• Kediler nankördür derler. Hayır, onlar nankör değillerdir, sürü hayvanı olmadıklarından başına buyruk yaşarlar. Köpekler sadık derler. Hayır, köpekler sadık değillerdir, köpekler sürü hayvanları oldukları için sahiplerini sürünün başı olarak algılarlar, bu yüzden söz dinlerler. Kediler koruk yiyemezler, ancak yine de köpeklerin dişleri kamaşır. Köpekler de koruk yiyemezler ama kediler bunu umursamazlar.
  • "Elif Lâm Mim. Gözümdeki çıban, acımdaki im dağda gezen ceylan, yavrusunu yiyen kedi benim. Nankörüm. Tüylerimi yalayan yalan ve onları diken diken eden ölüm. Nankörüm, arkamı dönsem vururum."
  • “Bir çocuk -doğa aşığı olsa bile- uçurumlar
    diyarında bir kelebeği kaç gün kovalar?”
  • Yakın tarihe ve özellikle siyasi konulara alakanız varsa mutlaka okuyun. Bu bir öykü veya roman değil. Yazar zaten araştırmacı/gazeteci. Yazdığı her kişi ile de bir hukuku olmuş. Ölümler şaibeli gelmiş -ki pek çok insana göre şaibeli aslında-, kafasındaki soru işaretlerini derlemiş. Ama elbette ki sonuç odaklı değil.

    90’ların başında yükselişe geçen PKK, önünü kesmek için kurulan ‘gizli’ JİTEM, JİTEM’in amacından nasıl saptığı ve yıkılırken altında kalanlar, telekulak olayları, tarikât hareketleri, MİT’in adının duyulduğu vakalar, Susurluk ki çok önemli, hepsini irdeleyebilirsiniz.

    Aslında kitapta yazarın her bir kişi için birkaç yorumu dışında, internette bulamayacağınız bilgi yok. Böyle bir kitabın var olmasının olumlu tek yanı, isimlerin unutulmaması olabilir. Mesela 2000 doğumlu bir genç 90’larda neler yaşandığını bilemeyebilir veya kimi, kimin kimle bağlantılı olduğunu, hepsinin bağlantısını ya da bunları nasıl araştıracağını bilemeyebilir. Bütünlük açısından iyi olmuş. Çok yakın tarihin unutulmamasını amaçlayan bir bütünlük. Hatırlatıcı. Aynı zamanda sorgulatıcı.

    Yazar, ‘bilginin ölüme dönüştüğü derinliklerde’ kaybolan isimleri unutmayın diyor. Bilin, öğrenin diyor. Bilgilerin de yanlış olduğunu düşünmüyorum. Okurken içerikteki pek çok kişi ve olayları, televizyonda haberlerini daha dün izlemişim gibi anımsadım. Şüpheleri de anımsıyorum. Zaten bu isimlerin ölümlerinin şüphelerinin asla giderilemeyeceğinin de bilincindeyim. Pek çok kişi gibi... Faydalı buldum.

    Detay isimler de çok olmasına karşın odaklanılan bölüm başlıkları ya da kişileri aşağıda belirtiyorum.

    - Efsane Başkanın Hazin Sonu (Muhsin Yazıcıoğlu)
    - Kahveci’nin Sırları (Adnan Kahveci)
    - Eşref Bitlis Operasyonu
    - Özal’ın Son Hesabı (Turgut Özal)
    - Tüfeğin Dürbünündeki Apo (Mit’çi Mehmet Eymür’ün Suriye’deki Abdullah Öcalan’a suikastı)
    - Çatlı’nın Sır Çantası (Abdullah Çatlı)
    - Gümülcine Traktörü (Sadık Ahmet)
    - Berkman, Yeni Ümit mi? (Ertuğrul Berkman,Tarık Ümit)
    - Duvar Ustası Seydo (Akman Akyürek)
    - Sağlar, Kamyon’u Nasıl Solladı? (Fikri Sağlar)
    - “Yedi Bela” Yediyıldız Paşa (İsmet Yediyıldız)
    - Mossad Şehidi mi? (Bedri İncetahtacı)
    - Konuşacağı Gün Kaza Geçirdi (İbrahim Şahin)
    - 28 Şubat’tan Kaçtı, Tır’a Yakalandı (Esat Coşan)
    - Ağabeylerinin Canı Yanmadı Ama Kendi Canından Oldu (Cengiz Çelik)
    - Kamyondan Düşen Çuval (Efraim Barut)
    - Recep Ayında Azrail’e Yakalandı (Recep Yazıcıoğlu)
    - 5 Saniyeyle Kurtulan Hayat (Hikmet Tan)
    - Susurluk-2 Mi? (3 Tübitak’çı)
    - Derin Ölüm (Ali İhsan Bağış)
    - Kenan Evren Utancı (Selçuk Aslan)
    - Uzan’ın Kara Kutusu (Yekta Okur)
  • Fatih'e devlet idaresinin bütün inceliklerini öğreten babasının Manisa'ya çekilmesi ile açılan taht yolunda genç hükümdarın kolundan tutup yürüten, sürekli şekilde kendisine güvenmesini Ama bu güveni asla kötüye kullanmamasını Telkin edip, karakterine padişahlık kıvamını veren müstesna insan..
  • "Kimsesiz hiç kimse yok, herkesin var
    kimsesi,
    Kimsesiz kaldım, yetiş ey kimsesizler
    kimsesi."
    (Fatih Sultan Mehmet)

