• Türk edebiyat tarihinin mihenk taşlarından biri "İnce Mehmed". Çukurova'yi, insanimizi bize tekrar tanima firsati sunuyor. Dili oldukça akıcı. Üslubu hafızalarda enfes bir tat birakiyor. Kitaptaki karekterler gercek hayattan firlamis gibi canlanıyor zihnininizde. Zaten kitaptaki Arif Saim bey; Ali Saip Ursavaş'dan başkasi degil. Edebiyat sevdalisi herkesin okumasi gereken kült bir eser.
  • Çok büyük ve derin konulardan birisiyle daha beraberiz. Tabi Abdülhamid Han gibi biri için aslında her yazar bir şeyler yazıyor, çiziyor ama bunu en doğru nasıl anlarız? İşte bu sorunun cevabını hep beraber bulalım. Döneminde neler yapmış? En yakınlarından Şadiye Ablamız (kızı) onun için neler söylemiş, gerçekten dalında başarılı tarihçiler onun hakkında neler yazmış ve özellikle yabancı seyahatçiler. Bunlarla onu anlamak çok güzeldir. Yoksa benim gibi birisi meclisi kapattı deyip karalar, kızıl sultan der, hakaretler falan… Yahut benim diğer versiyonum da meclisi kapattı çünkü meclisin çoğunluğu ‘Azınlık’ denilen grupların elindeydi, onlarda sürekli toprak istiyorlardı diyerek durumu açabilir. Yani bu tamamen bakış açısı ve tarih bilginizle alakalı. Açıkçası hava için demiyorum ama benim araştırdığım tarihe geldiğimizde evet kesinlikle hataları da olduğunu –ki bazıları kendi ağzından da söylenmiştir- ancak bunun yanında dış devletlere tutumuyla, yönetimiyle en kötü zamanında aldığı devleti nasıl idare ettiğini ve 34 yılda 1552 eser ortaya koyduğunu söylemek lazımdır. 1552 çok basit bir rakam gibi geliyor ama sayın desem kimse saymaz. Eserleri değil; sayı olarak.
    Yabancıların bize ait bir değeri yahut bir insanı eleştirmesini anlarım. Tabi bizimkilerin Atatürk hakkında yazılan tek kitap olarak bildiği ‘Bozkurt’ kitabı gibi kitapları da asla desteklemem. Kimse benim atalarımdan birine hakaret edemez. Atanın bunun yayınlanmasını istemesinin tek sebebi, yaptığı devrimler ve çağdaşlık sonucu böyle bir yasağı tekrar getirmesi Abdülhamid’in sansür olayı gibi ileride yanlış yorumlanmasının önüne geçmesidir. Kimse kendisi yahut annesi babası için Merhametsiz, Acımasız, Bencil, Kibirli, Alkolik yahut ‘Kadın Düşkünü’ gibi ifadelerin kullanılmasını istemez, hele hiç kimse bunu benim atalarımdan birine diyemez. Daha fazlasını yazıp burayı küfürle doldurmak da istemiyorum. Miralay Arif konusu, Halide Edip, İsmet İnönü ve özellikle Latife Hanım hakkında yazdıkları. Her neyse konumuz değil bu. (Bu konuları en fazla birkaç hafta içinde konuşacağımızdan emin olabilirsiniz)
    Tekrardan kitabımıza dönecek olursak kitabımız 5 bölümden oluşuyor. İlk bölüm “Abdülhamid’i Anlamak” ve burada da başta savaş zamanı devrik padişahı hem milletin hem de devirenlerin nasıl bin pişman aradıklarından yakındıklarını görüyoruz.
    Tabi bir de yazarın kendi saf düşünceleri olsaydı öyle bir eleştiri patlatacaktım ki sormayın. Birini karalayınca da küfür etmeden en ağır hakaretleri edebilen bir şahsiyet olduğumdan sinirlenince karşı çıkamıyorum kendime resmen. Ahmet Hamdi Tanpınar, ilk başbakanımız ve İttihat-Terakkiden gelen Fethi Okyar, kişiliği ve kendisi birçok tartışma üreten Necip Fazıl ve Ayaklı Tarihçi Yılmaz Öztuna gibi şahsiyetlerden örnekler ve konuşmalar vermesi hoşuma gitti açıkçası.
    İkinci bölüme “Şahsiyeti” başlığını vermiş yazarımız. Bu bölüme de iyi bir giriş yaptığını görüyoruz. Az önceki söylemime göre tabi. Nedir bu? François Georgeon yani ilk ‘Bilimsel’ biyografi yazarlarından (ki ayrıca kendisi Yusuf Akçura gibi bir şahsiyetin de biyografisini çıkartmıştır). Tabi Abdülhamid için. Bunun örneğini vermesi hoş geldi gözüme. Tabi bunun yanında üretilen iftiralara karşı da bizzat onunla olan Max Müller (büyükelçi), M. de Blowitz (İngiliz Gazeteci), Knut Hamsun (Nobel Ödüllü bir yazar ayrıca) gibi insanlar sayılıyor. Bir de bunun yanında şu konuya değineceğim. Kendinin bilip duymadığı isimleri başkasının söylediğini görünce atlayan SAZAN grubu oluyor. Bunun manası nedir? Adamın hayatta okuduğu tek tarih kitabı liseden kalma, onun da kapağını açmamış. Gelmiş burada konuşuyor. Biz Tarih kitaplarının elden geldiğince her türlüsünü okuyup ona göre konuşuyoruz en azından. Gene de yetmiyor, araştırıyoruz. Adamlar hemen internette bir yerden gördüğüyle gelip yorum yapabiliyorlar. Ne diyelim. Akıl fikir!
