• Öncelikle Ahmed Arif etkinliğime ( #39275085 ) katılan herkese çok teşekkür ederim 💕💐. Doğruyu söylemek gerekirse bu kadar katılım beklemiyordum. Bu etkinliği yapmamın asıl sebebi, bugün karşıma çok fazla Ahmed Arif iletisi, alıntısı ve incelemesi çıktı. Bende böyle bir şey yapmak istedim. Tekrar tekrar teşekkür ederim 💐💕💙🌻. Her gün bir yazar ya da şairimiz için böyle bir etkinlik yapmaya karar verdim.

    17 Ocak tarihinde, Tarçınlı Süt ile Attila İlhan etkinliği yapacağım. ( Yapılıyor 💕💕💜 )

    18 Ocak tarihinde, ~Meczup~ ile Mevlana Celaleddin-i Rumi etkinliği yapacağım.

    19 Ocak tarihinde, Semanur UYSAL ile Özdemir Asaf etkinliği yapacağım.

    20 Ocak tarihinde, Uykucu Midilli ile Sabahattin Ali etkinliği yapacağım.

    21 Ocak tarihinde, Ahmet Telli etkinliği yapacağım.

    22 Ocak tarihinde, Salim ile Ümit Yaşar Oğuzcan etkinliği yapacağım.

    23 Ocak tarihinde, Rojbin ile Cemal Süreya etkinliği yapacağım.

    24 Ocak tarihinde, Salim ve Tuğba Karaca ile Nazım Hikmet Ran etkinliği yapacağım.

    25 Ocak tarihinde, Mir'ât-ı Cünûn ve Onuncu Köy Sakini ile Hüseyin Nihal Atsız etkinliği yapacağım.

    26 Ocak tarihinde, Betül Deniz ile Can Yücel etkinliği yapacağım.

    27 Ocak tarihinde, Nurbanu ile Cahit Zarifoğlu etkinliği yapacağım.

    28 Ocak tarihinde, Kılıç ile Turgut Uyar etkinliği yapacağım.

    29 Ocak tarihinde, Ayhan GÜVEN ile William Shakespeare etkinliği yapacağım.

    30 Ocak tarihinde, Fatih Tarihçi ile İlber Ortaylı etkinliği yapacağım.

    31 Ocak tarihinde, kısaca Ocak ayını Mehmed Uzun ile kapatmak istiyorum.

    1 Şubat tarihinde, Ramazan... Abim ile Stefan Zweig etkinliği yapacağım.

    2 Şubat tarihinde, Uykucu Midilli ve Selma OFLAS ile Şükrü Erbaş etkinliği yapacağım.

    3 Şubat tarihinde, Luna Potter ile Franz Kafka etkinliği yapacağım.

    4 Şubat tarihinde, Cahit Bahtiyar ile Nurullah Genç etkinliği yapacağım.

    5 Şubat tarihinde, H. İbrahim... ile Arkadaş Zekai Özger etkinliği yapacağım.

    6 Şubat tarihinde, @writerselma ile Kahraman Tazeoğlu etkinliği yapacağım.

    7 Şubat tarihinde, Büşra A. ile Sezai Karakoç etkinliği yapacağım.

    8 Şubat tarihinde, *Çikolatalı süt* ile
    Oğuz Atay etkinliği yapacağım.

    9 Şubat tarihinde, 1.69 ve Neşeli ile Orhan Kemal etkinliği yapacağım.

    10 Şubat tarihinde, Mir'ât-ı Cünûn ile Yavuz Bülent Bakiler etkinliği yapacağım.

    Sizde bana istediğiniz kişiyi mesaj olarak ya da yorum ile bildirebilirsiniz. Herkese çok teşekkür ederim 💐 💕💜
  • '' Garbın , en büyük filozoflarından sayılan Leibnitz'in iyimserliği mi (optimisme) size daha munistir? Yoksa İbrahim Hakkı'nın başındaki


    Hak şerleri hayr eyler
    Zannetme ki gayr eyler
    Arif anı seyr eyler
    Mevla görelim neyler
    Neylerse güzel eyler

    hikmeti mi aklınıza ve ruhunuza daha sıcak geliyor ?
  • - Şeyhleri ve silsileleri?

