• Mazbata geldi ekocum geldi,
    Bahar geldi,
    Umarım umduğumuz gibi de olur.
  • Şimdi bile, ne kadar yıkılmış ve engellenmiş olursak olalım, mucizesel olan hiç bir zaman tümüyle yokolmuş değildir.
    Ama onu elde etmek için giriştigimiz çabalar öylesine gülünç, öylesine amatörce ve basit ki.
  • “Vurgunculuk yapmadım, soygunculuk yapmadım. Muhalefette, memlekete fayda gördüm, muhalefet yaptım!

    Boyuna yazmak, kolay iş değildir; imlâ yanlışı da, cümle yanlışı da yapmış olabilirim; lakin yalan haber vermedim, yalan mazbata yapmadım!

    Tesir yaptığım olmadı değil... Fakat tazyik yaptığımı gören yoktur!

    Devletin memuru oldum; bir partinin memurluğunu yapmadım!

    Grupların çıkarı için maddeler düzmek aklımdan geçmedi. Alnımın akı ve şerefimle köşemde başbaşa kaldım ve göğsümü gere gere, alnımı aça aça muhalefet yaptım! “

    Elimden gelmeyeceğini bildiğim şeyler için “yaparım, ederim!” diye atıp tuttuğumu bilen varsa söylesin!

    Kendime ve benden olanlara, bir firma gibi, bezirgânoa reklâm yapmadım!

    Nüfuzumu keyfime, şöhretimi saçlarıma siper etmedim. Memleketin gül gibi geleneklerini gidenek yapmadım!

    “O hâlde şu dünyada ne yaptın?” diye sorarsanız, alnımı aça aça, göğsümü gere gere muhalefet yaptım.
  • 500 syf.
    Uzun bir zaman önce elime geçen bir eser “ Çevre Bir Emanettir “ ve onunla karşılaşmam bir kitapçıda veyahut internette yapılan kitaplara dair bir araştırma neticesinde değil. Çalışmış olduğum kurumda formalite icabı konulan kütüphanenin bir köşesinde kırgın, tozlanmış bir eserdir. Vefanın ışığının dokunmadığı..
    ***
    Kaliteli bir kağıt yapısına sahip olan ve her sayfasında, kitabımıza da konu yönünden ismini veren Osmanlı Dönemi'nin çevreyle ilgili yapılandırmalarından, düzenlemelerinden kısaca toplumundan bahseden bu kitabımız renk ve motif olarak minyatür sanatını da eksik etmemiş. Konuyla bağlantılı ve ufku açan, her an yeniden hayran bırakan ve yeniliği gül gibi yeniden açtıran bir doku ve dokunuş bırakmış.. Benim için biraz zorlu bir inceleme oldu diyebilirim zira okuyup geçme yahut belirli alıntılarla anlatıp bitiredebilirdim.. Zorlu oluşu ise kitabın emanet oluşundaki hassasiyeti, kalın ve kırılgan bir yapıda oluşudur. Bu durum ki bana onun nüshalarını çoğaltma ve paylaşma imkanı vermedi.. İsterdim ki Osmanlıca olan o belgeleri incelememde de mevcut olan diğer içerikler gibi paylaşabileyim.. Ve beni bir kitabı okuyup,öğrenmekten ayrı bu konuda teselli eden, yazdıklarım ve bu konuyla ilgili bir araştırma yapan herhangi bir arkadaşımıza fikren, ufacık da olsa yardımcı olabilmektir.. Öğrenmek,o en güçlü amaç ve paydamız olan..

    Kitabımız 8 bölümden oluşmakta ve Çevre Temizliğinden tutun da - Su Kirliliği, Kaynakların Muhafazası, Kuraklık ve Kuraklık Tedbirleri, - Ormanların Muhafazası ve Alınan Tedbirler, - Hava Kirliliği, Alınan Tedbirler ve Meteoroloji, - Avcılık ve Avlanmaya Dair Yasaklar,Tedbirler, - Bitkilerin ve Hayvan Neslinin Korunması, -Bataklıkların Kurutulması ve Derelerin Temizletilmesi ve - Görüntü Kirliliği konularına değinmektedir.

    Kitaba dair bahsettiğim üzere, renk ve can veren konulardan biri olan Minyatür Sanatının örneklerinin verildiği incelememde ağırlık ve genel olarak Matrakçı Nasuh’un eserlerinin büyük bir kısmına değindim. Ayrıca görmenizi istediğim özellikle iki eser vardı ki: Bahçe Köşkü - Nevai Hamsesi ve Levni - Şeker Bahçeleri’dir. Renkler, o uyum, o ruh, tarih ve sanat yapısı..
    Görünenin ve aslın ardında ne gördüler ki bu kadar güzel nakşedebildiler dememek elde değil..

    Umarım gerek kitap olduğu kadar örnek verilen bu eserler de karşınıza çıkar..
    Uzun bir inceleme, uzun bir zaman.. ama bilgi, hayatın ışığı.. O sonsuzluktan.

    Okumanızı ister, vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim.


    “Çevre Bir Emanettir” ;

    Aldığımız nefesin, baktığımız gökyüzünün, uzanıp da dinlendiğimiz bir ağacın ve eteklerinin.. Isındığımız güneşin.. her bir parçasıyla ellerimizde olan bir ışık gibi, bir meşale gibi üstünde ismimiz yazılan çevremiz...


    *Not: İncelemede bulunan kısaltmalar son sayfada açıklanmıştır.


    1. Çevre Temizliği

    BOA, A. MKT.NZD, 14/31
    İstanbul ve Bilad-ı Selase’de (Galata, Eyüp, Üsküdar) temizlik işlerine gereken önemin verilmesi ve dikkat etmeyenlerin cezalandırılacakları hususunda halkın uyarılmasına dair Sadaret’ten Zaptiye Müşiri’ne gönderilen yazı ve eki.

    BOA, A. MKT.MVL, 46/89
    30 Ekim 1851
    Trablus Kalesi içerisindeki evlerden çıkan süprüntülerin toplatılması ve masraflarının halktan gelir durumu esas alınarak farklı miktarlarda toplanması konusunda Sadaretten Trablus Valiliği’ne gönderilen yazı. Yazıda, kale içerisindeki evlerin çöplerinin sokaklarda biriktirildiği, bunun ise halkın sağlığını tehdit ettiği ifade edilmektedir.

    BOA, A,MKT.NZD, 96/77
    26 Ekim 1853
    Halkın verdiği dilekçe üzerine,Beşiktaş’ın Maçka mahallesinde lağımları olmayan evlere lağım inşa edilmesi için keşif yapılarak, durumun araştırılması hakkında Evkaf-ı Hümayun Nezareti’ne gönderilen Sadaret yazısı.

    BOA, A. MKT.MVL, 77/72
    22 Ocak 1856
    Haliç’in temizlenmesi hususunda gerekli tedbirlerin alınması için Sadaret’ten Donanma Komutanı’na gönderilen yazı. Yazıda;
    Limanların temiz tutulmasının nafia işlerinin temellerinden olduğu,
    Fatih Sultan Mehmet Han zamanında Eyüp,Sütlüce,Kağıthane,Alibeyköy’den çamur ve toprakların Haliç’e akmaması için burada ziraat yapılmaması hakkında bir nizamnamenin mevcut olduğu,
    Daha sonraki zamanlarda da bu nizamnameye uyulduğu ve hatta bu araziye ayrık otu diktirildiği,
    Son zamanlarda ise arazide ziraat yapılmaya başlandığı ve yağmur yağdıkça toprak ve çamurun Haliç’e akmaya başladığı,
    Ayrıca bazı gemilerin de kanuna aykırı olarak saflarını limana boşalttıkları,
    Bir müddet daha böyle devam edilirse,yeryüzünde emsaline az rastlanır güzellikte bulunan bu doğal limanın çok daha kötü bir duruma geleceği ve devletin şanına uymayacağı anlatılmaktadır.

    BOA, A.MKT.NZD, 185/96
    29 Mayıs 1856
    Sokakların temiz tutulması ve dükkanların önünde hayvan kesilmemesine dair Sadaret’ten Şehremaneti’ne gönderilen yazı. Yazıda ayrıca; Sokak temizliğinin belediyenin yapması gereken en temel işlerden biri olduğu ve çöplerin nakli içi gerekli paranın halktan toplanarak karşılanması gerektiği bildirilmektedir.

    İstanbul – Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/5G151d

    BOA, A.MKT.MVL, 82/51
    Beyoğlu caddesinin geceleri ışıklandırılması ve gündüz temizliği için yapılacak harcamaların adaletli bir şekilde cadde civarındaki dükkan ve evlerden alınmasına dair hazırlanan rapor.

    BOA, A. MKT. UM, 574/65
    25 Haziran 1862
    Yozgat kasabasında lağımların yer altına aldırıldığı,kaldırım inşa edilip, bozuk olanlarının tamir edildiği,binaların kurallara uygun olarak inşa edildiği ve bu durumdan halkın son derece memnun olduğuna dair Ankara Mutasarrıfı Mehmet Nureddin Bey tarafından Sadaret’e gönderilen yazı.

    BOA, İ.DH, 79979
    16 Aralık 1886
    Marmara Denizi sahillerinde bulunan ev ve sokakların biriktirdikleri çöpleri deniz kenarlarına bırakmalarının önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına dair kaleme alınan padişah emri.

    BOA, DH. MKT, 1746/49
    21 Temmuz 1890
    Usulüne uygun olmayıp, halkın sağlığını tehdit eden mezbahaların araştırılıp muayene edilerek, açılmamak üzere kapattırılmasına dair Tıbbiye Nezareti’ne gönderilen yazı. Yazı Galata tüccarlarından Kigork Samancıyan tarafından verilen dilekçe üzerine kaleme alınmış olup ayrıca, Tophane’de Sirkeci iskelesinde hıfzısıhha kaidelerine uygun şekilde inşa edilen mezbahanın emsallerinden üstün özelliklere sahip olduğu ve diğer mezbahalardan usulüne uygun olmayıp,halkın sağlığını tehdit edenlerin kapattırılmış oldukları halde yeniden açıldıkları bilgileri de mevcuttur.

    Eskişehir- Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/o6RBzm

    BOA, İ.MMS,5261
    1 Ağustos 1891
    Halep şehrinde temizlik işine önem verilmediğinden ortaya çıkan kolera hastalığının bertaraf edilebilmesi için şehrin her tarafında açıktan akan pis suların üzerlerinin belediye tarafından kapatılması ve gerekli paranın belediye gelirleri, toplanan bağışlar ve Halep vilayeti gelirlerinden karşılanması hakkında padişah emri. Emir Halep Valisinin şehrin durumunu anlatan telgrafı üzerine verilmiştir.

    **

    2. Su Kirliliği, Kaynakların Muhafazası, Kuraklık Tedbirleri

    BOA, A. AMD, 31/31
    28 Haziran 1851
    İstanbul’un su ihtiyacının karşılanması amacıyla kuyular açılması ve su bentlerinin ıslah edilmesi konusunda gerekenlerin yapılmasına dair Sadaret Tezkiresi. Tezkirede ayrıca; İstanbul’da Avrupa’daki gibi artezyen kuyuların açılıp açılmayacağının tetkik ettirildiği, bu iş için Paris’ten Mühendis Degoza’nın getirtildiği, mühendisin kuyularla ilgili olumlu görüş bildirdiği anlatılmaktadır.

    BOA, A. MKT.NZD, 40/94
    12 Ağustos 1851
    Sakaların çeşmelerden sadece gündüzleri alaturka saat dörde kadar (öğle) kırbalarla su alabilecekleri ve suları kesilen hamamların açtırılmayacağına dair saka ve hamamcılar kethüdasına uyarıda bulunulması hususunda Sadaret tezkiresi. Yazıda ayrıca; İstanbul’a akmakta olan tatlı suların kuraklık nedeniyle azaldığı, sakaların belirlenen saatten sonra çeşmeleri testi ve güğümlerini doldurmaları için halka bırakmaları gerektiği belirtilmiştir.

    BOA, C. BLD, 1275
    1859
    Niğbolu kadısı tarafından gönderilen ve bölgede çekilen kıtlığı bildiren rapor. Raporda:
    Yaşanmakta olan aşırı kuraklık nedeniyle, ekinlerin kavrulup,kıtlık ve pahalılığın son safhaya ulaştığı,
    Un ve buğday yokluğundan dolayı tüm fırınların kapandığı,
    Halkın günlük ihtiyaçlarını elde edebilmek için torbalarla dilenci gibi dolaştığı,
    Sıkıntı içindeki halkın Tuna nehri kıyısında bulunan İzlaz’da gemilere yüklenen buğdaylara el koydukları,
    Bu durumdaki halka müdahale edip, gemileri kurtarmaya çalışmanın büyük kargaşaya yol açacağı ifade edilmektedir.

    Erzincan – Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/By5lPL

    BOA, A. MKT.NZD, 382/28
    30 Kasım 1861
    Su Nezaretince tanzim edien ve Beşiktaş, Tophane ve Dersaadet’e su sağlayan bentlerdeki suyun miktarını gösteren pusula.

    BOA, İ.MVL,24568
    7 Şubat 1866
    Bosna ve Hersek halkının ihtiyacı olan zahirenin Mostarlı Tüccar Ofliş tarafından ithal edilmesi ve zahirenin Gayla ve Çarine gümrüklerinde geçici bir süre için vergiden muaf tutulması hususunda Padişah emri. Emir;
    Bosna ve civarında kuraklık dolayısıyla istenilen miktarda ürün elde edilememesi,
    Hersek tarafında ise alınan ürünlerin ekilen tohumu bile karşılamayacak bir seviyede olması,
    Sıkıntıdan ötürü halkın göç etmeye başlaması üzerine alınmıştır.

    BOA, DH.MKT, 1411/78
    11 Nisan 1887
    Uzun süredir devam eden ve ekinler ile hayvanları telef edecek dereceye varan Biga Sancağı ve Balıkesir çevresindeki kuraklığın sona erdiği ve yağmurların başladığına dair Dahiliye Nezareti’nden Sadaret’e gönderilen tezkire.

    BOA, Y.PRK.KOM, 5/139
    21 Kasım 1887
    Konya ve çevresinde yağmaya başlayan yağmurlar sebebiyle bir önceki seneden toprak altında kalmış olan binlerce dönüm arazideki tohumların yeşermeye başladığına dair Konya valiliği tarafından gönderilen telgrafın padişaha takdimi.

    BOA,DH.MKT, 1468/62
    6 Aralık 1887
    İstanbul’da bulunan bentler ve su yollarının imar,ıslah ve muhafazası için kurulan komisyonun çalışmalarının, Şehremaneti tarafından denetlenerek, takip edilmesi konusunda Dahiliye Nezareti’nden Şehremaneti’ne gönderilen yazı.