    Onların yorganı yazın yıldızlar, kışın döne döne yağan kar taneleridir. Onların hayali yazın bir deniz kıyısında denize girmek, kışın bir yanan sobanın kenarında kıvrılıp bir kedi gibi uyumaktır. Onların başka hayalleri de yoktur. Çünkü onlar hamamı-banyoyu bilmezler. Zira camiilerin ya da belediyelerin, ölülerin yıkandığı gusulhanelerde, oda camii imamı müsaade ederse yılda bir kez yıkanırlarsa ne âlâ. Onlar bir tas sıcak çorbanın ve bir sıcak fırın ekmeğinin hayalini kurarlar. Zira onlar et yememişlerdir. Onların ayakkabılarının altı deliktir. Sıfır ayakkabı ayaklarını vurur. Ya da sıfır ayakkabı sadaka olarak verilince bunu satmak zorundadırlar, çünkü ekmek yiyecek paraları yoktur. Onlar palto bilmezler. Onlar arabaya binmezler. Hep yürürler. Sokak onların dostudur. Çöplükler, mezarlıklar, gecekondu mahalleleri hep onları barındırır. Evet. Onlar kimsesiz sokak çocukları...

    "Ben sokak çocuğuyum abi
    Hani şu uçurtması gökyüzünde asılı kalan
    Bilyelerini rüyasında unutan
    Ve oyuncaklarını masal kahramanlarına
    çaldıran çocuk var ya
    O benim işte, o benim abi..."
    (Bedirhan Gökçe)

    İsveçli yazar Henning Mankell’in Metis Yayınları tarafından yayınlanan romanı Rüzgârlara Söyleyen, genç bir fırın işçisi olan Josê Antonio Maria Vaz’ın tanıklığında Afrika’nın yakıcı sıcağında bile erimeyecek katı gerçekliğini anlatıyor. Josê Antonio Maria Vaz, günün birinde öyle bir hikayeye, öyle bir yaşama tanık olur ki, bütün hayatını değiştirmeye karar verir. Bu tanıklığın ona yüklediği bir sorumluluk vardır ve bundan böyle bütün hayatını bu hikayeyi başkalarına anlatarak geçirecektir. Unutmak imkansızsa, anlatmak gerekir çünkü. Josê Antonio Maria Vaz, “rüzgârlara söyleyen” olacaktır artık. Çünkü Hint Okyanusu’ndan şehre dalan ayartıcı rüzgârlarla başlar bütün hikâye, gecenin karanlığında söylenen her kelime rüzgârlara söylenir ve dinlemek isterseniz size de anlatacaktır Josê Antonio Maria Vaz.

    “Ben, Josê Antonio Maria Vaz, bu nemli, bunaltıcı gecede güneşten yanmış, kırmızıya çalan bir kerpiç damda durmuş dünyanın sonunu bekliyorum. Pisim, ateşim var ve giysilerim olacak sökük paçavralar cılız vücudumdan çılgın bir biçimde firar edermişçesine üzerimden dökülüyor. Ben, Josê Antonio Maria Vaz, tropikal göğün yıldızları altında bir damın üzerindeki yalnız adam, anlatacak bir hikayem var."(sy.7)

    Çalıştığı fırının sahibi tarafından kurulan ve fırına bitişik tiyatroda bir gece duyduğu silah sesleri Josê Antonio Maria Vaz’ı bir yetişkinin bile kaldıramayacağı deneyimleri ve acıları taşıyan küçücük bir bedenle tanıştırır. Göğsüne gömülmüş kurşunlarla kanlar içinde yerde yatan bu beden bir sokak çocuğuna, Neilo’ya aittir. Josê Antonio Maria Vaz’ın fırının damına taşıdığı Neilo, yaralarının tedavi edilmesini bile istemez. Henüz on yaşındaki bu sokak çocuğu, yaşından beklenmeyen bir sabırla acıya dayanmaktadır. İstediği tek bir şey vardır çünkü; hikâyesini anlatmak. Bu yüzden hikâyesini anlatana kadar –tam dokuz gün– ölüme direnecektir. Dokuz gün boyunca Josê Antonio Maria Vaz’a anlatacağı hikâye kendisinin esrarengiz ve inanılmaz hayatı olduğu kadar, Afrika’nın, hatta dünyanın bütün sokak çocuklarının hikâyesidir. “Unutulmaktan korktuğum için değil, sizler kim olduğunuzu unutmayasınız diye” der Neilo, hikayesine başlarken.