    - Mürşidim Seyyid Fehmi Hazretleri... Ondan sonraki silsile, Seyyid Tâhâ, Mevlânâ Halid, Abdullah Dehlevî, Mazhar-ı Can ü Canan, Seyyid Nur, Şeyh Seyfettin, Şeyh Mehmed, İmam-ı Rabbani, Hoca Muhammed Baki, Mevlânâ Hacegî, Derviş Muhammed Hoca Muhammed Zahid, Abdullah Ahrar, Yakup Çehrî, Alâaddin Attar, Şâh-ı Nakşiibend, Emir Külâl, Hoca Ali Ramitenî, Şeyh Mahmud Encir Fagnevî, Hoca Arif Reyvegerî, Abdülhalik Gucdevanî, Yusuf Hamedanî, Bayezid Bestâmî, Câfer-i Sadık, Kasım bin Muhammed bin Ebubekir, Selmân Farisî, Ebû Bekirüssıddık kutuplarına uğrayarak yaratılmışların en faziletlisi olan Allah Resulüne erişir.
  • 240 syf.
    ·11 günde·Beğendi·7/10
    Bu kitabı ilk gördüğümde hayatımda çok önemli bir yer tutan kitaplardan olacağını, okumaya başlarken bitmesini istemeyeceğimi zannetmiştim. Lâkin hayal kırıklığı yaşadım. Artık bir süre sonra mektuplar beni baydı. Cidden sonuna kadar böyle mi gidecek diye düşündüm. Sanırım sebebi, Ahmed Arif, sevdiği kadını ne kadar yüceltip tanrılaştırmışsa, kendisini de o kadar alçaltmış ve ben aşkın bu olduğunu düşünmüyorum. Kendi kendisini bu şekilde hakaretlere maruz bıraktıktan sonra karşı taraftan değer görmek istemesi ise ayrı bir çelişki. Seversiniz, gerektiğinde gururunuzu elinizin tersiyle itersiniz, fakat Ahmed Arif'in söz konusu Leylâ olunca, kendisine hiçbir saygısı kalmıyor, kitabın yarısı kendisine yönelik hakaretleriyle, eziklemeleriyle dolu. Kişi, kendisine saygı duymazsa karşıdan bunu nasıl bekleyebilir ki?

    Sevmek elbette güzel şey, fakat sınırı bilmek ve korumak gerekiyor. Leylâ evlendikten sonra yazdığı mektuplarda bile hâlâ öpüp okşamaktan bahsetmesi, karşı tarafın rahatsız olduğunu ısrarla dile getirmesine rağmen aşırı sevgi cümleleri kurması falan pek de hoş değil. Şahsen kendimi önce Mehmed Bey'in yerine koyuyorum ve eşimi bu kadar seven bir adamın varlığını ve eşimle hâlâ iletişim hâlinde olmasını nasıl kabullenebilirim diye düşünüyorum, sonra da Ahmed Arif'in yerine koyuyorum, bir insanı her şeyim yapıyorum, tapıyorum, fakat hiçbir şeyi olamıyorum, buna nasıl dayanabilirdim bilmiyorum.

    Bu olumsuz düşüncelerime rağmen, ki kendisi en sevdiğim şairlerdendir, aşkını kelimelere dökmekte ne kadar maharetli olduğunu bu kitapta bir kez daha göstermiş. Çok güzel alıntılar yakalayabileceğiniz, içindeki cümlelere hayranlıkla bakakalacağınız bir kitap.

    Mektuplarda bana doğru gelmeyen şeyler var, evet, ama bu kitabı okumamamız anlamına gelmiyor. Her ne kadar benim için kutsal olan kitaplarım arasına girmese de, okuduğum için asla pişman olmadım, okumanızı da tavsiye ederim. Zaten çok fazla duyar kasmaya da gerek yok, çünkü Ahmed Arif'in yaşadıklarını yaşamadık, hissettiklerini de hissedemeyiz, o yüzden fazla söze gerek duymuyorum.
  • Derviş olan ar eylemez
    Arif olan zar eylemez
    Hekimler tımar eylemez
    Ne aceb derdim var benim
    Yücel Çil
    Sayfa 68 - Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları
  • Bir dünya düşün
    Gözlerini Cemal Süreyya Yazsın...
    Saçlarını Mehmed Uzun
    Endamını Erdem Beyazıt
    Yazsın...
    Masumiyetini Sunay Akın
    Hasretin Nazım Hikmet'ten...
    Sevdan Ahmet Arif'ten;
    Okuyanın Ben Olayım,
    Yaşayanın da Ben...🍀
  • FATİH SİGARA VE KAHVE İÇER MİYDİ?

