• Yazar: özlem
    Hikaye Adı : Oblivion
    Link: #31185532
    Müzik Parçası : Oblivion

    Saat gecenin üçü. Gece dahi uykuya dalıp beklerken sabahı ve muhakkak ki biriktirirken ışığı, varlığım yağmur tanelerinin misafir olduğu bir pencerenin ardından dünyayı seyrediyor. Görebildiğimce ve gözlerimden ruhuma süzülebildiğince yaşamı…
    Oysa ne çok tortu var, yağmurların bile aklayamadığı…

    Oturduğunda pamuk tarlasına alabildiğine uzanma hissini veren koltuğumda, elimde bez bebeğimle bu saat olmuş düşünüyorum. Uykunun huzurlu halinin ses ve nefes olduğu sesler eşliğinde. Elimde bez bebeğim; gün ışıyınca, dinlenince, ışık taneleriyle verilmeyi bekleyen…
    Gözleri tamam.. iki küçük zeytin tanesi.
    Saçları ise renksiz, ne uzun, ne kısa..
    Yüzü bir çocuğu mutlu edebilecek kadar mutlu!
    Yanakları bulutsu bir kiraz renginde.

    Ama bir şey eksik bu ifadede, mutluluğun dokunduğu bir şey…
    Gülüşünü, acısını, duygularını simgeleyen; dudakları.

    … Elime iğne ipliği alıyorum bir ifade, belirginlik oluşturabilmek için. Mutlaka güleç olmalı. Onu gören her çocuk gülüşünün gölgesinden dahi uzak bulmamalı bebeği.
    İğne ipliği elime alıyorum ki;

    O çok eskiyen ve yenisine lüzum görmediğim televizyonum açılıyor birdenbire.
    Minik sarı bir kutu, haberlerde duruyor!!
    Dünün özeti, dünlerin özetini sunuyor...
    Bugünü.
    Günün ışığına seslenen haliyle…

    Şöyle diyor, haberleri sunan spiker kadın cızırtılar ve altyazısında siyasetin, polemiklerin ve elbet magazin bülteninin eksik olmadığı yayın karesinde...
    En fazla 3 dakika ve süre başlıyor:

    “ . Ağrı'da dedesiyle bayramlaşmak üzere ailesiyle birlikte köye giden 4 yaşındaki Leyla Aydemir kayboldu Sayın Seyirciler.
    18 günlük arama çalışmalarının ardından dün kötü haber geldi; Leyla dere yatağının ağzında yüzü suya dönük olarak ve sırtında şiddet izleriyle bulundu. Otopsi raporları aç bırakılarak öldüğünüde göstermekte.

    . Ankara'nın Polatlı ilçesinde 22 Haziran günü kaybolan Eylül Yağlıkara ölü bulundu. Otopsisinde vücudunda kesici delici alet izlerine rastlandı, cinsel istismar sonrası boğularak öldürüldüğü de belirlendi. Katil zanlısı, Eylül'ü arama operasyonlarınada katılmıştı. Sezdirmedi ki büyük bir başarı ve unutmadan Sayın Seyirciler, kendisi şu an hapishanede.

    Korkmayın.. Yakında çıkar.

    . 12 yaşındayken dayısının oğlu tarafından kaçırılan ve alıkonulduktan sonra 18 yaşına girmeden iki çocuk sahibi olan Pelda, kalbinden vurularak öldürüldü. Pelda'nın hayalleri vardı, hepimiz gibi.. Öğretmen olmak istiyordu. Ama annelik zorla da olsa bir nevi öğretmenliktir değil mi? Okumaya ne gerek var...

    Evet seslerinizi tüm o kuru gürültüsüyle duyuyorum.



    Bir saniye.. Magazin bültenine bağlanıyoruz.
    SON DAKİKA!!!

