• İstiklal Mahkemesi İstanbul'da da 28 kişinin tutuklanmasının ardından, 21 Aralık akşamı bir takım tutukluları da yanlarına alarak, Giresun'dan İstanbul'a hareket etti. Bu tutuklamaların gerekçesinde, İskilipli Atıf Hocanın kitapçığını çoğaltmak ve dağıtmak da vardı. Bir risaleden dolayı tutuklama, işte demokrasi bu olsa gerek.

    İstanbul'da tutuklananlar arasında; Mısır gazeteleri muhabiri, bazı Türkçe gazetelerin İngilizce mütercimi ve Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'un damadı Ömer Rıza, Mahfel mecmuası sahibi Tahir'ül Mevlevi, Evkaf Müsteşar sabıkı Şevki ve Nuri Bey'ler de vardı. [2]

    Ankara'ya gelen İstiklal Mahkemesi, 31 Aralık'tan itibaren görevine başladı. [3]

    Kararını veren Mahkeme, Molla İbrahim, Muhtar ve Bayraktar Hamdi, Müezzin Hafız Mehmet, İnşallah Maşallah lakaplı Ali ve Pekmezci Hüseyin'in idamlarına karar verdi. Bununla birlikte, İsmail oğlu Mahmut ve Müezzin Battal Mehmet'in de içlerinde bulunduğu on bir kişi on beşer sene hapse, eski Maraş Mebusu (Milletvekili) Hasib Bey'i on sene ve diğer bir sanığı üç sene hapse mahkûm etti. [4]

    Bu toplu hareketlerin dışında, münferit tepkiler de olmuştur. Örneğin, Alaşehir'de ikamet eden Kazım, fesini çıkarması için yapılan uyarıyı dikkate almayıp kimlik tespiti için kendisini karakola götürmek isteyen jandarma yüzbaşısı, takım subayı ve yazıcı nefer ile tartışmış. Tartışma esnasında jandarma yüzbaşısını, takım subayını ve yazıcı neferi sustalı çakı ile bıçakladığı gerekçesiyle Dâhiliye Vekâleti’nin isteği üzerine 4 Kasım 1925 tarihinde İstiklal Mahkemesi'ne sevkine karar verilmiştir. [5]

    Halk artık canından bezmiştir.

    [2] Cumhuriyet Gazetesi, 12 Aralık 1925, sayfa 1. Ve Hakikat Gazetesi, 14 Aralık 1925.

    [3] Cumhuriyet Gazetesi, 25 Aralık 1925.

    Ayrıca bakınız: Ahmet Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, birinci basım, İstanbul İşaret Yayınları, 1993, sayfa 350, 351.

    Ve: Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931, Ankara Yurt Yayınları, 1981, sayfa 155.

    Ve: Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri, ikinci baskı, İstanbul Milliyet Yayınları, Eylül 1998, sayfa 347, 348.

    [4] Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri, ikinci baskı, İstanbul Milliyet Yayınları, Eylül 1998, sayfa 350;

    Ayrıca bakınız: Ahmet Nedim, Ankara İstiklal Mahkemesi Zabıtları 1926, birinci basım, İstanbul İşaret Yayınları, 1993, sayfa 352.

    Ve: Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931, Ankara Yurt Yayınları, 1981, sayfa 157.