    "Ve bu hikâyenin anlatılması gerekiyordu. Eski ve hüzünlü bir hatıra resmi gibi beyinlerimizin sandık odasına atılıp kalmamalıydı."(sy.11)

    Bir gece yarısı köyünü basan haydutlardan kaçmıştır Neilo, uzun ve ilginç bir yolculuğun ardından şehre varmış ve şehrin sokaklarında yaşamaya başlamıştır. Daha on yaşında olmasına rağmen sözlerinde ve davranışlarında büyük bir olgunluk vardır. Bu olgunluğun sırrı geride bıraktığı köyünde, o vahşet dolu baskın gecesinin sabahında yaşadığı acılardır. Haydutların dibekte buğday dövercesine tokmakla vura vura öldürdüğü minicik kızkardeşinin çığlıkları, annesinin dayanılmaz haykırışları Neilo’nun ruhunda derin izler bırakır. Kardeşini öldüren haydut çetesinin lideri başka bir çocuğu öldürmesi için ona silahını verdiğinde, yaşamak için tek şansı da olsa kardeşi saydığı çocuğu öldürmez Neilo. Bedeli ne olursa olsun, günlerce aç kalacak, hiç bilmediği bir dünyada kaybolacak da olsa seçimini yapar ve çete liderini vurur Neilo. Sonra onu şehrin karmaşa dolu hayatına sürükleyecek yolculuk başlar.

    "Ölmekte olan bir insanı daha belirgin olarak mı görürüz? İnsanın yüz hatları ancak ölümü yaklaşırken mi gerçek şekilleriyle belirir?"(sy.39)

    Neilo artık, şehir meydanında, eski zamanlardan kalmış atlı heykelin içinde geçirdiği gecelerde ailesinin, köyündeki güzel günlerin hayaliyle yaşayacaktır. Sokak çocukluğu Neilo için bir zorunluluktan çok bir seçimdir. Çünkü ona korkutucu ve yabancı gelen şehrin sokakları, sığınabileceği ve özgür hissedebileceği tek yerdir. Neilo, damda geçirdiği dokuz gün boyunca her gece hikâyesini anlatır. Sokaklarda tanışıp sonradan lideri olduğu çetedeki çocuklar, her birinin sokaklara çıkan öyküsü, on yıllık ömründe anladığı, tanıdığı kadar dünya ve daha birçok şey, Neilo’nun kendine özgü masalsı kelimeleriyle rüzgâra takılır ve Hint Okyanusu’ndan bütün dünyaya yayılır.

    "Uyuyamayacak kadar açtım. İçimde durup dinlenmeden karnımı ısırıp gücümün neredeyse kurumuş bir ırmak yatağındaki son damlalar gibi yok olmasına neden olan küçük delikler açan, gözü dönmüş hayvanlar vardı sanki."(sy.52)

    Neilo’nun hikâyesi bütün dünyanın acı ama gerçek hikâyesidir. Basılan, yakılan köyler, öldürülen çocuklar, acılı anneler, şehrin sokaklarında özgürlüğünden vazgeçmeden yaşamayı seçen, olgunlaşmış ruhlarındaki çocuksu neşeyi kaybetmeyen sokak çocukları! Size de tanıdık gelmiyor mu?

    "O an ne düşündüm bilemiyorum. Sanırım biri öldüğünde kendi hayatımız elindeki bütün güçleri seferber ederek faniliği uzağına itmeye çalışıyor."(sy.160)

    Hikâyem sona erdi. Ve her seferinde baştan başlıyor. Ebedi uğultusu ile denizden esen rüzgârın içine görünmez bir ses gibi yuvalanmış olacak sonunda. Kurak dünyaya düşen yağmur damlalarının ve içimize çektiğimiz havanın içinde olacak. Nelio'nun söylediği şeyin doğru olduğunu, son umudumuzun, kim olduğumuzun, denizin oynak rüzgârına asla söz geçiremeyecek ama günün birinde rüzgârların niye sonsuza kadar esmek zorunda olduklarını anlayacak insanlar olduğumuzu hatırlamakta yattığını biliyorum.

    "Ben Josê Antonio Maria Vaz, tropikal göğün yıldızları altında bir damın üzerindeki yalnız adam, anlatacak bir hikâyem var..."
    (sy.214)

    S.Y.
  • Osmanlı devlet teşkilatında da, büyük ve köklü değişiklikleri yapacak olan genç hükümdarın büyük talihi ,devlet otoritesinin politika ahlakını kuran ve kontrolü altında tutan alimlerden mürekkep müşavir kuvvetlerle kendi kendini çevrelemiş olmasaydı.