    Adana –Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/4Gv6MJ

    BOA, A. MKT.MHM, 594/36_7,8,10
    19 Ocak 1895
    Yerebatan Mahallesi ahalisinin suya olan ihtiyacının karşılanması için mahallede uygun yerlere çeşmeler inşa edilmesi gerektiğine dair Şehremaneti’nden Sadaret’e gönderilen yazı. Ekinde örnek çeşme çizimi ve Yerebatan suyundan istifade eden evlerin miktarlarıyla sahiplerinin isimlerine ait liste mevcuttur.

    Topkapı Sarayı ve Su Yolları Haritası
    https://hizliresim.com/0GoORV


    BOA, Y.PRK.UM 53/39
    1 Mart 1901
    Bir aydan beri yağmur yağmaması sebebiyle yağmur duasına çıkıldığına ve duadan sonra yağmur yağmaya başladığına dair Beyrut Valiliği tarafından Mâbeyn-i Hümâyun’a gönderilen telgraf.

    BOA,DH.MKT, 945/81
    23 Eylül 1905
    Büyük bir şehir olan ve önemli bir mevkide bulunan Musul’da halkın yarısından fazlasının içmekte olduğu suyu kirleten mezbaha ve dericilerin şehir dışına taşınmaları için alınan Şura-yı Devlet kararının yerine getirilmesi konusunda Dahiliye Nezareti’nden Musul Vilayeti’ne gönderilen yazı.

    Sivas – Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/mJWvRy

    **

    3. Ormanların Muhafazası ve Alınan Tedbirler

    BOA, C. BLD, 1018
    6 Aralık 1722
    Sadabat’ın güzelleştirilmesi için civar kazalardan karaağaç,dişbudak ve ıhlamur ağaçları tedarik edilerek, dal,yaprak ve köklerine zarar verilmeden getirtilmesi hakkında kazalara gönderilen hüküm. Hükümde ayrıca ağaçların aynı boyda olanlarının ve en seçkinlerinin gönderilmesine de dikkat edilmesi istenmektedir.

    Bitlis – Matrkçı Nasuh
    https://hizliresim.com/o6RBJX

    BOA,A.MKT.NZD,117/17
    1853
    Trabzon, Kastamonu,Alaiye,Edirnekapı,Samako,İşkodra,Bosna,Yenişehir ve Selanik’de mevcut olup tersane için kullanılmayan ormanlardaki ağaç cinslerini gösterir defter. Defterde, ormanların yer aldığı dağların isimleri ve her ormanda meşe,çam,köknar, sarı çam,gürgen,kara ağaç cinslerinden hangisinin bulunduğu ayrıntılı olarak yer almaktadır.

    BOA, A. AMD, 78/28
    1856
    Osmanlı ülkesi içerisinde bulunan ormanların yeni bir düzenlemeye tabi tutulması için Fransa’dan ormanlar hakkında yeterli bilgiye sahip iki kişinin seçilerek gönderilmesi hakkında Sadaret yazısı. Yazıda ayrıca orman ve korulara korucu tayin edilmesi, korucuların orman gelirlerini kanuna uygun bir şekilde toplamaları ve ormanlar için ayrıca memur yetiştirilmesi gerektiği de ifade edilmektedir.

    BOA, A.MKT.MHM,211/4
    1 Mart 1861
    Selanik’de bulunan ormanların korunması ve idaresi hakkında yeni bir düzenlemeye gidilerek, gerekli tedbirlerin alınmasına dair Sadaret’ten Ticaret Nezareti’ne gönderilen yazı.

    BOA, A. DVN. MHM, 33/99
    5 Eylül 1861
    Orman Mektebi öğrencilerinden Osman’a, orman yetiştirilmesi ve idaresi hakkındaki Fransızca ders notlarını Türkçe’ye çevirmesinden dolayı beşinci rütbeden Mecidi nişanı verilmesi hakkında berat.

    BOA, C.İKTS,1367
    28 Mayıs 1867
    Devlete ait ormanlardan ister Osmanlı tebeası olsun ister yabancı kökenli olsun hiçkimsenin izinsiz olarak bir dal dahi kesemeyeceği ve şahıslara ait olan ormanlardan, sahibinin izni dahilinde kesilen ağaçlardan vergi alınmasının ticaret anlaşması hükümlerine uygun olduğu hakkında kaleme alınan yazı.

    - İki bölüm ve dört kısımdan oluşan orman nizamnamesi ve Nizamnamenin açıklanan bazı maddeleri,
    - On üç maddeden oluşan Orman Mektebi Nizamnamesi.

    Erzurum Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/vJvM9r


    BOA, İ.DH,91566
    11 Mart 1890
    Çam ağaçlarının kabuklarının soyulmasının önüne geçilmesi konusunda padişah emri. Bu emir: Çam ağaçlarının kabuklarının soyulup palamut yerine kullanılmak üzere yurt dışına satıldığını bildiren Hacı Manuk Serkizyan’ın Nazilli’den çektiği telgraf üzerine alınmıştır. Emirde ayrıca bu durumun gerek ormanlara gerek palamutlara olan ilgiyi arttıracağı,bir ağacın kabuğunun soyulmasının onun kurumasına sebep olacağı,çam ağacının da diğer ağaçlardan daha nazik olduğu,kabuğu soyulur soyulmaz kuruyacağı, bunun ise memleketin servetine zarar vereceği ifade edilmektedir.
    Mersin ve Antalya ormanlarının ne şekilde tahrip edildiğine dair Antalya tahkikat memuru tarafından hazırlanan rapor.

    BOA, DH. İD, 105- 2/49
    14 Aralık 1913
    Biga’da mevcut ormanların durumu ve muhafazası için Çanakkale Orman Müdürü tarafından hazırlanıp Mülkiye Müfettişlerinden Hamid Bey’e gönderilen rapor. Raporda:
    Biga’da bulunan ormanların büyüklüğünden dolayı,korumakla görevli muhafızların miktarının arttırılması gerektiği,
    169 hektar olan ormanların muhafazasında sadece 8 bekçibaşı ve 38 bekçinin görevlendirildiği,
    Ormanları korumakla görevli bekçilerin maaşlarının oldukça düşük olduğu,
    Doğal bir zenginlik olan ormanların muhafazası ve çoğaltılması her ferdin görevi olması gerektiği halde gerek halkın gerek üst düzey yöneticilerin bu konuya yeterince önem vermedikleri,
    Ormanları korumakla görevli bekçi ve korucuların yaptıkları işin önemini idrak edecek kişiler olmadığı,
    Ormanlar için ehliyetli ve kabiliyetli kişilerin görevlendirilmesi gerekirken,maaşlarının düşük tutulması sebebiyle bu göreve rağbet edilmediği,
    Koruma işi halledilmeden ormanların ıslah edilemeyeceği,
    Halbuki ülkenin her yerinde bulunan ormanların günden güne mahvolduğu,
    Bu konuda acilen tedbir alınması gerektiği ifade edilmektedir.

    Diyarbakır – Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/YO7zYA

    **

    4. Hava Kirliliği, Alınan Tedbirler ve Meteoroloji

    BOA, A.MKT.MVL, 65/29
    24 Ağustos 1853
    Kuleli hastahanesi civarında bulunan kireç fabrikalarında kullanılan maden kömürü hava kirliliğine sebep olduğundan bu fırın ve Beylerbeyi,Çubuklu ve Boğaziçi’nin diğer yerlerinde bulunan kireç fırınlarında kömür yakılmasının yasaklanmasına dair Sadaret’ten Ticaret Nazırı ve Seraskere gönderilen yazı. Yazıda kireç fırınlarında kömür yerine eskiden olduğu gibi çalı yaktırılması önerilmektedir.

    BOA, A.MKT.NZD, 285/37
    9 Temmuz 1859
    Şehir içerisinde Galata’da kurulmak istenen vapur değirmeni fabrikasının inşasına halkın fabrika dumanına maruz kalmaması için izin verilmeyeceğine dair Sadaret’in yazısı.

    BOA, İ.DH, 40243
    13 Temmuz 1868
    Hava değişimlerini ve rüzgarın yönü ile kuvvetini ölçmek amacıyla İstanbul’da bir rasathane kurulması ve yapılan ölçümlerin diğer merkezlere iletilmesi için Karadeniz ve Bahr-ı Sefid sahillerinde gerekli yerlere yapılacak telgraf hatlarının bir an önce tamamlanması hakkında padişah emri. Bu emir bir dilekçe üzerine alınmıştır. Dilekçede: Avrupa’nın her tarafında telgraf hatları kurulduktan sonra rasathaneler yapılıp hava ve rüzgar değişimlerinin ölçülmeye başladığı, ölçümlere ait bilgilerin telgraf memurları aracılığıyla diğer rasathanelere bildirildiği,bu sebeple İstanbul’da da bir rasathane’nin kurulmasının gerektiği, buna mukabil bütün Avrupa’nın hava durumuna ait bilgi edinmenin mümkün olacağı, gemi kaptanlarının limanlardan çıkmadan önce İstanbul rasathanesinin günlüğüne müraacat edip hareketlerini buna göre tayin edebilecekleri, yolculukları sırasında fırtına olduğunda gemilerin yakın limanlara bir an önce girmesi için fener kulelerine işaretler konulacağı, bu sayede deniz yolculuk ve taşımacılığının emniyetinin sağlanacağı,hava ve rüzgar ölçümlerinin ziraate de faydası olacağı gibi açıklamalar mevcuttur.

    Halep – Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/bLdnGm


    BOA, A.MKT.MHM, 423/85
    15 Ekim 1868
    Fransalı bir mucit tarafından icat edilen ve vapur ocaklarından çıkan dumanı yok etmeye yarayan aletin faydalı olduğunu tespit edildiği takdirde, İstanbul’daki fabrikalar, vapur değirmenleri ve vapurlarda kullanılabileceğinin Bahriye, Ticaret ve Nafia Nezaretlerine tebliğ edilmesine dair Sadaret’in yazısı. Yazıda ayrıca:
    Bu aletin öncelikle padişah ve tersane vapurlarına takılıp tecrübe edileceği,
    Faydası görülürse, Fevaid-i Osmaniye ve Şirket-i Hayriye vapurlarına da takılmasının iyi olacağı,
    Ancak tecrübe edilmeden yüklü miktarda alet getirmenin doğru olmayacağı,
    Bu sebeple öncelikle az miktarda getirtilip faydası görülür ise alımın arttırılmasının daha uygun olacağı ifade edilmektedir.

    BOA, HR.TO, 451/83
    26 Haziran 1869
    Rasathanelerin mevcut durumu hakkında bilgi vermek amacıyla Rasathane Müdürlüğü tarafından hazırlanıp Sadaret’e gönderilen yazı. Yazıda Rasathane ile ilgili olarak:
    Kısa bir süre içerisinde çeşitli yerlerde birçok açarak genişleyen Rasathane’nin Avrupa’daki rasathaneler arasında önemli bir yer tuttuğu,
    Bu sebeple Avrupa’nın büyük rasathanelerinin Osmanlı rasathanesi ile irtibat kurmaya çalıştıkları,
    Paris, Berlin ve Petersburg Rasathanelerinin yanı sıra kısa bir süre sonra Bombay Rasathanesi ile de haberleşmeye geçileceği,
    Ayrıca Roma,Viyana,İtalya ve Norveç Rasathaneleri ile de aylık haberleşmelerin devam ettiği,
    Bu haberleşmeler ve diğer masraflar için her ay belli bir miktar tahsisat ayrılması gerektiği gibi bilgiler yer almaktadır.


    BOA, Y.PRK.TKM, 1/12
    3 Mart 1891
    Göttingen’de Edevat-ı Alaim-i Ceviyye Fabrikatörü (Meteoroloji aletleri) Mösyö Vilhaim Lamberhat tarafından Padişah II. Abdülhamit için imal edilen hava ölçüm aletlerinin fotoğraf ve kullanımlarına ait açıklamaları içeren yazı.
    Hava rutubeti ölçüm çizelgesi ve aletine ait fotoğraf
    Havanın soğuk ve sıcaklığını ölçen aletin fotoğrafı
    Polimetre adlı ve odalarda kullanılacak ölçüm aleti
    Masa üzerinde kullanılabilecek rutubet ölçüm aleti

    BOA, İ.HUS, 1313 M/41
    14 Temmuz 1895
    Bilgisini arttırmak için Paris Rasathane’sinde eğitim gören Said Bey’in eğitim süresinin uzatılarak masraflarının karşılanması hakkında padişah emri.

    BOA, İ.ML, 1323 Za/29
    21 Ocak 1906
    Osmanlı ülkesinde kokularından faydalanmak için akasya,yasemin ağacı dikip, menekşe,melisa ve zambak çiçeklerini ekenlerin teşvik amacıyla on yıl süreyle vergiden muaf tutulmalarına dair padişah emri. Emrin ekinde, kokulu bitkilerin dikimini arttırmak gerektiğine dair Şura-yı Devlet Maliye Dairesi ve Meclis-i Vükela’nın mazbataları bulunmaktadır.

    Bağdat –Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/LOWBla


    BOA, BEO, 338537
    6 Mayıs 1918
    Osmanlı Devleti’nde iklimler üzerinde araştırma yapmak üzere kurulan Tedkikat-ı İklimiye Teşkilatı ve Tedkikat-ı İklimiye Encümeni’nin uyması gereken kurallara ait 20 bölüm ve 139 maddeden oluşan talimatname.

    **

    5. Avcılık ve Avlanmaya Dair Yasaklar,Tedbirler

    BOA, A.DVNS. TANH.d. 6, 222-223
    30 Ağustos 1872
    Vapur ile yelkenli sandallar ile balık avlayanlara ve İstanbul balıkçı esnafına dair kararname sureti. Dört madde ve ek olarak hazırlanan bir fıkradan ibaret olan kararnamede şu konulara yer verilmiştir:
    Gerek Osmanlı tabiyetinde gerekse ecnebi olsun Haliç,Darsaadet ve Boğaziçi’nde vapur ve yelkenli sandallarla avlanmak yasaktır.
    Marmara Denizi ile İzmit Körfezi’nde balık avlamak serbesttir.
    Gülhane önünde fener kulesinden Küçükçekmece’ye ve Harem İskelesi’nden Kartal’a kadar olan kıyılar yerli balıkçı esnafının ağ ve sepetlerle av yaptıkları yer olması dolayısıyla bu kıyılarda ağ atılmayacak ve sahilden iki mil açıkta avlanabileceklerdir.
    Açıklarda ağ atıp seyyar şekilde avlandıklarında fırtına gibi mecburi durumlarda iki milden kıyıya doğru girmişler ise mesul tutulmayacaklardır.
    Vapur ve yelkenli sandallar ile balık avlayanların ağ ve sepetlerinin gözleri İstanbul balıkçı esnafının kullanıldıkları ağların gözleri büyüklüğünde, yani Rüsumat Meclisi’nde karar verilip onaylanmış olarak bulunan ölçüde olacaktır.
    Eğer bu ölçüden dar gözler kullanılırsa cezalandırılacaklardır.

    BOA, DH.MKT,386/67
    25 Temmuz 1895
    Kuşların üreme zamanında avlanan Bakkal Tahir’in para cezasına çarptırıldığı, ancak fakirliğinden dolayı paranın ne şekilde tahsil edileceğinin bilinemediğine dair Dahiliye Nezareti’nden Sadaret’e gönderilen yazı.

