• Üçüncü Muradın muhtelif kadınlardan, oğlan ve kız 102 çocuğu olmuştu.
    Ölümünde bunlardan 20 erkek evlâdı hayatta idi...
    En büyük Şehzade Mehmed, Padişah oldu ve padişah olur olmaz, öbür on dokuz kardeşini idam ettirdi. Bunlardan Mustafa ve Beyazıt 17 18 yaşlarında, Osman ve Abdullah 13 15 yaşlarında, geri kalan on beşi de henüz meme çocuğu idiler, analarının bağrından feryat ve figan içinde alınarak cellâda verildiler.
    Bu vakalar, Osmanlı hanedanı tarihinin en korkunç
    cinayetlerindendir
  • Ünlü 17. yüzyıl Dîvân şairi. XVII. yüzyıl ve bütün Türk edebiyatının en büyük kaside şairi olarak tanınan Nef'i, bu yüzyılın başında yaşamış, kasidede gerçek bir varlık göstermiş ve gerek kendi zamanında, gerekse sonraki yüzyıllarda kaside yazan bütün şairlere etki etmiş bir şairdir.
    1572 yılında Hasankale'de doğdu. Bundan dolayı devrin kaynakları Nef'i'den Erzenü'r-Rumî diye söze ederler. Babası ülkesinin eşrafından Sipahi Mehmed Bey diye anılan bir kişidir.

    Gerçek ismi Ömer olan Nef'î, kaynaklarda Nef'i Ömer Bey adıyla anıldığı gibi mührüne kazdırdığı beyitte de Ömer adı görülmektedir.
    Daha küçük yaşlardan itibaren güçlü bir eğitim gördü. Öğrenimini Hasankale'de yapmış, sonra Erzurum'a gelerek devam ettirmiştir. Burada Fars edebiyatının ünlü eserlerini okudu, Arapça ve Farsça öğrendi. Nef'i Erzurum'da öğrenimini sürdürürken genç yaşında şiir yazmaya da başlamıştır. İlk mahlası Zarrî 'zararlı'dır. 1585 Erzurum defterdarı olan Gelibolulu Müverrih Ali, şiirlerini görmüş, beğenmiş ve bu genç şaire Nef'i 'nafi, yararlı' mahlasını vermiştir.

    Padişah 1.Ahmed zamanında İstanbul'a geldi. Devlet hizmetine girdi ve bir süre farklı memurluklarda çalıştı. Daha sonraları 2.Osman ve 4. Murad dönemlerinde yıldızı parladı ve sarayla yakın bir ilişki kurdu. Hicviyeleri ile ünlü olan Nef'î yazdığı hicivlerle dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini üstüne çekti. Yine de uzunca bir süre 4. Murad tarafından korundu, daha sonraları 4. Murad kendisinden hiciv yazmamasını rica etti. Her ne kadar Nef'î padişah 4. Murad'a bu konuda söz verse de, kalemini durduramayıp Vezir Bayram Paşa hakkında bir hicviye kaleme aldı. Bu hicviyesinden ötürü, 1635 yılında, sarayın odunluğunda kementle boğularak öldürüldü. Sonra cesedi İstanbul Boğazı'ndan denize atılmıştır.

    Eserleri

    Sihâm-ı Kazâ (Hiciv şiirleri)
    Türkçe Dîvan
    Farsça Dîvan- Nefi
  • 240 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    "Mü'min, gül tabiatlı olmalıdır. Yâni bu dünyâ bahçesinde dikenleri görüp onlardan incinerek dikenleşmek yerine, araya kış gibi çileler de girse, onları bahar iklimleriyle kucaklayarak bütün âleme bir gül olmalıdır."

