• 288 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    #beraberokuma etkinliği için yaptığımız ankette İlber Ortaylı en çok oyu aldı ve onun bir kitabını okumaya karar verdik; bende okumak için İmparatorluğun Son Nefesi; Osmanlı'nın Yaşayan Mirası Cumhuriyet adlı kitabını seçtim.
    *“Tarih Nasıl Yazılır?” başlıklı bölümde: “Titus Livius; İmparator Augustus, Cladius, Nero ve Caligula devirlerinin tarihçisidir.” diyor. Doğrudur bizi ilgilendiren bu değil. Ben bu satırları okurken, eşim geldi (tarihi filmlere bakıyordu) Caligula’yı biliyor musun? dedi. Bende; “Elbette” diye cevap verdim. Onun ile ilgili dizi ve film olduğunu, seyredebileceğini söyledim. Aynı zamanda o döneme ait sevdiğim oyuncu Anthony Hopkins'in oynadığı Titus filmi ve o dönem çok sevdiğim "Ben Cladius” dizisini söyledim. İsteseniz bu kadar denk gelmez; tesadüfün böylesi. (Not: O dönemi merak ediyorsanız bu filmleri izleyin bence.)
    *“Türkiye'de Tarih Yazıcılığı” adlı bölümde: ‘Sürekli olarak ‘Yeni harflerin kabulüyle eski kültürümüz bitti!’ deniliyor. Sanki eski kültürümüzle eskiler çok iyi bağ kurmuşlardı. Eski tarihlerimiz, eski vesika derlemelerimiz maalesef bizden evvel ecnebiler tarafından yayınlanmışlardır.” demiş. Tarihle ilgilenmeyen, okumayı sevmeyen, yazmayı bilmeyen bir toplum olarak; yazım harflerinin ne önemi var? Harf şeklinin değişmiş olması neyi değiştirdi? Harf Devrimi’nden önce yapılan 28 Ekim 1927 tarihli nüfus sayımı da söz konusu iddianın değerlendirilebilmesi için farklı veriler sağlıyor. “28 Teşrinievvel 1927 Umumi Nüfus Tahriri, Fasikül 3, Usuller Kanun ve Talimatnameler Neticelerin Tahlili” isimli çalışma incelendiğinde: Harf Devrimi’nden önce Arap harfleri ile okuma yazma oranının erkeklerde yüzde 12.99 kadınlarda ise yüzde 3.67 olduğu, toplamda da okuryazar oranının yüzde 8.61 olduğu görülebiliyor. Ayrıca raporda 7 yaş üstü dikkate alındığında bu oranların erkeklerde yüzde 17.42 kadınlarda ise yüzde 4.63 toplamda da yüzde 10.58 olarak değiştiği de belirtiliyor. Yani bir şey değişti, eski kültürden uzaklaşıldıysa da bu okuma yazma bilen % 8 - 12 için değişti. Atatürk, 1928’in 9 Ağustos gecesi Sarayburnu’nda verdiği ve hem harf hem de musiki inkılabının başlangıcı olan meşhur nutkunda: “Türkiye’nin yüzde sekseninin okuma yazma bilmediğini” söyler.
    *"Midhat Paşa; İdamla Yargılanan Son Sadrazam" adlı bölüm Midhat Paşa'ya ayrılmış. Uzun zaman önce okuduğum kitap sayesinde en üzüldüğüm karakter. Ortaylı'nın belirttiği gibi başarılı bir vali ama başarısız bir sadrazam. Başarısızlıklarında kendi acele kararları kadar rakiplerinin de etkisi büyük. Yıldız Davası skandal davalardan biri; rakiplerin kıskançlıkları, kinleri ve geçmişin intikam hırslarıyla hukuk skandalına dönüşmüş. Gelelim beni etkiyen kitaba: Taif'te Ölüm - Hıfzı Topuz (1999). Tabii kitabın etkileyiciliğinin, unutulmazlığının arkasında yaşananların dramı kadar Topuz'un kurgusu ve kaleminin gücü var.
    *Osmanlı - Rus Savaşı anlatılırken Plevne Kuşatması Kahramanı Gazi Osman Paşa'dan bahsediyor. Ortaokuldan beri ne zaman Gazi Osman Paşa'nın adı geçse aklıma hemen Plevne Marşı gelir.
    Tuna Nehri akmam diyor,
    Etrafımı yıkmam diyor,
    Şanı büyük Osman Paşa,
    Plevne'den çıkmam diyor.
    XXXXXXXXXXX
    Düşman Tuna'yı atladı,
    Karakolları yokladı,
    Osman Paşa'nın kolunda,
    Beş bin top birden patladı...
    XXXXXXXXXXXX
    Tuna Nehri akar gider,
    Etrafını yıkar gider,
    Şanı büyük Osman Paşa,
    Düşmanları kırar gider...
    XXXXXXXXXXXXX
    Kılıcımı vurdum taşa,
    Taş yarıldı baştan başa,
    Namı büyük Osman Paşa,
    Askerinle binler yaşa.
    (Mehmet Ali Bey)
    *Osmanlı Rus Savaşı bölümünün son paragrafında:" Göç Osmanlı - Rus Savaşından beri Türkiye halkının hayatında, siyasetinde, iktisadi yaşamında önemli SORUNLAR getiren, bu sorunlarla birlikte bazı kazançlar da yaratarak ülkenin manzarasını değiştiren bir olay olarak bilinmelidir." diyor. Maalesef büyük savaşlar bitse de göçler hala devam ediyor, topraklarımız dış göç alıyor. Merhamet, muhtaç olana yardım etmek, sığınana el vermek elbette ulvi bir hareket ammaaa... Ortaylı'nın da dediği gibi önemli sorunları da beraberinde getiriyor. Kendi sorunlarımızı aşamamışken, dış göçlerle yeni sorunlara kucak açmak ne kadar doğru tartışılabilir.
    *Mısır Hanedanının Osmanlı Hayatına Etkisi başlıklı bölümde:"Hidiv hanedanı İstanbul'a gerçek anlamda Batı medeniyeti ve israfı getirmiştir." cümlesini okuyunca; o günlerde medeniyet (daha doğrusu Hidiv hanedanının özentisi) israfı getirmiş. Bugünlerde ise teknoloji ve özenti ( gereksiz bir yarış) tüketimi ve yaratılan tüketim toplumu israfı körüklüyor.
    *İmparatorluk Tecrübesi ve Türkiye başlıklı yazıda:" Çok az ülke kan ve can pahasına topraklarını savunmuştur. Rusya'nın Brest-Litovsk'ta, Sivastopol'da, Moskova, Stalingrad ve Leningrad'da milletin kanı, canı pahasına savunma yaptığı malumdur. Marne ve Verdun cepheleri de, Fransa'nın vatan savunması yapabilen, milli şuura sahip bir tarihi kimliğe sahip olduğunu gösterir. İşte Çanakkale'de bu türden abidelerden biridir." denilmiş. Bu satırları okuyunca ister istemez günümüzü düşündüm. Her ne kadar geçmiş dönemdeki kadar büyük savaşlar çıkmasa da; savaş başlar başlamaz, pılısını pırtısını toplayıp başka ülkelere göçüyorlar. Nerede kaldı önceki nesiller gibi kanı, canı pahasına vatanı, toprağı için savaşanlar? Yüzyıllardır savaş yaşamış bir millet olarak biz topraklarımızı bırakmamış, kimseye sığınmamış bir ırkın ahvadı (torun, soy) olarak; savaştan, vatanlarından kaçanları da anlayamıyorum, bunu da sabit fikirli olmama, anlayışsızlığıma verin.
    *Kitabı okurken ufak bir ayrıntı dikkatimi çekti: Ortaylı, hep "Son Padişah" diyor, padişahın adını zikretmiyor. Bilmediğinden değil herhalde. Ama bunun sebebini çok merak ettim (paparazzilik duygularım kabardı).
  • DİNİ KİTAP LİSTESİ
    Herkese selamlar,
    Dini konulara ilişkin oluşturduğum kitap listesini paylaşmak istedim. Liste, Fıkıh, Akaid, Tefsir, Siyer, Hadis, Sahabe Hayatları, İslam Tarihi, İslami Düşünce, Tasavvuf, Mezhepler bölümlerinden oluşuyor. Genel olarak, tartışmalara konu olmamış kaynakları seçtim. Malum, tekfir etme (kafir hükmü verme) maalesef günümüzde çok yaygınlaştı. Bu platformda böyle bir tartışmanın içinde bulunmak istemiyorum.
    Faydalı olmasını Allah'tan niyaz ederim.
    A- AKAİD
    1- Ehli Sünnet İtikadı – Ahmed Ziyaüddin Gümüşhanevi
    2- İslam Akaidi – Ömer Nasuhi Bilmen
    3- Bu kitapların yanında genel olarak Said Nursi’nin Risalelerini de tavsiye ederim. Okuması ve anlaşılması biraz zor olabilir ancak, kelimelerin anlamlarını da veren yayın evleri var piyasada. Bu kitaplardan özellike, Sözler, Lem’alar ve Asa’yı Musa kitaplarını önerebilirim.
    4- Hüccetul Baliğa – Şah Veliyullah Dihlevi (Bu kitap tam anlamıyla bir akaid kitabı değil. Ancak, dini hükümlerin hangi amaçla konulduğu açıklanmış)
    Yukarıda yer verdiğim kitapların yanında, özellikle Allah’ın varlığı ve birliğine ilişkin iman esasını anlatan günümüzde yazılmış kitaplar da mevcut. Malum en önemli meselemiz iman esaslarıdır.
    B- TEFSİR
    Kuranı anlamaya çalışayım ve bir kere de olsa en azından bir tefsirden okumuş olayım derseniz;
    1- Hak Dini Kuran Dili Tefsiri - Elmalılı Hamdi Yazır (Bence şuana kadar yazılmış en iyi tefsirdir. Hem dirayet hem de rivayet tefsiri olarak kabul edilebilir.)
    2- Tefsiri Kebir – Fahrettin Er Razi (Şöyle hacimli bir tefsir okuyayım derseniz, üstüne yoktur.)
    3- Büyük Kuran Tefsiri – İbni Kesir (Bu tefsir rivayet tefsiri türünün en meşhurlarındandır. Ayetlerin iniş sebebi ve olaylar nakledilir. Piyasada muhtasarı da (kısaltılmışı) bulunmaktadır. Muhtasarını okumanızı tavsiye ederim. Uzun versiyonu zorlayabilir.)
    4- Letaiful İşarat – İmam Kuşeyri (Bu tefsir tasavvufi tefsir olarak geçmektedir. İlgi duyarsanız okuyabilirsiniz. Anlaşılabilir bir çeviriyle basımı yapılmış. Okuması kolaydır.)
    5- Kuran Yolu – Diyanet Yayınları (Yormasın beni, malumat sahibi olayım, okurken de sıkılmayayım derseniz size göredir.)
    6- Safvetüt Tefasir – Muhammed Ali Sabuni (Yormasın beni, malumat sahibi olayım, okurken de sıkılmayayım derseniz size göredir. Son zamanlarda yazılmış bir tefsir olduğundan,açıklamalarda zaman zaman güncel konulara da değinilmiş)
    Tefsir okumak çok zaman alır, meal-tefsir tarzında olsa daha iyi olurdu derseniz;
    1- Tefsirli Kuran Meali - Hasan Basri Çantay
    2- Tefsir’ül Veciz – Vehbe Zuhayli
    3- Esbabün Nüzul – İmam Suyuti (Ayetlerin iniş sebebini anlatan bir eserdir.)
    4- Evrensel Çağrı Kur’anı Kerim – Hamdi Döndüren

