Giriş Yap
asil yaşayan
@mavigolge
hem bıçağım hem de yara hem yanağım hem de tokat hem kurbanım hem de cellat ezen ve ezilen çarkta Charles BAUDELAİRE
serbest meslek erbabı
lisans
İstanbul
drama/yunanistan
185 okur puanı
21 Kas 2016 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
asil yaşayan yorumladı.
108 syf.
·
1 günde
ENSESTİN KÖTÜ OLMASININ TEMELLENDİRİLMESİ MÜMKÜN MÜ?
Eski Mısır'da ensest ilişkiler hükümdar ailesi içinde oldukça sık görülürmüş. Nedeni ise hükümdar ailesinin kanının kutsal kabul edilmesi. Tevrat'ta ise şehirleri meşhur felaketle yok olduktan sonra Lut ile iki kızı bir mağarada cinsel ilişkiye girerler. Bu esnada Lut'un içkili olduğu için bilincinin yerinde olmadığı savı var olsa bu, mantıklı değildir; zaten insanların hatalarını sarhoş olmalarının arkasına gizlemeleri bana öteden beri mantıklı gelmez. Çünkü ben de çok sarhoş oldum lakin ne ayıkken zihnimden hiç geçirmediğim bir şeyi söyledim ne de tamamen kontrolüm dışında bir cinsel ilişkiye girdim. Alkol, sadece cesaret vererek, ayıkken otokontrolünüzü sağlayan bariyerleri daha kolay aşmanızı sağlar. Neyse, kısaca ensest ilişki her toplumda çok sıkı bir tabu olsa da yine her toplumda tarih boyu kendine yer bulmuş bir konudur. Sade, bu konu üzerinden iyilik ve kötülük, mutluluk, ahlakın kaynağı gibi olguları tartışmaya açmış bu eserinde. Sokrates'ten itibaren erdem felsefenin üzerine eğildiği temel mesele oldu. Erdem mutluluktur ve bunun yolu da bilgiden geçer. Ancak insanlar henüz neyi bilip bilmediklerinin farkında bile değillerdir; bundan dolayı at sineğimiz Atina meydanında insanları taciz eder. Nihayetinde de "kendini bil" diyerek mottosunu ortaya koyar. Yetmez ve ekler "Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir," der. O halde öğrenmek gerekir der öğrencileri Platon ve Aristo, onun açtığı yoldan devam ederler. Öte taraftan fırtınanın havaya kaldırdığı çölün kumları görüş mesafesini epeyce kısıtlamışken Musa adlı bir kişi elinde on emrin yazılı olduğu bir tabletle, altından bir buzağıya tapan halkının yanına gelir; tek tek okumaya başlar, tabi önce kardeşi Harun'u fırçalayıp buzağıyı kırdıktan sonra. Öldürmeyeceksiniz, çalmayacaksınız... Aradan zaman geçer Nasıralı çıkar ve aranızdan günahsız kim ise ilk taşı o atsın diyerek tarihe geçen ilk thug life'ı yapar. Sonu çarmıhta biten bu kardeşimizden sonra ise ortaya Hira mağarasından koşa koşa inip eşi Hatice'ye, Musa'nın, İsa'nın Tanrısının kendisine de seslendiğini söyleyen Muhammed çıkar. Tüm bu isimlerin ortaya koydukları yasaların ortak özelliği ise iyi ve kötüye ancak ve ancak Tanrının karar verebileceğidir. İnsan ise bunlara mutlak surette uymalıdır. Gel zaman git zaman, çamaşır makinesinin devir sayısını ona katlayan insan zihni yavaş yavaş bu kadim anlatıları mantıklı bulmamaya başlar. Akıl her şeye egemen olur. Onun açtığı yolda kendisini, diğer canlıları ve evreni daha iyi anlamaya başlar. Pos Bıyıklı'ya ise Tanrının öldüğünü ilan etmek düşer. Ama o, bundan daha önemli bir noktaya işaret eder: Tanrının ölümünün bırakacağı boşluk acilen yeni değerlerle doldurulmazsa insanlık nihilizm bataklığına saplanacaktır. Böyle