    [5] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), Fon kodu: 030.18.01.01, Yer no: 016.69.1. Belge için Fotoğraf'a bakınız.
  • İstanbul öyle güzel anlatılmış ki... Klişelerden uzak, olay örgüsünü tahmin etmesi güç, sonunun son derece sürpriz olması kitabı güzel kılan en önemli etmenler. Gezip gördüğüm yerlere daha başka bir bakış açısıyla baktım, bilmediğim birtakım şeyler öğrendim ya da bildiklerime yenileri ekledim. Mesela Galata Kulesi'ni çok sevdiğim için her şeyi bildiğimi düşünürdüm ama öyle değilmiş.
  • Dikkat spoiler içerir.
    Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın hayat hikâyesinin anlatıldığı güzel bir araştırma eseri. Önce MİT'e, sonra JİTEM'e ve en son yine MİT'e çalışırken 30/11/1996 tarihinde kayıplara karışan Yeşil'in Güneydoğuda yaptığı işler detaylıca anlatılıyor. Oğlu Murat Yıldırım'a yapılan operasyonlar, Yeşil'in yaşadığını iddia eden kişiler, Mehmet Eymür'ün Taraf gazetesi tarafından ele geçirilen gizli ifadesi gibi pek çok farklı konu da kitabın içinde ele alınıyor. Ayrıca APO için yapılan ama başarısız olan Mercedes operasyonun detayları, Cem Ersever'in hayatı ve öldürülmesi, Güneydoğuda infaz edilen PKK yanlılarının hikayeleri, PKK'dan daha etkili olan KAWA örgütünün devlet tarafından tek seferde yok edilmesi, Hizbullah ile PKK'nın mücadelesi, Yeşil'in bu mücadeledeki rolü ve daha pek çok şey anlatılıyor. Ayrıca Kürşat Yılmaz, Sedat Peker ve Hadi Özcan gibi mafya babaları ile olan ilişkileri, Çatlı ile olan muhabbeti ve bozuşması, Cem Ersever'in infazında rol aldığı iddiaları da detaylıca anlatılıyor. O dönemi merak edenler için mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
  • Devamını beklediğim kitap. Akıcı zevkli okunası. Karakterimizdeki değişim, mekan incelemeleri psikolojik tahliller güzel. Emek ürünü olduğunu belli ediyor
  • İstanbul'a olan tutkusunun ona hayatının mucizesini getireceğini bilmeden İstanbul ile arasında özel bir bağ olan Efe'nin hikayesi bu......
    Bu kitabı okurken aşkıda İstabul uda iliklerinize kadar hissedeceksiniz.Eğer İstanbul da yaşıyorsanız her gün yanından geçip gittiğiniz,göz ardı ettiğiniz bu büyüleyeci şehre başka bir gözle bakmayı deneyeceksiniz. Ama eger ki bu şehri gidip görme şerefine nail olmadıysanız kitaptaki detaylarla gitmiş kadar olacaksınız ve içinize fark etmeden İstanbul aşkının tohumlarını ekmiş olacaksınız. Hem gülümseyip hem hüzünleneceğiniz,özellikle son sayfalara doğru elinizden bırakamayacağınız harika bir İstanbul hikayesi.....
    Ve eminim siz de benim gibi devam kitabını dört gözle bekliyeceksiniz
    ALINTININ ALINTISI;
    ⭐"İnsan aşık değilse bu şehir de yaşamamalı,çekip gitmeli!"
  • "Hem konuşmadan da sevilmez miydi? İllaki hissedilen her güzel duyguyu anlamlı kılmak için süslü kelimelerle ifade etmek mi lazımdı? Hayat da böyleydi. Birçok şey insanların dikkatini çektiği sürece kıymetliydi. Gözüme parıltısıyla geceye renk katan Boğaziçi Köprüsü takıldı. Altından geçen şu güzelim Boğaz olmasa hiçbir değeri kalmayacak, bir nevi demir yığınına dönüşecekti. İnsanlar genelde, geceleyin Boğaz'ı aydınlatan bu demir yığınının büyüsüne kapılır, altından geçen suya bakmayı ancak gün aydınlanınca akıl ederlerdi. Kural buydu. Bu dünyada dikkat çektiğin kadar güzel, söylediğin kadar âşıktın."
    Mehmet Pekmezci
    Sayfa 53 - İkinci Adam Yayınları
  • Bazen alıştığımız, o bilindik tatları aldığımız türlerin dışında çayımızın, kahvemizin yanında bize eşlik edebilecek sıcacık kitaplara ihtiyaç duyar, hayata kısa bir mola vermek isteriz. Kimi zaman bulunduğumuz zaman ve mekanın ötesinde bambaşka dünyalara konuk olup, insanların arasına karışmak, kimi zaman hayatın küçük ayrıntılarından mutluluk duymak, kimi zamansa ilk görüşte aşkın sıcaklığına tanık olmak isteriz.

    Böyle güzel duyguları bir arada tatmak istiyor, tatlı tatlı, hafif hafif ilerleyen bir kitap arıyorsanız Bana İstanbul'u Anlat, sizler için hoş bir tercih olacak. Öyle ki, Mehmet Pekmezci'nin kaleminden, yarattığı karakterlerle güzel bir yolcuğa çıkacağınız bu kitapta, bazen Büyükada'nın sokaklarını bisikletle turlayacak, bazen bir vapurun güvertesinde sıcacık çayınızı yudumlarken martılarla simidinizi paylaşacak, ilk görüşte aşka tanık olmak kadar bir şehre ne denli aşık olabileceğine tanık olacaksınız.

    Kitaba daha yakından göz atacak olursak; Ana karakterimiz Ege tam bir İstanbul aşığıdır. Bu aşk, karış karış şehri gezecek, her zerresinde yeni hayatlar görebilecek kadar büyük bir aşktır. Ege'nin bu İstanbul aşkı yıllar evvel bir gezi vesilesiyle İstanbul'a geldiğinde başlamış ve Ege, giderken gönlünü kaptırdığı bu şehre yıllar sonra üniversite eğitimi için tekrar gelmiştir. Okuduğu bölüme karşı bir becerisi olmadığına inanmak bir kenara hayatta hiçbir konuda becerisi olmadığına inanan Ege, zamanını okuldan çok İstanbul'u gezmeye adamış ve bu gezileri sırasında şehri daha yakından tanıma imkanı bulmuştur. Fakat ya bu aşk bir gün yerini uğrunda çok sevdiği bu şehri terk ettirecek bir başka aşka bırakırsa ne olacak? Ege savunmasız yakalandığı bu aşk karşısında neler yapacak? İşte tüm bu soruların cevabı kitabımızın doyumsuz sayfalarında gizli ;)

    Pembe bir yalanla başlayan bir aşk hikayesinin konu olduğu, sıcacık bir dizi tadındaki Bana İstanbul'u Anlat, her satırında oturduğunuz koltuktan ruhunuzun kapılarını İstanbul sokaklarına aralayacağınız, yerinde tespitleriyle yüreğinize dokunan alıntılara doyacağınız,tazecik kitaplardan biri. Çayınızın, kahvenizin yanında size tatlı tatlı eşlik edecek bu güzel kitaba bir şans vererek hayata kısa bir mola vermenizi tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun :)