• http://i.hizliresim.com/lZ1mOQ.jpg

    Bugün yeni kitaplarım elime ulaştı. Bu iletiyi paylaşmamın nedenine gelince, aldığım 4 kitaptan 3’ünün, 1k aracılığı ile kitaplığıma girmiş olması...

    Matmazel Noraliya'nın Koltuğu , 1000Kitap İstanbul okuma grubunun Temmuz ayı buluşması için seçtiği kitap. Kitabı aldım, umarım etkinliğe de katılabilirim.

    Yaşlı Rind'in Ölümü , https://1000kitap.com/Esrakrt arkadaşımızın başlattığı Mehmed Uzun okuma etkinliği (#30997659) için alındı. Zaten uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı, etkinlik de güzel bir vesile oldu.

    Malte Laurids Brigge'nin Notları , birkaç gün önce Sergen Özen arkadaşımızın Rilke incelemesini (#31035279) okuduktan sonra seçtiğim bir kitap. O inceleme bir şiir kitabına ait. Ancak ben çok şiir insanı olmadığım için Sergen bana Rilke’nin bu romanını önerdi. O şekilde kitaplığıma dahil oldu:)

    Geriye bir tek Faust kalıyor. Yine uzun zamandır yeniden okumak istediğim kitaplardan biriydi Faust. DoğuBatı Yayınlarının bu baskısını çok methettiler. Ayrıca eksiksiz tam metin olması da bir başka artısı. Yine okuduğum yorumlara göre İclal Cankorel’in çevirisi de çok başarılıymış. Okuyup göreceğiz bakalım...

    İşte yeni dostlarımın kitaplığıma katılma hikayesi kısaca böyle:) Yeni yazarlarla ve yeni kitaplarla tanışmama vesile olan herkese ve tabii ki 1k’ya yürekten teşekkürler...

    Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • 295 syf.
    ·3 günde·Beğendi·9/10
    İncelemeye başlamadan önce “MEHMED UZUN OKUMA ETKİNLİĞİ” #30997659 altında böyle güzel bir kalemi benimle tanıştırdığı ve Kürt Edebiyatının en iyilerinden birini okuma fırsatı sağladığı için sevgili Esra’ya teşekkür ederim.

    Bu romanın bana hissettirdikleri anlatamam belki ama içimde canlandırdığı ezgileri sizinle paylaşabilirim. https://www.youtube.com/...gI&start_radio=1
    Ve bir de bu romana çok yakıştırdığım bir şiir, bir şarkı sözü...

    "Boran bir yaban kuştur.
    Gökyüzünün mavisine bata çıka bir maviş kuş.
    Konmaz hiçbir yere.
    Yuvasından bozkırlara koşar sulardan yuvasına.
    Çok zor yakalanır, şahin bile tutamaz onu kanadından. Yabandır. asidir ha, rengi kadar güzeldir.

    Güvercin sahipleri sevmez boranı. Girer evcil sürüsüne.
    Peşine mutlaka takılan olur.
    Bazen sürü bile düşer ardına ya vurulur ya da yaralıyken yakalanır.
    Diğer kuşlarla aynı kafese kapatılır.
    Hiçbir evcil kuşu yaklaştırmaz kendine.

    Hele bir de güvercin besleyenler evcilleştirmek için kanadının tüylerini çekti mi, vay vay yemez artık yemini.
    Ya açlıktan ölür ya da kafesin demirine kendini vura vura öldürür.

    Sesi çığlıktır artık, turna indirir.
    Ya gökyüzüdür ya ölümdür boran.
    Boranlar kalktı mapushanelerden.
    Şehre sokulmamış evlerden.
    Dökerek renklerini şehirlerin ufkuna, gittiler dağların doruklarına."

