• Kendimizin farkına varmadan önce başlarız aslında okumaya. Tam olarak gelişimsel sürecin başlangıcında okula gider ve bu kaligrafik bu çizgilere anlam vermeye dillendirmeye başlarız. Somut ve soyut düşüncenin kıyısında birikim olmadan okuruz yazılanları. Bu noktada anlam verme işini erteleriz. Ertelediğimiz şeylerin en çoğunuda gençlik denen o çalkantılı dönemin oynak zemininde yaparız. Anlamadan ve araştırmadan, okuduğumuz çoğu şeye anlam yüklemeden veya yükleyemeden, sivilceli endişeli bol duygusal biraz atarlı giderli bu dönemde yani gençlikte yaşarız ertelemenin en afilisini.

    “İnsan ‘dışarı’yı bir tencerede kaynatarak, süzgeçten geçirerek, yağ, tuz, vb. katarak... anlar. Bütün bu müdahaleleri gerçekleştirebilen bir varlık olmanın haklı gururuyla, ‘aldığı şey’in zaten kendisinde var olduğu yanılsamasına kapılır zamanla. Fakat bu yanılsamanın henüz yaşanmadığı gençlik çağında insan çevresine büyük önem verir. Kendisine önem vermez demiyorum; zira kendisine verdiği önem dolayısıyla dış dünyaya bir değer atfeder. Çevresiyle daha iyi yorulabilmek dış dünyayı dilediğince etkileyebilmek ve içine alacağı verileri gönlünce değiştirebilmek isteyen ‘genç’ kendisine baktığında sivilce gibi bir kusurla karşılaşınca duruma acil olarak müdahale etmesi gerektiğini düşünür. Çünkü zaman hızla geçmekte, her an dışarıdan yeni veriler alınmakta ve ‘genç’ her geçen anın sonunda dışarıya farklı bir şekilde açılmaktadır.”

    Gençlik ve bu anlaşılmaz zeminde ilerleyip kendi yolumuzu bulmamız beklenir. Bu sürecin sonunda olgunlaşma denen mertebeye ulaşırız. Yani bazen:

    “Sivilceler ergenlikte değil otuzlu ya da kırklı yaşlarda çıksaydı da, sivilcelerini sıkanların sayısı sıkmayanlardan fazla olurdu. Çünkü toplumun geneli ‘olgunlaşmamış’tır. Olgunlaşmamışlığın sonucunda baş gösteren savaşları, katliamları düşününce...”

    Sorgulama süreci bu noktada başlıyor belki de olgunlaşmaya atılan başka bir adım. Yazar bir anti roman yazmış bir şekliyle bir şekliyle de bir roman yazmış. İki zıt duygunun yaşandığı bir eser oluşturma sürecini aktarmış romanda ve şu soruya cevap aramış:

    “Eser kendisini ortaya çıkaran nedenden, başlangıçtaki amacından kurtulabilir mi?”

    Yazarın tekrarlar anılar çıkarımlar ve eleştirilerle örülü bu kurgusal roman denemesi. Gençliğin o çalkantılı dönemine dönmeye odaklı roman kahramanı olmayan yazar kahramanı ile. Roman pek çok soru ile var bir cevap bulmak veya bir kurgu oluşturmaktan öte. Bu yanı çok sevdiğim yanı oldu. Kabul edilen roman kurgusuna ve romandaki zaman kişi örgüsüne gönderme yaparken kendi yazım sürecinde yaşadığı zorluğu da anlatıyor; bir itiraf metni dahilinde ve bu nokta da hedefe kendisini de koyuyor:

    “İtiraf kusurludur. Kusurlu olmak zorundadır. Kusurludur çünkü itiraf hayatımıza nasıl baktığımızla ilgilidir; ve bakış açımız nedeniyle yaşadıklarımızı aktarışımızla yaşadıklarımız arasında bir fark oluşur. Kusurlu olmak zorundadır, çünkü kendimizi bütünüyle ele verirsek içinde bulunduğumuz andan bir sonraki ana geçmemiz için gerekli olan kaynağı harcamış oluruz.”

    Bir çok açıdan bir ilk olan bu anti roman bana “iç deneyi” hatırlattı ve bu konunun etrafını çizip konuyu okura bırakma işi. Eleştirilerini bir çok noktada yapan yazar gençlikten çıkıp olgunlaştığını ispat edercesine felsefe ve yazın dünyasındaki kişilere de yöneltmiş. Bu eleştiri ve alıntılar elbette sert ve yoğun değil sadece olayın etrafını çizerken kullandığı kendi bilgisi. Keyifli okumalar bu roman olmayan romanı.
  • "Anlaşılmayacağınızı bile bile tüm gerçeği söylemek için zamanınızı ve enerjinizi heba etmek ister misiniz? Hayır. O zaman hiç denemeyin."
    Mehmet Erte
    Sayfa 12 - Yapı Kredi Yayınları
  • "Çocukluğumdan beri düşünmemeye çalışırım. Düşünmemek elimden gelmiyor. Hoş, bunu başarabilen birinde yoktur sanıyorum."
    Mehmet Erte
    Sayfa 9 - Yapı Kredi Yayınları
  • Başlangıçlar etrafımı sarıp beni hapseden parmaklıklara dönüşüyor. Birazdan parmaklıklara yapışıp çığlığı basacağım.
    Mehmet Erte
    Sayfa 136 - YKY