    Yavuz Bülent Bakiler bey anlatıyor: "Ben lisede Fetih şiirleri yazmaya heveslendim. Arif Nihat Asya'nın fetihle ilgili şiirlerini okuduktan sonra daha çok heyecan duydum. Ve bir takım fetih şiirleri yazdım.

    Ankara'ya yüksek tahsil için geldiğim zaman da bu yazmış olduğum fetih şiirlerini de çeşitli toplantılarda okudum. Hiçbir yerde, hiçbir kimsenin dikkatini çekmedi bu. Ama Arif Nihat Asya'nın çok dikkatini çekmiş.

    Bir gün "Yeni İstanbul" gazetesinde çalışırken, Arif Nihat bey gazetede köşe yazıları yazıyordu. Ben de o gazetenin meclis muhabiri idim. "Yavuz Bülent, şu fetih şiirlerini yazıp getirsene bana" dedi.

    Heyecanlandım..Gittim, sarı bir deftere onları yeni baştan yazdım. Götürdüm, kendisine verdim. Birkaç gün onra gazeteye geldi.

    Galip Erdem de gazetede köşe yazısı yazıyor. "Galip sen de gel de yukarıda seninle de beraber olmak istiyoruz" dedi. Üçümüz odasına çıktık.

    Dedi ki; "Galip! Bu çocuk Fetih şiirleri yazıyor. Azizim, Fethi o kadar mükemmel anlatmış ki, hayran olmamak mümkün değil. Oku Yavuz Bülent şu Fatih şiirini" dedi.

    Hakkımda böyle bir beyanda bulununca, doğrusu ben bundan son derece memnun oldum. "Hocam teşekkür ederim" filan dedim ve okudum.

    Fatih şiiri şöyle başlıyor;

    "Padişah olduğu belli yer ile gök arasında,

    Boyu bosu dağ gibi.

    Bir duruşu var tepelerden mağrur, korkusuz,

    Kara bir kartal gibi..

    Gözlerini yumsa bir an,

    Bir sigara yaksa sonra karşısında duman duman.

    Bir kaç yudum kahve içse fincanında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi..

    Ve devam ediyor..

    Dedi ki; "Galip be, çocuğa bak! Fatih'i ne kadar güzel anlatmış. Fatih o kadar fetih ruhu içerisindeki, sigara içtiği zaman dumanında Bizans surlarını görüyor. Kahve içtiği zaman kahve fincanında Bizans surları karşısına çıkıyor. Mükemmel.. mükemmel..mükemmel" dedi.

    Oturduğum koltuğa sığamadım, böyle kabardım, ondan böyle bir iltifat görünce.. "Teşekkür ederim hocam, sağolun" dedim. "Ama oğlum, Fatih Sultan Mehmed katiyyen kahve ve sigara içmezdi . Sen ona nasıl kahve ve sigara içirirsin?" dedi.

    Cahil adam çok cesur olur. "Olsun hocam" dedim "ben de sigara ve kahve içmiyorum. Ama zaman zaman bir sigara tüttürdüğüm, bir kahve içtiğim oluyor" dedim. "Ama Fatih hiç sigara tüttürmedi, hiç kahve içmedi" dedi.

    "Hocam" dedim, "mesela Fatih Sultan Mehmed Topkapı sarayının bahçesinde otururken, denize baktığı zaman bir sigara tüttürmedi mi?"

    "Tüttürmediiii" dedi.

    "Hocam, Fatih Sultan Mehmed'e bir büyükelçi geldiği zaman, o büyük elçiye yemek verildiğinde ve yemekten sonra bir de kahve sunulduğunda Fatih Sultan Mehmed'e de bir fincan kahve getirilmedi mi?" dedim.

    "Getirilmediiii" dedi..

    "Ne biliyorsunuz hocam, böyle yanı başındaymışsınız gibi konuşuyorsunuz" dedim.