oldu mu artık siz karar verin. Geldiğimiz noktada artık iyi ve kötü kavramlarının göreceli olduğunu biliyoruz. Öldürmek kötüdür ama savaşta iyidir; çalmak kötüdür ama açsan iyidir; Türkiye'de çıplak dolaşmak kötüdür ama Afrika'nın ilkel bir kabilesinde ise giyinmek kötüdür... Peki ensest? Buna evrimsel açıdan yaklaşabiliriz: ensest ilişkiden doğacak çocukların genetik rahatsızlıklara uğrama ihtimali oldukça yüksek olduğu için kötüdür. Bu tarz ilişkiye girenler çocuk yapmayacaklarını belirtirlerse peki? Teolojik açıdan bakabiliriz: Tanrı bunu yasaklamıştır. Ama önce hangi Tanrıdan bahsettiğimize karar vermeliyiz. Yehova'dan bahsediyorsak, Lut ile iki kızının cinsel ilişkisini nereye koyacağız? Diğer semavi olarak addedilen dinlerin tanrılarından bahsediyorsak, insanlığın ilk yaratım olayında, yani Adem ile Havva'dan soyun gelme sürecinde, ensest ilişki söz konusudur. Toplumsal normlar buna engel olur diyebiliriz. Sonuçta toplum uzun yıllar sonucunda belli kabulleri sözlü kural haline sokar. Bunlar sayesinde toplumun sağlıklı gelişimi, huzuru ve devamı sağlanır. Ancak, yine çocuk yapmayı düşünmeyen ensest ilişki içinde bulunan insanlara, bu olayın evrensel şekilde yasak bir şey olduğu ne kadar açıklanabilir, yine muamma olarak kalıyor gözüküyor. Sade'nin kitabında baba, kızını küçüklükten beri kendisine hazırlamaktadır; bunun için onu her açıdan manipüle ederek kendisine tapar hale sokar. Yani kitap özelinde, bu ensest ilişkide köken itibariyle sağlıksız ve hukuksuz bir durum söz konusudur. Öte taraftan, bildiğim kadarıyla Batı'da kuzenler arası ilişki de ensest kapsamındadır ancak bizim toplumumuzda sıklıkla kuzenler evlenir hatta eskiden bu tarz evlilikler daha cazip görülürmüş. Yanlış anımsamıyorsam dinen de kuzenler arası evliliğe mani olacak bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, biliyoruz ki bu tarz evliliklerden doğacak çocuklarda genetik hastalık oluşması yüksek ihtimaldir; bu açıdan tanımı itibariyle her şeyi bilen Tanrı'nın bu bilgiyi es geçmiş olması mı söz konusudur yoksa bunda da bir hikmet var mıdır? Ya da Tanrı da çocuk yapmadan ensest ilişki içinde bulunacak insanları düşünerek böyle bir açıklık mı bırakmıştır, bilemiyoruz. Sade'nin kitapta kızına aşık kahramanı, bedensel hazza dayalı mutluluk argümanını öne sürer. İnsanların ihtiyaçlarını karşılayarak haz duymasının tek evrensel gerçek olduğunu söyler. Bir açıdan haklıdır; çünkü her insan için beslenme, içme, cinsel ilişkiye girme, boşaltım sistemi süreci ortaktır. Bunların hepsini yerine getirirken insan haz da duyar. Ancak haz duymak, illa abuda kalkarak sıçmamızı, yarasa yememizi, sidik içmemizi, ensest ilişkiye girmemizi de meşru bir seçenek kılar mı? Son olarak, Sade'nin edebiyatçı yönü çok zayıf. Bundan dolayı okurken insan sıkılabiliyor. Yani, sağlam bir kurgu beklemeyiniz. Aklında belli hassas konular ve bunun üzerine sorgulamaları var Sade'nin ve bunları yüzeysel bir kurguyla anlatmaya çalışıyor. Kitapta, açık şekilde cinsel anlatım bulunmamaktadır ve Sade, ensesti övmüyor. Aksine bunu yapan karakteri ve olayı olumsuz sıfatlarla niteleyerek cümle içinde kullanıyor. Keyifli okumalar..