    C- FIKIH - İLMİHAL
    1- Büyük İslam İlmihali – Ömer Nasuhi Bilmen (Her evin vazgeçilmezidir. Çok iyi bir kaynaktır.)
    2- Nimet-i İslam – Hacı Zihni Efendi (Oldukça hacimli bir eserdir. Günümüzde yazılan fıkıh kitaplarına da kaynaklık etmektedir. Piyasada muhtasar şeklinde basılmışları da vardır. Ancak, çok doyurucu olmayacaktır.)
    3- Delilleriyle İslam İlmihali – Hamdi Döndüren
    4- İslam ve Toplum – Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları (Birçok camide hocaların faydalandığı bir eserdir. Güzel bir kaynaktır.)
    5- Delilleriyle Aile İlmihali – Hamdi Döndüren (Evlilik, boşanma, kadının hakları, çocuğun hakları ve benzeri konuları içerir. Faydalı bir ilmihaldir.)
    6- Evlilik ve Cinsel Hayat – Asım Uysal (Evlenmeyi düşünenlerin ya da evli olanların okumasını tavsiye ederim.)
    D- SİYER
    - Peygamberimizin hayatını esas kaynaklarından okumak isterseniz;
    1- Tabakat – İbn’i Sad
    2- İslam Tarihi – İbni Hişam
    3- İslam Tarihi – İbni Kesir
    4- Siyer – İbni İshak
    - Son zamanlarda ve ana kaynaklarına referanslı olarak yazılmış siyer kitapları okumak isterseniz;
    1- İslam Tarihi – M. Asım Köksal (Erkam Yayınları tarafından 8 cilt olarak basılmışı var. Siyer için muhteşem bir kaynaktır. Asım Köksal gibi değerli bir alimin uzun yıllarca uğraş verdiği bir eserdir. Siyer alanında dünyadaki en önemli kaynaklardan biridir. Dünya siyer ödüllü bir kaynaktır.)
    2- İslam Peygamberi - Muhammed Hamidullah (Muhammed Hamidullah hoca, nam-ı diğer “kütüphane köstebeği” tarafından yazılmış güzel bir eserdir. Hamidullah hoca, bir zaman Türkiye’de de bulunmuş değerli bir alimdir. Son dönem siyer alimlerinden İhsan Süreyya Sırma’nıın da hocasıdır.)
    3- Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed – Salih Suruç (Sanırım duymayanınız yoktur ve bir çoğunuzun okuduğu bir kaynaktır. Anlatımı çok sade, kimi zaman şiirsel ve akıcıdır. Kitap çok detay içermemekle birlikte, en az bir sefer okumanızı tavsiye ederim.)
    4- Son Peygamber Hz. Muhammed – Mevlana Şibli Numani ( Güzel bir eserdir. Okuması kolaydır. Dünya’da kabul görmüş eserlerdendir.)
    5- Kur’ana Göre Hz. Muhammed’in Hayatı - İzzet Derveze (Bu eseri diğerlerinden ayıran özellik, Efendimizin hayatını Kur’an esas alınarak anlatılması. Bu anlamda mutlaka okunmasını tavsiye ederim.)
    Yukarıda yer verdiğim siyer eserlerinin dışında da birçok çalışma mevcut. Ancak, bu listeye alıp daha da hacimli duruma getirmek istemedim.
    BONUS: Talha Uğurluel tarafından hazırlanmış Mekanlar ve Olaylarla Hz. Muhammed’in Hayatı eseri, mutlaka okumanız ve evinizde bulundurmanız gereken bir eser diye düşünüyorum. Anlatımı çok sade ve görsellerle zenginleştirilmiş bir kitap.
    E- HADİS
    1- Kütüb-i Sitte – İbrahim Canan tarafından tercüme ve şerhi yapılmıştır. 7000’den fazla hadis içerir. Tüm sahih hadisler elimin altında olsun derseniz, temin edip okuyabilirsiniz.
    2- Riyazüs Salihin – İmam Nevevi tarafından derlenmiş bir hadis külliyatıdır. Piyasada, şerhi olmaksızın, sadece içindeki hadislerin basılması suretiyle oluşturulan kitapların satıldığını gördüm. Hadislerin şerhsiz okunmasını önermem. O yüzden şerhli olan (yani anlaşılması zor yerleri açıklayan, hadisin hangi şartlarda söylendiği, ayetlerle olan bağlantıları gibi) külliyatları okumanızı tavsiye ediyorum. Bu kapsamda, Erkam Yayınlarından çıkmış olan ve Prof. Dr. Mehmet Yaşar Kandemir önderliğinde hazırlanan baskısını tavsiye ederim.
    3- Hadis Tetkikleri – Bünyamin Erul
    4- Sünnetin İslamdaki Yeri – İmam Suyuti
    5- Hadislerle İslam – Diyanet İşleri Başkanlığı
    F- İSLAM TARİHİ
    İslam Tarihi denince içine Efendimiz’in hayatı da girmektedir. Bu listede, Efendimiz’in hayatını da kapsayacak şekilde çalışma yapılmış İslam Tarihi eserlerine yer vereceğim.
    - İlk dönemlerde yazılmış İslam Tarihi eserleri (Klasikler)
    1- Tarihi Taberi – Muhammed Bin Cerir Taberi
    2- Büyük İslam Tarihi – İbni Kesir (Hz Adem’den itibaren anlatım yapılmıştır.)
    3- İslam Tarihi (El Kamil Fit Tarih) - İbni Esir
    - Yakın dönem yazılmış İslam Tarihi eserleri;
    1- Ali Muhammed Sallabi’nin İslam Tarihi Seti (Bu set, Peygamber Efendimiz’in hayatıyla başlayıp (2 cilt), Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz Ali (4 Cilt), Emeviler, Abbasiler, Zengiler, Selçuklular, Osmanlılar gibi kitaplardan oluşmaktadır. Kapsamlı bir eserdir.)
    2- Hz. Adem’den Bugüne İslam Tarihi - Mahmud Şakir
    3- Kısası Enbiya Peygamberler ve Halifeler Tarihi – Ahmet Cevdet Paşa (Çelik Yayınları tarafından basılmışı var. Tek sıkıntısı tarihlerin miladi olarak verilmemesi. Sonraki baskılarda değiştirildi mi bilmiyorum?)
    4- Müslümanların Tarihi – İhsan Süreyya Sırma (Sade ve anlaşılır bir eserdir. Çok ayrıntılı olmasa da malumat sahibi olabileceğiniz, tarihi ana hatlarıyla ve derli toplu olarak okuyabileceğiniz bir eserdir. Tavsiye ederim.)
    G- SAHABE HAYATLARI, İNCELEMELERİ
    1- Hayatüs Sahabe – Yusuf Kandehlevi (Bu eser birçok yayınevi tarafından basılmış. Muhtasar olanları da var. Kabul görmüş çok iyi bir kaynaktır.)
    2- Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası – Asım Köksal (Kerbela hadisesini merak ediyor iseniz, kesinlikle okumalısınız.)
    3- Sahabe Dönemi İktidar Kavgası – Ahmet Akbulut (Ahmet Akbulut’un tez çalışmasıdır. Aykırı bir kitaptır. Ancak, Peygamber Efendimiz döneminden sonra yaşanmış ve halen tartışılan ve kavga sebebi yapılan hadiselere yer verilmiş. Düşündüren bir kitap.)
    4- M. Emin Yıldırım hocanın sahabelere ilişkin kitaplarını genel olarak öneririm. Youtube sohbetleri de yer almaktadır. Gayet güzel anlatıyor.
    H- İSLAMİ DÜŞÜNCE
    Klasik dönem İslam Düşünürlerinin eserleri;
    1- İhyau Ulumiddin - İmam Gazali (Dünyaca ünlü bir eserdir. İçinde fıkıh, akaid, kıyamet, ahiret hayatı gibi birçok konuya değinilmiştir. Eser kapsamlı olduğundan okumam biraz zor derseniz, kısaltılmışı olan Kimya-i Saadet kitabını da okuyabilirsiniz. Bu eserde zayıf ve mevzu hadislere de yer verildiğinden, okuma yaparken buna dikkat etmek gerekir. Ancak, konunun muhtevasını bozacak nitelikte olmadığından bence sıkıntı oluşturacak bir durum yoktur. Konuya ve anlatıma odaklanmanızı öneririm.)
    2- Mukaddime – İbni Haldun
    3- El Milel Ven Nihal - Şehristani
    4- Gunyet’üt Talibin – Abdulkadir Geylani (Tasavvuf kitabı olarak da değerlendirilebilir.)
    5- Tenbühul Gafilin, Bostanül Arifin – Ebul Leys Semerkandi (Tasavvuf kitabı olarak da değerlendirilebilir.)
    6- Kitabüz Zühd Ver Rekaik – Abdullah İbni Mübarek (Tasavvuf kitabı olarak da değerlendirilebilir.)
    7- Mantıkut Tayr - Feriduddin Attar (Tasavvuf kitabı olarak da değerlendirilebilir.)
    Yakın dönem İslam Düşünürlerinin eserleri;
    1- Risaleler – Hasan El Benna
    2- Tarihçe-i Hayat – Said Nursi (Said Nursi’nin diğer eserlerine de bakabilirsiniz. Ancak, kendi hayatının anlatıldığı Tarihçe-i Hayat kitabında düşünce yapısını ve mücadelesini net olarak görebilirsiniz.)
    3- Hatıralarım – Ali Ulvi Kurucu (Çok güzel bir hatırattır. Yakın tarihimize de ışık tutacak bilgiler bulunmaktadır.)
    4- İslam’da Sosyal Adalet – Seyyid Kutub (Sosyal yaşamın İslam’ın emrettiği kurallar çerçevesinde kurulması halinde müthiş bir adalet sistemi oluşabileceğini göreceksiniz. Eserde, özellikle Hz. Osman zamanında yaşanmış hadiselerden kaynaklı olarak, Hz. Osman’a ithamlarda bulunulan yerler var. Tasvip etmediğimi belirtmek isterim. Ancak, Seyyid Kutub’un eseri kaleme aldıktan sonraki yıllarda, itham içeren yerleri değiştirdiği, özür dilediği ve tövbe ettiği söylenir. Bu anlamda, bizdeki baskılardan düzeltilmiş halleri var mıdır bilmiyorum.)
    5- Doğu – Batı Arasında İslam – Aliya İzzet Begoviç
    6- İslam Deklarasyonu – Aliya İzzet Begoviç
    Bu kitaplar haricinde de çokça kitap var. Merak ettiğiniz her eseri okuyabilirsiniz.
    I- TASAVVUF
    1- Kuşeyri Risalesi – İmam Kuşeyri (Tasavvufun en önemli eserlerindendir. Tasavvuf terimlerini bulabileceğiniz kapsamlı bir eserdir.)
    2- Mektubat – İmam Rabbani
    3- Mesnevi – Mevlana Celaleddin’i Rumi
    4- Yunus Emre Divanı ve Şerhi
    5- Kutul Kulub (Kalplerin Azığı) - Ebu Talib El Mekki
    6- Nefsin Adabı, Adabun Nufus – Haris El Muhasibi
    7- İmandan İhsana Tasavvuf – Osman Nuri Topbaş
    8- Kaynaklarıyla Tasavvuf – Dilaver Selvi
    9- Su Üstüne Yazı Yazmak – Muhyiddin Şekur
    10- Ol Dedi Oldu – Taşkın Tuna
    J- MEZHEPLER
    1- Mezhepler Tarihi – Muhammed Ebu Zehra (Müthiş bir kaynaktır. Mezheplerin nasıl oluştuğu, ayrılıkların sebebinin ne olduğu gibi konulara da değinilmiş bir eserdir. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.)
    2- El Milel Ven Nihal – Şehristani (Hem dinlerle ilgili hem de mezheplerle ilgili bilgilerin yer aldığı bir kitaptır.)
  • 650 syf.
    ·7 günde·Beğendi·10/10
    Daha önce yazar hakkında bir bilgim yoktu. Kendisini ilk kez bu kitap vesilesiyle tanımış oldum. 18. yüzyıl devlet adamlarından Ahmet Resmi Efendi ile ilgili çalışmalar yapmış, Osmanlı hakkında makaleler yazmış bir tarihçi imiş Virginia hanımefendi..

    Kitabın adından da görüleceği üzere 18. yüzyıl ağırlıklı giden bir Osmanlı askeri tarih çalışması. Ancak sadece Osmanlılar ve ordusu üzerine değil komşu imparatorluklar olan Habsburglar ve Romanovlar üzerine de yoğunlaşılmış. Napoleon'un Mısır'a saldırışı ve Mehmet Ali Olayı'ndan sonra bölgeye gelen diğer dünya güçleri hakkında da araştırmalar var. Kafkasya siyaseti kapsamında İran ve Kafkas halkları hakkında da bilgiler mevcut. Yani kitabın kapsamı Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları kadar geniş.

    Üç kadim imparatorluğun diplomatik münasebetleri, iktisadi durumları, halklarının refahı gibi konulara elbet değinilmiş ancak bu kitap bir askeri tarih kitabı olduğu için orduların iaşesi, organizasyonu gibi konuları daha çok görüyoruz.

    Osmanlı Devleti'nin ve ordusunun hakkında kalıplaşmış önyargıların da deşildiğini görmekteyiz, hızlı reorganizasyon yeteneği, güçlü ikmal sistemleri ve asker teminleri gayet açık şekilde anlatılmış. Kaybedilen savaşların nitelikli üst ve alt rütbeli subay eksikliği, yetersiz eğitim ve eksik koordinasyon gibi nedenlere bağlı olduğu, ordunun bu sıkıntıları aştığı durumlarda eski dönemlerdeki gibi zaferler kazanıldığını görüyoruz.

    Rus Ordusu'nun eksikliklerini üstün insan gücü kaynağıyla kapattığı, askerlerine Kırım Savaşı'nın sonrasına kadar yeterli sağlık ve ikmal sistemi sağlamadığı ve bunu önemsemediği çarpıcı tespitler arasında. Suvorov, Kutuzov, Potemkin, Rumyantsev gibi önde gelen Rus generallerinin ordularına komuta etme biçimleri ve Tuna, Kafkasya ve Kırım cephelerindeki stratejileri açıklayıcı biçimde aktarılmış.

    Ordunun yenileşme faaliyetleri, Vaka-i Hayriye, ayanlarla mücadele, Asakir-i Mansure Ordusu'nun teşkili ve karşılaştığı güçlükler konuları kitabın bence en lezzetli konularıydı. İkinci Mahmud'un merkezi otorite tesis etme yolundaki çabaları, defalarca "bu kez bitti" denen devleti her seferinde toparlayabilmesi ve onun Abdulhamid ve Mustafa Kemal'in yapmaya çalıştıklarının temelini atması tespitleri de çarpıcı ve güzeldi.

    Ordu malından yolsuzluk yapan Osmanlı generalleri, kendi valisine karşı bozguna uğrayan İmparatorluk ordusu, "Ramazan ayında bize saldırıyorlar", "yiğit olsalar tüfekle değil kılıçla gelirler" diyen Osmanlı askerleri, kronik sorunlarımız ve değişen dünyaya uyum çabaları..

    Okuyunuz.
  • 184 syf.
    ·1 günde·Beğendi·8/10
    Dikkat spoiler içerir.
    Deniz kuvvetleri bünyesinde çalışan amiral Bülent Ali Gedikli, sosyete pezevenki olarak bilinen eski arkadaşı Mustafa Onur'dan Abant gölü yakınındaki bir çalıştay sırasında eğlenmek için yakışıklı erkekler ister. Albay Sencer, Kenan, Tuğrul da general gibi eşcinsel eğilimi olan askerlerdir ve gelen çocuklarla eğlenirler. Amiral bir bale hastasıdır ve o gün Pembe bir tütü giyerek daha ederken ölür. Odadaki askerler olayı örtbas etmeye çalışır ama Tuna olayı gizlice videoya çekip basından Selim adındaki arkadaşına gönderir. Demir lady Firdevs'in kanalında çalışan Selim sayesinde gece haberlerine girer. Bu arada Bolu savcısı olan ve abisi irtica yüzünden ordudan atıldığı için askerî sevmeyen Ahmet Kartal intikam için hemen soruşturma başlatır. Olaylar basında ve internette büyüyünce diğer albay Sencer de intihar eder. İş çığrından çıkmıştır. Genelkurmay ve istihbarat acilen toplanır. Acaba bu toplantıdan ne gibi bir karar çıkacaktır? Video silinecek midir? Ekibin başına ne gelecektir? Ordunun onuru nasıl kurtulacaktır? Keyifle bir solukta okunan bir roman.
  • 224 syf.
    ·1 günde
    Saksonya’dan İskenderiye’ye – Bir Faytoncunun Serüvenleri

    Kalp Yurdundan

    Tarih boylu boyuna uzanan bir yol misali. İnsan bu yolun seyyahı, arayanı... Gözler başka başka farklılıklar zenginlik bahçesi. Gözler, arar, ayaklar gider böylece bir seyyah yol alır. Bir günün doğuşunda, ıssız yağmur havasında gâh ıssızlık, gâh kalabalık bütün bunların varlığında seyyah yalnızdır ve aradığının peşindedir.

    Göç mevsiminde turnaların, uğrak bahçeleri nasıl hanlar olmuş ise; tarih boyunca var olan insanda göç etmiştir. Gün geldi kitle halinde; savaş, kıtlık, doğa afet vesaire nedenlerle... Ama seyyahların göç etmelerinde saklı olan nedenleri; merak, ilim arayışları, macera gibi... Bir de kalp yurdunda, bir diyarı ruh içinde, bir diğer diyarı ruha su misali akan göçler vardır. Bir kalbi fethetmeye gittiğimizde bu bir göçtür. Göç ile bütün her şey arkada bırakır, ileriye doğru yani güzele doğru yol alınır. Empati yapmak, kendi hatamızı görmek ile yapılan göçlerle; yapılan hatalardan dolayı özür dilemek, hediyeleşmek gönülleri fethetmek, bütün bunların sonucunda güzel diyarlarda yeşermektir.

    Her yürek bir gurbettedir. Kendi yolun, yolcusudur. Bir çiftçinin oğlu olan Alman Ernst Christoph Döbel’in aklı yaramaz, yürekten cesaret dolu serüvenleri; “Saksonya’dan İskenderiye’ye - Bir Faytoncunun Serüvenleri” adıyla SAY Yayınlarından, Almancadan Cristina Schnettger’in güzel çevirisiyle okurunu büyülemeye hazırlanıyor. Sevgili okur, gurbet diyarlarında kendi yolunun yolcusu olan; Döbel’in izlenimleriyle 1830 ile 1836 yılları arasında batı/doğu medeniyetinin ücra köşeleri ile tarihin; an/mekân birleşimini hissedecekler.