    Hadi bakalım bende bunun üzerine bir vurgun yapacağım. Nihal Atsız’ı sevmeyen sözde Türkçü özde ne oldukları belirsiz (hangi tanımı yapsam o tanıma hakaret olur ya neyse) bazı kişiliksizlerin yanında; bir de Nihal Atsız’ı sevip, Abdülhamid’e ‘Kızıl’ diyenlere destek olanları görüyoruz. Ben sadece Nihal Atsız’ı seven ve ona “Atsız Ata” diyen Irkdaşlarıma sesleniyorum. Türk Tarihinde Meseleler kitabı yahut OCAK dergisi Mayıs 1956 tarihli sayısına bir bakınız. Hatta kitapta da sayfa 85 yahut baskıya göre değişir; Peyami Safa’nın suçlayıcı yorumlarına aynı sertlikte nasıl karşılık verdiğine bir bakın derim. Tek söyleyeceklerim bu kadar bu konuyla ilgili aslında.
    Siz olun ki 1893’de özellikle bazı grupların halen yenilik karşıtı dedikleri Osmanlı için bir arşiv yaptırın ve 1819 tane resim çektirin. Hem de o yılda. Eh nerde o resimler Sadık? Tabii ki benim de mezunu olmakla iftihar ettiğim İstanbul Üniversitesinin, Kütüphanesinde.
    Pastör için yapılan 10000 altın yardım ve yanına çalışma için gönderilen Hüseyin Remzi Beyin de Kuduz Aşısı isimli kitap yazması anlatıldığı üzere sadece Abdülhamid değil, Osmanlının da bilime ne kadar karşı (!) olduğunu gözler önüne seriyor. Burada ayrıca Osmanlının bilim yönünü inceleyen Aykut Kazancıgil, Süheyl Ünver gibi yazarların da takip edilmesi (ki listeme ekledim) oldukça mühimdir.
    Afyonda depremzedeleri ziyaret ederken ilgilenmeyen bir Cumhurbaşkanından (burada gidip de arabasından bile inmeye tenezzül etmeyen Ahmet Necdet Sezer'e gönderme yapıyor); depremzedelere yardım eden ve aralarında koşan bir adama konuyu bağlayarak hangisi saltanat hangisi cumhuriyet sorusunu soruyor akıllı yazar. Yetmiyor sünnetlerde her çocuğa takışan çeyreklikten (şimdi biz ancak düğünde takabiliyoruz), yakacak yardımlarından, Ermeni Onnik isminde birine protez bacak yardımından bahsederken ağzım açık dinledim. Bu örnekleri verdiği şahitlerden birini mutlaka tanıyorsunuzdur. Burhan Felek! Bizimde yazılarına çok bayıldığımız Sherlock Holmes yazarı Conan Doyle'nin çevirilerini yaptırıp, ona bir nişan göndermesi ve onun hakkında ne güzel polis olurdu diye söylemesi de beni gülümsetti. (Aktaran da François Georgeon) Bu bölümde son olarak padişahın marangozluk dışında, at binme, yüzme, atıcılık, silah kullanma ve hatta tiyatro ile opera sanatına hayranlığı da verilerek bölüm nihayete erdiriliyor.
    Ayrıca kitapta resimlerin incelenmesi in verilen adres değiştiği için, ben en güncel adresi buraya yazıyorum. Bir bakın o güzel resimlere derim. http://www.loc.gov/...?st=grid&co=ahii
    Üçüncü bölümde “Kurtlarla Dans” başlığında inceliyoruz. Burada İngilizler ve diğer sömürge ülkeleriyle beraber Peyami Safa hadisesi veriliyor.
    Musul ve Bağdat petrolleri için de Sınır değil Onur sorunu başlığı atılması oldukça manidardı. Bunlar özel mülk ve işgal edilemez diye padişah üzerine geçilse de British Petroleum gibi şirketlere torunlarının dahi açtığı davalara; yazarımız, İlber Ortaylı üzerinden örnek veriyor. Verirlerse Alırlar!
    Bir mevzu da Sansür meselesine. Avrupa’da da bu sansürün olduğu ve bizzat İngiltere’nin Hintli Müslümanlara uyguladığını bir İngiliz olan Dışişleri Bakanı Müsteşarı Sandison, 8 Ekim 1881 de yazıyordu. Sonuçta bu sultan Kızıl Sultan(!) ve bu yüzden kendisine suikast düzenleyenleri bile en fazla sürgüne göndermiş birisi. Çok büyük haksızlık tabi ya. Ama o devirde yaşamadık ki nerden bilelim suikast olduğunu ya tabi, yersen. Bir suikast ve o suikasttan sonra başta Tevfik Fikret - Bir Lahzai Teahhur yazısı ile ardından diğer yazarların kendi imparatorunu yahut eski devlet adamını karalaması; bizde halen vardır kendi vatanına karşı başkalarının kucağından inmeyenler.
    İstihkâm Subayı Ali Kâzım, Piyade Subayı Mehmed Yusuf, Süvari Subayı Çerkez Yusuf ve Topçu Subayı İsmail Hakkı beyler. Bu büyük askerler Kaşgar'a Doğu Türkistan’da Çinlilerce eziyet gören Müslümanlara yardım için silahlarla beraber gönderiliyor. Bu ne İslam aşkı ve bu ne büyük vurdumduymaz uyuyan (!) Osmanlı öyle değil mi dostlar?
