Yasin, hiçbir şey yapmayacak ve durmaya devam edecekti. Ölene kadar. Sonra biraz da orada duracaktı. Toprağın altında. Sonra da yok olup gidecekti. Hiç gelmemiş gibi. Dünya üzerindeki bütün insanlardan farklı olarak. Çünkü bütün insanlar bir şeyler yapmış, yapıyor ve yapacaktı. Hatta öldükten sonra bile. Bazıları cennete gidecek, bazıları doğaya karışacak, bazıları da yeniden doğacaktı. Kimse Yasin kadar yok olup gitmeyi göze alamıyordu. Kimse, bir iz bırakmadan kaybolmaya cesaret edemiyordu. Dünyadan gelip geçtiklerine birilerinin tanıklık etmesi şarttı. Varlıklarını süslemek için. Yasin hariç, herkesin, içine gömüldüğü bir piramidi vardı. Öyle ya da böyle, herkesin bir ölümsüzlük planı vardı. Ama Yasin fazla ölü görmüştü. Hayatı boyunca bir savaş alanında yaşamış gibi. Dünya üzerinde hayatta kalan son insan kadar ölü görmüştü. Belki de bu yüzden yok
olup gitmekten korkmuyordu. Var olmaktan
yeterince korktuğu için ...
O günden sonra Derda, hücre hücre öldü ve gün gün yaşlandı. Çünkü derdi korku değil,
korkuyu beklemekti. Ve korkuyu beklemek,
korkudan beterdi. Bir zamanlar, birinin yazdığı
gibi ...
Aklının başında olduğu anlardan birinde, hemşirenin biri ona sordu:
"Nasıl olduğunuzu öğrenmek ister misiniz?"
Veronika, "Nasıl olduğumu zaten biliyorum," dedi "Ve gövdemde sizin gördüğünüz değişiklerle hiç ilgisi yok olanların. Olan her şey ruhumda oluyor."
Hemşire konuşmayı sürdürmeye çalıştı ama Veronika uyuma taklidi yapmayı yeğledi.