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
asil yaşayan bir yorumu yanıtladı.
Kütüphaneleri kitap almak ya da okumak için kullanıyor musunuz? Kütüphaneye en son kitap okumak için gittiğimde tek ben okuduğum için ders çalışan insanların suçlayıcı bakışlarıyla karşılaştım da..
·
62 yorumun tümünü gör
Maşallah Eylül KAYA NAİR
malesef herkes aynısını yapmıyor.ibb ye ait kütüphanelerde 3 adet diyorlar.halk kütüphanesinde genelde 1 diyorlar sonra sayıyı arttırıyorlar.sanırım güven duymadıkları için bu uygulamayı yapıyorlar.sahaflarda halk kütüphanelerine ait kitaplara rast geliyordum.bu durumu düşününcede haklılar.
asil yaşayan bir yorumu yanıtladı.
Bilirsiniz nedir vatan, millet, memleket? Bilmezsiniz. Bakarsınız suratıma şapşal şapşal. Bir vatan, bir millet ve bir memleket değildir peynir ekmek. Bir vatan, bir millet, bir memleket; bir vatan, bir millet ve bir memlekettir. Lazım akıtmak topraklarına vatanın, mübarek kanlarımızı. Ama bu kan olacak kaynamış bir kan.
Murtaza, Orhan KemalSayfa 129 - Everest Yayınları
·
1 yorumun tümünü gör
1965 yapımı müşfik kenterin canlandırdığı filmini de tavsiye ederim.

Okur takip önerileri

Mavi
@seablueasil yaşayan ile benzer
Sercan Yıldırım
@src751asil yaşayan ile benzer
Nâifî ⸙
@pinhan_satirlarasil yaşayan ile benzer
Daha fazla göster
asil yaşayan bir yorumu yanıtladı.
304 syf.
·
7 günde
·
6/10 puan
Nerden nereye!!! “Kahraman Tazeoğlu” kendi deyimimle “ergen tripli kız yazarı…” Onun yazdığı bir kitap… Aldım elime okumaya başladım. Daha ilk sayfadan saçma sapan aşk cümleleri… Öyle abartı öyle sıradan öyle pespaye ki aşkın hiçbir duygusunu size yaşatamıyor. Okudukça nefesim daralıyor. Biraz sayfa geçtikten sonra öyle saçma sapan cümlelerden midemin bulandığını hissediyorum. İçimden kitabı yarıda bırakmak geliyor. Ama kötü bir özelliğim var: “Bir kere bir kitabı okumaya başladım mı kesinlikle okumadan bitiremem. Bitirmek için çabalıyorum, ya diyorum kendi kendime: “Eğer ben bu kitabı bitirirsem kendime ödül vermeyelim.” Ne ödülü? Bu saçmalığa kitabın sonuna kadar katlanmak çok devasa bir sabır ister çünkü. Bende kendime devasa sabır ödülü vereceğim. Neyse ortalara doğru biraz açılıyor kitap. Hafif okuyası geliyor insanın, sonra yine bayıyor. Ya bir kitap bu kadar mı basit olur? Hadi bu kadar basit olurda neden bu kadar satılır? Yazar sadece şunu yapmış çok basit bir olay örgüsü bulmuş. Genç bir kız Bukre bir adama âşık olur, adam sonra albüm çıkarır. Şöhret olur. En sonda Bukre’yi aldatır. Tabi Bukre’nin de çok samimi bir arkadaşı vardır. Bukre de onunla evlenir. Yazarın tek amacı herhalde bu olay örgüsüne aşk cümleleri sığdırmak olmuş. Gerçekten de kitap tamamen böyle doldurulmuş. Bir olay bulunmuş kitabın çeyreğinin