“insan” diye yazmıştı thoreau walden’da, “hayallerine doğru güvenle yürüdüğü ve hayalindeki hayatı yaşamak için çaba gösterdiği takdirde gündelik hayatın akışı içinde aklına dahi gelmeyecek bir başarıya ulaşacaktır.” aynı zamanda bu başarının, yalnız kalmanın bir ürünü olduğunu gözlemlemişti. “kendime yalnızlıktan daha iyi bir dost bulamadım.”
“… çünkü hayat korkulacak bir şey; korkutucu olmasının bir nedeni var ve o neden de şu: hangi dalın gittiği yolu seçersek seçelim, yine o çürümüş ağacız. ben hayatta çok şey olmak istedim. istemediğim şey yoktu. ama hayatınız çürümüşse, siz ne yaparsanız yapın yine çürümüş kalacak. rutubet her şeyi baştan sonra çürütür…”
benim burada ne işim var diye düşündüğünüz oldu mu hiç? bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız için kendinize kızgınsınız. oldu mu hiç? yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?