• Zu’dbi lutfik ya ilahi,melleh’ü-zadün kalil
    Müflisü’m-bis’sıdkiyeti indebabik ya Celil!
    Külli nari’übridi ya Rabbi fi Hakk’ı kema’,
    Kulte kulna ya nar-u kuni ente fi hakkı’l Halil.


    (Lutfunu esirgeme ey Rabb bu kuluna ki,azığı pek az,
    İflas etmiş olsa da,sadakatle yine kapına geldi ey Celil!
    Beni yakan ateşe de “ber-ü selam ol!”de ey Allah’ım,
    Bir zamanlar Halil hakkında dediğin gibi)

    Mehmet Emin ay-Kaside-i Ebubekir ~
  • Sabahattin Ali Konya’da öğretmenliğe başlamış, kendine yeni bir hayat kurmaktadır. Bu arada Yeni Anadolu gazetesinde çevirileri ve öyküleri yayımlanır. Haziran 1932’de ise Kuyucaklı Yusuf gazetede tefrika edilmeye başlanır. Gazetenin satışında beklenmedik bir artış olup da telifi ödenmeyince Sabahattin Ali de tefrikayı 26. sayıda yarım bırakır. Bunun üzerine Cemal Kutay ile araları açılır ve olaylar giderek sertleşince Cemal Kutay, Sabahattin Ali’nin Atatürk’e hakaret ettiğini iddia eden bir komplo kurar.

    Kutay, Sabahattin Ali’nin bir süre önce gazeteye yayımlanması için bıraktığı şiirlerden biri üzerinde değişiklik yapmış, Mustafa adlı bir öğretmen aracılığıyla şiirde Atatürk’e hakaret edildiği gerekçesiyle Sabahattin Ali’yi ihbar ettirerek, Sabahattin Ali’nin Memleketten Haber başlıklı bu şiiri yedi sekiz ay önce bir arkadaş toplantısında okuduğunu, akrabalarından Remzi ve İlköğretim Müfettişi Mehmet Emin Soysal’ın da bu toplantıda bulunduğunu iddia etmiştir.

    Memleketten Haber, Sabahattin Ali Almanya’dayken yazdığı şiirlerden biridir. Sivas’taki bir Bektaşi hareketini anlatan 6+5 ölçülü bu taşlamada “Atatürk” ya da “Gazi” sözcükleri bulunmamaktadır. Asım Bezirci’nin aktardığına göre şiirin bazı bölümleri şöyledir:

    Hey anavatandan ayrılmayanlar
    Bulanık dereler durulmuş mudur?
    Dinmiş mi olukla akan o kanlar?
    Büyük hedeflere varılmış mıdır?

    Asarlar mı hâlâ Hakka tapanı?
    Mebus yaparlar mı her şaklabanı?
    Köylünün elinde var mı sabanı?
    Sıska öküzleri dirilmiş midir?

    (…)

    Cümlesi belî der enelhak dese
    Hâlâ taparlar mı koca terese?
    İsmet girmedi mi hâlâ kodese?
    Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?

    Sabahattin Ali savcılığın iddianamesine itiraz etmek için yazdığı dilekçede bütün bunları anlatır ve okuduğu iddia edilen şiirle ilgili söyledikleri Konya’da yaşadıklarının ve başına gelenlerin özeti gibidir:

    “Böyle bir şiir yazdığımı ve bunu beş altı ay evvel okuduğumu iddia edenler beni bir ay evveline, yani kendileri ile alakamı kestiğim zamana kadar sahibi oldukları gazetede çalıştırıyor ve siyasi başmakaleler yazmama müsaade ediyorlardı. İhbarlarında hakikatten bir zerre bulunsa bunu yapmalarına imkân olmaması icap ederdi… Bana gösterilen Memleketten Haber isimli şiiri ilk defa görmekle beraber bunda reisicumhur hazretlerinden bahis bulunmadığını, aynı zamanda hakareti tazammun edecek bir yeri de olmadığını ve bunun da tevkifime sebep olmayacağını ayrıca şayan-ı kayıt bulurum.”
    Sevengül Sönmez
    Sayfa 76 - Yky "Atatürk’e Hakaret İddiası ve Yargılanma” bölümü
  • Son çocukluk devresinin, dinî yönden arz ettiği önem şu şekilde özetlenebilir: 7 ila 10 yaşları, çocukta vicdan denilen 'üst-ben'in (süper ego) oluşturduğu ve ahlâkî şuurun geliştiği bir dönemdir. Özellikle 9-10 yaşlarından itibaren, çocuk artık iyi-kötü, haklı-haksız kavramlarını ayırabilecek bir durumdadır. Ne var ki, bu yaşlarda kendisine, ideal bir insan tipi seçme ihtiyacını şiddetle hissedeceği için yetişkinlerin bu konuda dikkatli davranması gerekir.
  • Mehmet Emin Ay
    ASR-I SAADETTEN ANLAMLI BİR HATIRA

    Bir gün Sevgili Peygamberimizi (sav) Ashâb-ı Kiramdan biri evine davet etti. Tandırda pişirilen arpa ekmeğini sıcak sıcak huzuruna getirdiler. O esnada bir başka sahabi de suyu serin olan bir kuyudan çekip getirdiği bir testi suyu da Efendimize ikram edilmek üzere sofraya koydular. Peygamberimiz (sav) sıcak ekmekten biraz yedikten sonra üzerine soğuk sudan da içti. Kısa bir süre geçmişti ki mübarek yüzünde hüzün belirtileri görülmeye başladı. Gözleri yaşlarla doldu ve yanaklarına süzülmeye başladı. Hem yanındaki ashabına hem de sonradan gelecek ümmetlerine ders olacak nitelikte sözler döküldü mübarek dudaklarından… Tekâsür suresinin son ayetlerini okumuştu Resûl-i Ekrem gözlerinden yaşlar dökülerek: "And olsun ki, o gün; size verilen nimetlerden ötürü elbette sorumlu tutulacak ve sorguya çekileceksiniz!"

    Elimizdeki nimetlerin kadrini bilenlerden olmak temennisiyle…
  •  Mehmet Emin Ay

    EKMEĞİN TÜKETİMİNDE İSRAF

    Ekmek tüketiminde evlerde gerçekleşen israf, toplu tüketim mekânları olan yemekhaneler, lokantalar ve otellerden daha fazladır. Biraz önce değindiğimiz "ekmek üretiminde kullanılan mayaların, ertesi gün ekmeği yenilemez hale getirmesinin", bu hususta önemli bir rolü olduğu muhakkak… Ancak bunun dışında ekmeği israf etmeden tüketmek, onu bir nimet olarak kabul edip "nimete hürmet" anlayışı ile yemek, "kaybettiğimiz" değerlerimizden biri haline geldi maalesef!.. Günümüz gençliği ekmeğin bir "nimet" olduğunun farkında değil artık… Zira her bir fırında ve markette envâ-i çeşidinden onlarca ekmek onu bekliyor. Zahmet edip fırına gitmekten erinenler içinse bir tuşla internetten verilen sipariş, ekmekleri kapısına getiriyor!.. Durum böyle olunca ekmek artık günümüz insanı için bir alış-veriş metâı; bir gıda maddesi olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor.

    Ekmeğin, bir buğday taneciği olarak toprağa atılışından soframıza gelinceye kadar hangi safhalardan geçtiği, hangi emeklerle yenilecek hale geldiği, tâ küçük yaştan çocuklara anlatılmalıdır. Hem de özenle, dikkatle ve sabırla… Çocuk onun, "çok değerli bir nimet" olduğuna inanır hale gelmedikçe kendimizi bu hususta sorumluluktan kurtaramayız. Zira nimetin kadrini bilmek sadece bir "bilgi" meselesi değildir. Bilmekten öte "takdir etmek", bir irfan meselesidir. Bunun için de ekmeğin bir nimet oluşunu ona anlatırken sadece zihnine bilgi yüklemek değil, gönlüne de hitap ederek onda bir "takdir" hissi uyandıracak telkinlerde bulunmaktır. Bazen hikâyeler, bazen tarihe yön veren önemli şahsiyetlerin yaşadığı hatıralar… Tabii ki, her şeyden önce anne baba olarak bizzat kendimiz, ekmeğe saygı duyan, onu hürmet ettiği bir nimet olarak gören ve israf etmeden tüketen kişiler olmamız gerekiyor. Son olarak bir hatıra ile yazımıza son verelim…
  •  Mehmet Emin Ay
    EKMEĞİN ÜRETİMİNDE İSRAF