    Bir Yahudilik ve Filistin hassasiyeti güdülse de bu sorunun temelinde Doğu Yahudileri olmadığının; Batıdan göç öden Yahudi grubunun bunda etkili olduğunun özellikle vurgulanması da dikkatimi çekti. Sen Japon-Türk dostluğu ve daha önce de bir yazımda bahsettiğim Ertuğrul gemimizin durumunu nasıl öyle anlatabilirsin be adam?! Bu adamın birkaç kitabını daha okuyabilirsem dilinin akıcılığıyla tarih kitaplarının sıkıcı olduğu bahanesini silip süpüreceğim!
    Dördüncü bölümümüzde “Bir Proje Adamı” başlığı altında inceleniyor. Modern itfaiye teşkilatı, telgraf, telefon, posta hizmetleri, kız okulları (bunların ilki Samsun'da açılmıştır), Deniz Mühendislik Okulu, Askeri Tıp Okulu, Mektebi Harbiye, Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mektebi Mülkiye bu dönemde yapılmıştır. Bunun yanında İlk benzinle çalışan otomobil ve ilk modern eczaneler, ilk denizaltılar ve atış denemesi yaparak bu alanın öncüsü olarak Abdülhamid ve Abdülmecid adını almışlardır.
    Beşinci ve son bölüm “Babalar ve Oğullar” başlığı altında inceleniyor. İlber Ortaylı'nın sözleriyle başlıyorduk bu bölüme. Konu İlber Ortaylı olunca ses çıkarmam mümkün değil. Dünyanın son hükümdarı, son evrensel imparator 2. Abdülhamid Han'dır diyerek.
    Bu bölümü en güzel nasıl özetleriz? İktidar döneminde onun kıymetini anlayamayan, en ağır hakaret ve küfür eden hatta imparatorluğun sonunu getirecek hareketleri yapanları "Evlatlarım" diyerek savunan KIZIL SULTAN (!) vefat eder ve cenazesinde pişmanlık dolu bir insan sürüsü gelmiştir. Bunların arasında kimler mi vardır? Enver Paşa, Talat Paşa, Rıza Tevfik, Süleyman Nazif, Abdülhak Hamit, Yahya Kemal, Tevfik Fikret gibi. Bunlardan Yahya Kemal'in pişman olmadığı, uydurulduğu söylense bile bunu diyenler 'Her Gece Benimsin' romanını bir okuyuversinler.
    Mehmet Akif ve -bana çok saçma gelen ve Balkan Harbi dönemi yazdıklarıyla Türk ve Osmanlı düşmanlığını Nihal Atsız'ın yazılarına da konu olan- Bediüzzaman lakaplı Said Nursi de Abdülhamid ile ilişkisi bildirilenler arasında kendine yer buluyor ancak bu 2 konuyu da başka kaynaktan araştırmadığımdan ve yeterli bilgiye sahip olduğumu düşünmediğimden fazla konuşma hakkını da kendimde bulmuyorum.
    Son olarak da şunu söyleyebiliriz. Öncelikle yazarın bu kitapta Mustafa Kemal Atatürk üzerinden şahsına veya fikirlerine saldırmadığı; yoksa bunu en edebi hakaretlerle kendisine YEDİREBİLECEĞİMİ, eleştiriye de her büyük adam gibi Mustafa Kemal'in vefatından yıllar geçse de göğüs gereceğine inancımdan ses çıkarmam. Eleştiri ve Hakaret birbirinden farklı kavramlardır.
    Kitap için söyleyecek olursak; yazarın oldukça detaya inmeye çabaladığını, belgeler ve bilhassa gönlümü çelmiş iki adamı (Nihal Atsız ve İlber Ortaylı) şahit tutması da benim için yeterlidir. Bu 2 şahsiyet, ben tarih adına ne biliyorsam hepsini bana öğreten isimlerdir.
    Oldukça geniş bir bayram ziyareti ve yorucu bir gün olsa da asla vazgeçemediğim büyük hastalığım nihayete erdi ve bu kitabımızın da sonuna geldim. Artık yorgunluktan parmaklarımı hissetmiyorum çünkü bütün incelemeyi telefondan yazarak oluşturdum. Başınızı ağrıttıysam affedin, mutşu akşamlar ve keyifli okumalar..
  • Keşke tüm bu yazarlar kendi anadilleriyle yazsaydılar ve yapıtları diğer dillere çevrilerek bize ulaşsaydı. Keşke Ahmed Arif ve Cemal Süreya'nın o yoğun şiirsel duyarlılığı Kürtçe, Murathan Mungan'ın Süryanca yazılsaydı..
  • Öncelikle eksik kitap isteğimi kırmayıp emek verip şairi ve kitabını siteye ekleyen kütüphaneci arkadaşlara teşekkür ediyorum.Mehmed İsmayıl,Fırat Kızıltuğ gibi değerleri sahiplenen ve eserlerini yayınlayan Akıl Fikir yayınları sahibi Fatma Ersem Yargıcı hanımefendiye de bu vesileyle minnettarız.
    Mehmed İsmayıl, Azerbaycan'ın bağımsızlık mücadelesinde komutan olarak savaşmış.Aliyev tarafından Ebulfez Elçibey'in yanındaki adamlar tasfiye edilince ülkesinden kovulup Türkiye'ye gelmiştir.Sitemini şu dizelerle ifade ediyor:

    Bu men; men herşeyi atıp gederem
    Uduzup gederem, udup gederem
    Elimi üzüme tutup gederem,
    Sen kimi seçirsen, sen kimi halkım.

    Şu an Çanakkale Üniversitesi edebiyat fakültesinde profesör olarak görev yapıyor.
    Şiirlerinde gah Derviş Yunus'u,gah Arif Nihat Asya'nın vatan sevdasını gah bağrı yanık Şehriyar'ı bulacaksınız.Sımsıcak içinizi ısıtacak,sizi alıp ötelere götürecek şiirler var kitapta Turna gagasının içinde bir den şiiri en çok beğendiklerimden.Dili oldukça sade ama manalar derin.
    ‪Ağır ağır akan sular‬
    ‪Geden bir de gelmez deyir.‬
    ‪O inişler, bu yokuşlar‬
    ‪Bu dünya düzelmez deyir.‬

    Figüranların hakiki kahramanları gölgede bıraktığı bir devirdeyiz.Kitch olarak nitelendirebileceğimiz sanat değeri taşımayan eserler zirveyi işgal ederken Memmed İsmayıl gibi büyük ozanların isminin duyulması bile lütuf sayılır oldu.22 Temmuz 2018de Bayburt'ta düzenlenen Celali Baba şiir şöleni vesilesiyle varlığından haberim oldu benim de.Bir Çanakkale şiiri okumuştu
    ÇANAGGALA İÇİNDE
    “Çanakkale içinde vurdular beni..”
    Anadolu türküsü