    “ Ünlü Model, yurtdışından şu saatlerde uçakla dönüyor Sayın Seyirciler. Nefesler tutulmuş. Tüm duygularımız, insanlık dahil konuya yoğunlaşmakta.. Kendisi " İ " dizisinde toplumumuzun ahlak, kültür ve etnik yapısını karalayarak yükselen ve içi çürümüş bir güzellikle ve tabii bizimde yücelttiğimiz ve yitirdiğimiz değerlerle; öldürülen ve haberlerini sunduğum çocuklara destek için burada olduğu söylüyor.
    .. Yoğun olmasaydı muhakkak o topuklu ayakkabıları, çocuklarımızın öldürüldüğü, tecavüz edildiği ve çamura bulandığı topraklara ulaşırdı…
    Ama destek oluyor değil mi?
    “ Reklamın iyisi kötüsü olmaz. “

    Bize böyle öğrettiler ve biz de ellerine sağlık demekten geri durmadık. Her neyse Sayın Seyirciler; Modelimiz gelene kadar haberimize dönelim..


    1 dakika 1 dakikadır..



    Biraz geçmişe gidelim diyorum ve kesinlikle,
    derinleşmeden tabii...

    . 2016 yılının Ekim ayında evinin önünde oynarken kaybolan Irmak Kupalı, komşuları Himmet Aktürk tarafından tecavüze uğradıktan sonra vahşi bir şekilde öldürüldü. Himmet Bey (!?!) şuan nerede? Ne durumda? Tahminleri zorlayın.. Himmet Bey, o masum kişiliklerden biri, hangi güzel ve huzurlu gökyüzünü solumakta?

    . 31 Mayıs 2017 günü evden çıkan (6) yaşındaki Eylül'ün cesedi terk edilmiş bir inşaatta, bir bavulun içinde bulundu; tecavüz edildikten sonra boğazı sıkılarak öldürüldü. Ve dikkat edin buraya.. Boğazı sıkılarak… Acaba cezasında bu bir anlık öfke ve tabii pişmanlık, ne kadar indirim sağlar??
    Eylül mü? Sanıyorum ki kemiklerinin tozu kalmamıştır…
    Ailesine hiç girmiyorum, konumuz derinlik değil!!

    Tüm çocuklar dahil ve Bey'den ayrı " Çocuklar "lafım için; siz genel olarak kabul edin...
    Özür dilerim.


    Saniyeler kaldı... ve lütfen kahvelerinizi, çaylarınızı yudumlayın.

    Boş gitmez.

    “ Yardımcı olacaktır seyrinize. “


    Vee.. yeni haberler var elimizde…
    Son dakika diyebilir miyiz Seyirciler???

    " Arkadaşlar, 1 dakika daha lütfen!! "

    … .Hatay'ın Hassa ilçesinde, dün amcasıyla kaynaktan içme suyu almaya gittiği Amanos Dağları eteklerinde kaybolan, konuşma engelli Ufuk Tatar'ı (6) arama çalışmaları aralıksız olarak devam ediyor. Tüm ilçe merkezinde ve köylerdeki camiilerde Ufuğun kaybolduğu gün üzerinde bulunan kıyafetler tarif edilerek anons edildi.

    . Diyarbakır'da 14 yaşındaki bir çocuk, hayvan otlattığı sırada kayboldu. Kayıp çocuğu bulmak için ekipler seferber oldu. Ancak henüz bir sonuç alınamadı. Dikkat edin " bir çocuk " diye tabir ediyoruz.. Bize ulaşan bilgi bu ama biz ona yinede Yusuf Yılmaz diyelim.

    Bulunur maazallah..
    Suçlular cezalandırılmalı öyle değil mi?

    . Siirt'in Pervari ilçesine bağlı Güleçler Köyü'nde dün odun toplamak için eşekle yakındaki ormanlık ve dağlık alana giden zihinsel engelli 15 yaşındaki Salih Oral'dan haber alınamıyor.





    Neler oluyor sayın seyirciler?
    Neden bu haldeyiz?

    Çocuklarımız kaçırılıyor. Tecavüz ediliyor ve tecavüz edenin bir hakkı, cevabı varmış gibi serbest bırakılıyor. Kaç gün sürüyor acı? Bedelinde ne ödeniyor ki unutuluyor...
    Satılıyor.. Kişiliğimiz, ahlakımız, insanlığımız?

    Peki satın alan kim??

    Tecavüzcünün tezgahından uzak değil bu piyasa muhakkak.

    ...

    - Kestik –
    Cızırtılar..
    Kararan bir ekran, sonra tekrar açılan…
    Güleç yüzlü, yakışıklı bir spiker, özürleriyle kamera karşısına geçiyor.