    Çocukluk ve Gençlik Yılları

    Döbel, Saksonya-Weimar-Eisenach Büyük Dukalığı o dönemin sınırları içindeki Thüringen Eyaleti’nde bulunan Eisenach şehrine bağlı Berterode köyünde doğar. 22 Eylül 1805 senesinde fakir ve alçakgönüllü köylü ebeveynlerin ikinci erkek çocukları olarak dünyaya gelir. Yaşadığı dönemin şartlarındandır ki iyi bir eğitim alamayarak büyüyen Döbel, on iki yaşından itibaren kalfalıkla uğraşmıştır. On sekiz ay dermansız/amansız ancak kurtuluşu ölümle olan annesinin ölümü Döbel’in küçük yaşta derin hayat acısını tatmasına neden olmuştu. Çok geçmeden iki yıl sonra üvey anne zulmüne sinesi çocuk yaşta kanayarak maruz kalır. Acıyı kanayan sinesinden yüreğine basar erkekçe uzun sürmeden komşu bir köye gidip çalışır. Ayaklarının üzerinde durmayı, sağlam adım atmayı erken yaşlarda öğrenir. Bilinmez ama olur ki bu yaşta hayattaki en yakını/varlığı olan annesinin kaybetmesi; babasının onu sahiplenmemesindeki umutlarının yıkılışıyla; yalnızlaşması onu hayatta beklentisiz yapmıştır. Bir başıboşluk girdabında gecen yıllar... Hayatta kalması için tek yapması gereken fayton imalathanelerinde kalfalık yaparak geçimini sağlamaktır. Bir esinti rüzgârıyla aklına Kudüs’ü ziyaret etmek, doğu medeniyetini gezmek, İstanbul’u görmek eser ve bu esinti ile kararını verir: Saksonya’dan İskenderiye’ye doğru Bir Faytoncunun Serüvenleri başlar.

    Doğu Yolculuğu

    15 Mart 1830 günün tarihe geçtiği vakitlerde Döbel; yarı neşeli, yarı kederli, anavatan göğünün altında, zarif bir şafak kırmızılığının, ışıldayan bir güneşin, parlak bir ay ışığının ve sayısız yıldızların aydınlattığı güzel vadilerden geçerek yürür. İnanç dolu kendisine güveniyle, sağlıklı bir ruh ve vücut ile zinde adımlarını tamamlıyordu. Tuna Nehri üstünden Macaristan, Belgrad, Bükreş, Eflak, İstanbul, Edirne, İzmir ve İskenderiye. Sırasıyla yapılan bu şehir yolculuklarında bir gidişi olduğu gibi bir dönüşü de vardır. Lakin Döbel yaptığı bu seyahatinden sonra kendisinden haber alınamaz. Vebadan ya da başka bir nedenden ötürü öldüğü düşünülen Döbel sararmış bir sonbahar ağacının yaprağı gibi unutulup gitmiştir, zihinlerde. Yazdığı son mektubu da kutsal topraklarda gördüğü izlenimleridir ve uzun uzun yazar. Döbel’in “varlık” adına kalan tek şey elimizdeki “Saksonya’dan İskenderiye’ye – Bir Faytoncunun Serüvenleri” adlı gezi kitabıdır.

    Bir Dönem İstanbul Masalının Resmedilmiş Portresi

    Döbel’in 1830-1836 yılları arasında yaptığı gezilerinde Osmanlı’ya baktığımızda Tahtta II. Mahmud’ün hükümdarlık yaptığı dönemlerdir. Balkanlarda Sırp, Yunan İsyanları ile Ruslarla peş peşe savaşlar, yenilgiler... Büyük toprak sahipleri olan Ayanlarla Sened-i İttifak’ın imzalanması, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanı... Yeniçeri Ocağının kaldırılması gibi nice vahim olaylar. Böyle bir dönem ve manzaranın içinde Ernst Christoph Döbel, İstanbul’u şöyle betimler: “Ertesi sabahın erken saatlerinde uyanıp hemen güverteye fırladığımda, hayranlıkla etrafı seyreden diğerleri ile beraber, her tarafın mukayese kabul etmez bir muhteşemlikte olan manzarası karşısında, şaşkınlığımdan ve hayranlığımdan söyleyecek bir söz bulamadım. Gözlerime inanamadım ve geceleyin Binbir Gece Masalları diyarına geçtiğimizi zannettim. Mamafih, hakikatin tam ortasında, Avrupa ile Asya arasındaki sınırda bulunuyordum ve zaman geçtikçe gözüm, seyrettiği bu muhteşemliğe yavaş yavaş alışmaya ve kalbimin sessiz hayranlığı kendini sesli bir coşkuya bırakmaya başladı...

    Sonsuz bolluk ve güzellikte ışıldayan tabiatın bitmeyen büyüsü yakın uzak her yerde görülürken kalbime hâkim olan tek bir düşüncem vardı; dünyanın hiçbir yerinde ikinci bir İstanbul yoktur.”

    Seyahatlerle dolu maceraların anlatıldığı bu kitap, o dönemin toplumsal olaylardan, gündelik hayata ışık veren yıldızlar gibi doyumsuz bir merakla beraber sürükleyici bir özelliği de vardır. Dil ile okur birer yoldaştır; sıkılma, boğulma yoktur; yardımlaşma vardır.

    Ernst Christoph DÖBEL
    Saksonya’dan İskenderiye’ye
    Bir Faytoncunun Serüvenleri
    SAY Yayınları 2015 İstanbul.
    Gezi
    Sayfa: 224.

    Not: Ayraç Eleştiri Dergisinde yayınlandı.


    Yunus Özdemir.
  • Noktalama İşaretleri

    Nokta ( . )

    1. Cümlenin sonuna konur: Türk Dil Kurumu, 1932 yılında kurul­muştur.

    Saatler geçtikçe yollara daha mahzun bir ıssızlık çöküyordu. (Reşat Nuri Güntekin)

    2. Bazı kısaltmaların sonuna konur: Alb. (albay), Dr. (doktor), Yrd. Doç. (yardımcı doçent), Prof. (profesör), Cad. (cadde), Sok. (sokak), s. (sayfa), sf. (sıfat), vb. (ve başkası, ve benzeri, ve benzerleri, ve bunun gibi), Alm. (Almanca), Ar. (Arapça), İng. (İngilizce) vb.

    3. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur: 3. (üçüncü), 15. (on beşinci); II. Mehmet, XIV. Louis, XV. yüzyıl; 2. Cadde, 20. Sokak, 4. Levent vb.

    4. Arka arkaya sıralandıkları için virgülle veya çizgiyle ayrılan rakamlardan yalnızca sonuncu rakamdan sonra nokta konur: 3, 4 ve 7. maddeler; XII – XIV. yüzyıllar arasında vb.

    5. Bir yazının maddelerini gösteren rakam veya harflerden sonra konur:

    I. 1. A. a.

    II. 2. B. b.

    6. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 29.5.1453, 29.X.1923 vb.

    UYARI: Tarihlerde ay adları yazıyla da yazılabilir. Bu durumda ay adların­dan önce ve sonra nokta kullanılmaz: 29 Mayıs 1453, 29 Ekim 1923 vb.

    7. Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: Tren 09.15’te kalktı. Toplantı 13.00’te başladı.

    Tören 17.30’da, hükûmet daireleri kapandıktan yarım saat sonra başlayacaktır. (Tarık Buğra)

    8. Kitap, dergi vb.nin künyelerinin sonuna konur:

    Agâh Sırrı Levend, Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, Ankara, 1960.

    9. Dört ve dörtten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur: 1.000, 326.197, 49.750.812 vb.

    10. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

    11. Matematikte çarpma işareti yerine kullanılır: 4.5=20, 12.6=72 vb.



    Virgül ( , )

    1. Birbiri ardınca sıralanan eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur:

    Fırtınadan, soğuktan, karanlıktan ve biraz da korkudan sonra bu sı­cak, aydınlık ve sevimli odanın havasında erir gibi oldum. (Halide Edip Adıvar)

    Sessiz dereler, solgun ağaçlar, sarı güller

    Dillenmiş ağızlarda tutuk dilli gönüller (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Zindana atılan mahkûmlar gibi titreşerek, haykırarak geri geri kaçmaya uğraşıyorduk. (Hüseyin Rahmi Gürpınar)

    Köyde kim çaresiz kalırsa, kimin işi bozulursa İstanbul yolunu tutar. (Ömer Seyfettin)

    2. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur:

    Umduk, bekledik, düşündük. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    3. Uzun cümlelerde yüklemden uzak düşmüş olan özneyi belirtmek için konur:

    Saniye Hanımefendi, merdivenlerde oğlunun ayak seslerini duyar duymaz, hasretlisini karşılamaya atılan bir genç kadın gibi koltuğundan fırlamış ve ona kapıyı kendi eliyle açmaya gelmişti. (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

    4. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur:

    Zemin bu kadar koyu bir kırmızıya dönüşünce, bir an için de olsa, belirginliğini yitiriverdi sivilceleri. (Elif Şafak)

    Şimdi, efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım. (Atatürk)

    5. Anlama güç kazandırmak için tekrarlanan kelimeler arasına ko­nur:

    Akşam, yine akşam, yine akşam,

    Göllerde bu dem bir kamış olsam! (Ahmet Haşim)

    6. Tırnak içinde olmayan alıntı cümlelerinden sonra konur:

    Adana’ya yarın gideceğim, dedi.

    Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun, dedi. (Necati Cumalı)

    7. Konuşma çizgisinden sonraki alıntı cümlesinin bitimine konur:

    – Bu akşam Datça’ya gidiyor musunuz, diye sordu.

    8. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

    Bahçe kapısını açtı. Sermet Bey’e,

    – Bu anahtar köşkü de açar, dedi. (Ömer Seyfettin)

    9. Kendisinden sonraki cümleye bağlı olarak ret, kabul ve teşvik bil­diren hayır, yok, evet, peki, pekâlâ, tamam, olur, hayhay, başüstüne, öyle, haydi, elbette gibi kelimelerden sonra konur: Peki, gideriz. Olur, ben de size katılırım. Hayhay, memnun oluruz. Haydi, geç kalıyoruz.

    Evet, kırk seneden beri Türkçe merhale merhale Türkleşiyor. (Yahya Kemal Beyatlı)

    10. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime grup­larıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek ve anlam karışıklığını önlemek için kullanılır:

    Bu, tek gözlü, genç fakat ihtiyar görünen bir adamcağızdır. (Halit Ziya Uşaklıgil)

    Bu gece, eğlenceleri içlerine sinmedi. (Reşat Nuri Güntekin)

    11. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur:

    Efendiler, bilirsiniz ki hayat demek, mücadele, müsademe demektir. (Atatürk)

    Sayın Başkan,

    Sevgili Kardeşim,

    Değerli Arkadaşım,

    12. Sayıların yazılışında kesirleri ayırmak için kullanılır: 38,6 (otuz sekiz tam, onda altı), 0,45 (sıfır tam, yüzde kırk beş)

    13. Metin içinde art arda gelen zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra konur:

    Ancak yemekte bir karara varıp, arkadaşına dikkatli dikkatli bakarak konuştu.

    UYARI: Metin içinde zarf-fiil eki almış kelimelerden sonra virgül konmaz:

    Cumaları bahçede buluştukça kıza kendisinin adi bir mektep talebesi olmadığını anlatmaya çalışıyordu. (Halide Edip Adıvar)

    Şimdiye dek, ben kendimi bildim bileli kimse Değirmenoluk köyünden kaçıp da başka köyde çobanlık, yanaşmalık etmedi. (Yaşar Kemal)

    Meydanlığa varmadan bir iki defa İsmail kendisini gördü mü diye kahveye baktı. (Necati Cumalı)

    14. Özne olarak kullanıldıklarında bu, şu, o zamirlerinden sonra konur:

    Bu, benim gibi yazarlar için hiç kolay olmaz.

    O, eski defterleri çoktan kapatmış, Osmanlıya kucağını açmıştı. (Tarık Buğra)

    15. Kitap, dergi vb.nin künyelerinde yazar, eser, basımevi vb. maddelerden sonra konur:

    Falih Rıfkı ATAY, Tuna Kıyıları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1938.

    Yazarın soyadı önce yazılmışsa soyadından sonra da virgül konur:

    ERGİN, Muharrem, Dede Korkut Kitabı, Ankara, 1958.

    UYARI: Metin içinde ve, veya, yahut, ya ... ya bağlaçlarından önce de sonra da virgül konmaz:

    Nihat sabaha kadar uyuyamadı ve şafak sökerken Faik’e bol teşek­kürlerle dolu bir kâğıt bırakarak iki gün evvelki cephe dönüşü kıyafeti ile sokağa fırladı. (Peyami Safa)

    Ya şevk içinde harap ol ya aşk içinde gönül

    Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül! (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI: Tekrarlı bağlaçlardan önce ve sonra virgül konmaz:

    Hem gider hem ağlar.

    Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli. (Atasözü)

    Gerek nesirde gerek nazımda yeni bir söyleyişe ulaşılmıştır.

    Siz ister inanın ister inanmayın, bir gün bile durmam.

    Ne kız verir ne dünürü küstürür.

    Bu kurallar bugün de yarın da geçerli olacaktır.

    UYARI: Cümlede pekiştirme ve bağlama görevinde kullanılan da / de bağlacından sonra virgül konmaz:

    İmlamız lisanımız düzelince, lisanımız da kafamız düzelince düzele­cek çünkü o da ancak onlar kadar bozuktur, fazla değil! (Yahya Kemal Beyatlı)

    UYARI: Metin içinde -ınca / -ince anlamıyla zarf-fiil görevinde kulla­nılan mı / mi ekinden sonra virgül konmaz:

    Ben aç yattım mı kötü kötü rüyalar görürüm nedense. (Orhan Kemal)

    Öyle zekiler vardır, konuştular mı ağızlarından bal akıyor sanırsın. (Attila İlhan)

    UYARI: Şart ekinden sonra virgül konmaz:

    Tenha köşelerde ağız ağıza konuşurken yanlarına biri gelecek olursa hemen susuyorlardı. (Reşat Nuri Güntekin)

    Gör gözlerinle de aklın yatarsa anlatıver millete. (Tarık Buğra)

    Noktalı Virgül ( ; )

    1. Cümle içinde virgüllerle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur: Erkek çocuklara Doğan, Tuğrul, Aslan, Orhan; kız çocuklara ise İnci, Çiçek, Gönül, Yonca adları verilir.

    Türkiye, İngiltere, Azerbaycan; Ankara, Londra, Bakü.

    2. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayır­mak için konur: Sevinçten, heyecandan içim içime sığmıyor; bağırmak, kahkahalar atmak, ağlamak istiyorum.

    At ölür, meydan kalır; yiğit ölür, şan kalır. (Atasözü)

    3. İkiden fazla eş değer ögeler arasında virgül bulunan cümlelerde özneden sonra noktalı virgül konabilir:

    Yeni usul şiirimiz; zevksiz, köksüz, acemice görünüyordu. (Yahya Kemal Beyatlı)

    İki Nokta (: )

    1.Kendisiyle ilgili örnek verilecek cümlenin sonuna konur:

    Millî Edebiyat akımının temsilcilerinden bir kısmını sıralayalım: Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul, Ali Canip Yöntem.