    BOA, DH.MKT, 2279/45
    16 Kasım 1899
    Midilli Adası ve diğer sahil bölgelerindeki balıkçıların avlanırken halkın sağlığına zarar verebilecek zehirli bitkileri kullanmamaları hakkında Cezayir-i Bahr-i Sefid Vilayeti ve Maliye Nezareti’ne gönderilen yazı.

    BOA, Y.PRK.ZB, 35/46
    16 Aralık 1904
    Matbu olarak hazırlanmış av tezkiresi örneği. Arka sayfasında avlanırken uyulması gereken kurallar yer almaktadır. Bu kurallardan bazıları şöyledir:
    Devlete ait olan arazi, orman ve koruluklarda avlanmak isteyenlerin bu av tezkiresini alması zaruridir.
    İzinsiz avcılık yapanların tüfeklerine el konulur.
    Av tezkiresi bir senelik olup yapacak kişinin şahsı için düzenlenir.
    Av tezkiresi verilen bölgenin hudutları içerisinde geçerlidir.
    İki veya daha çok kişi tek av tezkiresi ile avcılık yapamaz.
    Bıldırcın müstesna olmak üzere küçük kuşların avlanması kesinlikle yasaktır.
    Avlanmanın yasak olduğu zamanlarda geceleri avlananların tüfeklerine ve köpeklerine el konup, para cezasına çarptırılırlar.

    **

    6. Bitkilerin ve Hayvan Neslinin Korunması

    BOA, İ.HR,9297
    18 Ağusos 1859
    Bir iklimde yetişen hayvan ve bitkilerin başka bir iklime nakilleri sonucu ortaya çıkacak değişiklikler ile ilgili olarak Paris’te kurulan cemiyete padişah tarafından yapılan bağıştan dolayı Londra sefirinin teşekkür mektubu ve yapılan 1000 Franklık bağışa ait makbuz.

    BOA, İ.HR, 9319
    28 Ekim 1859
    Bir iklimde yetişen hayvan ve bitkilerin başka bir iklime nakilleri sonucu ortaya çıkacak değişiklikler ile ilgili olarak Paris’te kurulan cemiyet tarafından padişaha gönderilen ve aylık olarak tutulan kayıtları içeren beş ciltlik kitaplar için Londra Sefiri Kostaki Efendi’ye teşekkür edilmesine dair padişah emri.

    BOA, Y.PRK.SH, 2/12
    27 Ağustos 1885
    Kimyager Bevenko Vaski tarafından cins ve türünün tayini için kendisine gönderilen bitkinin isminin Romarinus olduğu, rayihalı bir bitki olduğu ve kolanya yapımında kullanılabileceğine dair Başttabip Mavroyani Bey’e gönderilen yazı. Yazıda ayrıca bitkinin midevi ,iştah açıcı olduğu ve Cezayir’de sünnet yaraları için de kullanıldığı bilgileri mevcuttur.

    BOA, İ.MTZ.GR, 729
    27 Ağustos 1888
    Girid vilayetinde ağaçlara,bağlara ve fidanlara zarar verenler hakkında uygulanacak cezalara dair Şura-yı Devletce hazırlanıp Meclis-i Umumi tarafından da onaylanan mazbata.

    BOA, DH.MKT, 1739/109
    1 Temmuz 1890
    Avusturya’ya götürülerek üretilmek istenen Tiftik Keçilerinin neslinin koruma altında tutulması emir gereği olduğundan ülke dışına çıkarılmalarına izin verilmemesine dair Dahiliye Nezareti’nden vilayetlere gönderilen yazı.

    Asi Nehri Köprüsü - Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/4Gv7mq

    BOA, DH.MKT,213/51
    1 Mart 1894
    Rodos Adası’nda tabii olarak yetişen ve halk tarafından odun ve kömür yapmak için kesilen harnub(keçiboynuzu) ve yabani armut ağaçlarının kesiminin yasaklanarak,aşılatılması hakkında Dahiliye Nezareti’nin yazısı.Yazıda ayrıca bu ağaçları aşılayarak ıslah eden kişilerin on sene müddetle vergiden muaf olacakları bildirilmektedir.

    **

    7. Bataklıkların Kurutulması ve Derelerin Temizletilmesi

    BOA, C.SIHHİYE, 274
    7 Aralık 1835
    Çanakkale’de oluşan bataklığın kurutulması için Boğaz Muhafızı Said Paşa’nın görevlendirildiğine ve keşfinin yapılmasına dair emir. Çanakkale Boğazı’nda Kala-i Sultaniye’de Kofalık tabir olunan bataklıkda biriken çamurlardan dolayı koku oluştuğu, kokunun bütün belediyeye yayıldığı, bölgede askeri bir birliğin olduğu ve askerlerin sıhhat bulup dinlenmesi için şartların düzeltilmesi gerektiği de emirde yer almaktadır.

    BOA, DH.MKT, 1644/68
    27 Temmuz 1889
    Trabzonlu Tevfik Efendi’nin, Yomra nahiyesinde havayı kirleten göllerin temizliği için göstermiş olduğu gayretli çalışmalarından dolayı, rütbe ile taltif edilmesine dair Trabzon Vilayeti’nin talebi.

    Tebriz – Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/d7AQP4

    BOA, DH.İD, 44-2/1
    17 Mayıs 1911
    Okaliptus ağacı yetiştirilmek üzere Van vilayeti Ziraat Memurluğu’na okaliptus tohumları gönderildiğine dair Orman ve Meadin ve Ziraat Nezareti’nden Dahiliye Nezareti’ne gönderilen yazı. Yazıda, Van Gölü’nün etrafında oluşan bataklıkların Malarya hastalığına sebep olduğu, bu durumun halkın sağlığını tehdit ettiği ve bataklıkların okaliptus ağacı dikilerek kurutulabileceğine dair Umur-ı Tıbbiye-i Mülkiye ve Sıhhiye-i Umumiye Nezareti’nin görüşlerini içeren bir ek mevcuttur.

    **

    8. Görüntü Kirliliği

    BOA, A.MKT.NZD, 196/1
    30 Eylül 1856
    Cadde ve sokaklarda bulunan kahve ve dükkanların önüne iskemle konulmaması hakkında Zabtiye müşirine gönderilen Sadaret tezkiresi.

    BOA, A.MKT. NZD, 379/85
    20 Aralık 1861
    Galata köprüsü ve Beyoğlu civarında İslam milletinin şanına yakışmayacak şekilde giyinerek dilencilik yapanlara engel olunması hakkında Sadaret’in duyurusu.

    BOA, A.MKT.MVL, 96/46
    18 Şubat 1858
    İstanbul ve Bilad-ı Selase’de (Galata, Eyüp, Üsküdar) aşırı yağmur ve kardan dolayı zarar gören bina ve dükkan saçaklarının tamir edilmesi ve sularının sokaklara akıtılmasına engel olunmasına dair Sadaret’ten Şehremaneti, Ticaret Nezareti ve Zabtiye Müşirliğine gönderilen yazı ve nüshası.

    BOA, DH.MKT, 1754/1
    23 Ağustos 1890
    Sokakların erken saatlerde süpürülüp, sulanması Sıhhiye Komisyonu kararlarından olduğu halde temizlik işinin geç saatlere bırakılması genel görünüşü bozan bir durum olduğundan bu hususta Şehremaneti’nin daha dikkatli olması konusunda Dahiliye Nezareti’nin kaleme aldığı yazı.

    Konya- Matrakçı Nasuh
    https://hizliresim.com/Ma3NV1


    KISALTMALAR:

    BOA: Başbakanlık Devlet Arşivleri
    A.AMD: Bab-ı Asafi Amedi Kalemi
    A.DVN.MHM: Bab-ı Asafi Divan-ı Hümayun Mühimme Kalemi
    A.DVNS.MHM.d.: Divan-ı Hümayun Sicilleri Mühimme Defteri
    A.DVNS.TANH.d.: Divan-ı Hümayun Sicilleri Tanzimat-ı Hayriye Defteri
    A.MKT: Bab-ı Asafi Mektubi Kalemi
    A.MKT.MHM: Sadaret Mektubi Mühimme Kalemi Evrakı
    A.MKT.MVL: Sadaret Mektubi Kalemi Meclis-i Vala Evrakı
    A.MKT.NZD: Sadaret Mektubi Kalemi Nezaret ve Devair Evrakı
    A.MKT.UM : Sadaret Mektubi Kalemi Umum Vilayat Evrakı
    BEO: Babıali Evrak Odası Evrakı
    C.BLD: Cevdet Belediye
    C.İKTS: Cevdet İktisat
    C.ML: Cevdet Maliye
    C.SH: Cevdet Sıhhiye
    DH.EUM.THR: Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Tahrirat Kalemi Evrakı
    DH.EUM. 3.Şb: Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Üçüncü Şube
    DH.EUM. VRK: Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Evrak Odası Kalemi Evrakı
    DH.İD: Dahiliye Nezareti İdare Evrakı
    DH.İ.UM: Dahiliye Nezareti İdare-i Umumiye Evrakı
    DH.MKT: Dahiliye Nezareti Mektubi Kal
    DH.MUİ: Dahiliye Nezareti Muhaberat-ı Umumiye İdaresi Evrakı
    DH.UMVM: Dahiliye Nezareti Umur-ı Mahalliye ve Vilayat Müdüriyeti Evrakı
    HAT: Hatt-ı Hümayun
    HH.d: Hazine-i Hassa Defter
    HR.TO: Hariciye Nezareti Tercüme Odası Evrakı
    İ.DH: İrade Dahiliye
    İ.HR: İrade Hariciye
    İ.HUS: İrade Hususi
    İ.ML: İrade Maliye
    İ.MMS: İrade Meclis-i Mahsus
    İ.MTZ.GR: İrade Eyalet-i Mümtaze Girid
    İ.MVL: İrade Meclis-i Vala
    İ.ŞD: İrade Şura-yı Devlet
    MV: Meclis-i Vükela Mazbataları
    PLK.p: Plan-Proje
    ŞD.NF: Şura-yı Devlet Nafia
    Y.MTV: Yıldız Mütenevvi Maruzat Evrakı
    Y.PRK.AZJ: Yıldız Perakende Evrakı Arzuhal Jurnal
    Y.PRK.KOM: Yıldız Perakende Evrakı Komisyonlar Maruzatı
    Y.PRK.MF: Yıldız Perakende Evrakı Maarif Nezareti
    Y.PRK.SGE: Yıldız Perakende Evrakı Mabeyn Erkanı ve Saray Görevlileri Maruzatı
    Y.PRK.SH: Yıldız Perakende Evrakı Sıhhiye Nezareti Maruzatı
    Y.PRK.ŞH: Yıldız Perakende Evrakı Şehremaneti Maruzatı
    Y.PRK.TKM: Yıldız Perakende Evrakı Tahrirat-ı Ecnebiye ve Mabeyn Mütercimliği
    Y.PRK.UM: Yıldız Perakende Evrakı Umumi
    Y.PRK.ZB: Yıldız Perakende Evrakı Zabtiye Nezareti Maruzatı
    ZB: Zabtiye Nezareti Evrakı
  • 238 syf.
    ·27 günde·Beğendi·9/10
    İhsan Oktay Onar'ın bu muhteşem kitabında tek eksik olan bir sözlük. Bu kitap kelime dağarcığınızı geliştiriyor...
    İhsan bey'in bu kadar kelimeyi nasıl öğrendiğini merak ediyorum doğrusu. Bir elimde kitap, Bir elimde tablet. Tableti sözlük olarak kullanıyorum. Şu an itibari ile 10 sayfalık bir sözlüğüm oldu. Bu sebeple bu kitabı bitirmek öyle sandığınız kadar kolay değil. İnternet'te bir kaç kaynakta yer alan sözlüğe yeni kelimeler ekliyorum. İsteyen olursa kitabı bitirince sözlüğü paylaşabilirim.
    Yaşasaydı padişahlar, çatır çatır Osmanlıca konuşurdum diye geçirdim içimden.

    Çeşitli sitelerden yararlanarak oluşturduğum, yaklaşık 640 kelimeden oluşan, Puslu Kıtalar Atlası sözlüğü:

    • Abanoz: 1. Abanozgillerden, sıcak ülkelerde yetişen, kerestesinden yararlanılan birçok ağacın ortak adı 2. Bu ağacın ağır, sert ve siyah renkli tahtası 3. Koyu, parlak siyah
    • Adülkahır: Ödül Kahır olarakta bilinen bu bitki,ülkemizde yetişmez,daha ziyade tropikal iklimlerde,Kuzey Amerika ve Güney Asya bölgelerinde dağlık ve kayalık arazilerde kendiliğinden yetişen bir ağaçtır.Çiçekleri pembe renkte papatya ya benzer.Çok yıllık bir ağaç olup,sürgünleri damarlı ve kahverengi renktedir.
    • Abıru: 1.Yüz suyu. 2.Irz, namus, şeref, haysiyet.
    • Acem: Araplar'ın kendileri haricindeki yabancılar için kullandığı bu sözcük, Osmanlılar tarafından ise genellikle İranlıları nitelemek için kullanılmıştır. Bu sebepten dolayı Türkçe'ye de İranlı anlamında kullanılan bir sözcük olarak geçmiştir.
    • Acuze: Huysuz, yaşlı kadın
    • Agâh: 1.Bilen, bilgili 2.Haberli
    • Aglaya: (kişi) Ebrehe’nin Bünyamin için aldığı Rus cariyedir.
    • Ah minel aşk ve minel garip: Aşktan ve gariplikten
    • Ahali: 1. isim Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk, halk
    • Akarca: Sürekli işleyen çıban, fistül
    • Akçe: 1. Küçük gümüş para
    • Akletmek: (Akıl etmek) Düşünmek, saymak, anmak, sanmak, tasavvur etmek, zannetmek, aklından geçirmek, planlamak
    • Akreb: Akrep burcu
    • Aksak: 1. Aksayan, hafifçe topallayan
    • Alamet: Belirti, işaret, iz, nişan
    • Âlem: Evren
    • Alemsattı: Bünyamin’in baş amiridir. Kağıtçıbası, göygoycubaşı, kasidecibaşı ve
    • Alet Edavat: Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için kullanılan araçlar
    • Aleyhillane: Lanet ona
    • Ali Said Çelebi: Uzun İhsan Efendi’nin zihninde yasadığına inanan tek kisidir.
    • Âlim: Bilgin
    • Alimallah: Söylenen bir sözün doğruluğuna inandırmak için "en iyisini Allah bilir" anlamında kullanılan bir söz
    Allahumme Ya Vedud: "Allahumme Ya Vedud Ağzını Bağla Dilini Tut" şeklinde okununan bir duadır. Müslüman uydurma ve caiz olmayan dualara yönelmemelidir. Ya Vedud Allah’ın isimlerinden bir tanesidir. Elbette bu isimle dua dilebilir ama meşru olmayacak gayeler için bu esmayı kullanmak asla caiz değildir.
    • Alman Ektileri: ???
    • Alman Eküleri: ???
    • Altar: Tapınaklarda, üzerinde kurban kesilen, günlük yakılan, dinî tören yapılan taş masa, sunak.
    • Âmâbaşı: Dilencilerde bir kısım amiri
    • Amme Cüzü: 1. Namaz sureleri denilen kısa sureleri içinde bulunduran kuran i kerimin son 20 sayfasina verilen isimdir. 2. Amme Sûresiyle başlayan Kur'ân-ı Kerim'in son cüz'ü.
    • Anber: Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak, yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2. güzel koku. 3. güzellerin saçı.
    • Apış Arası: İki bacağın arasında kalan yer.
    • Aptes: 1 - Müslümanların, namaz kılabilmek için el, ağız, burun, yüz, kol, ayak yıkama ve başa, enseye ıslak el gezdirme, kulağı temizleme biçiminde yaptıkları arınma.
    • Arap İhsan: Kocamustafapasalı Arap İhsan Uzun İhsan Efendi’nin dayısıdır.
    • Arkebüz: XV. yüzyılda Fransa'da kullanılmaya başlanan, taşınabilir ateşli silah. // Namludan dolan tüfek.
    • Arpacık: Göz silleri enfeksiyonlarından biridir.
    • Aruz Vezni: Aruz ölçüsü ya da aruz vezni (Osmanlıca: vezn-i aruz), nazımda uzun veya kısa, kapalı ya da açık hecelerin belli bir düzene göre sıralanarak ahengin sağlandığı ölçü.
    • Asesbaşı: Yeniçeri Ocağındaki askerî görevinin yanı sıra, başkentin düzenini korumakla da yükümlü olan yirmi sekizinci ortanın çorbacıbaşısı // Asayiş - Polis Müdürü
    • Atlas: Bir konuyu açıklamak için hazırlanmış resim veya levhalardan oluşmuş kitap (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
    • Aynalı kerteriz: Pusulanın yönü ile hedef nokta arasındaki açıyı gösteren ölçü aleti.
    • Ayranı Kabarmak: 1. öfkelenmek, coşmak
    • Aza: Vücut parçası, organ
    • Azamet: 1. Ululuk, büyüklük
    • Azap Kapısı: İstanbulda bir sur kapısı
    • Azat: Serbest bırakma,
    • Azül Taşı: ???
    • "Bab-ı Humayûn: Topkapı Sarayı’nın üç törensel kapısından biri olan ve I. Avlu’ya geçit veren Bâb-ı Hümâyûn, Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478 tarihinde yaptırılmıştır. Orijinalinde İki katlı, simetrik, iç ve dış cephe arasında kubbeli bir mekâna sahip olan dikdörtgen planlı kapı, Orta Çağ kalelerini ve iki yanındaki nişlerle Selçuklu yapılarının anıtsal portallerini hatırlatır. İki yanında kapıcı koğuşları yer alır. Üst kat padişahların çeşitli alayları (törenleri) izlediği bir Hünkâr Kasrı olarak kullanılmıştır. Kapının iç ve dış cephelerinde Kur’ân-ı Kerim'den ayetler, Sultan Abdülaziz’in tuğrası ile Ali b. Yahya es-Sufi’nin imzasını taşıyan ve 1478 tarihini veren Arapça bir kitabe yer alır. Bu kitabeyi günümüz diline çevridiğimizde şu cümleler yazılıdır:
    “Allahın inayeti ve izniyle, iki kıtanın Sultanı ve iki denizin Hakanı, bu dünyada ve ahirette Allah'ın gölgesi, Doğu’da ve Batı’da Allah’ın gözdesi, karaların ve denizlerin hükümdarı, Kostantinopolis Kalesinin fatihi, Sultan Mehmed Han oğlu Sultan Murad Han oğlu Sultan Mehmed Han, Allah mülkünü ebedi kılsın ve makamını feleğin en parlak yıldızlarının üstüne çıkarsın, Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han’ın emriyle, 883 yılının mübarek Ramazan ayında bu mübarek kalenin temeli atılmış ve sulh ve sükûneti güçlendirmek için yapısı gayet sağlam olarak birleştirilmiştir”
    • Balyemez: Kara ve deniz savaşlarında kullanılan, orta çapta, uzun menzilli, tunçtan top
    • Balyos: Osmanlı Devlet'inde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad
    • Banlamak: Bağırmak
    • Barbut: Zarla oynanan bir kumar türü
    • Bareta: (Baret) Küçük takke, papaz takkesi
    • Barka: Büyük sandal
    • Barkalonga: Eskiden İspanyolların büyük küreklerle kullandıkları gambot sınıfı teknelere denir.
    • Başeski: 1. Yeniçeri bölüklerinin en kıdemsiz subayı ve erlerinin en kıdemlisi. 2. Saray ahırı erlerinin en kıdemlisi.
    • Başgedikli: En yüksek rütbeli astsubay (Kıdemli Başçavuş)
    • Başkarakullukçu: Yeniçeri koğuşlarında ayak hizmetlerini gören yeniçerilerin amiri. Osmanlı ordusunda geri hizmetle görevli bir takım yardımcı askerlerine, yeniçeri teşkilatındaki emir çavuşlarıyla emir erleri ve yeniçeri ağasına bağlı olarak hizmet veren imalathanelerin sanatkar ve çalışanlarına da ‘karakullukçu’ adı veriliyordu.
    • Batakçılar: Borcunu ödememeyi alışkanlık edinmiş kimse.
    • Bayraktar: Osmanlı askerî örgütünde yeniçeri ve öteki kapıkulu ortaları ile sipahilere, beylerbeyi ve daha başka ümeraya bağlı birliklerin bayraklarını taşıyan kimselere verilen san. 
    • Bedesten: Kumaş, mücevher vb. değerli eşyaların alınıp satıldığı kapalı çarşı
    • Beher: Her bir 
    • Bekçi: (kişi) Yüzyıllardır bir sedir üzerinde uyuyan kişi.
    • Beşe: 1. “Baş ağa”dan esinlenme. Büyük erkek evlat, ilk doğan erkek çocuk.
    • Bet: Kötü
    • Beyeh: Çıkışma bildirmek için kullanılan bir söz
    • Beyhude: 1. sıfat Yararsız, anlamsız
    • Bezen: (Bezek) Süs
    • Bıcılgan: Kadınların meme uçlarında, çocukların ayaklarında, hayvanların ayak parmaklarıyla bileklerinde ter, pislik, çamur v.s. sebeplerden ileri gelen sulu yara.
    • Biçare: Çaresiz
    • Bileği Taşı: Bıçak, çakı, makas vb. kesici araçları bilemekte kullanılan ince taneli sarı şist (Şist: Kolayca yapraklara ayrılabilen, silisli, alüminli tortul kayaçların genel adı)
    • Billur: Kesme cam, kristal
    • Binbereket: (kişi) İri memeleri, koca göbeği ve büyük sağrılarıyla devanasını andıran dilenci bir kadındır. Tam yedi sırnaşık çocuğu anaları pozunda dilendiren ve Hınzıryedi’nin bile çekindiği bir kadındır.
    Bir eli kan, bir eli katran: Çeşit çeşit kötülükler yapmasıyla tanınmış kişi.
    • Bistüri: Neşter.
    • Börk: Genellikle hayvan postundan yapılan başlık
    • Bucurgat: Vinç
    • Bukağı: Ağır cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halka
    • Burç: Kale burcu, savunma amaçlı kalelerde savunma etkisini arttırmak ve rahat karşı savunmaya geçebilmek adına inşa edilen kale bölümüdür. Bu yapılar, düz kale surlarının ön cephesine bir çıkıntı oluşturacak şekilde inşa edilir. Buraya konuşlandırılan askerler, herhangi bir saldırı sırasında rahat bir şekilde savunmaya geçer. Tarihte bu yapılar, düşman askerlerinin üzerine kızgın yağ dökmek, taş atmak ve barut ateşlemek için kullanılmıştır.
    • Burun otu: Burna çekilen tütün, enfiye
    • Buyurgan: Sık sık buyruk veren, buyruk verir gibi konuşan.
    • Buyurmak: Bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını kesin olarak söylemek, emretmek
    Bünyamin: Kumral bıyıklı, iri gözlü ve ölçülü yüz hatlarıyla yakısıklı bir delikanlı
    • Cahil: 1. Öğrenim görmemiş, okumamış
    • Camgöz: Takma gözlü.
    • Cedi: Oğlak burcu
    • Cellat Mezatı: Bir mahkum cellada verildi mi, esvabıyla (giysi) beraber üzerinden çıkan her şey cellatların olurdu; bu eşyalar toplanır ve senede bir veya iki defa büyük bir mezat ile satılır, tutar bedelleri cellatlar arasında taksim edilirdi. Buna «Cellat mezatı» denilirdi.
    • Cendere: 1. Pres 2. Bir şeyi sıkmak, ezmek gibi işlerde kullanılan düzenek.
    • Cepken: Kolları yırtmaçlı ve uzun, harçla işlenmiş bir tür kısa, yakasız üst giysisi
    • Cerahat: İrin toplamış, irinli (mikroplu)
    • Ceriha: Yara
    • Cevza: İkizler burcu
    • Cıvalı zar: Bir yüzü ağır olacak biçimde yapılmış, hileli zar
    • Ciharyek: Tavlada zarın 4-1 gelme durumu
    • Cühela: Bilgisizler, cahiller
    • Cümbüş: 1. isim Eğlence
    • Cürmü meşhut: Bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak. Çaba göstermek
    • Cüz Kesesi: Eskiden mahalle mektebine giden çocukların Elifbâ’larını (alfabe) ve Kur’an cüzlerini koydukları, boyna asılan, kumaştan yapılma kese.
    • Çağanak: 1. Çalgılı, neşeli ve gürültülü bir biçimde,
    • Çağrışım: 1. isim, ruh bilimi Bir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması 2. Davranışlar, düşünceler ve kavramlar arasında yer ve zaman birliğinin etkisiyle kurulan bağlantılar sonucu, bilinç alanına bunlardan birisi girdiğinde ötekini de bilince çekmesi olayı, tedai
    • Çakaralmaz: Basit, ilkel tabanca
    • Çakşır: Paça bölümü diz üstünde veya diz altında kalan bir tür erkek şalvarı
    • Çalgı: Müzik aleti, çalgı aleti, enstrüman
    • Çalık: Yüzünde çıban veya yara yeri olan
    • Çeçe Sineği: 1. Uyku hastalığına yol açan trypanosoma gambiense parazitini taşıyan sinek türüdür. 2. İki kanatlılardan, insana uyku hastalığı aşılayan, sinekten büyük bir cins Güney Afrika böceği (Glossina)
    • Çekül: Ucuna küçük bir ağırlık bağlanmış iple oluşturulan, yer çekiminin doğrultusunu belirtmek için sarkıtılarak kullanılan bir araç, şakul
    • Çeldirme: Yanılmaya yol açmak.
    • Çeşmibülbül: 1. Üzeri beyaz, sarmal süsler ve çiçek motifleri ile bezenmiş cam işi. 2. Çeşm-i bülbül (Bülbülün gözü), 18. yüzyılın sonunda III. Selim’in Mevlevi dervişi Mehmet Dede’yi cam tekniklerini öğrenmek için Venedik’e göndermesi sonucunda ortaya çıkmış bir cam işleme sanatıdır.
    • Çıkın: Bir beze sarılarak düğümlenmiş küçük bohça, çıkı
    • Çiftenara: Birbirine bağlı iki küçük dümbelekten oluşan müzik aleti
    • Çolak: Eli veya kolu sakat olan (kimse)
    • Çorbacı: Yeniçerilerde bir birlik komutanı. Osmanlı saray teşkilâtında Acemi Ocağı ile Osmanlı ordusunun yaya askerini teşkil eden bölük zabitlerine verilen addır.
    • Çuha: Tüysüz, ince, sık dokunmuş yün kumaş
    • Dabbetü'L Arz: Dâbbetü'l Arz, İslam eskatolojisinde ahir zamanda (yerden) ortaya çıkacağına inanılan canlı varlıktır.
    Eskatoloji İnsanlığın nihai kaderi veya dünya tarihini sonuçlandıran olaylar, daha kaba bir tabirle dünyanın sonu ile ilgilenir.
    • Dalkavuk: 1. Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, huluskâr, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak, yaltak, yaltakçı, kemik yalayıcı, çanak yalayıcı 2. Saraylarda devlet büyüklerini nükteli sözlerle eğlendiren kimse
    • Damla: Kalbe inen inme, felç
    • Damlalı: Felçli
    • Daniska: Danimarkalı Âlâ (İyi, pekiyi)
    • Darbezen: (Darbzen) Osmanlı zamanında kullanılan, ikisi bir ata yüklenebilir top
    • Darçın: Diğer Türk dillerinde (Azerice darçın; Türkmence dalçın; Kırgızca darçin; Kazakça darşın) kullanılan Türkçedeki tarçın sözü
    Baharattan maruf kabuk ki, yakıcı ve lezzetli olup, toz hâlinde kullanılır, (bk.) Tarçın. Aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı Çin darısı anlamına gelen «dâr-ı Çin» dir. Tarçın suyu eskiden keyif verici bir içki olarak kullanılırdı. "
    • Darülfülfül: Ülkemizde yetişmeyen Dar-ül fülfül Doğu Hint adalarında yabani olarak yetişmekte aynı zamanda da ekimi yapılmaktadır.Halk tabiriyle uzun biber ve Tiflis biberi olarak anılır,yaprak dökmeyen tırmanıcı bir bitkidir. Beden ısıtıcı ve öksürük kesici olarak kullanılan bir baharattır."
    • Deccal: İslam mitolojisine göre ahir zamanda, Mesih'in ikinci kez yeryüzüne gelmesinden önce insanları dini inancından saptırarak kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan ve şeytanı temsil eden varlıktır.
    Hristiyan eskatolojisinde Antichrist, Yahudi eskatolojisinde ise Armilus karşılığı olarak bilinir."
    • Defteri Kebir: Yevmiye defterlerine kaydedilmiş olan işlemleri buradan alarak sitemli bir şekilde hesaplara dağıtan ve düzenli olarak bu hesaplarda toplayan muhasebe defteridir. Defteri Kebir'in diğer adı da Büyük defter'dir
    • Dehliz: Üstü kapalı, dar ve uzun geçit
    • Deliler: Osmanlı kara ordusunda görevli bir askeri birliği
    • Demkeş: Nefes çeken, soluk çeken. (Osmanlıca'da yazılışı: dem-keş)
    • Keyfçi, Şarap İçen
    • Demlenmek: İçki içmek
    • Denk: Yatak, yorgan, kumaş vb. eşyanın sarılıp bağlanmış biçimi, balya
    • Devi: Kova burcu
    • Devletlû: Devletli
    • Didinmek: Çok güçlük çekerek sürekli çalışmak
    • Dikâlâsı / Dik Âlâsı: Genellikle hoş karşılanmayan bir durumun aşırılığını anlatan bir söz
    • Dikke: İğne.
    • Dirim: Hayat, yaşam
    • Diş Kirası: 1. Bir kimseye fazladan verilen para, armağan vb.
    2. Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı, iftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler. Diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra "Kesenize bereket", "Allah daha çok versin", "Ziyade olsun" gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.
    “Diş kirası” denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıdır.
    • Diz Çakşırı: Paça bölümü dizin altında veya üstünde kalan erkek şalvarı.
    • Dizdar: Osmanlı Devleti'nde kalelerin savunması, güvenliği ve yönetimden sorumlu komutan. Dizdarlar, görevleri gereği beylerbeyi, sancakbeyi ve kadıya karşı sorumlu ve onların denetimi altındaydı.
    Dolama: Tırnak yöresindeki yumuşak bölümlerin, bazen de kemiğin iltihaplanmasından ileri gelen ağrılı şiş
    Dölyatağı: Rahim,Dölyatağı veya Uterus memelilerde gebelik organı.
    Rahim, ucunda rahim ağzı (serviks) bulunan, yanlarda da boynuz şeklinde Fallop tüpleri yer alan, kasılma yeteneği güçlü kaslardan oluşan armut şeklinde bir yapıdır. Rahim içindeki boşlukta rahim iç tabakası (endometrium) yer alır.
    • Dört Cihar: Tavlada zarın 4-4 gelme durumu
    • Dubara: Tavlada zarın 2-2 gelme durumu
    • Dübeş: Tavlada zarın 5-5 gelme durumu
    • Düstur: Genel kural
    • Düşeş: Tavlada zarın 6-6 gelme durumu
    • Ebcet: Arap alfabesinin her harfi bir rakamı karşılayan ve anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik bir düzeni.
    • Ebrehe: (kişi) Teşkilat-ı İstihbarat-ı Humayûn'un efendisidir.
    Ebrehe (ö. MS 525 veya en geç 553),Habeşistan'daki Aksum Krallığı'nın Yemen valisi iken sonradan bağımsızlığını ilan ederek Yemen kralı olmuştur.
    Ebrehe Fil Suresi ile ilgili efsanevi anlatımların kahramanlarından biridir. Bu anlatımlara göre Ebrehe, Yemen'de, Aksum Krallığı'na bağlı Hristiyan bir vali idi ve Arapların her sene hac amacıyla Mekke'ye gitmelerini istemiyordu. San'a'da büyük bir kilise yaptırdı ve ismini Kuleys koydu. Ebrehe Habeş Kralı'na halkın hac için ancak Kuleys'i ziyaret edebileceklerini, Mekke'ye gidenlere izin vermeyeceğini yazarak onun da desteğini aldı. Ebrehe'nin haccı engelleme niyeti Yemenli Arapları öfkelendirdi. Rivayete göre Nukayl isminde bir yerli, Kuleys'e girerek kimsenin olmadığı bir zamanda içeriyi harabeye çevirdi, kirletti ve kayıplara karıştı. Ebrehe ağır bir hakarete uğramıştı. Olayın üzerine bir de kilisenin yanması eklenince vali intikam almaya karar verdi, Kâbe'yi yıkmak ve enkazı fillerle Yemen'e taşımak için dört bin fil ve üç yüz bin Habeşli'den oluşan ordusu ile harekete geçti. Mekke çevresine kadar gelen öncüler Mekkelilerin koyun ve develerini alıp konaklama yerleri olan Taif'e kaçırdılar. Ebrehe Mekke emiri olan Abdulmuttalib'in pazarlık tekliflerini de geri çevirdi. Ordu Mekke üzerine yürümeye hazırlanırken gökyüzü Ebabil kuşları ile doldu, gagaları ve ayaklarında taşıdıkları taşlar ile Ebrehe ordusunu taş yağmuruna tuttular. İstilacı ordu bozguna uğradı. Etleri lime lime dökülerek ölüyorlardı. Kalanlar Ebrehe de içlerinde olduğu halde perişan bir vaziyette Yemen'e doğru kaçtılar."
    "Ebüşşeyh: (kişi) EBÜ’ş-ŞEYH Hadîs âlimi. Künyesi Ebû Muhammed olup, adı Abdullah bin Muhammed bin Ca'fer İbni Hibbân'dır. 274 (m. 887) senesinde doğdu. On yaşından itibaren hadîs-i şerîf dinlemeye ve ilim öğrenmeye başladı. Ebü'ş-Şeyh diye tanınan Abdullah bin Muhammed, 369 (m. 973) yılında vefât etti.