    Osman Nûri Topbaş'ın (Allah ondan razı olsun) kaleme aldığı ve kitaplıklarımızda yer edinmesi gereken bir eser 'Hüdâyî'nin Ziyâfet Sofrasından'. Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretlerinin dergâhında geçen, insanın kalbine dokunan, içindeki tasavvufi bilgilerle insanı mest eden eserlerden birisi. İçinde bulunan Ahmed Kemâl ve Mehmed Kemâl karakterlerinde kendimizden bir parça bulmak muhakkaktır. Nefsin ne olduğunu ve onunla ömrümüzün sonuna kadar mücadele etmeyi öğrenmenin önemini yaşanmış bir örnekle okuyucuya anlatmış. Kelimelerin bir araya getirilişi, özenle seçilmesi okuyucuyu daha da teşvik ediyor ve eseri daha önemli hale getiriyor. Kalpleri fethedecek bir kitap. Okunmasını gönülden tavsiye ediyorum.

    "Merhameti, bütün sevdâların üzerine yükseltebilirsek, ancak o zaman gariplerin sînesinden kopan 'acıyın bize' feryatlarını lâyıkıyla işitebiliriz. Şunu iyi bilmek lâzım ki, fetihlerin en ulvîsi, kalblerin fethidir."
  • "Önce Ulucami'de iki rekât namaz kılmalı, Yeşil'de mola verip Çelebi Mehmed'le tanışmalı, Emir Sultan'a selam vermeli, Osman ve Orhan Gazi türbelerini de ziyaret ettikten sonra Muradiye'de 'sabrın acı meyvesi'ni tatmalı, dakikalara 'Dur' demeliydim."
  • -Nerde kaldın? Beni hiç yoklamadın evladım!
    Haklısın, bende kabahat ki haber yollamadım.
    Bilirim çoktur işin, sonra bizim yol pek uzun...
    Hele dinlen azıcık, anlaşılan yorgunsun.
    Bereket versin ateş koydu demin komşu kadın...
    Üşüyorsan eşiver mangalı, eş eş de ısın..Odanın loşluğu kasvet veriyor pek, baktım, Şu fener yansa, deyip bir kutu kibrit çaktım.
    Hele son kibriti tuttum da yakından yüzüne, Sürme çekmiş gibi nur indi mumun kör gözüne!
    O zaman nim açılıp perde-i zulmet, nagah, Gördü bir sahne-i uryan-ı sefillet ki nigah,
    Şair olsam yine tasviri olur bence muhal:
    O perişanlığı derpiş edemez çünkü hayal!
    Çekerek dizlerinin üstüne bir eski aba, Sürünüp mangala yaklaştı bizim SeyfiBaba.
    -Ihlamur verdi demin komşu... Bulaydık şunu, bir...
    -Sen otur, ben ararım...
    -Olsa içerdik, iyidir...
    Aha buldum, aramak istemez oğlum, gitme ...
    Ben de bir karnı geniş cezve geçirdim elime, Başladım kaynatarak vermeye fincan fincan, Azıcık geldi bizim ihtiyarın benzine kan.
    -Şimdi anlat bakalım, neydi senin hastalığın?
    Nezle oldun sanırım, çünkü bu kış pek salgın.
    -Mehmed Ağ'nın evi akmış. Onu aktarmak için Dama çıktım, soğuk aldım, oluyor on beş gün.
    Ne işin var kiremitlerde a sersem desene!
    İhtiyarlık mı nedir, şaşkınım oğlum bu sene.
    Hadi aktarmayayım ... Kim getirir ekmeğimi?
    Oturup kör gibi, namerde el açmak iyi mi?
    Kim kazanınazsa bu dünyada bir ekmek parası:
    Dostunun yüzkarası; düşmanının maskarası!
    Yoksa yetmiş beşi geçmiş bir adam iş yapamaz;
    Ona ancak yapacak: Beş vakit abdestle namaz.
    Hastalandım, bakacakkimseciğim yok; Osman Gece gündüz koşuyor iş diye, bilmem ne zaman Eli ekmek tutacak! İşte saat belki de üç
    Görüyorsun daha gelmez... Yalınızlık pek güç.
    Ba'zı bir hafta geçer, uğrayan olmaz yanıma;
    Kimsesizlik bu sefer tak dedi artık canımal -Seni bir terleteyim sımsıkı örtüp bu gece!
    Açılırsın, sanırım, terlemiş olsan iyice.
  • Osman Bey'in torunlarından Murad'ın oğlu Mehmed asırlar sonra tarih yazmak üzere geldi. Otuz yaşına girmeden Konstantiniye surlarından girdi.