    Yatmışdım uykuma ses geldi: uyan,
    Ya Tanrı, yada ki, damarımda kan.
    Dedi: Kendine bak, kendine boylan;—
    “Çankkale içinde Aynalı çarşı..”

    Geyindim, ruhuma dar geldi beden..
    Çattı yol ayrımı: ya yar, ya veten...
    Arzumun cevabı geldi cebheden:
    “Anne ben gediyom düşmene karşı...”

    Boğaz boğulurdu: gisasa gisas,
    Eski mezarından boy verdi Bizans…
    Döş-döşe, diş-dişe düşmen çok, biz az:
    “Çanakkale içinde vurdular beni..”

    Hala ganım sıcak, toprağım nemiş...
    Yenmek elde iken, yenilmek neymiş?
    Ruhum dövüşlerden geri dönmemiş:
    “Ölmeden mezara koydular beni
    Koydular eyvah!..”

    Son olarak Ebulfez Elçibeyi'n kendisi için paylaştığı ifadeleri paylaşarak veda edeyim.
    "...Değerli Mehmet Bey!

    Siz şair,alim, ve halkı için varlığı ile çalışan bir içtimai şahsiyet olarak bütün Türk dünyasında tanınırsınız.Bence, bu çok şerefli bir meslektir. Ve şuna inanıyorum ki gittikçe küreselleşen dünya üzerinde birbiri ile kucaklaşan Türk dünyasında sizin adınız milletimizin adı ile birlikte anılacak ve eserlerinizde dile getireceğiniz yeni yeni sözlerle milletimize daha da gerekli olacaksısınız."
    Ebulfez Elçibey
  • Yazarlar ne iş yapar? Okurken hep meraklanırız. Özellikle Kafka'nın babasına yazdığı mektubu okurken aklıma geldi. Kafka o kadar çok ikilemde kalmış ki meslek seçiminde. Listelist ve bir kaç siteden edindiğim bilgilerle hangi yazar ne iş yapmış toplamaya çalıştım. Siz de bildiklerinizi paylaşırsanız sevinirim.
    (NOT: Önceden böyle bir şey paylaşıldı mı bilmiyorum, paylaşıldı ise lütfen söyleyin)

    Sabahattin Ali - Öğretmen

    Dostoyevski - Mühendis, Memur, Asker (Sürgün)