    Ebü'ş-Şeyh, başta babası olmak üzere, Mahmûd bin Ferec, İbrâhîm bin Sa'dan, Muhammed bin Abdullah, Muhammed bin Esed el-Medînî, Ahmed bin Muhammed, Ebû Bekr İbni Ebî Âsım, İshâk bin İsmâil er-Remlî, Ebû Halîfe el-Cumehî, Ahmed bin Hasen es-Sûfi, Ebû Ya'lâ el-Mevsılî ve birçok âlimden hadîs-i şerîf dinlemiş ve ilim öğrenmiştir.
    • Ecinni Taifesi: Cin Topluluğu
    • Efkâr: Tasa, kaygı
    • Efraim: Teşkilat-ı istihbarat-ı humayûn'un ilk büyük efendisi tefeci çırağı.
    • Efrasiyab: (kişi) İran edebiyatının ünlü şairi firdevsî'nin şehname adlı eserinde Alp Er Tunga'dan bahsedilirken ona verilen isimdir.şehname'de efrasiyab kahraman,yiğit ve korkusuz bir insan olarak tanıtılır ve rüstem'in efrasiyab'ı nasıl yendiği anlatılır.
    • Efsun: Büyü
    • Ehli dubara: Hilenin ve düzenbazlığın ustası
    • Ehli işret: İçki içme erbabı
    • Ehli Keyif: 1. Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı, meraklı, tutkun 2. Rahatına düşkün kimse, keyif sahibi
    • Ehlikeyf: İçki.
    • El Kimya: Simya (alchemy, alchimie) kelimesi Arapça "el-kimya"(alkheemee) kelimesinden gelir. İlk uygarlıklardan, 17yy'dan itibaren, hatta 19 yy'da modern kimyanın gelişimine kadar varlığını sürdürmüştür.Mezopotamya, Mısır, Hint, Çin,Yunan, Roma, İslam ve Avrupa'da simya maddenin tanınması ve anlaşılması çabasında önemli yer tutmuştur.
    Simya , kimyanın ilk şekli denilebilecek bilim, büyü, sanat karışımı olarak tanımlanabilir. Simyanın çoğunlukla amacı "Filozof Taşı" olarak adlandırılan bir ruhani etken varlığına nesnelerin özünü dönüştürmekti. Bu bir anlamda maddeyi altına çevirmek ve ölümsüzlüğü elde etmekti.
    Simya nedir?
    Günümüzdeki modern kimya biliminin temelleri atılmadan binlerce yıl önceden başlayıp, 17. yüzyıla kadar etkileri devam eden, maddeleri birbirine karıştırıp, değiştirmeye çalışan kişiye simyacı, bu insanların yaptıkları çalışmalara ise simya denir.
    • Eni konu: İyiden iyiye. İyice.
    • Enfiye: Kurutulmuş tütünden yapılan ve burna çekilen keyif verici, aksırtıcı toz, burun otu
    • Enfiye Kutusu: Enfiye taşımak için kullanılan genellikle süslü kutu.
    • Entrika: Bir işi sağlamak ya da bozmak için girişilen gizli çalışma, oyun, dolap, düzen, dek, desise, hile.
    • Envai çeşit: Çeşit Çeşit
    • Ergimek: Sıcaklığı artırılmak yoluyla bir cisim katı durumdan sıvı duruma geçmek, zeveban etmek
    • Esed: Aslan burcu
    • Esedi Altınlar: Yabancı altını
    • Esedî: Osmanlılar tarafından özellikle XVII. yüzyıldan itibaren kullanılan bir para birimi.
    • Esrefî: 1. Mısır altını. 2. Yavuz Sultan Selîm'in, Mısır'da bastırdığı paralar üzerinde sâdece Sultan ünvanı olup, bu paralara sultanî veya esrefî adı verilirdi. Böylece Osmanlı altınları da esrefi, şerifi adlarıyla anılmaya başlandı.
    • Esvap: Giysi
    • Eşkinci: Savaşa giden eyalet askeri.
    • Eşraf: Bir yerin zenginleri, sözü geçenler, ileri gelenler
    • Evliya: Ermiş
    • Eyyamıbahur: 31 Temmuz ile 7 Ağustos arasında, sıcaklıkların maksimum seviyeye çıktığı, yılın en sıcak günlerinin yaşandığı dönem
    • Ezgi: Belli bir kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi, haz, nağme, melodi
    • Failatun – Failatun – Failun: Divan edebiyatında sık kullanılan aruz kalıplarından birisidir.15li kalıplardandır.
    • Faka Bastırmak: tuzağa düşürmek
    • Fasıl: Bölüm, kısım, devre
    • Fasıla: Aralık, ara, kesinti
    • Fels: İslâmiyet’in ilk devirlerinden itibaren basılan bakır veya bronz sikke.
    • Ferman: 1. Buyruk, emir 2. Osmanlı Devleti'nde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı buyruk, yarlık
    • Feryad: Bağırıp çağırma
    • Feryat: Haykırış, çığlık
    • Fî Tarihinde: Oldukça eski bir zamanda, bir zamanlar
    • Fiili livata: Fiili livata bir erkeğin başka eşcinsel bir erkeğe yada bir erkeğin bir kadına arkadan(dübüründen) yaklaşmasına Livata denmektedir. Bunu olayın hukuktaki adı Fiili livata'dır.
    • Filinta: Namlusu kısa, kurşun atan bir çeşit küçük tüfek
    • Filuri: Eski Ceneviz para birimi
    • Flemenk: Kuzeybatı Avrupa'da Ren Irmağı deltası çevresindeki "Çukur Ülkeler" (Alçak Ülkeler, Aşağı Ülkeler) de yer alan şimdiki Hollanda ile Belçika'nın kurulmasına kadar varlığını sürdüren çeşitli kontluk ve dukalıklar ve sonra doğan devlete 1830 yıllarına kadar verilmiş olan addır.
    • Flok: Geminin cıvadrasına çekilen üçgen yelken
    • Forsa: Gemilerde kürek çeken tutsak veya hükümlü kimse
    • Frenk: Frenk veya Efrenç, Osmanlıda Avrupalılara, özellikle de Fransızlara verilen ad.
    • Fuzuli: Yersiz, gereksiz
    • Gadir: 1. Haksızlık etme, zarar verme. 2. Acımasızlık, merhametsizlik, kıygı.
    • Gadr: Hainlik, vefasızlık, merhametsizlik. Muamelede aldatmak.
    • Gaflet: Aymazlık
    • Galen: Bergamalı Galen (Claude Galen; Yunanca Galenos, Latince Galenus, İslam dünyasındaki adıyla Calinus;d. 129 - ö. 216), tıp doktoru, bilim insanı ve filozof.
    Antik Roma'nın en önemli hekimlerindendir. Deneysel fizyolojinin kurucusu ve dünyanın ilk spor hekimi ve kabul edilmiş; Hekimlerin İmparatoru, Şeyhû’s Seyadile (hekimlerin babası) gibi unvanlarla anılmıştır.[2] Galen’in tıbbi görüşleri “Galenizm” olarak adlandırılır ve yüzyıllar boyunca tıpta etkisini sürdürmüştür[3]. Tıbbın yanı sıra farmakoloji alanında da yeni teoriler geliştirmiştir.
    • Gark olmak: Gömülmek, Batmak
    • Gayb: Gayb,Gaip veya Gayp, (Arapça: غيب) İslam inanışına göre görünmez anlaşılmaz yani akıl ve 5 duyu ile algılanamaz âlem.
    • Gedik: Gedik osmanlıdaki dükkan açma hakkına denir. Bu vasfa sahip olabilmek için çıraklık kalfalık yapıp ustalık belgesini almak gerekir.
    Bir işi yapmak, bir şeyden yararlanmak yolunda verilen hak, imtiyaz
    • Gedik Sahibi: Çıraklıktan ve kalfalıktan yetişip, ustalık makamına geçmek.
    • Gıpta: Beğenilen bir kişi veya şeye benzemeyi istemek, imrenmek
    • Gothik: Gotik, kendine has özelliği olan bir sanat anlayışı ve yazı şekli. Gotik yazılar ilk baskı denemelerinde denenmiş, çoğunlukla Almanlar tarafından kullanılan bir yazı stilidir. Gotik sanatı 12. yüzyılın ikinci yarısında Romanesk sanatının değişmesiyle, Latin sanatına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
    • Gök Kubbe: Gök
    • Göygoycubaşı: Goygoycu dilencilerin başı. Goygoycular kör olduklarından yedekçi adlı yardımcılarıyla altı kişilik gruplar halinde, birbirlerini omuz başlarından tutarak tek kol nizamında dilenirdi.
    • Gözleri Yuvalarından Uğramak: Şaşkınlık hali.
    • Göztaşı: Boya ve tarım ilacı olarak kullanılan mavi bakır sülfatın halk dilindeki adı. 
    • Güden: Kalınbağırsak
    • Güderi: 1.Genellikle geyik veya keçi derisinden yapılmış yumuşak ve mat meşin 2.Bu meşinden yapılmış
    • Gülam: Kölelerden oluşan, hükümdarı korumakla görevli olan askeri birlik. (Osmanlı'da Kapıkulu askerleri)
    • Gülbank: Hep bir ağızdan ve makamla yapılan dua veya ant
    • Gürz: Silah olarak kullanılan ağır topuz
    • Hacıyatmaz: Yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, dibinde bulunan ağırlık nedeniyle dik bir durum alan oyuncak.
    • Hadsiz: 1. Sınırsız, ölçüsüz, aşırı, kontrolsüz 2. Hudutsuz, sınırsız, nihayetsiz 3. Kontrolsüz.
    • Hafız İbni Hacer: İbn Hâcer el-Askalanî (d. 18 Şubat 1372, Kahire - ö. 2 Şubat 1449), Mısır'lı hadis alimi.
    Tam adı 'Ebu'l Fazl Şihabuddin Ahmed bin Ali bin Muhammed el-Askalanî olan alim 18 Şubat 1372 yılında Mısır'ın Kahire şehri yakınlarında doğdu. Küçük yaşlarda anne-babasını kaybetti, eğitimini babasının dostları üstlendi. 9 yaşında hafız oldu ve 12 yaşında babasının bir dostuyla Mekke'ye gitti. Mekke'de hadis derslerinin yanı sıra fıkıh, Arapça ve matematik dersleri aldı. 20 yaşından sonra ise seyahat etmeye başlayarak gittiği şehirlerdeki bilginlerle görüşerek ilmini arttırdı. Ardından yine memleketi Mısır'a döndü ve Mısır sultanının görevlendirmesiyle Diyarbakır'a kadı olarak gitti.
    İbn Hâcer, asıl uğraşı olan hadisin yanı sıra, fıkıh ve fıkıh usulü, tefsir, lugat, edebiyat ve tarihle de meşgul olmuştur.
    • Halep çıbanı: Kaşıntılı bir sivilce gibi başlayıp yangılı yaralar olarak genişleyen ve en az bir yıl süren deri hastalığı; şark çıbanı.
    • Haleti Ruhiye: İnsanın ruh hâli. Manevi ve iç durumu.
    • Halvet: 1. Hamamlarda çok sıcak küçük yer
    2. Yabancı bir kadınla yabancı bir erkeğin bir odada, kapalı bir yerde yalnız kalmaları.
    • Hamel: Koç burcu
    • Harısinî: Aynaya parlaklık veren ve yedi asal cisimden biri.
    • Harisini: Aynaya parlaklık veren ve yedi asal cisimden biri.
    • Hasen: Güzel, hüsün, güzellik
    • Hasılat: 1. Ürün 2. Gelir, kazanç
    • Hasım: 1. Düşman, yağı 2. Bir oyun, dava veya yarışta karşı taraf
    • Hattat: Çok güzel el yazısı yazan sanatçı
    • Havacıva: Sığırdiligillerden, Akdeniz bölgesinde yetişen ve köklerinden kırmızı boya elde edilen, çok yıllık otsu bir bitki
    • Hayreti mucip: Hayreti icap ettiren, hayreti gerektiren
    • Hepyek: Tavlada zarın 1-1 gelme durumu
    • Hercümerc: Altüst, karmakarışık, darmadağınık, allak bullak
    • Heybe: Omza geçirilebilen tek gözlü bir çanta türü
    • Hınzır: 1. Domuz 2. Genellikle hoşa giden bir davranış veya durum için şaka yollu söylenen bir söz 3. Yaramaz, haylaz 4. Katı yürekli, kötü düşünen, gaddar 5. Kurnaz, içten pazarlıklı olan
    Hınzıryedi: “Bağdat Acem mülkü olmadan çok önce bu kentte hırsızın biri açılmadık
    kilit, girilmedik ev, soyulmadık konak bırak(mayan), gözden sürmeyi, alttan minderi, parmaktan yüzüğü, kulaktan küpeyi çalıp gününü gün, gecesini sefa eyleyen biridir. Bu hırsız tam anlamıyla bir kılık değiştirme ustasıdır. Sadece yakalanmamasının değil, onun meslekteki başarısının nedeni de budur. Domuz yedirildiği için Hınzıryedi denilmiştir.
    • Hırpani: Perişan, derbeder. (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
    • Hışım: Öfke, kızgınlık
    • Hıyarcık: Kasık lenf bezlerinin iltihaplanması.
    • Hiciv: Bir kişi, olay ya da durumun, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilmesidir.
    • Hilat: Çoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi, Kaftan
    • Hilye-i şerif: Hz. Muhammed’in sıfatlarını anlatan manzum veya nesir halindeki yazılar, kitaplar ve tablolar
    • Hiyle: Aldatmak, kandırmak maksadıy­la yapılan düzen, oyun, dek, desise, dolap, entrika.
    • Horkum Taşı (Sayfa 72): ???
    • Hoyrat: Kaba, kırıcı ve hırpalayıcı
    • Humbara: Demir veya tunçtan dökülmüş, yuvarlak ve boş olan içine patlayıcı maddeler doldurulup havan topu veya el ile atılan, yuvarlak bir tür bomba, kumbara
    • Huruç hareketi: 1. Kale kuşatıldığında kuşatma kuvvetlerine yapılan kontra-atak saldırı.
    • Husye:  Er bezi, testis.
    • Husye Burmak: İşkence yöntemi. Testisi döndürmek.
    • Hut: Balık burcu