    2. Kendisiyle ilgili açıklama verilecek cümlenin sonuna konur:

    Bu kararın istinat ettiği en kuvvetli muhakeme ve mantık şu idi: Esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. (Atatürk)

    Kendimi takdim edeyim: Meclis kâtiplerindenim. (Falih Rıfkı Atay)

    3. Ses bilgisinde uzun ünlüyü göstermek için kullanılır: a:ile, ka:til, usu:le, i:cat.

    4. Karşılıklı konuşmalarda, konuşan kişiyi belirten sözlerden sonra konur:

    Bilge Kağan: Türklerim, işitin!

    Üstten gök çökmedikçe,

    alttan yer delinmedikçe

    ülkenizi, törenizi kim bozabilir sizin?

    Koro: Göğe erer başımız

    başınla senin!

    Bilge Kağan: Ulusum birleşip yücelsin diye

    gece uyumadım, gündüz oturmadım.

    Türklerim Bilge Kağan der bana.

    Ben her şeyi onlar için bildim.

    Nöbetteyim! (A. Turan Oflazoğlu)

    5. Edebî eserlerde konuşma bölümünden önceki ifadenin sonuna konur:

    – Buğdayla arpadan başka ne biter bu topraklarda?

    Ziraatçı sayar:

    – Yulaf, pancar, zerzevat, tütün... (Falih Rıfkı Atay)

    6. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.org.tr

    7. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 56:8=7, 100:2=50 vb.

    Üç Nokta ( ... )

    1. Anlatım olarak tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur:

    Ne çare ki çirkinliği hemencecik ve herkes tarafından görülüveri­yordu da bu yanı... (Tarık Buğra)

    2. Kaba sayıldığı için veya bir başka sebepten dolayı açık yazılmak is­tenmeyen kelime ve bölümlerin yerine konur: Kılavuzu karga olanın burnu b...tan çıkmaz.

    Arabacı B...’a yaklaştığını söylüyor, ikide bir fırsat bularak arabanın içine doğru başını çeviriyordu. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

    3. Alıntılarda başta, ortada ve sonda alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konur:

    ... derken şehrin öte başından boğuk boğuk sesler gelmeye başladı... (Tarık Buğra)

    4. Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümün okuyucunun hayal dünyasına bırakıldığını göstermek veya ifadeye güç katmak için konur:

    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Binaenaleyh, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir noktainazardan istifade ederiz. O noktainazar şudur: Türk milletini, medeni cihanda layık olduğu mevkiye isat etmek ve Türk cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün, daha ziyade takviye etmek... (Atatürk)

    5. Ünlem ve seslenmelerde anlatımı pekiştirmek için konur:

    Gölgeler yaklaştılar. Bir adım kalınca onu kıyafetinden tanıdılar:

    — Koca Ali... Koca Ali, be!.. (Ömer Seyfettin)

    UYARI: Ünlem ve soru işaretinden sonra üç nokta yerine iki nokta konulması yeterlidir:

    Gök ekini biçer gibi!.. Başaklar daha dolmadan. (Tarık Buğra)

    Nasıl da akşam oldu?.. Nasıl da yavrucaklar sustu?.. Nasıl da serçecikler yuvalarına sığındı?.. (Necip Fazıl Kısakürek)

    6. Karşılıklı konuşmalarda, yeterli olmayan, eksik bırakılan cevap­larda kullanılır:

    — Yabancı yok!

    — Kimsin?

    — Ali...

    — Hangi Ali?

    — ...

    — Sen misin, Ali usta?

    — Benim!..

    — Ne arıyorsun bu vakit buralarda?

    — Hiç...

    — Nasıl hiç? Suya çekicini mi düşürdün yoksa!..

    — !.. (Ömer Seyfettin)

    UYARI: Üç nokta yerine iki veya daha çok nokta kullanılmaz.

    Soru İşareti ( ? )

    1. Soru eki veya sözü içeren cümle veya sözlerin sonuna konur:

    Ne zaman tükenecek bu yollar, arabacı? (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Atatürk bana sordu:

    — Yeni yazıyı tatbik etmek için ne düşündünüz? (Falih Rıfkı Atay)

    2. Soru bildiren ancak soru eki veya sözü içermeyen cümlelerin sonuna konur:

    Gümrükteki memur başını kaldırdı:

    — Adınız?

    3. Bilinmeyen, kesin olmayan veya şüpheyle karşılanan yer, tarih vb. durumlar için kullanılır: Yunus Emre (1240 ?-1320), (Doğum yeri: ?) vb.

    1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

    Ankara’dan Antalya’ya arabayla üç saatte (?) gitmiş.

    UYARI: mı / mi ekini alan yan cümle temel cümlenin zarf tümleci olduğunda cümlenin sonuna soru işareti konmaz: Akşam oldu mu sürüler döner. Hava karardı mı eve gideriz.

    Bahar gelip de nehir çağıl çağıl kabarmaya başlamaz mı içimi geri kalmış bir saat huzursuzluğu kaplardı. (Haldun Taner)

    UYARI: Soru ifadesi taşıyan sıralı ve bağlı cümlelerde soru işareti en sona konur:

    Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?

    Üsküdar’dan mı, Hisar’dan mı, Kavaklardan mı? (Yahya Kemal Beyatlı)

    Ünlem İşareti ( ! )

    1. Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümle veya ibarele­rin sonuna konur: Hava ne kadar da sıcak! Aşk olsun! Ne kadar akıllı adamlar var! Vah vah!

    Ne mutlu Türk’üm diyene! (Atatürk)

    2. Seslenme, hitap ve uyarı sözlerinden sonra konur:

    Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Atatürk)

    Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriye­tini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. (Atatürk)

    Ak tolgalı beylerbeyi haykırdı: İlerle! (Yahya Kemal Beyatlı)

    Dur, yolcu! Bilmeden gelip bastığın

    Bu toprak bir devrin battığı yerdir. (Necmettin Halil Onan)

    UYARI: Ünlem işareti, seslenme ve hitap sözlerinden hemen sonra konulabi­leceği gibi cümlenin sonuna da konabilir:

    Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken

    Sana uğurlar olsun... Ayrılıyor yolumuz! (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    3. Alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırılmak istenen sözden hemen sonra yay ayraç içinde ünlem işareti kullanılır:

    İsteseymiş bir günde bitirirmiş (!) ama ne yazık ki vakti yokmuş (!).

    Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

    Kısa Çizgi ( - )

    1. Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur:

    Soğuktan mı titriyordum, yoksa heyecandan, üzüntüden mi bil-

    mem. Havuzun suyu bulanık. Kapının saatleri 12’yi geçmiş. Kanepe-

    lerde kimseler yok. Tramvay ne fena gıcırdadı! Tramvayda-

    ki adam bir tanıdık mı idi acaba? Ne diye öyle dönüp dönüp baktı?

    Yoksa kimseciklerin oturmadığı kanepelerde bu saatte pek başıboş-

    lar mı oturur? (Sait Faik Abasıyanık)





    2. Cümle içinde ara sözleri veya ara cümleleri ayırmak için ara sözlerin veya ara cümlelerin başına ve sonuna konur, bitişik yazılır:

    Küçük bir sürü -dört inekle birkaç koyun- köye giren geniş yolun ağzında durmuştu. (Ömer Seyfettin)

    3. Kelimelerin kökleri, gövdeleri ve eklerini birbirinden ayırmak için kullanılır: al-ış, dur-ak, gör-gü-süz-lük vb.

    4. Fiil kök ve gövdelerini göstermek için kullanılır: al-, dur-, gör-, ver-; başar-, kana-, okut-, taşla-, yazdır- vb.

    5. İsim yapma eklerinin başına, fiil yapma eklerinin başına ve sonuna konur: -ak, -den, -ış, -lık; -ımsa-; -la-; -tır- vb.

    6. Heceleri göstermek için kullanılır: a-raş-tır-ma, bi-le-zik, du-ruş-ma, ku-yum-cu-luk, prog-ram, ya-zar-lık vb.

    7. Arasında, ve, ile, ila, ...-den ...-e anlamlarını vermek için kelimeler veya sayılar arasında kullanılır: Aydın-İzmir yolu, Türk-Alman ilişkileri, Ural-Altay dil grubu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 09.30-10.30, Beşiktaş-Fenerbahçe karşılaşması, Manas Destanı’nda soy-dil-din üçgeni, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı, Türkçe-Fransızca Sözlük vb.

    UYARI: Cümle içinde sayı adlarının yinelenmesinde araya kısa çizgi konmaz: On on beş yıl. Üç beş kişi geldi.

    8. Matematikte çıkarma işareti olarak kullanılır: 50-20=30

    9. Sıfırdan küçük değerleri göstermek için kullanılır: -2 °C

    Uzun Çizgi (—)

    Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır. Buna konuşma çizgisi de denir.

    Frankfurt’a gelene herkesin sorduğu şunlardır:

    — Eski şehri gezdin mi?

    — Rothschild’in evine gittin mi?

    — Goethe’nin evini gezdin mi? (Ahmet Haşim)

    Oyunlarda uzun çizgi konuşanın adından sonra da konabilir:

    Sıtkı Bey — Kaleyi kurtarmak için daha güzel bir çare var. Gerçekten ölecek adam ister.

    İslam Bey — Ben daha ölmedim. (Namık Kemal)

    UYARI: Konuşmalar tırnak içinde verildiğinde uzun çizgi kul­lanılmaz.

    Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu:

    “Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?” (Faruk Nafiz Çamlıbel)

    Eğik Çizgi ( / )

    1. Dizeler yan yana yazıldığında aralarına konur: Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak / Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak / O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak / O benimdir, o benim milletimindir ancak. (Mehmet Akif Ersoy)

    2. Adres yazarken apartman numarası ile daire numarası arasına ve semt ile şehir arasına konur: Altay Sokağı No.: 21/6 Kurtuluş / ANKARA

    Ülke adı yazılacağında ise:

    Atatürk Bulvarı No.: 217

    06680 Kavaklıdere / Ankara

    TÜRKİYE
    3. Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur: 18/11/1969, 15/IX/1994 vb.

    4. Dil bilgisinde eklerin farklı biçimlerini göstermek için kullanılır: -a /-e, -an /-en, -lık /-lik, -madan /-meden vb.

    5. Genel Ağ adreslerinde kullanılır: http://tdk.gov.tr

    6. Matematikte bölme işareti olarak kullanılır: 70/2=35

    7. Fizik, matematik vb. alanlarda birimler arası orantıları gösterirken eğik çizgi araya boşluk konulmadan kullanılır: g/sn (gram/saniye)

    Ters Eğik Çizgi ( \ )

    Bilişim uygulamalarında art arda gelen dizinleri birbirinden ayırt etmek için kullanılır: C:\Belgelerim\Türk İşaret Dili\Kitapçık.indd

    Tırnak İşareti ( “ ” )

    1. Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tır­nak içine alınır: Türk Dil Kurumu binasının yan cephesinde Atatürk’ün “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.” sözü yazılıdır. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin ön cephesinde Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” vecizesi yer almaktadır. Ulu önderin “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözü her Türk’ü duygulandırır.

    Bakınız, şair vatanı ne güzel tarif ediyor:

    “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır.

    Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

    UYARI: Tırnak içindeki alıntının sonunda bulunan işaret (nokta, soru işareti, ünlem işareti vb.) tırnak içinde kalır:

    “İzmir üzerine dünyada bir şehir daha yoktur!” diyorlar. (Yahya Kemal Beyatlı)

    2. Özel olarak vurgulanmak istenen sözler tırnak içine alınır: Yeni bir “barış taarruzu” başladı.

    3. Cümle içerisinde eserlerin ve yazıların adları ile bölüm başlıkları tırnak içine alınır:

    Bugün öğrenciler “Kendi Gök Kubbemiz” adlı şiiri incelediler.

    “Yazım Kuralları” bölümünde bazı uyarılara yer verilmiştir.

    UYARI: Cümle içerisinde özel olarak belirtilmek istenen sözler, kitap ve dergi adları ve başlıkları tırnak içine alınmaksızın eğik yazıyla dizilerek de gösterilebilir:

    Höyük sözü Anadolu’da tepe olarak geçer.

    Cahit Sıtkı’nın Şairin Ölümü şiirini Yahya Kemal çok sevmişti. (Ahmet Hamdi Tanpınar)

    UYARI: Tırnak içine alınan sözlerden sonra gelen ekleri ayırmak için kesme işareti kulla­nılmaz: Elif Şafak’ın “Bit Palas”ını okudunuz mu?

    4. Bilimsel çalışmalarda künye verilirken makale adları tırnak içinde yazılır.

    Tek Tırnak İşareti ( ‘ ’ )

    Tırnak içinde verilen cümlenin içinde yeniden tırnağa alınması gereken bir sözü, ibareyi belirtmek için kullanılır:

    Edebiyat öğretmeni “Şiirler içinde ‘Han Duvarları’ gibisi var mı?” dedi ve Faruk Nafiz’in bu güzel şiirini okumaya başladı.

    “Atatürk henüz ‘Gazi Mustafa Kemal Paşa’ idi. Benden ona dair bir kitap için ön söz istemişlerdi.” (Falih Rıfkı Atay)

    Denden İşareti (")

    Bir yazıdaki maddelerin sıralanmasında veya bir çizelgede alt alta gelen aynı sözlerin, söz gruplarının ve sayıların tekrar yazılmasını önlemek için kullanılır:

    a. Etken fiil

    b. Edilgen "

    c. Dönüşlü "

    ç. İşteş "

    Yay Ayraç ( )

    1. Cümledeki anlamı tamamlayan ve cümlenin dışında kalan ek bilgiler için kullanılır. Yay ayraç içinde bulunan ve yargı bildiren anlatımların sonuna uygun noktalama işareti konur:

    Anadolu kentlerini, köylerini (Köy sözünü de çekinerek yazıyorum.) gezsek bile görmek için değil, kendimizi göstermek için geziyoruz. (Nurullah Ataç)

    2. Özel veya cins isme ait ek, ayraçtan önce yazılır:

    Yunus Emre’nin (1240?-1320)...

    İmek fiilinin (ek fiil) geniş zamanı şahıs ekleriyle çekilir.

    3. Tiyatro eserlerinde ve senaryolarda konuşanın hareketlerini, durumunu açıkla­mak ve göstermek için kullanılır:

    İhtiyar – (Yavaş yavaş Kaymakam'a yaklaşır.) Ne oluyor beyefendi? Allah rızası için bana da anlatın... (Reşat Nuri Güntekin)

    4. Alıntıların aktarıldığı eseri, yazarı veya künye bilgilerini göstermek için kullanılır:

    Cihanın tarihi, vatanı uğrunda senin kadar uğraşan, kanını döken bir millet daha gösteremez. Senin kadar kimse kendi vatanına sahip ol­maya hak kazanmamıştır. Bu vatan ya senindir ya kimsenin. (Ahmet Hikmet Müftüoğlu)

    Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin

    Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? (Mehmet Akif Ersoy)

    Bir isim kökü, gerektiğinde çeşitli eklerle fiil kökü durumuna getirilebilir (Zülfikar 1991: 45).

    5. Alıntılarda, alınmayan kelime veya bölümle­rin yerine konulan üç nokta, yay ayraç içine alınabilir.

    6. Bir söze alay, kinaye veya küçümseme anlamı kazandırmak için kullanılan ünlem işareti yay ayraç içine alınır: Adam, akıllı (!) olduğunu söylüyor.