    Tolstoy - Asker

    Cemal Süreya - Maliye Müfettişi

    Yaşar Kemal - Kütüphane Memuru, Irgat katipliği

    George Orwell - Polis

    Oğuz Atay - Öğretim Görevlisi

    Vladimir Nabokov - Bilim adamı, Küratör

    Franz Kafka - Vergi Memuru, Avukat

    James Joyce - Sinema Operatörü

    Hasan Ali Toptaş - Muavin, İcra Memuru

    Arthur Conan Doyle - Cerrah

    Charles Dickens - Fabrika işçisi

    Orhan Kemal - Bulaşıkçı

    Agatha Christie - Eczacı Asistanı

    John Steinbeck - Hademe

    Jack London - İstiridye Avcısı

    Herman Melville - Banka Memuru

    J.D. Salinger - Seyir Faaliyetleri Müdürü

    Stephen King - Öğretmen

    Yusuf Atılgan - Çiftçi

    Kemal Tahir - Ambar Memuru

    Edip Cansever - Antikacı

    Refik Halit Karay - PTT Genel Müdürü

    Joseph Conrad - Tüccar

    Harper Lee - Bilet Satış Görevlisi

    Sait Faik Abasıyanık - Öğretmen, Tahıl Alım - Satım Toptancısı

    Aziz Nesin - Asker, Gazeteci

    Nazım Hikmet - Asker, Öğretmen

    Knut Hamsun - Tezgahtar, Kalfa

    Turgut Uyar - Muamele Memuru, Asker

    Necati Cumalı - Avukat

    William Faulkner - Yardımcı Pilot, Memur

    Ahmed Arif - Gazete ve Dergilerde teknik sorumlu

    Orhan Veli Kanık - Memur

    Ümit Yaşar Oğuzcan - Bankacı

    Jorge Luis Borges - Kütüphaneci, Eleştirmen, Senarist, Çevirmen

    Lou Andreas-Salomé - Psikanalist

    Halil Cibran - Ressam, Şair, Filozof

    Jules Verne - Borsacı, Milletvekili

    Didem Madak - Avukat

    Anton Çehov - Doktor

    Fernando Pessoa - Mektup Yazarı, Katip

    Adalet Ağaoğlu - Gazeteci

    Nikolay Vasilyeviç Gogol - Memur

    Hermann Hesse - Ressam

    Gabriel Garcia Marquez - Gazeteci, Siyasi Aktivist

    Arthur Schopenhauer - Filozof ve Eğitmen

    Jose Saramago - Editör, Çevirmen, Teknik Ressam, Siyasetçi, Gazeteci

    Cengiz Aytmatov - Veteriner, Gazeteci, Çevirmen, Diplomat

    Peyami Safa - Gazeteci

    Johann Wolfgang von Goethe - Hezarfen, politikacı, ressam ve doğabilimci.