    • Hüllüoğlu Oyunu: Ütmeli aşık oyunlarından Hüllüoğlu oynanış olarak Çizgili Aşık oyununa benzer. Dizilişi daha değişik olan bu oyunda önce düz bir çizgi çizilir. Çizginin tam ortasına aşıklardan biri dik olarak konur. Buna Hüllüoğlu adı verilir. Oyuncular Çizgili Aşık oyununda olduğu gibi kararlaştırdıkları sayı kadar Hüllüoğlu’nun sağına ya da soluna aşıkları dizerler. Belirledikleri kaleye sakalarla atışlarını yaparlar. Kaleye en yakın atan birinci, ondan sonrakiler ikinci üçüncü olur.
    • Hülyalı: Hayal kuran veya insanı hayal kurmaya sürükleyen
    Hüsnü kabul göstermek: İyi karşılamak, güler yüz göstermek
    • Hüsnühal: İyi hâl.
    • Hüsnühal Kâğıtları: Bir kimsenin yaşamında kötü bir şey bulunmadığını gösteren resmî kuruluşlarca verilen belge, iyi hâl belgesi.
    • Irlamak: Türkü, şarkı söylemek, yırlamak
    • Iska Geçmek: Hedefi tutturamamak.
    • Istavroz Çıkartmak: Hristiyanların elleriyle haç işareti yapmalarına istavroz çıkartma denir. İstavroz Baba, oğul ve kutsal ruhu temsil etmektedir.
    • Izdırap: Acı, üzüntü, sıkıntı, keder
    • İblis: Şeytan
    • İbn-İ Merdüveyh: İsfehan’da yetişen hadîs, tefsîr ve târih âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Ahmed bin Mûsâ bin Merdüveyh el-İsfehânî olup, künyesi Ebû Bekr’dir. İbn-i Merdüveyh diye tanınır. Hadîs ilminde çok bilgisi vardı. 323 (m. 935)’de doğdu. 410 (m. 1019) senesi Ramazân-ı şerîf ayında vefât etti. İsfehan ve Irak âlimlerinden ders okudu. Ebû Sehl bin Ziyâd, Ahmed bin Abdullah bin Delîl, İshâk bin Muhammed bin Ali el-Kûfî ve başka âlimlerden ilim öğrendi. Kendisinden de, Ebü’l-Kâsım İbni Mende, Ebû Abdullah es-Sekâfî, Ebû Mutı’ el-Mısrî ve başka zâtlar ilim öğrendiler.
    • İbrik: Su koymaya yarayan kulplu, emzikli kap
    • İdrak Etmek: 1. akıl erdirmek, anlamak, kavramak 2. erişmek, ulaşmak 3. algılamak
    • İhsan etmek: Bağışta bulunmak, bağışlamak.
    • İhtimam: 1. isim Özen 2. Özenli bakım
    • İkircikli: 1. İşkilli 2. Kararsız, mütereddit 3. Kararsız, mütereddit bir biçimde
    • İletki: Bir açıyı ölçmeye ve başka bir yerde aynı açıyı çizmeye yarayan, yarım çember biçimindeki araç, açıölçer, mastara, minkale
    • İncitmebeni:  Kanser.
    • İnmeli: Bir tarafında inme (hareketsizlik, felç) bulunan, mefluç
    • İntikal: Bir yerden başka bir yere geçme, geçiş
    • İnziva: 1. Toplum hayatından kaçıp tek başına yaşama 2. Dış dünyayla bütün bağlarını keserek Tanrı'yla birleşebilmek için insanın kendi içine kapanması
    • İptila: Düşkünlük, tiryakilik
    • İsilik: Terlemekten veya sıcaktan vücutta meydana gelen küçük pembe kabartılar, ısırgın
    • İstifrağ: Kusma.
    • İstihare: Girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyuma.
    İşret Âlemi: İçki sefası, İçkili Eğlence
    İşve: Kadınların ilgi çekmek, gönül çelmek için takındıkları hoş, aldatıcı tavır, kırıtma, naz, cilve, eda
    • İtalik: Yatık Yazı
    • İtdirseği: Arpacık
    • İtikat: 1. İnanma, inan. 2. İnanç
    • İtimat: Güven, güvenç, emniyet
    • İzbe: 1. Basık, loş, nemli, kuytu (yer) 2. Sapa
    • İzzetü İkram: Ağırlama
    • Kadırga: Hem yelken hem kürekle yol alan, özellikle Akdeniz'de kullanılmış bir savaş gemisi
    • Kadidi Çıkmak: 1. çok zayıflamak, bir deri bir kemik durumuna • gelmek 2. iskeleti görünmek
    • Kadim: Başlangıcı olmayan, eski, ezelî
    • Kadit: 1. Güneşte veya hafif alevde kurutulmuş et. 2. İskelet. 3. Çok zayıf
    • Kadrini bilmek: Değer, zâtî kıymet bilmek
    • Kâfir: 1. Tanrının varlığını ve birliğini inkâr eden kimse
    2. Genellikle Müslüman olmayanlara verilen ad"
    • Kaftan: Çoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi, Hilat
    • Kağıtçıbaşı: Yazı gereçlerinin sağlanması, saklanması ve gerekli yerlere dağıtılması ile yükümlü olan kimse.
    • Kâhin: 1. Doğaüstü yollardan gizli, bilinmeyen şeyleri, geleceği bilme iddiasında bulunan kimse 2. Yahudilerin din reisi
    • Kakule: Zencefilgillerden, sıcak iklimlerde yetişen güzel kokulu bir bitki. Elettaria ve Amomum cinslerini kapsayan bitkilerin genel adıdır. Batı ve Güney Hindistan, Güneydoğu Asya’nın sıcak bölgelerinde yetişen, 4-5 m boyunda, büyük yapraklı çok yıllık bir bitki cinsidir.
    • Kâkül: Alna düşen kısa kesilmiş saç, perçem
    • Kalafatçı: 1. Gemi ve kayıklarda kalafatlama işini yapan kimse. 2. Kalafat yapan veya satan kimse. 
    • Kalfa: 1. Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı 2. Mimar yardımcısı 3. Saraylarda ve büyük konaklarda halayıkların başında bulunan kadın 4. İptidailerde hoca yardımcısı 5. Çocukları evlerinden alarak okula, okuldan evlerine götüren kimse
    • Kalyoncu: Osmanlılarda yalnız savaş zamanlarında çalışmak üzere her yıl belli bölgelerden toplanan deniz eri.
    Karabina: Tüfeğe veya muskete benzer ancak daha kısa ve daha güçsüz ateşli silah. Birçok karabina tüfek modeli geliştirilmiştir, aynı mühimmatı kullanırlar ancak daha az uzunluktadırlar.
    • Karakullukçu: Yeniçeri ocağı bölük ve ortalarında odaları ve odaya gelen konukların ayakkabılarını temizlemek, yemek kaplarını yıkamak ve benzeri işler görmekle yükümlü er.
    Karina: 1. Gemi omurgası 2. Gemi teknesinin su içinde kalan bölümü
    • Kaside: On beş beyitten az olmayan, bütün beyitlerin ikinci dizeleri en baştaki beyit ile uyaklı olan ve çoğu kez büyükleri övmek için yazılan divan edebiyatı şiir türü
    • Kasideci: 1. Kaside yazan şair 2. Birine yaranmak amacıyla aşırı övgüde bulunan kimse
    • Kasidecibaşı: Kaside yazan şairlerin başında bulunan kimse.
    • Kasnak: Enli çember
    • Katmerli: 1. Katmeri olan, kat kat olan 2. Çok fazla olan, aşırı
    • Kav: Ağaçların gövdesinde veya dallarında yetişen bir tür mantardan elde edilen ve çabuk tutuşan, süngerimsi madde.
    • Kavs: Yay burcu
    • Kaynana Zırıltısı: Bir sap etrafında çevrilen, çevrildikçe takırtılı bir ses çıkaran çocuk oyuncağı.
    • Kebabe: Kebabe (Piper cubeba), karabibergiller familyasına dahil bir bitki türü. Kebabe, karabiber bitkisinin arkabasıdır ve anavatanı Endonezya ve Çin'dir.
    • Kefere: Müslüman olmayanlar, kâfirler
    • Kelepir: Değerinden çok aşağı bir fiyatla alınan veya alınabilecek olan şey, okazyon
    • Kem: Kötü
    • Kenef: Tuvalet
    • Kerte: 1. İşaret için yapılmış çentik veya iz, kerti 2. Derece, radde
    • Kerteriz: Herhangi bir cismin yönü ile esas alınan yön arasındaki açı.
    • Keşmekeş: Karışıklık.
    • Kethüda: Zengin kimselerin ve devlet büyüklerinin buyruğunda çalışan, onların birtakım işlerini gören kimse, kâhya
    • Kezzap: Kezzap (Nitrik Asit), bileşiminde üç oksijen, bir hidrojen ve bir azot bulunan kuvvetli bir asittir. HNO3 formülüyle gösterilir. Konsantrasyonu arttıkça daha tehlikeli olur, gliserin ile reaksiyona sokulduğunda nitro gliserin elde edilir. Dinamit, çeşitli patlayıcılar, plastik ve gübre yapımında kullanılır.
    • Kıblenüma: Kıble yönünü göstermek için, bulunulan yere göre özel işareti olan pusula.
    • Kıpti: Eski Mısır halkı
    • Kıraat: Kur'an'ı belli kural ve işaretlere göre okuma
    • Kıraathane: Kahve, kahvehane
    • Kırba: Sakaların içinde su taşıdıkları ağzı dar, altı geniş, deriden yapılmış kap, su kabı, matara
    • Kifayet: Bir işi yapabilecek yetenekte olma, yeterlik, liyakat, iktidar.
    • Kiriş: Okçulukta kiriş, yayın tutturulduğu ve çekildiği sert iptir. Eski Türkçede kirişe "tirkeş" ya da "çile" de denmektedir. Saf ipekten yapılan sert bir sicimden oluşur.
    Kisnis: (Kişniş) 1. Maydanozgillerden, yaprakları maydanozu andıran, 20-60 santimetre yüksekliğinde, tüysüz, bir yıllık ve otsu bir bitki (Coriandrum sativum) 2. Bu bitkinin baharat olarak kullanılan kurutulmuş meyvesi veya tohumu
    • Kollukçu: Kollukçu (Kullukçu) Zabıta hizmetlerini yürüten kişilere denir. Semtlerde o bölgenin en büyük zabıta âmirinin emrinde kolluklar, yani bugünkü tabirle karakollar bulunurdu.
    • Kolomborne: Demir gülle atan bir top türü.
    • Köçek: Kadın kılığına girmiş erkek dansçı.
    • Kör İmbik: Kör (gagasız) imbik, katı maddelerin ısıtılınca, ara bir hal olan sıvı hâle geçmeden doğrudan gaz hâle geçmesi (Süblimleşme) için kullanılır. Ürün (süblime), «kör» miğferin kanalında toplanır.
    • Körük: Ateşi canlandırmak için kullanılan ve açılıp kapandıkça içindeki havayı üfleyen araç.
    • Köse: Bıyığı, sakalı çıkmayan (erkek)
    • Kötek: 1. Baston, sopa 2. Sopayla atılan dayak, patak
    Kubbealtı Vezirleri: Kubbealtı vezirleri, Osmanlı devletinde dîvân-ı hümâyûn üyesidirler. Askerî sınıfa mensup beylerbeyi rütbeli paşalar arasından sadrâzam ve pâdişâh tarafından seçilirler. Sadrâzama bağlı olarak çalışırlar. Sadrâzama ve pâdişâha danışmanlık ederler, verilen özel görevleri yerine getirirlerdi. Dîvân müzakerelerinde ve siyasî herhangi bir işin hallinde de tecrübeli devlet adamları olan kubbealtı vezîrlerinin fikirlerinden istifade edilirdi.
    • Kubur: Tuvalet deliğinden lağıma inen boru
    • Kufi: (kûfi) Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
    • Kûfî: Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
    • Kukuleta: Yağmur, soğuk vb. dış etkilere karşı başa geçirilen, giysiye dikili veya ayrı olarak kullanılan başlık
    • Kulaç: Metrik sisteme geçilmeden önce özellikle denizcilikte kullanılan bir uzunluk ölçüsü.
    • Kulampara: Oğlancı
    • Kurtubî: Muhammed bin Ahmed el-Kurtubi, (doğum tarihi XI. Yüzyılın sonları ve XII. Yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir.), Eserlerinde Ehl-i Sünnet’i savunan, başta Mu’tezile olmak üzere İmâmiye, Râfiziyye, Kerrâm’îyye gibi fırkaları eleştiren âmelde Malikî, i'tikatta Eş’ari olmakla birlikte, mezhep taassubuna karşı tavır takınan ve taklitçiliği bir metot olarak benimsemediğini dile getiren[3] Endülüslü ve Arap, muhaddis, müfessir, fakih, dilci ve kıraat âlimi.
    Kurtubi, Endülüs'ün yetiştirdigi büyük alimlerdendir. Endülüs Emevileri’nin başşehri olan, dönemin ilim yuvası Kurtuba’da dünyaya geldi. Doğum tarihi 12. yüzyılın sonları ve 13. yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir. Kurtuba'da çiftçilikle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Hıristiyan İspanyolların 16 Temmuz 1230 tarihinde gerçekleştirdikleri bir saldırıda öldürüldü. Kurtubi, gençlik yıllarında çömlek yapımında kullanılan toprak taşımacılığı ile uğraşarak ailesinin geçimine yardımcı olmuştur.
    Kuvvetle Muhtemel: Büyük olasılıkla
    • Küfe: Genellikle söğüt veya başka ağaç dallarından örülen, yük taşımaya yarayan, kaba ve dayanıklı sepet
    • Küfi: Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
    • Külahçı: Külah (Başlık) yapan kimse
    • Külhan: Hamamları ısıtan, hamamın altında bulunan kapalı ve geniş ocak, cehennemlik
    • Külhani: Külhanbeyi, kabadayı, serseri, hayta