    Tam açıklama yapacağı sırada yayın donuyor ve tuhaf olan o ki tüm bu haberin konusu eşliğinde; o magazin ve siyaset bülteninin üst karesi olarak çocuk resimleri ve kayıp ilanlarıyla..
    Spikerle sanatsal bir tablo gibi.


    Kapının telaşla çalışıyla irkiliyorum ve korkuyla kapıyı açıyorum. Zira biraz önceki televizyon rehavetini üzerimden atamadım..
    Kapının eşiğini tutmuş nefes nefese şunları söylüyor karşımda duran arkadaşım:
    - Özlem, duydun mu?
    Türkiye dahil Dünya'nın iletişim ağı çökmeye başlamış. Düzeltemiyorlar ve sorun bulunamıyor…

    Nasıl? Demeden.. bir çocuk geçiyor merdivenlerden..
    Apartmanda ise kaynağını nereden aldığını bilmediğim bir müzik çalıyor, sanki duyuru gibi… https://www.youtube.com/watch?v=oB-RS000NLs

    ... Çocuğa odaklanıyorum, müzik eşliğinde.
    Beni gören arkadaşımda bakışlarını ona çeviriyor yalnız baktığımız aynı şey mi bilmiyorum....

    Çocuğun bir ağzı yok, ne kız ne oğlan diyebilirim..
    Hafif kirlenmiş beyaz kıyafetlerin içinde ve gözleri iri birer zeytin gibi.
    Elinde de bez bebek…
    Sadece bir ifadesiyle…
    Bulutsuluğu düşmüş nar kırmızı bir iple örselenerek dikilmiş bir ağız ve dikkatle bakıldığında ise bir gülüşü andırıyor bebekte.


    Çocuk gidiyor başını çevirip ve ben bez bebeğime doğru koşuyorum.

    İğne ipliğin hemen yanındaki.

    Gülüş olmalı diyorum..
    İncitmeden, dokunmadan kırmızıya...

    Yapamıyorum…
    Onun yerine gülüşümü, sözlerimi, söyleyemediklerimi bez bebeğin tam ağız kısmına dikiyorum.

    Ve işte..
    Şimdi, tamam.

    ...

    özlem.



    ... Çocukların olmadığı bir gelecek inanıyorum ki yok ve gözlerim geleceğe, yaşamın tadını daha çok çıkarmaya yönelik değil muhakkak. Gelecek onlarla ve onların olsun kafi.


    Çocuklarımıza sahip çıkalım.
    Küçücük bir ihmal onları bizden alır...
    Bu, İnsanla İnsanın mücadelesi
    En çetin ve belki...
    En lekeli haliyle.

    Vaktiniz, varlığınız için teşekkür ederim…
    Sevgiyle kalın.

    ⚝⚝⚝

    → (Mutlaka bakmalı, bilgi edinmeli ve bu bilgiyi paylaşmalıyız: http://www.mynet.com/...lara-uyari-4242998-1) ←