    "Oğlum" dedi, "sigara ve kahve Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethinden yüzyıl sonra Türkiye'ye geldi. Sen nasıl böyle bir sultana sigara ve kahve içirirsin münasebetsiz adam. Çıkar onları" dedi.

    Galip Erdem ağabeyimiz dedi ki; "hocam, bu arkadaşımız destan yazıyor, tarih kitabı yazmıyor ki" dedi. "Galip! Saçma sapan laf etme. Destan yazmak istiyorsa doğrusunu yazsın. Nazım Hikmet'in Kurtuluş Savaşımızla ilgili bir destan çalışması var. Fuat Uluç onunla ilgili bir yazı yazdı, Nazım Hikmet'in onbeş ayrı hatasını buldu, ortaya çıkardı. Türkiye'deki komünistlerimiz Nazım Hikmet'in kaç defa nefes alıp verdiğini tesbit ettikleri halde ve bu konuda en küçük bir yanlışa katiyyen tahammül edemekleri halde bu konuda seslerini çıkaramadılar. Yarın bu çocuğu Fatih'e sigara ve kahve içirdiği için sokağa çıkarmazlar, çıkaramazlar" dedi.

    O sırada ben sigarayı çıkardım. "Hocam, sigarayı çıkardım" dedim. "Nasıl?" dedi.

    Gözlerini yumsa bir an,

    Çizgi çizgi duman duman.

    Bir kaç yudum kahve içse fincanında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi.."

    "Güzel bak güzel" dedi. "Ama kahveyi de çıkaracaksın"

    "Hocam, kahve çıkmıyor" dedim.

    Sonra çalıştım,

    Gözlerini yumsa bir an,

    Çizgi çizgi duman duman.

    Bir kaç yudum su içse tasında ayan beyan

    Bizansı görür hal gibi.."

    Kurtulduk.. Sonra bir yer daha var;

    Sivaslı Recep, Bursalı Ömer, Manisalı Fahreddin.

    Üç kısrak üstünde üç yeniçeri,

    Dört nala at sürerler Bizans surları üstüne,

    Kılıç tutar, mızrak tutar, kalkan tutar elleri."

    "Oğlum, sen burada bu yeniçerileri nasıl ata bindirirsin be?" dedi. "Niye bindirmeyim?" dedim. "Oğlum, yeniçeri ata binmez, yeniçeri yerde dövüşür. Sipahi ata biner. İndir bu yeniçerileri attan" dedi. "Hocam, yeniçerileri attan indirmem mümkün değil.Çünkü kafiye öyle gidiyor... yeniçeri, elleri, iri, biri, diri... diye gidiyor. Yani sipahi ile ileri, geri.. kafiyeli değil ki" dedim. "Bilmem.. bunları mutlaka indirmen lazım" dedi.

    "Git" dedi, "benden Enver Behnan Şapolyo'ya selam söyle. Sana anlatsın, yeniçeri ata biner mi binmez mi?"

    Enver Behnan o yıllarda Kızılay'da tek başına dolaşırdı. Bir gün kendisini gördüm. "Efendim, Arif Nihat beyin size çok selamı var. Aramızda bir tartışma oldu. Beni size gönderdi. Bu şiirde ben yeniçerileri ata bindirmiştim. Yeniçeri ata biner mi binmez mi efendim" dedim.

    "Oku bakayım" dedi, okudum.. "Oooo..Arif Nihat çok haklı. Yeniçerileri topyekin indireceksin" dedi. Sonra "Peki" dedi, "bir daha oku." Okudum. "Sivaslı Recep, Bursalı Ömer, Manisalı Fahreddin." "Niye Sivaslı Recep" dedi. "Efendim, ben Sivaslıyım da..İstedim ki Sivas ismi de girsin buraya" "Olmaz. Sivas o zaman bizim sınırlarımız içinde değildi" dedi.

    Anladım ki, bir detan şiiri yazmak için mutlaka-Arif Nihat'ın söylediği gibi- meseleleri bilmek lazım..Böyle heyecanla, heyheylerle, bağırmakla, çağırmakla destan şiiri yazılmaz.

    (Bayrak Şairi Arif Nihat Asya Konferansı, 4 Ocak 2013)
    http://www.cevaplar.org/...7401&ctgr_id=121