    • Külliyat: Külliyat, bir yazar ya da şairin tüm eserlerini bir araya toplayan dizi.
    • Küstah: Saygısız, kaba, terbiyesiz (kimse)
    • Lap Taşı: Bir çocuk oyununda kuka olarak dikilen şeyi kaleden çıkarmak için kullanılan yassı taş.
    • Levye: 1. Bir mekanizmanın kumanda kolu 2. Bir şeyi yerinden oynatmak, kaldırmak, harekete geçirmek, gevşetmek vb. için kullanılan, kaldıraca benzer araç
    • Lisan-ı erazil: Rezil, aşağılık kimselerin dili, argo
    • Lisan-ı hal: Hal dili; meramını durum ve görünümüyle anlatma
    • Livata: Oğlancılık 
    • Lonca: Belli bir iş kolunda usta, kalfa ve çırakları içine alan dernek, korporasyon
    • Maamma: Anlaşılmayan, bilinmeyen
    • Madrabaz: 1. Hayvan, balık, sebze, meyve vb. yiyecekleri yerinden getirerek toptan satan kimse 2. Hile yapan kimse
    • Mağrip: kuzeybatı Afrika bölgesi. Tarihte, Müslüman idaresi sırasında İber Yarımadası, Malta ve Sicilya'yı da içerirdi.
    • Mahcup: Utangaç
    • Mahmur: 1. Sarhoşluğun sebep olduğu sersemlik içinde olan 2. Uykudan sonra üzerinde sersemlik, ağırlık bulunan 3. Süzgün, dalgın bakışlı (göz)
    • Mahmuz: Çizmenin, potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelik parça.
    • Mahmuzlamak: Hızlanması için hayvana mahmuzla dürtmek.
    • Maiyet: Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler.
    • Mangır: Akçenin büyüğü olan para.
    • Manivela: 1.Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol 2.Kaldıraç.
    • Mano: Kumar oynatan kişinin kazançtan aldığı pay
    • Mapamundi: Dünya haritası
    • Marazi: 1. sıfat Hastalıkla ilgili, hastalıklı 2. Hastalık derecesinde olan
    • Martaloz: 1. Eskiden saraylarda çalışan garsonlara verilen ad. 2. Çift cinsiyetli
    • Maşa: Ateş veya kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç
    • Maşrapa: Metal, toprak, plastik vb.nden yapılmış, ağzı açık, kulplu, bardağa benzeyen, küçük kap
    • Maval: Yalan, uydurma söz
    • Mayna: Yelken indirme, fora karşıtı.
    • Mazbata: Tutanak.
    • Mazgal: Yağmur sularını kanalizasyon şebekesine çekmek için kullanılan üzeri parmaklıklı demirle kapatılmış delik.
    • Mebun: Erkekleri baştan çıkarıp, paralarını alan erkeklere verilen ad. ibne (Eşcinsel)
    • Meddah: 1. Taklitler yaparak, hoş hikâyeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı 2. Öven, aşırı övgüde bulunan kimse
    • Medet Ummak: Yardım beklemek.
    • Mehdi: "hidayete erdirilen ya da hidayete vesile olan" anlamlarına gelmektedir. "Kendisine rehberlik edilen", Allah tarafından yol gösterilen, hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan kişi manasındadır. Ahir zamanda geleceğine ve İslam'ın dünya hakimiyetini gerçekleştireceğine inanılır.
    • Mekruh: İslam dininde, dinî bakımdan yasaklanmadığı hâlde yapılmaması istenen
    • Mel'un: 1. Tanrı tarafından lanetlenmiş olan, lanetli 2. Lanetlenmiş kimse 3. Nefretle karşılanan, kötü
    • Mengene: 1. Onarma, işleme, düzeltme vb. işlemlerin uygulanacağı nesneyi sıkıştırıp istenildiği gibi tutturmaya yarayan bir tür alet 2. Pres
    • Meşum: Uğursuz
    • Metris: Askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper.
    • Metruk: Bırakılmış, terk edilmiş
    • Mevzi: Bir askerî birliğin yeri veya bu birlik tarafından ele geçirilen bölge.
    • Meyus: Kederli; üzgün
    • Meyyit Kapısı: Ölü Kapısı
    • Mezat: Açık artırma ile satış
    • Mezatçı: Arttırma ile satışı yönlendiren kimse
    • Mıknatısiyet: Mıknatıslık
    • Mihel Çıkmazı: Mihel, Ahırkapı’da hekimlik yapan biridir.
    • Minelaşk: “Aşktan” demektir. (Ah Minelaşk: Hat sanatında kahreden aşk anlamına gelen ağlayan iki göz ve bir eliften oluşan çizim.)
    • Minelgaraib: “Gariplikten” demektir.
    • Mizaç: Huy, yaradılış, tabiat, karakter
    • Mizan: Terazi burcu
    • Muallim: Öğretmen
    • Muhakeme: Yargılama, akıl süzgecinden geçirmek, düşünmek
    • Muhasara: 1. Kuşatma 2. Çevirme
    • Muhkem: Sağlam, sağlamlaştırılmış
    • Muhteva: İçerik
    • Mukadderat: Yazgı
    • Mumcu: Yeniçeri Ocağında çavuşlardan sonra gelen, yeniçeri ağasına bağlı on iki subaydan her biri.
    • Mumhane: Mum üretim yeri
    • Muntazaman: Düzenli olarak
    • Murassa: Değerli taşlarla bezenmiş, cevahirle süslenmiş 
    • Murdar: 1.Kirli, pis 2.Cinsel birleşmeden sonra yıkanmamış (kimse) 3.Dinî kurallara uygun olarak kesilmemiş olan (hayvan)
    • Musallat: Bir kimse veya şeyin üzerine bıktıracak kadar düşen (kimse)
    • Mutemet: 1.Dairelerde, iş yerlerinde bazı para işlerine bakan görevli. 2. Kendisine inanılıp güvenilen kimse.
    • Mutrip: Çingene
    • Müdavim: Bir işi sürekli yapan, bir yere sürekli giden (kimse), gedikli
    • Mükellef: Eksiksiz, özenli bir biçimde yapılmış
    • Müneccim: İnsanları ve olayları etkilediği inancına dayanan ilim dalıyla uğraşan kimse; astroloji ve yıldız falcılığını meslek edinen kişi.
    • Müptela: 1. Bağımlı 2. Tutulmuş 3. Âşık, vurgun
    • Mürdesenk: Doğal kurşun oksit 
    • Müreşebbis: Girişimci
    • Mürmür Kuşu: ???
    • Mürmürbağa Eti: ???
    • Müstehzi: Alay eden, alaycı.
    • Müşteri: Jupiter
    • Mütalaa: 1. Etüt 2. Herhangi bir konu üzerinde ayrıntılı düşünme ile oluşan görüş ve yorum
    • Mütevazı: 1. Alçak gönüllü 2. Gösterişsiz, iddiasız
    • Nağme: 1. Güzel, uyumlu ses, ezgi, melodi 2. Ezgi 3. Birinin yalandan ve nazlanarak söylediği söz
    • Nakkaş: 1. Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta, bezekçi 2. Nakışçı
    • Nakşetmek: Kalıcı ve etkili olmasını sağlamak, işlemek.
    • Nazar: Belli kimselerde bulunduğuna inanılan, kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında insanlara, eve, mala mülke hatta cansız nesnelere kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk, göz
    • Nazari meseleleri çözmek: Ilmi kaide ve fikri gayrete dayanan, teorik çözüm.
    • Nekkarezen: Nakkare çalan kimse
    • Nemçe: Osmanlı devrinde, Avusturya'ya ve halkına verilen ad.
    • Nemrut Suratlı: 1. Yüzü gülmeyen. 2. Acımaz, can yakıcı
    • Nevale: Gereken yiyecek ve içecek şeyler, Azık
    • Neyzen: Ney çalan kimse
    • Nüfuz Etmek: 1. bir şeyin içine işlemek, geçmek 2. inceliğine varmak, anlamak 3. etkili olmak
    • Nükte: İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz, espri
    • Odabaşı:  1.Hanlarda çalışan uşakların başı 2.Yeniçeri kuruluşunda görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay 
    • Okka: 1,282 kilogram veya 400 dirhemlik ağırlık ölçüsü birimi, kıyye 
    • Ordu-Yu Hümayûn: Osmanlı İmparatorluğu'nun ordusudur.
    • Otlakiye: Osmanlı döneminde, devlet malı otlaklarda yayılan hayvanlardan alınan vergi.
    • Öküz zar: Cıvalı zar
    • Ömrü Billah: Hiçbir zaman veya şimdiye kadar.
    • Öterbülbül: Alemsattı’nın yardımcısı inmeli biridir.
    • Palanka: 1. Ağaç ve toprakla yapılmış, hendekle çevrilmiş küçük hisar
    • Paluze: Zerdeçal kullanılarak hazırlanan, jöle kıvamında bir tatlı
    • Paluze tenli gülam: Buruşuk tenli asker.
    • Parsa toplamak: Gösteriden sonra, bir kutu, tepsi vb. gezdirerek izleyicilerden para istemek.
    • Payanda: Bir duvarı tutmak, yıkılmasını önlemek için yanlamasına dayatılan destek.
    • Paye: 1. isim Rütbe 2. Derece, aşama
    • Paytak: Çarpık, eğri bacaklı
    • Pazubent: 1. Belli bir amaçla kola geçirilen enli kuşak, kolçak. 2. Kol muskası.
    • Penciyek: Tavlada zarın 5-1 gelme durumu
    • Pencüse: Tavlada zarın 5-3 gelme durumu
    • Pes Perde: Alçak ve kalın ses
    • Peştemal: 1. İş yaparken bele bağlanan uzun, geniş dokuma 2. Hamamda örtünmek ve kurulanmak için kullanılan ince dokuma 3. Başa örtülen dokuma
    • Pışpışlamak: 1. Bebeği kucakta yavaş yavaş sallayarak uyutmaya çalışmak 2. Teselli etmek, avutmak
    • Pîr: 1. Pir, (Farsça: pir, ""ihtiyar, yaşlı, koca""), tarikat kurucusu mutasavvıf (Mutasavvıf: Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendini Tanrı'ya adamış kimse, İslam gizemcisi, sufi). 2. Yaşlı, koca, ihtiyar kimse
    • Pirpak olmak: Tertemiz bir duruma gelmek.
    • Pistol: Tabanca şarjörü
    • Piştov: Osmanlı ordusunda bir süre kullanılan, paçavrayla sıkıştırılmış barutu horozunda bulunan çakmak taşı ile ateşleyip kurşun bilyeyi atan, kısa namlulu, tek atış yapılabilen bir tür tabanca
    • Pota: 1. Toprak veya mâdenden yapılmış, kimyacı, eczâcı, mâdenci veya kuyumcu âletlerindendir. 2. Altın, gümüş ve benzeri mâdenlerin eritilimesine mahsustur. 3. İçinde madenlerin eritildiği ve şekillendirildiği kap. 4. Bir çeşit tas.
    • Pundura Getirmek: Fırsat kollamak.
    • Rahle: Üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen alçak, küçük masa
    • Raptedilmek: Tutturulmak, bağlanmak
    • Rendekâr: Fransız matematikçi ve filozof René Descartes. (RENe DEsCARtes)
    • Rivayet: 1.Söylenti 2. Bir olay, bir haber veya sözü nakletme
    • Rubu tahtası: Çeyrek daire şeklinde, yıldızların ufuksal açıklık ve yükseklik olarak koordinatlarını saptamaya yarayan astronomi aleti
    • Sabık: Geçen, önceki, eski
    • Sadak: Ok ile yay koymaya yarayan torba. Daha çok omuzdan bir bağla sırta asılır (sırt sadağı) ya da belde kemere takılı (bel sadağı) olarak taşınır.
    • Sağrı: Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm
    • Sahaf: Genellikle kullanılmış ve eski kitap alıp satan kitapçı
    • Sahtekâr: Sahte işler yapan, düzmeci, sahteci
    • Saka: Evlere, mezarlara su taşımayı iş edinmiş olan kimse
    • Sakilik: İçki dağıtan, içki toplantılarında sohbet eden kimse.
    Saksoncubaşı: Saksonlar, Osmanlı padişahlarının av maiyetinde bulunan ve av köpeği yetiştirmekle görevli bulunan yeniçeri koludur. Başlarında saksoncubaşı bulunur.
    • Sanduka: Mezarın üzerine yerleştirilmiş, tabut büyüklüğünde tahta veya mermer sandık
    • Sanı: Sanma durumu veya sonucu, zan, zehap
    • Sarraf: 1. Kuyumcu 2. Mesleği, değerli kağıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek, tahvil alışverişi yapmak olan kimse
    • Savsaklamak: Belirli bir sebebi olmaksızın bir işi isteyerek geri bırakmak, geciktirmek, umursamamak, ertelemek, sallamak, ihmal etmek
    • Sebare: ???
    • Sebaye Dü: Tavlada zarın 3-2 gelme durumu
    • Sebayüdü: Tavlada zarın 3-2 gelme durumu
    • Sedir: Arkalıksız, üstü minderli ve yastıklı olabilen, oturmaya veya yatmaya yarayan ev eşyası, divan
    • Sefaret: Elçilik
    • Seğirtmek: Sıçrayarak yakın bir yere doğru koşmak.
    • Selamet: 1. Esen olma durumu, esenlik 2. Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu 3. Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması"
    • Seratan: Yengeç
    • Serbaz: Yürekli, yiğit, korkusuz (kimse)
    • Serdengeçti: Fedai
    • Seretân: Yengeç burcu
    • Serpuş: Başa giyilen başı örten külâh, takke, sarık.
    • Sersem Sepelek: Sersem bir biçimde, sersemliği geçmeden