    Jean-Paul Sartre - Filozof, Düşünür

    Stefan Zweig - Gazeteci

    Şükrü Erbaş - TMO'da memur ve yönetici

    Uğur Mumcu - Gazeteci

    Montaigne- Politikacı, Devlet Adamı

    Machiavelli- Politikacı

    Virginia Woolf - Eleştirmen

    Mehmed Uzun- Gezete ve dergi yazarlığı

    Orhan Pamuk - Ressam, Gazeteci, Mimar

    Marcel Proust- Eleştirmen

    Cervantes - Asker

    İskender Pala - Asker, Öğretim Görevlisi

    Khaled Hosseini - Doktor

    Sigismund Scholomo Freud - Nörolog, Psikanaliz

    Albert Camus - Kaleci, Filozof

    Attila Hamdi İlhan - Gazeteci, Senarist, Eleştirmen

    Antoine De Saint Exupéry - Pilot, Gazeteci

    Aldous Huxley - Filozof, Senarist

    Grigory Petrov - Papaz, Tanıtımcı

    Mehmet Akif Ersoy - Veteriner
  • Hasretinden prangalar eskittim= Ahmed Arif
    Pervane= şükrü Erbaş
    Kuş uçar kanat ağlar= şükrü erbaş
    Sofinin dünyası = Jostin Gaarder
    Ayın en çıplak günü= Buket Uzuner
    Don Kişot= Cervantes
    Dön kardeşim= Mustafa Mutlu
    Monte kristo kontu=Alexander Dumas
    Yedi güzel adam= Cahit Zarifoğlu
    Ferec( varlığın ateşi) = Hüseyin kılıç
    Ana = Maksim Gorki
    İki şehrin hikayesi= Charles Dickens
    Endişelenme daha da kötü olacak= Alıda Nugent
    Duyguların dili= Karla McLaren
    Acısı damıtılmış günlükler= Ali Tiyar Gök
    Aynalar= Eduardo Galeano
    Alamut= Vladimir Bartol
    Uçutma Avcısı=Khaled Hosseini
    Ve dağlar yankılandı=Khaled Hissesini
    Dişi kurdun rüyası= cengiz Aytmatov
    Bülbülü öldürmek= Harper Lee
    Daha = Hakan Günday
    İyiler ölmez= Mustafa Mutlu
    Bir yol hikayesi= Tayfun Talipoğlu
    Aforizmalar= Friedrich Nietzsche
    Huzur sokağı=şule Yüksel Şenler
    Pardayanlar= Fausta
    Epilya= Diljin Kovexi
    Bambu sapı= Said Alsanousı
    Sokratesin savunması= Platon
    Bin muhteşem güneş= Khaled Hosseini
    Müptezeller= Emrah serbes
    Şeker portakalı= José Mauro De Vasconcelos
    Hayvan çiftliği= George Orwell
    Azil= Hakan Günday
    Zargana= Hakan Günday
    Malafa= Hakan Günday
    Kuyucaklı yusuf= Sabahattin Ali
    Kürk mantolu Madonna= Sabahattin Ali
    Ses ve öfke= William Faulkner
    Diclenin yakarışı= Mehmed Uzun
    Nar çiçekleri= Mehmed Uzun
    İçimizdeki şeytan= Sabahattin Ali
    Kinyas ve kayra= Hakan Günday
    Karamazov kardeşler= Dostoyevski
    Kardeşlerin hikâyesi= Zülfü Livaneli
    Büyük umutlar= Charles Dickens
    Savaş ve barış= Tolstoy
    Ölü canlar= Gogol
    Hasar ayini= seyyidhan Kömürcü
    Ah'lar ağacı= Didem Madam
    Gelmenin şiiri= savaş Gündoğdu
    Toplum sözleşmesi= J.J Rousseau
    Kayıp kıta mu= James churchward
    Bir engin Deniz( yazarı üstünde yazmıyor)
    Devlet= Eflatun
    Milena'ya mektuplar= Franz Kafka
    Umut= Ayşe Kulin
    Göğe bakma durağı= Turgut Uyar
    Pulbiber mahallesi= Didem Madak
    Düş zamanı= Barbara wood
    Şans= Karen Kingsbury
    Kavgam= Adalf Hitler
    Sevgi fırtınası= Nicholas Sparks
    Semerkant= Amin Maalouf
    Farkındalığını fark et= Hidayet Oktay
    Öz= Adam fawer
    Kör baykuş= Sadık Hidayet
    Kınalı küheylanlar= Harun Tokak
    Satranç= Stefan Zweig
    Haz ilkesinin ötesinde= Sigmund Freud
    Totem ve tabu= Sigmund Freud
    Ölüler evinden anılar= Dostoyevski
    Babalar ve oğullar= Turgenyev
    Bir delinin anı defteri= Gogol
    Böyle buyurdu zerdüşt= Friedrich Nietzsche
    İnsan ne ile yaşar= Tolstoy
    Elveda gül sarı= Cengiz Aytmatov
    Toprak ana=Cengiz Aytmatov
    Kızıl elma=Cengiz Aytmatov
    Beyaz gemi=Cengiz Aytmatov
    Denemeler=Montaıgne
    Şeytanın sağ eli=John Saul
    Kan gölü=Tess Gerrıtsen
    Aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık=Mehmed Uzun
    Hayyam= Öner Yağcı
    Yer altından notlar= Dostoyevski
    Zihin=John Brockman
    Kırmızı bisiklet= Can Dündar
    Şato= Franz Kafka
    Dünüşüm= Franz Kafka
    Kırmızı saçlı kadin = Orhan Pamuk
    Sevmek, sevinmek, iyi şeyler üstüne= yasar Kemal
    Veda busesi= Umay Umay