    ⚝⚝⚝
  • Yazar: °°° Vaveyla °°°
    Hikaye Adı : Cinayet
    Link: #29444835

    Dışarıda yağmur yağmaya başlamıştı ve Deren yürüyordu yavaş yavaş rıhtıma doğru... Deniz kokusu yağmur kokusuyla karışıyordu... Derin bir nefes çekti Deren ama çektiği havayı vermek istemiyordu geri... Hayatın benden aldığı o kadar şeyden sonra ben ondan bir nefes almışım çok mu diye düşündü ve tuttu o nefesi içinde olabildiğince... Yanakları ıslanmıştı damla damla, maalesef yağmurun güzel damlaları değildi bunlar... Yağmur boşaltırken içini toprağa, Deren de başlamıştı bulutlarını boşaltmaya.... Bunca zamandır içine attığı sıkıntı çıkacak bir delik bulmuştu sanki ve o delikten gelen ışığı görüyordu... İşte bulmuştu ışığını gökyüzünden gürültüyle boşalan yağmurla beraber başlamıştı içindeki sağanak yağış... utanmıyordu şimdi yanından geçenlerden, kimsenin ne düşüneceğini sormuyordu kendine... Gökyüzünün aksine sessiz sedasız yaşıyordu fırtınasını bir ilkbahar yağmuruymuşcasına...
    Ağır ağır adımlarla yürüdü sahilde, bir bank buldu ve oturdu öylece düşündü kaybettiği şeyleri... Küçüktü daha küçücük babasını siroz hastalığından kaybettiğinde, henüz ortaokula bile başlamamıştı. Babasının hastalığına neden olan alkolü kullanmasın diye çay yapmayı öğrenmişti küçüklüğünden beri. Bir gün çayını demlemişti babasının özel kupasına koymuş getirmişti, yanına ilişip babasına vermişti çayı... Babası içerken gözünün içine bakıyordu, onu kaybetmekten ne kadar korktuğunu düşünüyordu, sığındığı limanın yıkıldığını düşünemiyordu. Birden aklına gelen düşünce ile babasına dönüp "Babacığım bana piyano alır mısın? Hem ben sana piyano çalarsam belki çabucak iyileşirsin" demişti. Babasının yüzüne buruk bir gülümseme düştü "Tabi ki alırım" diye cevap vermişti. Ama ne yazık ki hastalığının ileri derecede olduğunu ve piyano almalarının imkansız olduğunu söyleyememişti. Kızının saçlarından derin bir nefes alarak öpmüştü. Sonra ki gece ise iyice kötüleşip hastaneye kaldırılmıştı. Deren'in o küçücük yaşında dua etmekten başka bir şansı kalmamıştı, piyano istemiyorum sadece babam gelse yeter demişti ama maalesef babası gelememişti. O günden sonra çok çalmak istediği piyanoya da küstü babasıyla birlikte keyifle içtiği çaya da...
    O gittikten sonra herkese küsmüştü belki de....
    Kafasını kaldırdı, daldığı derin duygulardan sıyrıldı. Yağmur dinmişti. Şimdi sadece arkasında bıraktığı koku ve serinliği kalmıştı. Oturduğu banktan kalktı. Yavaşça rıhtımın en ucuna gitti, ayakkabılarını çıkardı ve denize doğru sallandırıp oturdu artık ne yerin ıslaklığı umrundaydı ne de başka bir şey... Çantasından ilaç niyetine taşıdığı kitabı çıkardı, sayfalarını çevirip okumaya başladı zaten bitmek üzereydi kitabı... Biraz okuduktan sonra hava kararmıştı artık harfleri zor seçmeye başladı derken gözüne takılan son cümle "Hayatın neresinden dönülse kârdır!" olmuştu. Düşünmeye başladı, bu aralar psikolojisi iyice kötüleşmişti. Kitabını kenara bıraktı, daha sonra ordan geçenler suya düşen birinin çıkardığı sesi duydu. Herkes toplanmıştı, kitabın sayfaları uçuştu son kez görüldü o dize "Hayatın neresinden dönülse kârdır!" işte en yakın yerinden dönmüştü hayatın. En güzel o kaybetmişti daha da kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı.
    İhbar üzerine olay yerine gelen polisler yakınlarına ulaşmak için çantadan telefonu çıkardıklarında ise son sözünü söyler gibiydi Deren "Vasiyetimdir, bin ahımın hakkı toprağa kalsın" diyordu ekranında.

    Ertesi gün 20 yaşlarında bir kızın denize atlayarak intihar ettiği konu olmuştu haberlere. Oysa ki arkadaşları biliyordu intihar değildi onunkisi bağıra bağıra gelen bir cinayetti. Hayatın Deren'e karşı işlediği bir cinayet...
  • Yazar: https://1000kitap.com/piruze
    Hikaye Adı : Kötü Kaybettik
    Link: #29326974

    ..82 yılının temmuz ayında,Urfa'da toprak bir evin damında bir bebek ağlıyordu.Annesinin ilk bebeği, kadın haftalardır uykusuz,bebek hiç susmadan ağlıyor ,kavurucu sıcakta daha da kavruluyor ciğerleri.Kürtçe bir ağıt yakıyor sanki. Misafir kadın "açlıktan ağlıyor olmasın bu " diyor.Anne tecrübesiz, bilmiyorum emziriyorum ama yine de hiç susmuyor diyor.Kadın yanındaki torununun dolu biberonunu dayıyor bebeğin ağzına, bebek kana kana içiyor sütü .Anne ve bebek haftalar sonra ilk kez uyuyorlar...