    • Sevr: Boğa burcu
    • Seyis: At bakıcısı
    • Seyyare: Gezegen.
    • Sırım: Bazı işlerde sicim yerine kullanılan, ince ve uzun, esnek deri parçası
    • Sırnaşık: 1. Can sıktığına, rahatsız ettiğine aldırmadan bir kimseden sürekli, yalvarırcasına istekte bulunan ve bu isteğinde direnen (kimse) 2. Rahatsız eden, sıkıntı veren 3. Yapmacık
    • Sırrolmak: Bir şey veya kimse akılalmaz bir biçimde ortadan yok olmak
    • Sicim: Keten, kenevir vb. bitkilerin liflerinden yapılan ince ip, kınnap
    • Siğil: Deride, özellikle ellerde oluşan zararsız, pürtüklü küçük ur
    • Silah Horozu: Silahın patlamasını sağlayan parça
    Tetik çekilirken önce horoz kalkar sonra tetik bir sınır noktasına dayanır. Bu noktadan sonra tetik çekilmeye devam edilir ise horoz düşer ve silah ateş eder. Bu Kullanım şeklinde horoz kalkarken toplu döner ve ateşe hazır bir fişek yatağı namlu ağzına gelir. Her tetik çekildiğinde, mermi ister ateş alsın, ister almasın, yuva dönerek diğer mermi namlunun ağız hizasına gelir ve horozun iğnesi bu merminin kapsülüne vurarak mermiyi ateşler.
    • Sille: Elin iç yüzüyle vurulan tokat.
    • Simsar: Komisyoncu
    Bir iş karşılığında yüzde alan kimse
    • Simurg: Simurg veya bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Sênmurw (Pehlevi) ve Sîna-Mrû (Pâzand) diğer isimlerindendir. Ayrıca zaman zaman sadece Anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur. Türk mitolojisinde karşılığı Tuğrul kuşu'dur.
    • Sipahi: Osmanlılarda tımar sahibi bir sınıf atlı asker
    • Sofa: Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer, hol
    • Sofu: sıfat Dinin buyruk ve yasaklarına bütünüyle uyan (kimse)
    • Sorguç: Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.
    • Sökün etmek: Birdenbire görünüp arkası kesilmeden gelmek
    • Subaşı: 1. Şehirlerin güvenlik işlerine bakan görevlilerin başı. 2. Acemi ocaklarında küçük aşamalı subay. 3. Osmanlılarda kapıkulu süvarileri arasından, savaş zamanı güvenlik işlerine bakmak, barış zamanı da vergi toplamak işleri için ayrılan kimse.
    • Supap: Bir yay yardımıyla gergin tutulan ve yatağın düzlemine dik olarak yaptığı gidip gelme hareketiyle bir akışkanın geçişini ayarlamaya yarayan kapak, sibop.
    (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
    • Sûr: Sûr, İslam inancına göre, İsrâfil meleğin üfleyerek kıyamet gününün geldiğini haber vereceği araçtır.
    • Suvaç: İsveç
    • Sübyan: Çocuk
    • Sülüs: Arap alfabesiyle yazılan bir tür süslü yazı veya Hicrî IV. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan, nesihe benzer, kalınca bir yazı türüne verilen ad olarak tanımlanır.
    • Sülyen: Kurşun asıllı, parlak kırmızı renkli toz halinde bir boyar madde
    • Sümbüle: Başa burcu
    • Sümün: XVII. yüzyıl ortalarında bir süre Osmanlı ülkelerinde kullanılan ve kuruşun sekizde biri (beş para) değerinde bir yabancı para.
    • Sürünceme: Bir işin sonuçlanıncaya kadar boş yere uğradığı gecikmelerin tümü.
    • Şahadetname: Bir işin yapılmasına müsaade veren resmî izin kâğıdı. Vesika. Diploma.
    • Şahî: İran kaynaklı bu para birimi, Osmanlı İmparatorluğu 'nun Azerbaycan ve güneyindeki topraklarında tedavül edildi. Akçe karşılığı daha değerli ve itibarı daha yüksek olduğundan süratle yaygınlaştı. İran'a komşu Bağdad, Basra, Halep, Amid ve Van darphanelerinde de basımına izin verildi. 1513'te gümüş sikke olarak bir miskal 4,608 gr ağırlığında yaklaşık 6.5 akçe değerindeydi. II. Selim Amid darphanesinde şahinin yerine selimî adıyla bir sikke kesilmesini emretti ise de şahinin de basımı sürdü. 1583'de doğu darphanelerinde basılan ayarsız ve bozuk vezinli şahiler toplattırıldı. 1588/89'da İstanbul'da 1 şahi'nin değeri 8 akçe olarak belirlendi.
    Şahidarbezen (Şahi Topu): Osmanlı zamanında kullanılan uzunluğu yedi karış her biri 56.5 kğ. ağırlığında ikisi bir ata yüklenebilir top. Bunlar büyüklük sırasına göre Şahi Darbzen, Miyane Darbzen ve Darbzen olmak üzere 3 ayrılır. İstanbulun fethinde de kullanılmıştır.
    • Şap: Şaplar çift tuz grubuna giren bileşiklerdir. Şaplar, suda kolayca çözünürler ve tatlımsı bir tada sahiptirler.
    • Şarkiyat: Doğu bilimi, oryantalizm
    • Şarkiyatçılık: Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak ad.
    • Şayia: Yayılmış haber, yaygın söylenti, duyultu
    • Şehla: Kusurlu sayılmayacak kadar hafif şaşı (göz)
    • Şer: Kötülük, fenalık
    • Şeşiyek: Tavlada zarın 6-1 gelme durumu
    • Şilte: Üstünde oturulan, yatılan, içi yünle, pamukla doldurulmuş döşek
    • Şirpençe: Deri altı hücre dokusunun ve yağ bezlerinin iltihaplanmasından oluşan, genişlediğinde çok tehlikeli olabilen, stafilokokların sebep olduğu bir kan çıbanı, kızılyara, aslanpençesi
    • Şive: 1. Söyleyiş özelliği 2. Tarz, tavır, üslup 3. Naz, eda
    Şive için örnek; Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi.
    Şive Taklidi Yapmak: İnsanın kendi normal ses tonuyla konuşmak yerine, ait olmadığı bir yörenin şivesini taklit ederek konuşması.
    • Taberani: İmam Taberânî’nin tam ismi, Süleyman bin Ahmed bin Eyyûb eş-Şâmi el-Lahmî'dir. Künyesi ise Ebu'l-Kâsım'dır. Ba'ka'da doğ­muştur. Taberiyye'ye nispet edilerek Taberânî denilmiştir.
    Hicrî 260 (M. 873) yılında doğmuş, 273 yılında hadis dinle­meye başlamış, otuz sene ilim tahsilinde bulunmuş, o devrin ağır şartlarında Kudüs, Kayseriyye, Humus, Medâin, Şam, Mısır, Arabistan, Yemen, Irak, Bağdad, Küfe, Basra, İran ve İsbahan'a seyahat yapmıştır.
    Taberânî, bin veya daha fazla hadis âliminden (şeyh) hadis dinlemiş ve rivayet etmiştir. Taberânî, hadis hafızlarının büyüklerindendir. Hadiste hüc­cet, yani 300 000'den fazla hadisi senetleriyle birlikte ezbere bilen unvanına sahiptir.
    • Tahayyül Etmek: hayal etmek
    • Tahnit: Bozulmaması için ölüyü ilaçlama.
    • Takım Taklavat: Araç gereçlerin bütünü
    • Takke: İnce kumaştan dikilmiş veya ipten örülmüş, çoğunlukla yarım küre biçiminde başlık
    • Talan: 1. Yağma 2. Birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması
    • Tamburi: Tambur çalan kimse
    • Tapmak: Tapınak, İçinde ibadet edilen, tapınılan yapı, mabet, ibadethane, ibadetgâh (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
    • Tarraka: Gümbürtü
    • Tarumar: Dağınık, karışık, perişan
    • Tasnif Etmek: Bölümlemek, sınıflamak.
    • Taşıllaşmak: Fosilleşmek
    • Tatar oku: Kavisli ve Nişangahlı ok.
    • Tebaa: Uyruk
    • Tebelleş olmak: İstenmediği hâlde, birinden veya bir yerden ayrılmayan, gitmeyen, musallat olan
    • Tebliğ: 1. Bildirme 2. Haber verme
    • Telakki Etmek: Saymak, öyle kabul etmek, öyle anlamak.
    • Telkin: 1. Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama 2. Bilinç dışı bir sürecin aracılığıyla, kişinin ruhsal veya fizyolojik alanıyla ilgili bir düşüncenin gerçekleştirilmesi
    • Tellak: Hamamda hizmet eden ve erkek müşterileri yıkayan erkek
    • Tembih Etmek: Bir şeyin belli biçimde ve yolla yapılmasını istemek, söylemek, uyarmak
    • Temriye: Deride yer yer küme durumundaki birtakım kabartılarla kendini gösteren hastalık.
    • Tenezzül Etmek: 1. Alçak gönüllülük göstermek 2. Kendi durumuna, düzeyine aykırı düşen bir şeyi veya işi kabul etmek 3. Herhangi bir şeyi yapmaya istekli olmamak
    • Terennüm:  1.Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme. 2. Kuş şakıma, ötme. 3.Anlatma, ifade etme.
    • Teres: 1.Aşağılık anlamına sövgü sözü 2. Pezevenk, Gizli ve yasal olmayan cinsel ilişki öncesinde aracılık eden kimse, dümbük, godoş, muhabbet tellalı, kavat, astik, dasnik
    • Teşrih: 1.Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatma, açımlama. 2.Anatomi
    • Tevekkeli: Boşuna, boş yere, sebepsiz olarak
    • Tezkire: Divan şairlerinin hayatlarını ve şiirlerini genellikle öznel bir bakış açısıyla değerlendiren eser.
    •Tevekkeli: Boşuna, boş yere, amaçsız, nedensiz.
    • Tıyniyet: (Tıynet) Yaradılış, huy, maya
    • Tirid: Basitçe Tirit, et suyuna kızartılmış veya bayat ekmek konularak yapılan yemeğe verilen isimdir. Kaz, ördek, tavuk, inek, koyun eti ile yapılan çeşitleri görülmektedir
    • Tizap: Altın ve gümüşün işlenmesi sırasında kullanılan tizap adlı kimyevi madde. Tizadçı esnafı (ki kezzapçı denilirdi.) Tizap denilen mai ile bakırda, kurşunda bulunan gümüş, gümüşteki altını eritip ticaret eden esnaf.
    • Tolgalarının burunlukları: Miğferin arkasında ve yanlarında enseyi ve kulakları koruyan, zincir halkalardan oluşan enselik. Bu enseliğe Tolga da denir.
    • Top Kundağı: Nişan almaya yarayan yuvarlak parça
    • Tramola: 1. (Tremolo) Bir enstrümanda tek bir tonun hızlı tekrarlarla çalınmasına verilen isim. 2. Bir çeşit darbuka solosu
    • Tulumba: Sıvıları alçak yerlerden çekmeye veya yüksek yerlere çıkarmaya yarayan araç.
    • Tüfekçi: Sekbanların önemleri azalınca yerine geçen yeni bir piyade sınıfı. Sekbanlar, Pâdişahla berâber ava giderler, av köpekleri yetiştirirler, sekban fırınında çalışırlardı. Savaş zamanında, diğer yeniçerilerle birlikte çarpışmaya giderlerdi.
    • Udi: Ut çalan çalgıcı, utçu
    • Ulah: 1. Romanya'nın yerli halkına ve bu halkın soyundan olan kimselere Osmanlı Türklerinin verdiği ad 2. Vlahlar veya Ulahlar, Makedonya'da ve Romanya'da yaşayan bir etnik grup.
    • Ulak: Haberci
    • Ulema: 1. Bilginler 2.Sarıklı din bilginleri
    • Ulufe: Osmanlılarda kapıkulu askerlerine, saray ve devlet kuruluşlarındaki bazı görevlilere üç ayda bir verilen ücret.
    • Upir: Vampir kelimesinin kökeni olduğu düşünülen, aynı anlama gelen kelime
    • Urgan: Keten, kenevir, pamuk, jüt gibi türlü dokuma maddelerinden yapılan ince halat
    • Usturup: 1. Dürüst davranış. 2. Ustalıklı.
    • Usturlap: Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte kullanılan araç
    • Utarid: Merkür
    • Utarid: (kişi) Dilencilerden biri. Bünyamin onun çırağı olmuştur.
    • Uzam: Bir nesnenin uzayda kapladığı yer, vüsat
    • Üstünkörü: İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, şöyle bir, baştan savma, eğreti, üstten. (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
    • Vakanuvis: Vak'a-Nüvis, Osmanlı İmparatorluğu zamanında saltanatın tarihî olaylarını kaydetmekle görevlendirdiği kişilere verilen isimdir.
    • Vakanüvis: Osmanlı Devleti'nde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla görevli devlet tarihçisi
    • Vecd: 1. (Arapça) Sevgi ya da heyecandan doğan coşkunluk, kendinden geçme, esriklik, esrime. Vecd içinde olmak. (kelime ile ilgili cümle) 2. (tasavvuf) Allah (c.c.) sevgisinin doğurduğu derin sevinç ve coşkunluk.
    Vekilharç: 1. isim Zengin kimselerin parasını yöneten ve gerekli harcamaları yapan kimse, Kesedar.
    • Veledizina: Zina mahsülü çocuk. (