çeyreği olay örgüsü kaplamış, geri kalanı ise “facebookluk” aşk sözleri. Ne diyelim facebookluk bir kitap deyip geçmek lazım ama bazı yerlere değinmem gerekiyor. Öncelikle kitabın başkahramanı Bukre. Kitapta Bukre sürekli aldatılan kız. Acısı her zaman kutsanan kız. Kitabın cinsiyete göre okunma oranına baktım. Yüzde 85 kızlar okurken yüzde 15 erkeler okumuş. Yaş oranına göre de 14 yaş ile 24 yaş arası okuyucu kitlesinin yarısını oluşturuyor. Yani kitabın genel okuyucu kitlesi genç kızlar. Muhtemelen birçoğu Bukre gibi aldatılan kızlar. Kitaptaki acıyla beraber kendi acıları ile duygudaşlık kurdular. Bu şekilde kitapta kendilerini buldular. Fakat ortada bir sorun var: Bukre denen kızımız kitabın başında sevgilisi olan bir genç kız. ( Muhtemelen liseden yeni mezun olmuş, üniversiteye hazırlanan bir genç arkadaş.) Kitap başladığı gibi sevgilisi kendisini aldatıyor. Hemen akabinde de sevgilisinden ayrılıyor. Daha iki sayfa geçiyorsunuz. Bukre hanım karşısına çıkan ilk erkeğe âşık oluyor. Oysa kitabın başında Bukre’nin acısı ve sadakati o kadar kutsanmış ki. Hâlbuki daha bir gün bile geçmeden başka birine âşık olacak kalp taşıyor. Allah’ta karşına onun gibi birini çıkarıyor. Bu yeni bulduğu kişi de onu aldatıyor. (Tabi Bukre yine aşk acısı çekiyor. Sevgilisinden ayrılıp bir gün sonra yeni sevgili bulunca, o sevgiliden ne bekliyor acaba? ) Sonra aradan yıllar geçiyor. Bukre bütün gençliğini böyle insanlarla heba ediyor. En son da ona yıllarca iyiliği dokunan yakın arkadaşı ile yaşlanınca evleniyor. Genelde herkes gibi yapıyor. Namuslu insanı en son evlenmeye bırakıyor. Ama kitapta böyle oluyor da gerçek hayatta pek öyle olmuyor. Bütün ömrünü namussuz kişilerle heba ederken Allah daha sonra karşına namuslu birini çıkarmıyor. Namuslu sevince namuslu seviliyorsun... Oda tek aşkını beklemekle eş ruhunu bulmakla oluyor. Maalesef günümüzdeki gençliğimizin durumu bu. Sürekli yeni sevgili bulup sonra aşk acısı yaşamak. İnsan ömründe kaç defa âşık olur ki? Böyle bir aşk hikâyesinin ülkemizdeki lise gençliği tarafından baya okunması üstüne üstlük bir de Bukre denen şahsın kızların kahramanı olması. Geleceğimiz acısından beni düşündürüyor. Başka bir problem ise bu kadar köklü bir edebi geleneğe sahipken, hangi ara böyle saçma sapan aşk sözlerinin kutsandığı bir döneme geldik. Yani merak ediyorum hangi ara “mende mecnun’dan füzun aşıklık istidadı var aşık-ı sadık menem, mecnun’un ancak adı var.” “Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır” Gibi dizlerden hangi ara “MÜSAİT BİR AŞKTA GÜLECEK VAR” “Eğer bir intikamsa bu, evet! Seni gözlerimden siliyorum...” Gibi sözlere geldik. Haliyle sözleri böyle pespaye olan aşkların kendisi de pespaye oldu. Dedik ya nerden nereye!!!