    Annemin sesiyle irkiliyorum "kızım sen beni dinlemiyor musun ?"
    Afedersin anne televizyona dalmışım.
    Yalan !!!
    Zihnimde binbir türlü düşünce,gittiğim yere varamıyorum, vardığım yerden dönemiyorum.Göğüs kafesim daralmış iyice,nefes alamıyorum.Sanırım havadaki oksijen miktarı azaldı artık, hep sanayileşmeden bunlar,lanet olası sanayi devrimi.

    4 yaşında bir çocuk,annesinin omzunda dünyanın yükü,karnında ayrı bir yük daha.Bir kardeşi olacakmış.Çocuk dar sokaktan aşağı iniyor,caddeye çıkıyor, annesi gelip alıyor onu"burası tehlikeli arabalar vızır vızır geçiyor inmeyeceksin bir daha buraya kapıda oyna"diyor.Annesinin işi var tekstil atölyesinden elişi almış parça başı boncuk dikiyor,omzunda dünyanın yükü karnında ayrı bir yük. Çocuk on dakika sonra tekrar yola iniyor.Annesi caddeye gelip bağırıyor "ben sana bir daha buraya inmeyeceksin demedim mi ? Senin peşinde mi gezeceğim bütün gün yoksa iş mi yapacağım "döve döve çıkartıyor çocuğu eve.Annesinin derdi var tek göz odada, banyo mutfak aynı yerde ,omzunda dünyanın yükü, karnında ayrı bir yük.Çocuk iniyor dar sokaktan aşağı, dünya umrunda değil. Annesi tutuyor kolundan tekrar eve çıkartıyor ve tuhaftır hiç bağırmıyor bu kez.Küçük mavi tüpün üzerinde bir bıçağı kızdırıyor, çocuk onu izliyor ,sonra ...

    Aynada yüzümü izliyorum.Yüzümün sağ tarafında yanağımın burnuma yakın bir yerinde bir iz var "yanık izi"elimi gezdiriyorum üzerinde. İçim ağrıyor. Neyin var? diye soruyor annem,biraz ağrım var diyorum,ilaç iç diyor.1000 mg flurbiprofen 5000mg analjezik 3000000000mg parasetamol alıyorum beş para etmiyor,içim ağrıyor.
    Bilgisayardan müzik sesi yükseliyor İdil Biret Chopin'in bir bestesini çalıyor. Basıyor piyanonun tuşlarına la, la, mi, fa, do, do, re, mi, mi , mi, mi, lanet olsun içim ağrıyor.

    8 yaşında bir çocuk kardeşleriyle oyun oynuyor soğuk odada,babasının öksürük sesleriyle doluyor ev.Duymamak için daha yüksek sesle bağırarak oynuyorlar oyunları.
    Olmuyor !!!
    Babasının astım krizi durmuyor,öksürük sesleri duvarlara çarpıp çarpıp büyüyerek vuruyor kulaklarına.Annesi odaya girip okkalı bir tokat indiriyor yüzüne. Baban tıkanmış ölmek üzere sen hala oyun derdindesin...

    Elimdeki çay fincanında soğumuş çay. Evde gürültülü bir konuşma.Anlatanlar, dinleyenler, kahkahalar,"annem niye böyle put gibi duruyorsun" diyor.Işyerinde bir takım sorunlar var da diyorum.
    Kalkıp banyoya giriyorum,banyoya girmem gerek !!!
    Hesap yapıyorum tam 22 gün olmuş yıkanmayalı.Kokmuyorum da, Jean Baptiste Grenouille'nin vücut bulmuş haliyim sanki.Halbuki biri çıkıp ta kötü bir koku geliyor burnuma dese belki de gireceğim suyun altına. Arınacağım üstümdeki ağırlıktan, yokluktan, hiçlikten
    Olmuyor ,başımı alıp dizlerimin arasına düşünüyorum ben ne zaman kayboldum ?
    Yaşam hangi zamanda kaybetti beni ?