• "Biri diğerini tamamladığı için din ve bilim arasında gerçek bir karşıtlık olması mümkün değildir."
  • 152 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Nesnelerle örülü bir dünyanın içindeyiz de hala şeylerin tam tanımını yapabilmiş değiliz. Bir sürü çıkarımda bulunmuşuz ama öğrendiğimiz her yeni bilgi maddenin yapısını değiştiriyor. Hele kuantum dünyasının yasaları. Onları anlamaktan hala çok uzağız ve bu nano dünyadan bir makro dünyaya nasıl geçtiğimizi bilmiyoruz. Bir plank sabiti mesafede duran gerçekliği hala yakalamış değiliz. Madde ile ilişkimiz bir şekilde dünya ve insanla olan ilişkimizi şekillendiriyor. Bir düşünün çağlar boyunca atom madde ve yapısı hakkında bildiklerimiz değişti ve bir kitabın başlığı gibi katı olan her şey buharlaşmaya başladı. İnsan ilişkileride öyle; daha önce katı kurallar vardı cadı avları erkek kimliği LGBT ye bakış acımız gibi. Toplumsal baskı birçok konuda Newton kanunları gibiydi kanundu yani; oysa kuantum bunu tamamen değiştirdi tabi toplum kurallarıda bu değişimden nasibini aldı. Dolayısıyla madde ile olan flu çizgimiz artık toplumsal olaylara bakışımız gibi; her şey flu. Sınırlarımız daha az belirgin. Ama sözcükler bizim sınırlarımızı çizgimizi birbirimize aktarmanın bilinen en etkili yolu. Aynı kelimeler roman yazarken hipotezler oluşturup kanunlarda koyuyor ve biz bazen sözcüklerin dünyasına kısılıp kalıyoruz:

    “Ruhun belli derinliklerinde sıradan sözcüklerin hükmü yoktur... Sözcük, gerçek hayattaki bir kişiyi izleyip ve sonra onun jestlerini aynada takip ederek hissettiğim aptallığa, rüyalarımdaki çağlayanlara eşlik eden kararsızlığa ve ardından belkemiği üzerinden uğuldayarak gelen unutulmaz korku anına ya da daha önceden bildiğim tuhaf kristal küreler dekorunun içinde yer aldığı saydam sise dair bir şey içermeliydi.”

    Tıpkı bedenimize sıkışmış ruhumuz gibi bizde eşyaların ne olduğu belli olmayan dünyasına sıkışmış durumdayız. Onlarla birlikte bir dünya yaratıyoruz. Anılarımız bile onlarla hatırlanır oluyor. Eski bir mektup, pul, yüzük, bir broş ve elbisenin parçası havada salınan sevdiğimizin elini hatırlamamıza sebep ya da saçının rengi sıkışmış bir toka bizi o anlara götürmeye muktedir. Eşya ile olan bağımız bazen parasal olsa da çoğu zaman duygusal. Bir eşyanın kaybı onunla ilintili bir sürü anının yitimi gibi yakıyor canımızı. Bir aşk ile bağlıyız bazen nesneye. Arzunun yitik nesnesini ikame eden bir tarafları var bütün nesnelerin:

    “Akıl almaz ama yine de gerçek her hatıra, benden tam bir dikkat talep eder. Keskin bir sancı gibi, tüm küçük rahatsızlıkkarı, bir araya konan yastıkları, bir hapın acı tadını arka plana iter ve tüm kuşkularımı, tüm kaygılarımı kuşatarak, benden eksiksiz, olabildiğince küçük ve belirsiz bir dikkat talep eder. Çünkü het hatıra, kelimenin en yoksul anlamı ile biriciktir: Bı yalnızca hayatımdaki olayların, kesin karakteriyle değişme şansından ve bu kesinlikten en küçük bir sapma olasılığından yoksun her bir olayın, doğrusal bir şekilde dizilmiş olması demektir. “ Bu senin hayatın başka hiçbir şey değil,” der; bu cümle, ışıklarını ve renklerini sızdırmayacak şekilde sımsıkı kapatılmış, sıradanlığının kesin imgesi dışında hayatın hiçbir şeyi çekip almasına izin verilmeyen bir dünyaya duyulan özlemle dopdoludur; bu cümle, yalnız olmanın ve yalnızlığın, önemsizliğin ve çoraklığın dünyası içinde sınırlanmışlığın melonkolisini anımsatır.”