    Verilerle ortaya çıkan gerçeklerden biri de şudur ki, daha üretim esnasında plansız ve programsız davranmak, satılmayacak ekmeği üretmek sonucunu doğuruyor. Bu ise önemli bir israf kalemi olarak karşımıza çıkıyor. Günlük tüketimin sağlıklı bir şekilde yeniden belirlenmesi ve bu belirleme işleminin yıldan yıla değil daha kısa aralıklarla tekrarlanarak "ülkemizde ekmek ihtiyacının hangi düzeylerde olduğu"na dair gerçek ve sağlıklı bilgilerin, ilgili resmi makamların ve gayr-i resmi kurum/kuruluş ve derneklerin elinde bulunması gerekiyor. Bu bilgiler çerçevesinde yapılacak bir üretim planlamasının daha işin başında önemli bir israf kaleminin ortadan kalması anlamına gelecektir. Zira Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) tarafından yapılan araştırmada çöpe giden her 5 ekmekten 3'ü, üretim fazlası olarak fırınlarda üretim esnasında yaşanmaktadır. Böylesine önemli bir oran, alınacak tedbirlerle ne kadar aşağı çekilirse o denli tasarruf demek; o denli daha az üretim maliyeti demek olacaktır.

    Bu başlık altında değinmek istediğimiz bir başka husus daha vardır ve bunun da ayrı bir önemi haiz olduğunu söylenebilir: Ekmeklerde kullanılan "maya" meselesi… Maalesef bu mesele ülkemizde çözüme kavuşturulmuş değildir. Bir sağlık sorunu olarak da görülebilecek bu durum, ekmeğin tüketimi esnasında karşımıza bir israf sorunu olarak çıkmaya devam ediyor. Şöyle ki, ekmek hamuru için yoğrulan unun kısa sürede mayalanması için kullanılan mayaların bir kısmında özellikle sıcak havalarda üreyen bakteriler sebebiyle ekmeklerde oluşan nâhoş tat ve koku, bayat ekmeği yenilemez hale getirmekte ve çöpe atılmasına sebep olmaktadır. Denilebilir ki, Türkiye'de ekmek aslında bayatladığı için değil, tadında ve kokusunda oluşan anormallik sebebiyle yenilemez hale geldiği için çöpe atılarak israf edilmektedir. Önemli rakamlara ulaşan bu israf kaleminin ortadan kaldırılması için devletin yetkili ve sorumlu kurumları yanında konunun tarafları olan kurum/kuruluş ve derneklerin de bu işe el atması, artık bir zaruret ve mecburiyet haline gelmiştir.
  •  Mehmet Emin Ay
    Önceki yazımızda israftan kaçınmak ve tasarruflu olmak konusunda fertler olarak bize düşen nedir? sorusunu sormuş ve konuyu daraltarak "ekmektasarrufu" çerçevesinde meseleyi ele almaya başlamıştık.

    Ülkemizde her gün 120 milyon adet ekmeğin üretildiği ve bunun 12 milyonunun çöpe gittiği, en son verilerde ortaya çıkan acı bir gerçek… Bu denli önemli bir rakamın detayları incelendiğinde bu israfın önemli bir kısmı daha üretim esnasında fırınlarda; geri kalanı ise evlerde, yemekhanelerde, lokantalarda ve otellerde gerçekleşiyor.