, bir insan kendi benliğinden kaç kilometre uzaklaşabilirdi ki? Eninde sonunda yakayı ele vermiş olacaktı. Tabii ben de en büyük hesapçım olan yüreğime yakalanacaktım çok geçmeden. Taş çatlasa birkaç adım kalmıştır, kendimle yüzleşmeye, ne yapmaya çalıştığımı öğrenmeye. Yolun sonunda, elbette kendimden azılı bir katil misali kaçışım da nihayete ermiş olacaktı, ben de bu anlamsızlıkları belleğimde anlamlandırmaya çalışacaktım...