    7. Bir bilginin şüpheyle karşılandığını veya kesin olmadığını gös­termek için kullanılan soru işareti yay ayraç içine alınır: 1496 (?) yılında doğan Fuzuli...

    8. Bir yazının maddelerini gösteren sayı ve harflerden sonra kapama ayracı konur:

    I) 1) A) a)

    II) 2) B) b)

    Köşeli Ayraç ( [ ] )

    1. Ayraç içinde ayraç kullanılması gereken durumlarda yay ayraçtan önce köşeli ayraç kullanılır: Halikarnas Balıkçısı [Cevat Şakir Kabaağaçlı (1886-1973)] en güzel eserlerini Bodrum’da yazmıştır.

    2. Metin aktarmalarında, çevirilerde, alıntılarda çalışmayı yapanın eklediği sözler için kullanılır: “Eldem, Osmanlıda en önemli fark[ın], mezar taşının şeklinde ortaya çık[tığını] söyledikten sonra...” (Hilmi Yavuz)

    3. Kaynak olarak verilen kitap veya makalelerin künyelerine ilişkin bazı ayrıntıları göstermek için kullanılır: Reşat Nuri [Güntekin], Çalıkuşu, Dersaadet, 1922. Server Bedi [Peyami Safa]

    Kesme İşareti ( ’ )

    1. Özel adlara getirilen iyelik, durum ve bildirme ekleri kesme işaretiyle ayrılır: Kurtuluş Savaşı’nı, Atatürk’üm, Türkiye’mizin, Fatih Sultan Mehmet’e, Muhibbi’nin, Gül Baba’ya, Sultan Ana’nın, Mehmet Emin Yurdakul’dan, Kâzım Karabekir’i, Yunus Emre’yi, Ziya Gökalp’tan, Refik Halit Karay’mış, Ahmet Cevat Emre’dir, Namık Kemal’se, Şinasi’yle, Alman’sınız, Kırgız’ım, Karakeçili’nin, Osmanlı Devleti’ndeki, Cebrail’den, Çanakkale Boğazı’nın, Samanyolu’nda, Sait Halim Paşa Yalısı’ndan, Resmî Gazete’de, Millî Eğitim Temel Kanunu’na, Telif Hakkı Yayın ve Satış Yönetmeliği’ni, Eski Çağ’ın, Yükselme Dönemi’nin, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı’na vb.

    “Onun için Batı’da bunlara birer fonksiyon buluyorlar.” (Burhan Felek)

    1919 senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. (Atatürk)

    Yer bildiren özel isimlerde kısaltmalı söyleyiş söz konusu olduğu zaman ekten önce kesme işareti kullanılır: Hisar’dan, Boğaz’dan vb.

    Belli bir kanun, tüzük, yönetmelik kastedildiğinde büyük harfle yazılan kanun, tüzük, yönetmelik sözlerinin ek alması durumunda kesme işareti kullanılır: Bu Kanun’un 17. maddesinin c bendi... Yukarıda adı geçen Yönetmelik’in 2’nci maddesine göre... vb.

    Özel adlar için yay ayraç içinde bir açıklama yapıldığında kesme işareti yay ayraçtan önce kullanılır: Yunus Emre’nin (1240?-1320), Yakup Kadri’nin (Karaosmanoğlu) vb.

    Ek getirildiğinde Avrupa Birliği kesme işareti ile kullanılır: Avrupa Birliği’ne üye ülkeler...

    UYARI: Sonunda 3. teklik kişi iyelik eki olan özel ada, bu ek dışında başka bir iyelik eki getirildiğinde kesme işareti konmaz: Boğaz Köprümüzün güzelliği, Amik Ovamızın bitki örtüsü, Kuşadamızdaki liman vb.

    UYARI: Kurum, kuruluş, kurul, birleşim, oturum ve iş yeri adlarına gelen ekler kesmeyle ayrılmaz: Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türk Dil Kurumundan, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Başkanlığının; Bakanlar Kurulunun, Danışma Kurulundan, Yürütme Kuruluna; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 112’nci Birleşiminin 2’nci Oturumunda; Mavi Köşe Bakkaliyesinden vb.

    UYARI: Başbakanlık, Rektörlük vb. sözler ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde Başbakanlığa, Rektörlüğe vb. biçimlerde yazılır.

    UYARI: Özel adlara getirilen yapım ekleri, çokluk eki ve bunlardan sonra gelen diğer ekler kesmeyle ayrılmaz: Türklük, Türkleşmek, Türkçü, Türkçülük, Türkçe, Müslümanlık, Hristiyanlık, Avrupalı, Avrupalılaşmak, Aydınlı, Konyalı, Bursalı, Ahmetler, Mehmetler, Yakup Kadriler, Türklerin, Türklüğün, Türkleşmekte, Türkçenin, Müslümanlıkta, Hollandalıdan, Hristiyanlıktan, Atatürkçülüğün vb.

    UYARI: Sonunda p, ç, t, k ünsüzlerinden biri bulunan Ahmet, Çelik, Halit, Şahap; Bosna-Hersek; Kerkük, Sinop, Tokat, Zonguldak gibi özel adlara ünlüyle başlayan ek getirildiğinde kesme işaretine rağmen Ahmedi, Halidi, Şahabı; Bosna-Herseği; Kerküğü, Sinobu, Tokadı, Zonguldağı biçiminde son ses yumuşatılarak söylenir.

    UYARI: Özel adlar yerine kullanılan “o” zamiri cümle içinde büyük harfle yazılmaz ve kendisinden sonra gelen ekler kesme işaretiyle ayrıl­maz.

    2. Kişi adlarından sonra gelen saygı ve unvan sözlerine getirilen ekleri ayırmak için konur: Nihat Bey’e, Ayşe Hanım’dan, Mahmut Efendi’ye, Enver Paşa’ya; Türk Dil Kurumu Başkanı’na vb.

    3. Kısaltmalara getirilen ekleri ayırmak için konur: TBMM’nin, TDK’nin, BM’de, ABD’de, TV’ye vb.

    4. Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur: 1985’te, 8’inci madde, 2’nci kat; 7,65’lik, 9,65’lik, 657’yle vb.

    5. Belirli bir tarih bildiren ay ve gün adlarına gelen ekleri ayırmak için konur: Başvurular 17 Aralık’a kadar sürecektir. Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu’nun veri tabanının Genel Ağ’da hizmete sunulduğu gün olan 12 Temmuz 2010 Pazartesi’nin TDK için önemi büyüktür.

    6. Seslerin ölçü ve söyleyiş gereği düştüğünü göstermek için kullanılır:

    Bir ok attım karlı dağın ardına

    Düştü m’ola sevdiğimin yurduna

    İl yanmazken ben yanarım derdine

    Engel aramızı açtı n’eyleyim (Karacaoğlan)

    Şems’in gözlerine bir şüphe çöreklendi: “Dostum ne’n var? Her şey yolunda mı?” (Elif Şafak)

    Güzelliğin on par’etmez

    Bu bendeki aşk olmasa (Âşık Veysel)

    7. Bir ek veya harften sonra gelen ekleri ayırmak için konur: a’dan z’ye kadar, Türkçede -lık’la yapılmış sözler.
  • Dedem Mehmet Ali Paşa, 93 savaşında Tuna Orduları Başkumandanı iken şehit düşmüştü.
  • KİTAP LİSTESİ
    Korku, Mecburiyet, Amok Koşucusu, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig (Yapı Kredi Yayınları)
    Güneşi Uyandıralım, Delifişek - Jose Mauro De Vasconcelos (Can Yayınları)
    Köprü - Ayşe Kulin (Everest Yayınları)
    Tutunamayanlar - Oğuz Atay (İletişim Yayınları)
    Mavi Kırmızı - Ramazan Kayan (Çınar Matbaacılık)
    Yoldaki Mühendis - Abdullah Galib Bergusi (Ekin Yayınları)
    Safahat - Mehmet Akif Ersoy (Ravza Yayınları)
    Bye Bye Türkçe - Oktay Sinanoğlu (Otopsi Yayınları)
    Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk, Katre-i Matem, Od - İskender Pala (Kapı Yayınları)
    Ankara - Yakup Kadri Karaosmanoğlu (İletişim Yayınları)
    Serenad - Zülfü Livaneli (Doğan Kitap)
    Elveda Güzel Vatanım - Ahmet Ümit (Everest Yayınları)
    Aşk, Araf, İskender - Elif Şafak (Doğan Kitap)
    Üniversite - Henry Rosovsky (Tübitak Yayınları)
    Galileo'nun Buyruğu - Edmund Blair Bolles (Tübitak Yayınları)
    Depremler - Bruce A. Bolt (Tübitak Yayınları)
    Tozun Gizli Hayatı - Hannah Holmes (Tübitak Yayınları)
    İletişime Giriş - Aysel Aziz (Hiperlink Yayınları)
    Türk İnkılabı Tarihi - Hasan Babacan (Öncü Basımevi)
    Modern Türkiye'nin Doğuşu - Bernard Lewis (Arkadaş Yayınevi)
    Dipnotlar - Anthony Grafton (Türk Tarih Kurumu)
    Bir Avuç Kan Bir Avuç Toprak ÇANAKKALE - Yaşar Aksan (Korza Basım)
    Yeni Türk Devletinin Öncüleri - Yusuf Akçura (Kültür Bakanlığı / Ankara - 1981)
    Alex De Souza - Marcos Eduardo Neves (İndigo Kitap)
    Neymar - Luca Caioli (Martı Yayınları)
    Tabağındaki Yüz - Jeffrey Moussaieff Masson (Paloma Yayınevi)
    Hayvan Yemek - Jonathan Safran Foer (Siren Yayınları)
    Hayvan Hakları Ve Pornografi - J. Eric Miller (Altıkırkbeş Yayınları)
    Vegan Ve Anarşi - Elisee Reclus (Altıkırkbeş Yayınları)
    Anadolu'da Müfettiş Olmak - Şemseddin Koçak (Karahan Kitabevi)
    Teyzem Latife (Atatürk ile Geçen Bir Ömrün Saklı Kalmış Hikayesi) - M. Sadık Öke - Fatih Bayhan (Pegasus Yayınları)
    İnsanın Düşünmekten Canı Yanar mı? - Nevşin Mengü (Everest Yayınları)
    Deliliğe Hicret - Asım Yapıcı (Maarif Mektepleri)
    Fazlur Rahman İle İslam'ı Yeniden Düşünmek - Adil Çiftçi (Ankara Okulu Yayınları)
    Epistemolojik Açıdan İman - Hanifi Özcan (M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları)
    Mehmet Akif Ersoy - R. İhsan Eliaçık (Tekin Yayınevi)
    Allah'a Öğretilen Din - Emre Dorman (İstanbul Yayınevi)
    Allah'ın Varlığının 12 Delili - Caner Taslaman (Destek Yayınları)
    Uydurulan Din Ve Kuran'daki Din - Kuran Araştırmaları Grubu (İstanbul Yayınevi)
    Türk İslam Edebiyatı - Bilal Kemikli (Emin Yayınları)
    Nuh Tufanı - William B. F. Ryan - Walter C. Pitman (Akılçelen Kitaplar)
    İslam Mezhepleri Tarihi - Hasan Onat - Sönmez Kutlu (Grafiker Yayınları)
    Tefsir - Mehmet Akif Koç (Grafiker Yayınları)
    Erken Dönem Mekki Surelerin Tahlili - Hadiye Ünsal (Ankara Okulu)
    Cahiliyeden İslamiyet'e Kadın - Mustafa Öztürk (Ankara Okulu)
    Kuran Dili Ve Retoriği - Mustafa Öztürk (Ankara Okulu)
    Kuran, Tefsir Ve Usül Üzerine Problemler, Tespitler, Teklifler - Mustafa Öztürk (Ankara Okulu)
    Kuran Tarihi - Mustafa Öztürk (Ankara Okulu)
    Tefsir'de İsrailiyyat'ın Kaynak Ve Bilgi Değeri - Mustafa Öztürk (Ankara Okulu)
    Mekki Surelerde Mü'min Oluşumu Ve Gayrimüslimlerle İlişkileri - Sami Kılınçlı (Araştırma Yayınları)
    Tefsir Tarihi - Muhsin Demirci (M.Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları)
    Tefsir Yazıları Ve Vaazlar - Mehmet Akif Ersoy (Diyanet İşleri Bakanlığı Yayınları)
    İlkçağ Felsefesi Tarihi - Osman Elmalı - H. Ömer Özden (Arı Sanat Yayınları)
    Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi - Nurettin Topçu (Dergah Yayın)
    Emanet Ahlakı - Süleyman Dönmez (Karahan Kitabevi)
    Varlık Felsefesi - A. Kadir Çüçen - Melek Zeynep Zafer - Adnan Esenyel (Ezgi Kitabevi)
    Felsefe'nin Temel İlkeleri - Georges Politzer (Alter Yayın)
    Nietzsche Ağladığında - Irvin D. Yalom (Ayrıntı Yayınları)
    Felsefeye Giriş - Ali Osman Gündoğan (Değerler Eğitimi Merkezi Yayınları)
    Ebu'l Berekat el-Bağdadi Felsefesinde Tanrı - Tuna Tunagöz (İsam Yayınları)
    İslam'da Emir Ve Yasakların Hikmeti - Süleyman Uludağ (Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları)
    İslam İnanç Esasları - İbrahim Kaplan (Öncü Kitap)
    İslam Hukuk İlminin Esasları - Zekiyyüddin Şaban (Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları)
    İlmihal (İman ve İbadetler) - Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları
    Mukayeseli İslam Hukuku - Hayreddin Karaman (İz Yayıncılık)
    Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 2 - Adem Apak (Ensar Yayın)
    Hulefa-yı Raşidin Devri - Mustafa Fayda (Kubbealtı Yayın)
    İslam Medeniyeti Tarihi - İbrahim Sarıçam (Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları)
    Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı - İbrahim Sarıçam (Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları)
    Hadis Tarihi - Ahmet Yücel (M. Ü. İlahiyat Vakfı Yayınları)
    Hadis Usulü - Talat Koçyiğit (Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları)
    Dualar Ve Zikirler - Ramazanoğlu Mahmud Sami (Erkam Yayınları)
    Ehli Sünnet Ve Şia'nın Delil Olarak Aldığı Bazı Hadisler - Ali Osman Ateş (Beyan Yayınları)
    Tam Metin Mesnevi - Mevlana (Araf Yayınları)
    Riyazü's Salihin - İmamı Nevevi (Ravza Yayınları)
    Sahih-i Buhari - Buhari (Arapça Metinler)
    Kelam - İsmail Şık - İsmail Yürük - Nail Karagöz - İbrahim Kaplan (Araştırma Yayınları)
    Kelam - İsmail Şık - İsmail Yürük - Nail Laragöz - İbrahim Kaplan (Gece Kitaplığı)
    Takdir Olgusu Kader Algısı Yazgı Yanılgısı - İsmail Şık (Gece Kitaplığı)
    Sistematik Kelam - Emrullah Yüksel (İz Yayıncılık)
    Dinler Tarihi - Abdurrahman Küçük - Günay Tümer - Mehmet Alparslan Küçük (Berikan Yayınevi)
    Dinlerin Rengi, Renklerin Dili - Kadir Albayrak (Maarif Mektebi Yayın)
    Tek Tanrılı Dinlerde Barış Ve Şiddet İkilemi - Kadir Albayrak (Berikan Yayınevi)
    Ana Hatlarıyla Mantık - İbrahim Çapak (Ensar Yayın)
    Mutlu Olma Sanatı - Bertrand Russell (Say Yayınları)
    30 Günde Mükemmel Cilt - Erica Angyal (neden Kitap Yayın)
    Beyninizi Tanıyın - Daniel Freeman - Jason Freeman (Neden Kitap Yayın)
    Sosyoloji - Tony Bilton - Kevin Bonnett (Siyasal Basın Yayın)
    Sosyoloji - David M. Newman (Nobel Yayıncılık)
    Sosyoloji Güz Dönemi / AÖF kitabı (Murat Yayınları)
    İnsan Ve Davranışı - Doğan Cücenoğlu (Remzi Kitabevi)
    Eğitim Psikolojisi - Bülent Gündüz - Burhan Çapri (Karahan Kitabevi)
    Eğitim Sosyolojisi - Mahmut Tezcan (Anı Yayıncılık)
    Din Psikolojisi - Hasan Kayıklık (Karahan Kitabevi)
    Din Sosyolojisi - Abdurrahman Kurt (Sentez Yayın)
    Arapça Sarf Alıştırma Kitabı - Hüseyin Günday - Şener Şahin (Emin Yayınları)
    Arapça Dilbilgisi Nahiv Bilgisi - Hüseyin Günday - Şener Şahin (Alfa Yayın)
    Belagat (Meani - Beyan - Bedi) - Ali Bulut (M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları)
    Arapça - Türkçe Sözlük - (Dağarcık Yayın - 2012)
    Dünya Basınında ATATÜRK - Nuri M. Çolakoğlu
    Harf Devrimi'nin 50. Yılı Sempozyumu (Türk Tarih Kurumu Basımevi - Ankara 1991)
    Fatih Devri Üzerinde Tetkikler ve Vesikalar - Halil İnalcık (Türk Tarih Kurumu)
    Türk Bayrağı ve Ayyıldız - Fevzi Kurtoğlu (Türk Tarih Kurumu)
    Güncel Konular Üzerine Makaleler - Neşet Çağatay (Türk Tarih Kurumu)
    Yılların İçinden Makaleler, Anılar, İncelemeler - Uluğ İğdemir (Türk Tarih Kurumu)
    Teksas Blek'in Öyküsü (Demirbaş Yayınları)
    Teksas İhanetin Bedeli (Demirbaş Yayınları)
  • Bu gönderide hayatınıza bir değişim sağlayacağını düşündüğüm kitapları paylaştım. Sizlerde okuyup çok etkilendiğiniz kitapları yorum kısmına eklerseniz zengin bir içerik oluşturmuş oluruz sizlerinde katkısıyla (:

    Sıralama yapmayacağım. Hepsinin yeri ayrı benim için. Eminim sizler içinde öyle olacak. 

    (Thea Alexander - M. S.  2150)

    (Mark Nepo - Uyanış)

    (Mehmet Yıldız - Aşk 5 Vakittir)

    (Dan Brown - Melekler ve Şeytanlar)

    (Wulf Dorn - Şizofren)

    (Tess Gerritsen - Cerrah)

    (Mary Kubica - İyi Kız)

    (Ray Bradbury - Fahrenheit 451)

    (Herman Melville - Katip Bartleby)

    (Oscar Wilde - Mutlu Prens)

    (Laozi - Tao Te Ching)

    (Sun Tzu - Savaş Sanatı)

    (Lou Andreas-Salome - Feniçka)

    (Lou Andreas-Salome - Arayışlar)

    (Stefan Zweig - İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar)

    (Stefan Zweig - Mecburiyet)

    (Stefan Zweig - Geçmişe Yolculuk)

    (Stefan Zweig - Olağanüstü Bir Gece)

    (Stefan Zweig - Korku)

    (Tolstoy - İnsan Ne İle Yaşar)

    (R.L. Stevenson - Dr. Jekyll ile By. Hyde)

    (Lewis Caroll - Alice Harikalar Diyarında)

    (Paulo Coelho - Elif)

    (Paulo Coelho - Aldatmak)

    (Emile Ajar - Yalan-Roman)

    (Mihail Lermondov - Zamanımızın Bir Kahramanı)

    (Franz Kafka - Dönüşüm)

    (Samet Behrengi - Küçük Kara Balık)

    (Haruki Murakami - Koşmasaydım Yazamazdım)

    (Clarice Lispector - Yaşam Suyu)

    (Dominguez - Kağıt Ev)

    (Jose Saramago - Körlük)

    (Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka)

    (Taşkın Tuna - Oku Ama Neyi?) 

    (Ahmet Hamdi Tanpınar - Huzur)

    (Mustafa Kutlu - Beyhude Ömrüm)

    (Mustafa Kutlu - Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı)

    (Özdemir Asaf - Lavinia)

    (Sabahattin Ali - İçimizdeki Şeytan)

    (Mustafa Kaya - Size Bir Sır Vereceğim)

    (Halit Ertuğrul - Kendini Arayan Adam)

    (Tarık Tufan - Hayal Meyal)

    (Tarık Tufan - Şanzelize Düğün Salonu)

    (Hasan Ali Toptaş - Ben Bir Gürgen Dalıyım)

    (Hasan Ali Toptaş - Kuşlar Yasına Gider)

    (Hasan Ali Toptaş - Gölgesizler)

    (Christophe Andrè - Zor Kişiliklerle Yaşamak)

    (Wilhelm Smith - Arkadaşlıktaki Saadete Dair)

    (Ezgin Kılıç - Yalnızlığımdan Sev Beni)

    (Tunç İlkman - Herkesleşme)

    50 adet kitap var bu listede. 1 yıl boyunca okunabilecek bir liste. Sizlerde katkı yapın hepimiz faydanalanım  (:
  • 704 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Yüzyılın en büyük SPOİLER çalışması.
    Kitabımız çok güzel. Öyle ki sizlere yer yer kendinizin araştıracağı yerler bile bırakıyor. Sanırım kitabı uzunca bir süre hem araştırarak hem de okuyarak devam edeceğim. Elimden geldiğince de alıntı yaparak ilerlemeye çalışacağım.

    ÖNCÜLER
    İlk bölümümüz “Öncüler” şeklinde ilk Türk devletlerini işliyor. İskitler (Sakalar), Hunlar, Sabirler, Avarlar, Peçenekler, Bulgarlar ve Hazarlar işleniyor. Hemen ardından Türk Dilinin Konumu ve Türk Dilinin Evreleri diye 2 başlık altında toplanan incelemeler mevcut. Hadi hep beraber bu toplumları inceleyelim.
    İskitler: Tanrı Dağları - Fergane - Kaşgar bölgesinde yaşama başladılar şeklinde kabul edilen ilk Türk Milleti. Açık konuşmak gerekirse ben Saka ve İskitleri farklı sanıyordum. Aynılarmış. Ama bu konuda kafam karışık yalan olmasın. Bunun haricinde bu devletin iki büyük destanı herkesin bildiğini düşündüğüm bir yazındır. İranlılarla yapılan savaşlara konu edilen ve yazılı metinlerimiz olmadığı için en azından yaşadığını da bildiğimiz Alp Er Tunga ve Destanı. Bir de Büyük İskender ile yaptıkları savaşları konu edinen Şu Destanı bizlere kalan olaylardır. Hatta Alp Er Tunga ile ilgili sizlere haddim olmadan bir de tavsiye vereceğim. Tomris Hatun (ilk kadın hükümdar da bu devirde yaşamıştır ve Alp Er Tunga’nın torunudur.) gibi karakterlerin tamamını konu edinen ve tarihi roman olan, benim de yakın zaman da okuduğum Ahmet Haldun Terzioğlu dan Alp Er Tunga kitabı. Çok beğeneceksiniz ve bu konuda fikriniz oluşacak. Buna eminim.
    Hunlar: 3 ayrı başlık altında inceleniyor. Hiung-Nu’lar ilk temsilcileri. Bu aynı zamanda bir birliktir ve Türklerin de katılımıyla Çin’e akınlar gerçekleştiren bir birliktir. Ak-Hunlar bir diğer kolumuz. Bu kolda da aslında aynı olay görülür. Daha doğrusu Chinoit ve Heftalit adları aslında Hiung-Nu’nun adının değiştirilmiş biçimi olarak kabul edilmektedir. Asıl ilgi çeken ve dünyanın tanıdığı Batı Hunları ise özellikle Attila döneminde parlamış ve Avrupa’ya (Ego Sum Attila, Flagellum Dei – Ben Attila, Tanrının Kırbacı) demiştir. Tabi sadece bu da değil.
    Hunlar hakkında sadece bu kadar bilgi az olurdu. Onların dini inanışlarını da eklemek oldukça iyi olurdu. Kurt Ata, Gök Tanrı, Kutsal Ata, Doğaya Tapınım ve Yer-Su inançları. Bunlara da oldukça kısa değinip geçeceğim.
    Kurt Ata inancı tam da tahmin ettiğiniz gibi biz de Kutsal olan Kurtların yalnızca bir motif değil, bir Ata olarak tanınıp bilinmesidir. Gök Tanrı zaten herkesin malumudur ancak şunu demek mümkündür. Nasıl şimdi Müslümanız (genellikle) diyorsak, o zaman da varsa yoksa bu inanç vardır. Kutsal Ata’da tam tahmin ettiğiniz gibi öldükten sonra büyüklerin (baba, ata) ruhlarının yakınlarda olduğu ve saygı gösterilmesini gerektiren bir inanç. Hatta öyle ki Hun hanlarının bir deyişi vardır. Bizans Piskoposu, Aile mezarlarını soyduğunda Attila’nın 2. Balkan seferini düzenlediği söylenirmiş. Doğaya Tapınım ise Güneş ve Ay sevgi ve saygısını ifade ediyor. Yer-Su ise adının anlaşıldığı üzere dağlar, ırmaklar, göller vs tamamının canlı olduğuna ve bir ruh taşıdığına inanılan bir sistemdir. Genellikle Şamanizm esaslarından biri olmasının yanı sıra Çin kaynaklarında da geçer.
    Sabirler: Haklarında bilgi yoktur, günümüze ulaşan kelimeleri yoktur. Lâkin hem bir adları hem de isimleri vardır. Yaşadıkları dönem bilinir. Bu beni oldukça şaşırtır. Sadece bu devlet değil, bu şekilde yazılan devletlerimizin tamamı böyle hissettirir bana. Hun Birliği içerisinde yer aldıklarını eklemekte fayda var.
    Avarlar: Kuzey Karadeniz ve Balkanlarda, Hunlar sonrası egemen olmuş bir devletimiz var. Açık olmak gerekirse bu egemenliği bilmiyordum. Atlı bir Millet oldukları ve Çin kaynaklarında (nedense bana İspanyolca gibi geldi) Juan Juan olarak geçtikleri bilinmektedir. En önemli ayrıcalıkları nedir diye soracak olursanız da İstanbul’u kuşatan ilk Türk Devleti olduklarını belirtebiliriz.
    Peçenekler: Göçebe bir kavim olduğu, Oğuz soyundan geldikleri bilinir. Aslında tahmindir. Haklarında pek bilgi yoktur. Haklarındaki belgeler 745 yılına ait Tibetçe yazılmış belgeler olup Be-çe-nag boyu olarak Uygur, Karluk, ve Türkeşlerle birlikte anılırlar. Ayrıca 8 tanesinin uruğu bilinir. Bizans ile ilişkileri nedeniyle Hristiyan olmaları ve daha bilimdik bir soy olan Gagavuzlar yani Hristiyan Türklerin başlıca temsilcileri bunların torunlarıdır. https://i.hizliresim.com/kOl7Nv.png
    Bulgarlar: Hem Türk hem Müslüman oldukları sonradan bozuklukları görülür. Bozulmak derken burada eskiye göre değişmek anlamına gelir. İlk paragrafta bunu hac olayıyla görebiliriz. İkinci paragrafta da soy özelliklerine değinilmesi iyi olmuş. Hunların dağılması sonrası en iyi oymağın Bulgarlar olduğu söylenir. Tarihte de ilk kez 482 yılında geçerler. Bizans tarihçileri sayesinde. Zaten en iyi oymak olduğunu yazan da Bizans tarihçileridir. Büyük Bulgaristan adında hayatına devam edip 2 kola ayrılırlar. Tuna ve Volga Bulgarları. Köken, dil ve din özelliklerine değinilerek konu sonlanır.
    Bu devlette Kurum Han, Bizans’ı kuşatırken ve işler iyi giderken kuşatma sırasında ölür. (814) Ardından 852 yılına gelindiğinde tahta geçen Boris ise büyük bir değişiklik ile Bulgarların 864 yılında dinini değiştirip Hristiyan olduğunu belirtir. Trakya ve Makedonya da ele geçirilince diğer Hristiyanlarla kaynaşılır. Volga Bulgarları ise bugünkü Çuvaşların atası sayılırlar. İslâmî seçerler. Moğol darbesini hissedene kadar refah içinde yaşarlar. Dil özellikleri kısmı oldukça detaylı verilmiş. Yazara helal olsun. Bulgarlar bile bu kadar bilmiyordur eminim yani.
    Hazarlar: 626 yılında ortaya çıkmışlar. Kuranda da geçen Yecüc Mecüc efsanesi de burada geçiyor. Musevilik benimsenmiş. Ayrıca bunu benimseyen tek Türk Devleti de Hazarlar olmuştur.