    Göç, sürgün, güz , bir de keman sesi : tray la laaay, traaay,traaay,laaa…

    Hayatı her mevsim sonbahar olan bir adam. Memduh Selim Bey. Dilinden korkarak büyüyen çocuklar, ilkokula başladığında yıllardır konuştuğu dilin yasak olduğunu öğrenenler, aydınları öldürülen , sürgün hayatı yaşayan bir halk. Yüzyıllardır var olan ancak yok sayılmış bir halk. Belki kendini bile unutan bir halk, ölümler üzerine , kan üzerine , ağrının alevi üzerine kurulmuş bir aşk, bir ceylan...

    Güz mevsiminde dökülen yaprağın üzerinde hayat bulmaya çalışan bir organizmanın açlığında sonuna kadar tüketilmek istenen bir yaprak , aşk.

    Bir tarafta inanılmış bir dava , bir tarafta hayatın en canlı davası aşk. Bulması da , kazanılması da zor olan aşk. Kaybedilmesi kalpte oluşan kağıt kesiği. "

    Durmadan kanayan bir kağıt kesiği yara kalpte, bir de beyinde açılan bir dava kurşunu. Yara almış bir vücut. İki cephede birden savaşıyor. Umut karın bölgesinde geziniyor. Tek besini kalpte damla damla akan kan. İnce bir umut çok çok ince , bir sızı gibi , bir koku gibi, bir anı gibi karın bölgesinde yayılıyor vücuduna , beynine sızıp hayaline ulaşıyor. Dayanma gücünü böyle sağlıyor Memduh Bey , böyle dayanıyor, böyle güçleniyor.

    Sonra beynindeki dava kurşunu yok ediyor Memduh Bey’i , ilk davasını böyle kaybediyor. Tek cephede savaşan bir adam artık o ... Kalpteki ince kesik , karın bölgesindeki umutla yeniden iyileşiyor sanki. Tutunacak , savaşacak tek organı kalp... Ancak kalpteki kağıt kesiğinin onu öldürdüğünü çok sonraları anlıyor , karın bölgesinden yayılmakta olan sızı da umut değil, ecel. Günden güne tükeniyor artık. O kağıt yarası güzel bir türkü gibi ölümüne dek kulaklarında uğulduyor, dili kalbiyle birlikte sonsuza dek bu türküye eşlik edecek,biliyor.

    Aşkın ve varoluşun romanı bu. Yok olmaya yüz tutmuş DNA’larda tutunan bir umut ışığının yeni genler yaratmasıyla örülmüş bir gen haritası , ulus. Yok edişlerden kendini var etmiş insanlar, çaresizliği iki omuzunda taşıyan , bir omzunda umut , bir omzunda çaresizlik, dilinde ağıtlardan ve sevinçlerden bozma bir türkü. Gönlünde aşk yarası. İnce sızı…


    Nasıl anlatılır , nasıl hissettirilir yaşananlar? Sadece hissettiklerimi aktarmaya çalıştığım bir inceleme oldu bu. Kesinlikle anlatamama kaygısı yine içimde. Ancak kalem kırık, dönmüyor , hislerime tercüman olmuyor, olamıyor. Başka bir ırkın gözünden bakmak, başka geçmişe sahip insanların gözlerinden dünyaya bakmaya çalışmak benimki. Empati , empati , empati! O da ne kadar başarılı olabilirse anlamaya , işte o kadar.

    Yıldızlı not : Okumadan önce ön yargıları bir rafa kaldırmayı unutmayın.
    Romanın “Çevirenin Notu” adlı bölümünden bir alıntıyla incelememi noktalıyorum.

    “Çevirinin bittiği günlerden biriydi. Hepinizin tanıdığı bir gazeteciyle bir ahbabın evinde karşılaştım. daha önce birlikte çalışmıştık. Ne yaptığımı sordu; Kürtçe bir romanın çevirisini yeni bitirdiğimi söyledim. Bön bön yüzüme baktı, hayretler içindeydi; bana “Kürtçe’de bir roman yazacak kadar kelime var mı?” dedi.
    Sağlıcakla Kalın.