Bukre
6.3/10 · 18,6bin okunma
·
53 yorumun tümünü gör
kitap adı altında ağac katli yapandan inan tek cümle bile yok...
asil yaşayan yorumladı.
Kendisine bir şeyler ithaf etmeyi sevmiyorum farklı tepkiler aldığım için , ama elden bir şey gelmiyor, saçmayla ilgilenen tek kişi halen
Osman Y.
. O düşünsün o zaman, saçmaya dair işlenen bu suçun ceremesini. Saçma şeyler yapmadan da saçma olabilir mi insan? Ya da saçma şeyler yazmadan da? Aslında hayatımızda karşılaştığımız tüm saçmalıklar, saçma olmak için bir gayret sarf etmeyenlerden çıkmaktadır. "Bu da ne yahu?" diyecek bir çok olayla karşılaşırsınız, günümüz Türkiyesi'nde yaşıyorsanız ve hala yahu kelimesini kullanan biriyseniz. Her gün gazeteye ya da internete baktığınızda, ya da işte Survivor'dan fırsat bulup haberlere göz attığınızda onlarca şey görürsünüz daha önce aklınıza bile gelmeyen. Başta dramatik, hüzünlü ya da sadece komik gelen bu şeylerin saçma da olduklarını kavrarsınız bir süre sonra. "Böyle bir şey olabilir mi başka bir ülkede" diye kendi kendinize söylenmişsinizdir elbette. Sonra paylaşırsınız bir şekilde, elinizle ya da dilinizle. Sonra da unutursunuz. En önemlilerin unutulduğu bir dönemde, en saçmaların unutulması kaçınılmazdır haliyle. Bu kadar saçmanın olduğu bir yerde, saçma bir şeyler üretmek için çaba göstermek da aşırı saçma gelebilir. Öyle olduğu için yapıyorum zaten ben de. Normal şeyler normal insanlar mottosuyla başlardım bu işe, eğer normal bir şekilde dergi filan çıkarsaydım. Normal olduğumu iddia etmedim ama ben hayatımın hiç bir döneminde. Tutarsızım ben ve şu an bile bunun gururu ile yaşıyorum normal olarak. Benim tutarsızlığım belki de aşırı normal olmamda. Delilik ile dahilik arasındaki sınırın negatifinde yaşıyorum ben kara kara. Saçmalık ve normalliğin arasındaki sınır benimki. Ama orada bir sınır olduğundan bile haberdar değilim. Birisi bir metin içinde birinci tekil şahsı ne kadar çok kullanırsa, o kadar ukala olduğunu anlayabilirsiniz. İşte ben de saçmalığım konusunda ukalayım epey. Tevazu gösteremem hiç, kelimenin nasıl yazıldığından emin olmasam da. Ama saçma insanlara kimse bulaşmaz zaten, onlar istediklerin de birleşik yazılan de'leri ayırır, gerektiğindede tekrar birleştirir. Delidir ne yapsa yeridir der eski toplumlar, ya da az gelişmiş yaşam formları, en sevdiğimiz bilim kurgulardaki uzaylıların deyişiyle. Sever böyle toplumlar delileri. Saçmaları değil ama delileri. Onlar kendilerinin içinden gelen çıldırma isteğine gem vurmuşlardır yüzyıllar boyunca ve serbest bırakanları görmek hoşlarına gider. Acımayla karışık bir kıskançlık vardır içlerinde hep. İnsan kıskanan hayvandır , her şeyi kıskanır. Normalde serbest bıraksam sizi şu an, yarım saatte gördüğünüz her şeyi kıskanabilirsiniz. Kendini çok üstün zanneden batılı toplumlardan, tüm egolarından arınmış tibetli rahiplerden de olsak, ya da arap şeyhi, amerikan başkanı veya türk memuru olarak kalsak yine de kıskanırız her şeyi. Özümüzde var çünkü. Sadece bazılarımız