    Eski Türkler
    Göktürkler: Harika bir devlet. Muhteşem bir isim. Tarihe kazınan bir birleşim. Gök Türk. Batının kutsal üçlüsüne (baba, oğul, kutsal ruh) karşı daha büyük bir üçlü. Tanrı, Devlet, İnsan. Daha iyisi ne olabilir ki? Hele o devirde. Ünlüdür Göktürkler. İlk defa Türk adı bir devletin resmi adı olmuştur. Nasıl karşı gelinir zaten. Kitapta da Tu-Kiu’lar (Çin kaynaklarından alınmış olsa gerek) ve Kutluk Devleti olarak iki kısımda incelenmiş. İlk olarak Türk Adı, Anayurt ve Bölünüş işlenirken; Kutluk Devleti kısmında ise Yaşam, Din (Gök Tanrı, Şamanlık, Doğaya Tapıncı, Ata Tapıncı ve Ölüm Töreni şeklinde inanışlar), Yazıtlar, İçerik ve Örnek başlığıyla konular açılmış. Kartal Tibet’in yıllarca oynadığı ve yanlış anımsamıyorsam 5 seriden oluşan Tarkan filminde Tarkan isminin ne anlama geldiğini hep merak etmiştim aslında ama normal günde aklıma gelip de bakmamıştım. Şimdi gördüm bunu da eklemek istedim. Çünkü bazen yazdığım incelemelere sonradan merak ettiğim bir şey olursa bakıyorum özellikle Tarih konulu olanlarda. Tarkan kelimesi de; halktan olup sonradan soyluluk sanı verilenlere deniliyormuş. Burada bulunsun lazım olur.
    Uygurlar: Kitabımız ağırlıklı olarak Dil özelliklerine öncelik verdiğinden bunun yanında Uygurlar için Göç ve Türeyiş Destanları en bilinen özellikleridir. Onların özellikleri bir dönüm noktasıdır. Kağıt ve Matbaanın ilki olmak, yerleşik hayata geçen ilk Türkler olabilmek ve Yazılı hukuk kurallarını oluşturan ilk Türk devleti olmak. Mani dininin kabul edilmesi, yerleşik hayat ve tarım faaliyetlerinin yanı sıra kalıcı mimari eserler de yapılmıştır.
    Türkeşler: Araplarla yapılan savaşlar ile İslamiyet’in yayılmasını engelleyip, Türkçülüğün korunmasını sağlamışlardır. Baga Tarkan burada ön plana çıkar. Ayrıca kendi adına para bastırmıştır. Aynı dönemde Emevi etkilerinin silinip Abbasi etkilerinin gelmesiyle Türklük ve İslamiyet aynı çizgide yürür. Bunun da yaklaşık 300 yıl süren 3 maddede özetlenebilir bir geçiş dönemi vardır ki bunu link olarak paylaştım.
    https://i.hizliresim.com/G9lakV.png

    Orta Dönem
    Karahanlılar: İlk Müslüman Türk devleti olduklarını biliyoruz. Satuk Buğra Han döneminde İslamiyet kabul ediliyor ancak bizim Türklerde bir salgın gibi yayılan Arapçanın devlet yazı diline girmesi ve Türkçe’nin unutulması, sadece bu değil -birazdan Gaznelilere bakarken de yazacağım onlarda da Farsça var- sürekli olarak bir yazı ve dil kültürünün değişmesi, tabiri caizse bir melezlik görülüyor. Benim bildiğim farklı türler melezlenmez ama biyolojiciler çok daha iyi bilirler. Bimarhane adı verilen hastaneleri kurmuşlardır. Bu dönemde halen daha bilinen 4 önemli eser vardır. Asıl bilmemiz gerekenlerden biri de bunlardır.
    Yusuf Has Hacip – Kutadgu Bilig, Kaşgarlı Mahmut – Divanı Lügat’it Türk, Hoca Ahmet Yesevi – Divanı Hikmet, Edip Ahmet Yükneki – Atabetül Hakayık eserleri dönemin ve günümüzün en bilinen eserleridir. Sizlerden haddim olmadan bir konuda da isteğim olacak. Kaşgarlı Mahmut’un eseri nasıl bulunup gün yüzüne çıkarılmış biraz araştırın. Hayran kalırsınız.
    Gazneliler: Bilindiği üzere Gazneli Mahmut, devlete en parlak dönemini yaşatmıştır. Hindistan üzerine düzenlenen seferlerle şimdiki Hint Müslümanlarının temelini atmışlardır. Dile kolay tam 17 sefer. Abbasi halifesinin koruyuculuğu üstlenilmiş; tarihte ilk kez bir Türk, Sultan unvanını kullanmıştır. Firdevsi-Şehname, Utbi-Tarihi Yemin ve en çok bilinen İbni Sina’dan Tıbbın Kanunları eseri verilmiştir. Özellikle son eser Avrupa’da uzun yıllar hatta yüzyıllar okutulan, Dante’nin kitaplarına konu olan, Avrupa üniversitelerinde ve Osmanlı döneminde kullanılan tüm tıbbın ana unsuru olmuştur.

    YAZARI EN ÇOK ELEŞTİRDİĞİM KISIMA GELELİM:
    Yazarın sayfa 109’da ‘‘Örnekleme’’ kısmında ‘Alp’ örneğini verirken Alp Er Tunga’dan bahsetmesi ve böyle bir Türk bilimcisinin, hem de Türk dili bilimcisinin İran dilinde konuşması ve Türk Oğlu Türk (ALP ER TUNGA) için ‘Afrasiyab’ demesi son derece canımı sıktı. Kitabı bırakıp atasım geldi. O derece sinirlendim. Sen İranlı değilsin. Sen Türk’sün. Bir Türk’ten bahsederken Türkçe konuşacaksın. Normal cümlelerinde ne dersen de önemi yok.

    Harzemşahlar: Zengin ve iyi komutanlardan meydana gelen bir devlet. Bu devletin sorununu ve tamamına yakınını alıntı olarak vermiştim. Bunun haricinde ekleyebileceğim; Nehcü’l-Feradis var. Eğer yanlış hatırlamıyorsam ya 40 Hadis kitabının açıklaması şeklinde ya da hadisleri toplu olarak açıklıyordu ama sanırım 40 hadis üzerineydi yanlış olmasın da.
    Muinü’l-Mürid var. Adından da anlaşılır. Tasavvufi eserdir. 900 beyittir. Dörtlük şeklinde yazılmıştır. Mukaddemetü’l-Edeb vardır. Bunu en kısa haliyle Arapça bilmeyenlere Arapça öğretmek için yazılmıştır desek doğru olur. Bunların yanında maalesef detaylarını anımsayamadığım; Muhabbetname, Kısse-i Yusuf, Hüsrevü Şirin, Revnakü’l İslam adlı eserler de mevcuttur.
    Çağataylar; Cengiz Han’ın oğlu Çağatay tarafından kurulduğu bilinmektedir. Aslında neden söz edilmez anlamam. Osmanlı Dönemi zamanında haritalarda da vardır ve Türk’tür. Şaşırıyorum.
    Bu dönemde; Muhakemetü'l-Lugateyn - Ali Şîr Nevaî, Bedayiül Luğat - Nevayi Sözlügü, Abuşka Lügati, Baburnâme - Reşit Rahmeti Arat, Şecere-i Terakime- Türklerin Soykütüğü ( Harezmli Arab Muhammed Han oğlu Ebu’l-Gazi Bahadır Han tarafından yazılmıştır.) , Senglâh Lügati ve Fethali Kaçar Lügati eserleri verilmiş. Oldukça zengin bir dönem aslında. Birçok yazar da bahsetmiş bundan. Ancak çoğu kitapta uygun bir tanım dahi yapılmadan geçilmesini aklım almıyor.
    Kullanılan dilin özelliklerinin incelenmesi kısmı çok ağır. Biraz birikim istiyor arkadaşlar haberiniz olsun. Yoksa kafa beyin patlatacak cinsten.
    Kıpçaklar: Türklerin arasında en geniş alanlara yayılmış olup aynı zamanda kalıcı devlet kuramayan belki de tek toplum Kıpçaklardır. Oğuz mücadeleleri ile Dede Korkut Destanı ortaya çıkmıştır. Ruslarla mücadeleleri İgor Destanına konu olmuştur. En önemlisi de Codex Cumanicus adlı eserde Türkçe gramer esasları Türkçe, Farsça, Latince lügat yazmışlardır. Bu eser İtalya’da San Marko Kütüphanesindedir.
    Aynı ırkta Kölemenler var. Memlük de diyorlar. Acayip garipsedim çünkü ayrı sanıyordum. Eserlerinden Gülistan Çevirisi neredeyse tüm dünya dillerine çevrilmiş. Dil özellikleri üzerinde de fazlaca durulmuş.
    Altınordu: Kültür bakımından Doğu ve Batı arasında bir geçit olup, İslam Kültür Merkezi durumundadır. Harezm ili ise Altınordu'nun en zengin ve en uygar bölümüdür. 12. yüzyıl başlarında gelişiminin doruklarındadır. Ürgenç kenti merkezidir. Türk dili ve kültürü açısından çok önemli işlevi olacak bu ülke Türkoloji çalışmalarının ayrı bir bölümünü oluşturur. Böylece Altınordu ulusunun temelini oluşturan ülkeler değişik yapıları kapsar. Dil ve kültürün değişik alanlarda gelişimi ayrı ayrı olur.
    Oğuzlar: 6. yüzyılda ilk kez ortaya çıkarlar. 552 yılında Göktürklerle beraber ortaya çıktıkları bilinir. Öncesi var mı? Yazılı tarihimiz o kadar kısıtlı ki, neden olmasın diyorum. Bu Soy Türklerin en bilindik soyudur aslında. Anadolu’nun fethine kadar vardır, sonrasında vardır, bu zamanda? Mümkün. Sadece bu mu? Konuştukları dil hem Osmanlı Türkçesi, Eski Anadolu Türkçesinin temelidir. Karamanoğulları, Osmanlı Aydınoğulları, Germiyanoğulları, Karesioğulları, Çandaroğulları, Eşrefoğulları gibi beylikler hep Oğuz soyundan kabul edilmiştir. Burada özellikle Osmanlı dışında en çok beğendiğim Karamanoğulları olup Karamanoğlu Mehmet Bey’in bir sözünü ‘Alıntı’ olarak eklemiştim. Çok beğeneceğinize inanıyorum. Özellikle oluşan Arap-Fars etkisine karşı.
    Oğuzların öyle güzel eserleri var ki aslında imkan olacak da hepsini tek tek okuyacaksın. Öyle değerli şeyler var. Dil özellikleri de çok kafa karıştırıcı gelse de mecbur dikkatle okumak durumundayız. Eski dilimiz sonuçta bu. Ama eserler, gerçekten de dediğim gibi. Çok heves ettim bazılarına.