    Müzeler bu yüzden var sanki; eşya ile kurduğumuz fetiş ilişkinin mabedi olarak. Buralarda bulunma sebebimiz bir muamma belki de ya da makul tüm sebepleri sıralamakta mümkün. Düşünün odanıza mahkum bir hayatınız korkunç acılarınız var ve dış dünya ile ilişkiniz kelimeler ve görsel olarak gördüğünüz şeyler. Bu noktada neler yapardınız kısacık hayatınız içinde. Bir de dahi iseniz işiniz daha da bir zor olurdu. Gerçekliği sorgular madde ile olan ilişkiyi başka bir boyuta taşır fetiş bir ilişki gibi görünen erotizm yaratır ve eriyen bedeni ile yabancılaşır ve onu terk etmenin yollarını arardınız. Yazar da bunu yapmış doğrusu gerçekliğini sorgulamış:

    “Gerçeklik duygum neyden oluşuyor? Bir sonraki rüyamı görene kadar bu hayatı yaşayacağım. Mevcut anıların ve acıların ağırlığı üzerime çöküyor ve ben onlara direnmek istiyorum, onların asla uyanamayacağım uykularına dalmak istiyorum. Şimdi gerçeklik ile boğuşuyorum. Çığlık atıyorum, uyandırılmak için yalvarıyorum, başka bir hayata, gerçek hayatıma uyanmak için yalvarıyorum. Doğru, hem de güpegündüz ve ben nerede olduğumu biliyorum, hayatta olduğumu biliyorum, ama kabusta olduğu gibi, eksik olan bir şey var. Boğuşuyorum. Çığlık atıyorum. Sarsılıyorum. Beni kim uyandıracak? Çevremi saran şu mutlak gerçeklik beni dibe çekiyor, batırmak istiyor. Beni kim uyandıracak? Hep böyleydi. Hep. Hep.”

    Ölümün soğuk nefesi ensesinde hayatını baharında (28 yaşında ölmüş) olan bir dahi iseniz bu ve benzeri cümleler kurar mıydınız bimem. Ama yazar bu kısacık yaşamının on yılını yatakta geçirmiş olmasına ve hayatla ilgili çok az tecrübesi olmasına rağmen bir baş yapıt yazabilmiş. Kendi döneminin çok üzerine çıkarak. Romantik akım etkisindeki bir Avrupa ve savaşı eşindeki Avrupa’yı tahmin ederek bize, bu yüzyıla seslenmiş.
  • Yabancı
    Yabancı Dikbaşlılar-Bilimi ve Dünyayı Değiştiren 52 Kadın'ı inceledi.
    312 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Öncelikle Ben Bir Lise 10. Sınıf Öğrencisiyim. İleri de Fizik Eğitimi, Matematik Eğitimi ve Felsefe Okumak İstiyorum. Bunun Yanında Bir Bilim insanı olmak en büyük arzum. Ancak Eğitimimi aldığım toplum, kültür, çevre benim umutlarımı her geçen gün kırmakta... Sistem benim de diğer öğrenciler gibi test çözerek, düşünmeyi engelleyerek ve susarak bir ömür geçirmemi istiyor. Ben Hayatımı sadece bilgi peşinde koşarak kütüphanelerde çürütmek istiyorum. Varlığımın sadece Kitaplar Ve Bilim Olması Gerektiği Fikrindeyim!

    Bunlardan neden bahsettim çünkü bu kitapta da Kadın Olup Harvard Üniversitesi’ne alınamayan,
    Massachusetts Teknoloji Enstitüsü(MIT) alınamayan, Yaptığı çalışmalar çok değerli olsa bile kadın olduğu için Nobel Ödülü Alamayan ya da tamı tamına 30-35 yıl sonra ödül alan BİLİM KADINLARI’ndan bahsediyor. Evet dünya da benim gibi bilim insanı olmak isteyen gençler için örnek teşkil eden bir sürü bilim adamı var ; Richard Feynman, Max Plank, Carl Sagan, Stephen Hawking, Nikola Tesla vb. Ancak Çok ama çok az kadın bilim insanı biliyoruz.
    Kitabı okurken : Aaaa kemoterapiyi ilk defa bulan bir kadın mı? Periyodik Tablo’daki son doğa da bulunan elementi keşfeden bir kadın mı? olduğumu itiraf ediyorum.
    Kitap benim ufkumu açtı. Bundan dolayı çok minnettarım.