bunu dışarı vurmamak üzere fazla çalışmıştır. İşte normalde o delilerin bizi kıskanması gerekirken, biz kıskanırız onları etrafa fark ettirmeden; özgürler çünkü. Ben ama, negatifinde yaşıyorum o sınırın normalde. Kimse saçmayı kıskanmaz. Herkes anlatır ve unutur. Kimse saçma olmak istemez çünkü. İşte her gün her yerde gördüğümüz, o olaylara dahil olmak istemez. Anlatılmak istemez böyle bir şekilde. Hatta böyle insanlar için çeşitli yakıştırmalarda bulunur. Geri zekalı, beyinsiz, öküz, işte insanların kendilerinden olmayana verdikleri isimler. Kendilerinden olmayana, ya da anlayamadıklarına. Anlamak için çaba göstermediklerine. Saçmaları demiyorum, diğer çaba göstermedikleri. Kısaca her gün kötü bir isim taktığımız insanları düşünürsek, anlarsınız kim olduklarını. Herkes için farklıdır çünkü. Ama saçmalar herkesin ortak paydasıdır. Herkes için gerizekalıdır onlar. Beraber gülerler olayın içinde kendileri yoksa saçma olan şeye. Ve beraber unuturlar sonra. Sonra, sonra tekrar birbirlerine sataşmaya başlarlar. İşte bu yüce ve uhrevi düzen içinde saçmaların çok büyük önemi vardır dersem, saçma olurum biliyorum. Çünkü bir işe yaramazlar, yaramayız biz. Sadece bir durumdur saçmalık, maddenin gizli hallerinden biridir. Madde saçma hale girince şekli bozulur. Bulanık bir duruma geçer. Ayırt edilemez fazla. Zaten insan o hali görünce inanamaz başta. Olmaması gerek der böyle, sonra saçma diye geçiştirir. Tarih boyunca yaşanmamış kabul edilen her şey saçmadır. Bu da saçma bir argüman olduğu için örnek vermek istemiyorum. Çok açıldığımın farkındayım her şeye rağmen, o yüzden baştaki soruya geri dönüyorum. Saçmalıklarla dolu bu dünyada saçma olmak için gayret göstermek niye? Başım göğe mi eriyor? Saçma ile ilgili daha kimsenin fark etmediği bir nobel ödülü mü var? Bilmiyorum. Verilecek en iyi ve en saçma cevap bu olurdu. Yani bence saçma, insanın kendine yakışanı yapmasıdır, daha apolitik ve seyirci/okuyucu/dinleyici odaklı bir cevap ama benimki değil. Benim tek cevabım var, o da bilmiyorum. En sevdiğim ve bir yerlerden kaçarken hep yanıma aldığım cevap. Bir şeyi bilmemekle gurur duyan belki sadece benim. Ama seviniyorum bilmediğim için. Her şeyi bilen insanların bu kadar çok olduğu bir dünyada, saçma olanlar dahil, hiç bilmemek ayırt edici bir özellik belki de. Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp diye atasözleri ile bana saldırıda bulunmaya çalışan insanlara bile cevap verebiliyorum böylece. Bilmiyorum, bu saçma dünyada neyi öğreneceğimi. Bilmiyorum burada ne kadar kalabileceğimi. Bilmeme gerek olmadığını düşünüyorum hiç bir şeyi. Saçma olmak hoşuma gidiyor, normal olsam da. Tutarsız diyebilirsiniz bana , öyleyim de ama neden saçma sorusuna verilecek tek cevabım bu: Bilmiyorum.
·
5 yorumun tümünü gör
2
5
46 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
Kullanım ŞartlarıGizlilik PolitikasıTopluluk KurallarıHakkımızdaReklam VerinİletişimDizinler
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42