    Çağdaş Türkler
    Türkiye Türkleri diye açılan ilk konumuzda aslında dil özelliklerimiz o kadar güzel verilmiş ki; üniversite giriş sınavlarında, lise sınavlarında, KPSS gibi tüm sınavlarda Dil Bilgisi alanında ders çalışmalarımız için resmen hem kısa hem öğretici ve çok fazla detaya girip kafa karıştırmayan bir anlatım mevcut. Hatta bir tanesini alıntı da yapmıştım. Ne çok alıntı yapmışım gerçi.
    Balkan Türkleri ise detaylı olarak verilmiş. Ben de kitaba göre gittiğimden detaylandırıyorum. Eksik veya yanlış gördüğünüz varsa lütfen bildirin ki ben de yanlış ezberlemeyeyim. Bu grubu 2 kısma ayırdık. Bunu da burada eklemeyi uygun gördüm. Müslüman Türkler (Osmanlı, Gacal, Tozluk, Gerlova, Kızılbaş, Yürük, Konyar); Hristiyan Türkler (Karamanlı, Makedonya Gagavuzlu, Surguç).
    Gagavuzlar: Gene Oğuz bağlantılı bir millet. Söylüyorum bu Oğuz olmak, Türk olmaktır diye. Orta Asya kökenli varlığını sürdüren bir millettir. Hristiyanlığı (Ortodoks) kabul etmişlerdir. Kendilerini 3 katmanda incelemek çok daha kolay ve akılda kalıcı olacaktır. En eski tabaka, kuzeyli Türk topluluğunun kalıntısıdır. İkinci katman, Osmanlılar Balkanlara gelmeden, güneyden gelen Türk topluluktur. Son katman, Osmanlı döneminde yerleşen Türk göçmenlerin katmanıdır.
    Ayrıca Gagavuzlar için Z harfinin dil özelliklerinde sonda S olduğunu da incelememizden görmüş olduğumuz için Herkes yerine Herkez yazmalarına dikkat çektim. En azından halen özürlü gibi bunu yanlış yazıp, üstüne sırf gurur yaparak düzeltmeden devam edenler için biraz umut olur. Tabi sene olmuş 2018, halen V yerine W kullananlara diyecek hiçbir lafım yok.
    Azeriler: Azerbaycan adı İÖ 328 yılında bu topraklara egemen olan Büyük İskender'in generali "Atrapates" in adından gelir. Bu ad önce "Atropatene" biçiminde bu bölgenin adı olur. 3. yüzyıldan sonra "Azurbazagaan" diye anılmaya başlar. Sonraları bu adı Araplar "Azerbaycan" biçiminde kullanırlar, şeklinde kitabımızda tanım var. Buyurun siz karar verin. Milattan önce İskit ve Sakaların akınları bu bölgeye başlar. Türkleşen bölge milattan hemen sonradan itibaren Türk olarak kalmaya devam edecektir. Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak devam eden Azeri Kandaşlarımız için çok uzun bir yer ayıran yazarımıza ayrıca tebrik ve teşekkür etmek gerek kanımca.
    Afşarlar: Dede Korkut kitabında Oğuzeli diye geçerler. Günümüzde 500000 kişilik bir nüfus ile hayatını devam ettiren nadir topluluklardandır.
    Horasanlılar: Türkmen veya Azerice dili olduğu yönünde yapılan yanlış anlaşılmalar yerini daha yeni dönemde bir Oğuz dili kullandıklarına bırakan bu boy, özellikle İran ve Türkmenistan’da yoğundur. Üstelik yaklaşık 2000000 kişi de bu dili konuşuyormuş. Şii Müslümanlığa inanırlar.
    Türkmenler: Nurmuhammed Garip Andabilli tarafından yazılan Leyla ile Mecnun eseri ile ünlüdür. Ülkelerinde ortalama 5.5 milyon kişi yaşar ve bunun 4.5 milyonu Türk ve toplamda dünyada 6000000 Türkmen vardır. Başkenti Aşkabat olup 1992’de bağımsızlığına kavuşmuştur.
    Salarlar: Uygurlar, Kıpçaklar, Türkmenler derken en sonunda kendi hakları tanınır. Salur adından gelirler. Dede Korkut da geçerler. Kendi dilleri olmadığından Uygurca kullanılır. Ayrıca yazarımız 30000 kişi için ne araştırmayla dil özelliği vermiş. Yerlerinde olsam topluca gelir yazara teşekkür ederdim. Küçümsemek için demiyorum. Nüfusu az ve kendine Türk diyenin, bölgesini bile gösteremeyeceği bu insanların dil özelliklerini bu kadar detaylı anlatabilmesi bile çok harika geldi gözüme.
    Özbekler: Türkiye Türkçesi sonrası en önemli dil budur. Bizden sonra en çok konuşulan dildir. Gene oğuz etkileri. Oğuz + Beg den ileri gelir. Yazar dil bilgisine öyle girmiş ki en çok bu var diye. Sonlara doğru bir baktım kendim okuyorum Günümüz Türkçesine bakmadan. Karluk, Oğuz ve Kıpçak Türklerinin karışımından oluşurlar.
    Yeni Uygurlar: Çin eyaletinde yaşadıkları, Çinin hatta Kızıl Çinin 20 milyonluk Uygur yani TÜRK halkına yaptığı soykırımla bu sayının 5 milyona indiği görülmekte aynı zamanda birileri de hiç alakasızca Çin patronunu arayıp telefon görüşmeleri yapmakta. DOSTLUK demekte. Dünyada en son dost denilecek insan bir Türk için Çinlidir. Dil özellikleri de oldukça sağlam. Artık iyice düşünüyorum bunlar kendileri de biliyor mu bu kadar önemli olduklarını dillerinin acaba diye. Çünkü yazar gerçekten de dil özelliklerine öyle bir giriyor ki dinlene dinlene okudum o kısımları.
    Tarançiler: Uygurların alt başlığında verilmiş. Adlarını ilk defa duydum yalan olmasın. Özellikleri de garip geldi bana. Haklarında sadece Dilleri de Yeni Uygurcanın bir ağzıdır, yazı dilleri yoktur diyebiliyorum.
    Sarı Uygurlar: Dilleri Çincedir. Güney Kansu'daki bozkır ve dağlık alanda yaşarlar. 13. yüzyıldan beridir aynı bölgede yaşarlar. Kimliklerini koruyamadıkları, orjinal dillerini sadece yaşlılarının konuştuğunu ve İslamla tanışmayıp yavaş yavaş yok olduklarını söyleyebiliriz. Yazarımız çok net konuşmuş. Cümlesi aynen bu; Efsaneleri yoktur, masal nedir bilmezler, kendi dillerinde türkü bile söyleyemezler.
    Kazaklar: Büyük Türk uluslarından biridir. Kıpçak koluna bağlıdırlar. Günümüzde varlığı devam eder ve geniş alana yayılmıştır. Zengin yeraltı kaynakları vardır ve son dönemde ülkece gelişmeye başlamışlardır. Önce Arapça sonra Latince sonra da Kiril alfabesi kullanmışlar ki bu garibime gitti.
    Karakalpaklar: Kazakistan’dan ayrılıp Özbekistan’a bağlanan bir yer. Sayıları 650 bin civarında verilmiş. Bunlarda da Arap, Latin ve en son Kiril alfabesi görülür. Bu alfabeler içinde Türkçe neden yok diye biraz garipsedim tabi.
    Kırgızlar: 1992'de dağılan Sovyetler sonrası bu bölgede kurulan Kırgızistan Cumhuriyetinde yaşarlar. 5 milyona yakın bir nüfusu vardır. Vezir Tonyukuk Anıtında onlardan Çık ve Az boyları diye bahsedildiği düşünülmektedir. Ezgi ile iç içe girmiş bir şiir geleneği, ölüm törenlerinde okunan Koşok, övgülere Moktoo, taşlamalara Kordoo denilirmiş. Tüm bunlar da ekstra olarak karşımıza çıkıyor. Bol bol zaman eki kullanımı vardır. Öbür Türk dillerinden farkı budur. Dil özelliklerinde "Gerek" anlamına gelen Arapça kökenli Kacet, "Hacet" sözü de var. Halen var. Demek ki aslında ‘Hacet’ derken bile kibarcasını kullanıyoruz. Ya da sadece ‘TESADÜF’ (!) bilemeyiz.
    Tatarlar: 3 başlık altında ve geniş olarak işlenmiş. İlk kez Orhun Yazıtlarında geçerler. 6 milyondan fazla Tatar vardır. Moğolca olduğunu belirten ve bu ikisini bir değerlendiren bilim adamları vardır. Tatarlar genel olarak Arapça, sonra Latince ve son dönemde de Rusça kullanmıştır. Kendi dillerini yeni yeni kullanmaya başlamışlardır. Rusya’daki ulusal akımlar başladığında ilk Türkçü görüşler Tatarlara aittir. (KAZAN TATARLARI) , Muhammet Giray ile başlayan yükseliş, Kerim Giray sonrası gelen beceriksizlerle beraber 1783 Küçük Kaynarca Antlaşması ile bitmiştir. Kırım artık Rusların elindedir. (Kırım Tatarları) Kırım Türkleri 1928'e kadar Arap yazısı, 1938'e kadar Latince ve son döneme kadar da Kiril yazısını kullanmıştır. Tümen, Tobolsk, Tara, Baraba yöresinde yaşarlar. Çulum çayı yatağı ile Tomsk ilinde yaşayan milletimizdir diyerek de Batı Sibirya Tatarlarını tanımlamış. Bu devlette bir de Küçüm Han var, adam İslamiyeti yaymayı amaç edinmiş. Nedense bunu da eklemeyi uygun gördüm.
    Başkurtlar: İsimleri çok hoşuma giden bu milletimiz de Tatarların doğusunda, dağlık alanlarda ve vadilerde yaşarlar. Hayvancılık ve tarımla uğraşırlar. Başkentleri Ufa'dır. 14. yüzyılda İslam’ı seçtiklerini biliyoruz. Detaylı bilgiyi de alıntı da verdim.
    Karaylar: Üstünde en uzun durulması gereken millettir. Yazarımız günümüzde anılara karışmak üzere olduğu belirtilmiş. Kırım-Litvanya arası en geniş alana yayılmışlardır. İstanbul, Rusya, Kırım, Polonya-Litvanya Karayları olarak çeşitlenmişlerdir. İstanbul’un Karaköy ilçesinin adının Karay-Köy olduğu ve buradan geldiği belirtilmiş.
    Nogaylar: Denetim altında tutulmaları Kırım Hanlığını en çok zorlayan boy Nogaylar olmuştur. Volga Irmağı doğusunda asıl Nogaylar yaşarlar. Bir özellikleri çok dikkatimi çekti. Et ve Süt ürünlerini çok fazla tüketirken Ekmek asla yemezler ve korkarlar. Ekmeğin kalplerine yapışıp onları öldüreceğine inanırlar. Garipsedim ama hoş da geldi.
    Karaçay-Balkarlar: Dillerinin benzerliğini -hatta ortaklığını- belirtmek için yazarımız ikisini aynı yerde vermeyi uygun bulmuş. Gene adını duymadığım bir soydur. Yuvarlama olarak Karaçay 131000, Balkarlar 66000 kişidir. Karaçay için günümüz kızlarının hayal ettiği erkek demek mümkündür. Tek evlilik yaparlar, başka kadınlarla ilgilenmezler veya konuşmazlar, eşlerine sevgi gösterirler ve ayrıca kadın, erkeğin hizmetçisi değildir. Maşallah.
    Kumuklar: Özerk Dağıstan da yaşarlar. 1989 sayımına göre 282.178 Kumuk vardır. Kökenleriyle ilgili neredeyse her tarihçi bir görüş ortaya koymuştur. İlk yazılı eserleri (Muhammed Osmanzade) 1883'de Nogay ve Kumuk Şiirleri Antolojisidir. 1918 Kuzey Kafkasya Halkları Ulusal Kurultayı kararınca tüm Kuzey Kafkasya’nın birleştirici ortak dili kabul edilmiştir, ilginç.
    Tuvinler: Moğol Cumhuriyetinin kuzeyindeki Tuvin Cumhuriyeti, 1999 sayımlarına göre yuvarlama 400000 kişinin yaşadığı bir bölgedir. Çin kaynaklarında ottan yapılmış kulübelerde yaşadıkları ve hayvancılık ile tarımın geçim kaynakları olduğu belirtilir. Tuvinler, Türkiye sonrası en uzu yaşayan Türk devletidir. Çin kaynaklarında 3. yüzyıldan beri isimleri geçer.
    Hakaslar: Güney Sibirya Türklerinin bir kısmı için bu isim kullanılır. 17. ve 18. yüzyıllar arasında Abakan vadisine yerleşmişlerdir. 500.000 nüfusu vardır ve günümüzde başkentleri de Abakan'dır. Hristiyan sayılır ama Şamanlığa inanırlar. Tas Tayı adı verilen dinsel bayramları vardır. Haziran ayında kutlarlar. Ayrıca bu konunun başlığı altında Şorlar, Kaçlar, Koyballar, Kızıllar, Beltirler, Sagaylar ve Çulımlar da işlenmiştir.
    Altaylılar: En geniş işlenen konulardan birisidir. Devlet, soy, boy derken en iyisi hepsini ayrı başlıkta incelemek ama o notlarımı da buraya eklemeyi düşünmüyorum. Şimdiden 11 sayfa dolmuş, ne ara oldu hiç bilmiyorum. :)
    - Altay Türklerinin ilk yurtları Türklerin anayurdu olarak da gösterilen Altay Dağlarıdır. Altay Türklerinin Kıpçakların uzantısı oldukları sanılır. Altay boy adlarının çoğu eski Türk boy adlarıdır. Biraz Moğollarla karışmış olmalarına karşın en saf kalmış Türk soyu sayılırlar. Yakın zamana değin küçük öbekler biçiminde dışa kapalı bir yaşam sürerler. İslam din ve kültüründen etkilenmezler. Şaman inançlarına bağlı kalırlar. 19. yüzyıl başlarında Rus din adamları aralarında Hristiyanlığı yaymaya başlar. Günümüzde Hıristiyan dininde sayılırlar.
    - Altayları şu şekilde ayırmak en kısa ve öğretici yol olacaktır. Güney Altaylılar; Altay Kiji, Televütler, Telegitler. Kuzey Altaylılar; Tubalar, Kumandılar, Lebetler. Bunların dışında Karagaslar ve Balabalar olarak 4 kola ayrılmışlardır. Zaten elimden geldiğince alıntı yaparak da bunları paylaşmıştım.
    Halaçlar: 30.000 kişilik bir Türk düşünün. 57 köye ayrılmışlar ancak birleştirici yazı dilleri olmadığından hiçbiri birbiriyle anlaşamaz. İşte bunlar adını ilk kez duyduğumuz Halaçlar. İslam tarihçileri onlardan 9-10. Yüzyılda ilk kez bahseder.
    Yakutlar: Türk milletleri arasında beni en çok Yakutlar hayal kırıklığına uğratmıştır. Bu kadar uzun dönem var olup Rusları benimseyen ve yazarın dediği gibi ‘Türk Tarihinde Önemli İşlevi Görülmez’ dediği bu Millet, beni hayal kırıklığına uğrattı. Yaşam olarak farkları vardır. Sibirya halkları arasında sadece bunlar At ve Sığır beslerler. At eti ve Kımız vazgeçilmezleridir. Son dönemde Rus ve Dünya Edebiyatı yazıları, Yakutça yayınlanır. Öğretim dili olarak da Yakutça orta ve yükseköğretim kurumlarında uygulanır.
    Çuvaşlar: Moskova’nın doğusunda özerk Çuvaşeli Cumhuriyetinde yaşarlar. 17. yüzyılda Hristiyan olsalar da (Ortodoks) halen Eski Türk inançlarını yaşatırlar. Töreler (bir kısmı) korunur ve Tanrılara kurban adama geleneği sürer.
    Böylelikle kitabımızı bitirdik. Biraz uzun sürse de bu tarz Tarih ‘Kitaplarımızda’ uzun süre okumak, anlamak ve neyin ne olduğunu bilmek önemlidir. Bu kitaplar konusunda sizlere en iyi tavsiyem önce bir kere okuyup bu tarz hem bir özet hem de kısaca kaynak niteliğinde yazı çıkarmanız, daha sonra merak ettiğinizde bu kitaplarda geçen Milletleri bir kaynak olarak kullanmanız en faydalı seçim olacaktır.
    Bir süre Tarih alanında kitap okumayacağım. Önümüzdeki birkaç gün içerisinde Polisiye tarzı birkaç kitap okuduktan sonra Tarihi kitaplara döneceğim. Böylelikle aslında kafa dağıtmış da oluyorum. Sabrınız için teşekkürler. İyi tatiller. Kitapla kalın efendim..
  • Mustafa Kemal Atatürk hakkında okunması gereken kitaplar:

    Güneşi Özledik – Ruşen Eşref Ünaydın

    Gazi Mustafa Kemal’in İslam / Kur’an Kültürü – Sedat Şenermen

    Çanakkale İlk Günde Biterdi – İsmet Görgülü

    Bir Dahinin Hürriyet Aşkı – Fahri Özdemir

    Atatürk’ün Ailesi, Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre Atatürk’ün Soykütüğü – Mehmet Ali Öz

    Atatürk’le 30 Yıl – Nuyan Yiğit

    Atatürk ve Türk Devrimi – Metin Aydoğan

    Atatürk ve Çanakkale’nin Komutanları – Sermet Atacanlı

    Atatürk – Modern Türkiye’nin Kurucusu – Andrew Mango

    Çanakkale Geçilmez – Turgut Özakman

    57 Yıl – Kolektif

    1923 Kuruluş Ayarlarına Dönmek – Sinan Meydan

    Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı – Metin Aydoğan

    Yaşasın Cumhuriyet – Özdemir İnce

    Yarın Cumhuriyeti İlan Edeceğiz – Mustafa Kemal Atatürk


    Yarasalar – Abdullah Kurt

    Sultan’dan Atatürk’e Türkiye – Andrew Mango

    Söylev (Nutuk) – Mustafa Kemal Atatürk

    Panzehir Gerçeğe Çağrı – Sinan Meydan

    Zübeyde Hanım ve Oğlu – Tuna Serim

    Hangi Atatürk – Attilâ İlhan

    Çankaya – Falih Rıfkı Atay

    Atatürk – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

    Tek Adam (3 Cilt Takım) – Şevket Süreyya Aydemir

    Devrim Tarihi ve Toplum Bilinci Açısından Atatürk – Emre Kongar

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk - İlber Ortaylı

    Dahi diktatör - Celal Şengör

    Atatürkçü olmak - Ceyhun Atuf Kansu

    Atatürk'ü Doğru Anlamak Sezgin Kızılçeli

    Atatürk - Modern Türkiye'nin Kurucusu Andrew Mango

    Atatürk - Klaus Kreiser

    Gazi ve Fikriye -Hıfzı Topuz

    Atatürk - Lord Kinross

    Atatürk -Prof. Dr.Haydar Baş

    Hangi Laiklik - Attila Ilhan

    Türkiye'de Beş Sene - Liman Von Sanders

    19 Mayıs 1919 - Atatürk Yeniden Samsun'da - Turgut Özakman

    Yüzyılın Lideri - Sinan Meydan

    Atatürk'ten Hatıralar - Hasan Rıza Soyak

    Atatürk Belgeler, Elyazısıyla Notlar, Yazışmalar

    Bana Atatürk'ü Anlattılar - Hıfzı Topuz

    Mustafa Kemal'in Ağzından Vahdetttin,

    Mustafa Kemal'in Mütareke Defteri,

    Babamız Atatürk- Falih Rıfkı Atay

    Atatürk ve Demokratik Türkiye - Halil İnalcık

    10 Kasım Yas Günü - YKY

    Akl-ı Kemal {5 cilt} - Sinan Meydan

    Sarı Paşam - Sinan Meydan

    20.Yüzyılın En Büyük Lideri - İlker Başbuğ

    Atatürk - Auistin Bay

    Atatürk'ün Öngörüleri - Aydın Keleşoğlu

    Hesaplaşma - Vahdettin Engin (İzmir Suikasti İçin iyi bir kitap)

    Dünya Düşünürleri Gözüyle Atatürk - Özer Ozankaya

    Mustafa Kemal'in İsyan Muhturası - Kerem Çalışkan
    Adam Gibi Adam Diyor ki

    ATATÜRK'ÜN YAZDIĞI KİTAPLAR:

    1- Tâbiye Meselesinin Halli ve Emirlerin Sureti Tahririne Dair Nesayih
    2- Takımın Muharebe Talimi (Almanca'dan çeviri - 1908)
    3- Cumalı Ordugâhı - Süvari: Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları (1909)
    4- Tâbiye ve Tatbikat Seyahati (1911)
    5- Bölüğün Muharebe Talimi (Almanca'dan çeviri - 1912)
    6- Zabit ve Kumandan ile Hasbihal (1918)
    7- Nutuk (1927)
    8- Vatandaş İçin Medeni Bilgiler (Manevi kızı Afet İnan adıyla yayımlandı) (1930)
    9- Geometri (isimsiz yayımlandı) (1937)