• Haziran 1982: Süleyman Hilmi Tunahan'ın ölümünden sonra Süleymancıların liderliğini üstlenen Kemal Kaçar ve arkadaşları hakkında, Antalya Cumhuriyet Savcılığı tarafından ceza davası açıldı. Antalya Savcılığı 'nın iddianamesindeki dava gerekçesi şöyle:
    "Tüm sanıkların, Süleyman Hilmi Tunahan tarafından kurulan Süleymancılık tabir edilen tarikatın mensubu bulundukları, bazılarının tarikatın üst kademelerinde yer alarak sevk ve idaresine karışıp idare ettikleri, bazılarının ise sadece mensubu bulunup faaliyet gösterdikleri, Süleymancıların gayesinin halifelik ile idare edilen ve bütün Müslümanları bir bayrak altında toplayan şer'i bir hükümetin kurulması olduğunu, bunun için de altyapı olarak izinsiz Kur'an kursları ve öğrenci yurtları açtıkları, bu kurslarda tedrisat yaptırdıkları, her Süleymancının beş Süleymancı yetiştirmek zorunda olduğu, iktidara gelmek için zaman geldiğinde eyleme geçeceklerini belirttikleri..."
    "...Süleyman Hilmi Tunahan'm ölümünden sonra idareleri sanıklardan Kemal Kaçar'ın devraldığı, elde edilen deliller, elde edilen kitap, teyp ve onların incelemesini yapan bilirkişi heyetinin mütalaasına göre, Süleymancıların Atatürk düşmanı olup, Atatürk için kafir tabiri kullandıkları, cennetini toprak kabul etmediği için kemiklerinin dahi bulunmadığı, cehenneme gittiği fikrinde oldukları, ele geçen Arapça kitap, teyp ve notlar,.vesaikten anlaşılmıştır.
    Kendi inanç ve felsefelerinin propagandasını, izinsiz olarak açtıkları Kur'an kursu ve pavyonlarda çocuk denebilecek yaştaki gençleri kendi doğrultularında eğittikleri, fikirlerini aşıladıkları, bu kursta Arapça tedrisat yaptıkları, sanıkların siyasi hayata atıldıkları anlaşılan Kemal Kaçar, Şerafettin Peker, Ali Ak, Mehmet Özgen ve Kadir Balcı'nın Süleymancılık tarikatını koz olarak kullanıp 6187 sayılı kanuna muhalefetten nüfuz ve çıkar sağladıkları..."
  • 208 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Balkanlar bizlerin ve bizim gibi düşünenlerin hala kanayan yarasıdır. Yıllarca İslamın sancağı altında kalmış. Avrupa'nın içine doğru uzanan bir ümit burnu gibi...Osmanlı Devletinin çökmesiyle bir çok ülke ortaya çıkmış. Dini kimliği yüzünden insanlar zulüm görmüş, göçe zorlanmış ve nitekim göç etmişler Anadolu'ya. Tunahan'ın büyükleri de yerinden yurdundan edilen bu garip insanlardan sadece bir kaçı.

    1000k da okuyucu olarak da hesabı bulunan (bkz. Mehmet Y.) yazarımız Mehmet Yılmaz Bey, rahmetli Cengiz Dağcı'nın eserlerinden birinde ;Cengiz Dağcı'ya ne kadar sevgi beslediğini ve onun çektiği acılara ne kadar içerlediğini çok güzel bir inceleme ile göstermişti.

    Kendisi Cengiz Dağcı'dan etkilenmiş olacak ki kitabında Cengiz Dağcı'nın izlerine rastladım. Hemen öncesinde Cengiz Dağcı okuduğum ve o duygularla yüklü olduğum için midir bilemedim ama konu beni çok güzel içine çekti. Yazarımız anlatımını gayet açık, insanı zorlamayan kısa cümlelerle ve yalın bir dille bizlere sunmuş.

    İsmini Balkanlara can veren Tuna Nehrinden alan Tunahan isimli ana karakterimizin dedesinin yıllarca ısrar etmesi üzerine Deliorman bölgesine seyahat etmesi ve orada yaşadıklarını konu alan çok güzel bir kitap. İçeriğini çok dillendirmek istemiyorum çünkü kitap yeteri kadar kısa. Sayfası az ama insanın ruhunu tatmin eden bir kitap. Tavsiye ederim.

    Kitabın ikinci kısmında Yazarımızın eşine ithaf ettiği güzel bir aşk romanı var. Aşk romanı deyince aklınıza vuslatların olduğu vıcık vıcık günümüz günlük ilişkileri gelmesin. Rahmetli Karakoç' un da söylediği üzere "Aşka hudut çizilmiyor.." çizgisinin özümsendiği bir karakterimiz var, Yavuz. Kendisini Asker ocağından alan arkadaşının arabasına biniyor ve "Yusuf"diyor. "Sana anlatmam gereken şeyler var"....

    Birbirinden güzel bu iki romanı sayesinde tanıştığım Mehmet Bey'e tekrar teşekkür ediyorum. İlerleyen zamanlarda "Yola Düşen Gölgeler" kitabını da okumayı düşünüyorum. Kendisinin bir coğrafya öğretmeni olarak edebiyat alanında böyle güzel eserler vermesini de ayrıca tebrik ediyorum. Öğrencilerinin de çok şanslı olduğunu düşünüyorum.

    Okuyunuz lütfen.
  • Bu istikâmette vazifelendirilen bir arkadaş, gönderildiği yerde tahayyül ettiği kadar talebe bulamayınca geri gelmiş ve "Efendim orada sadece üç kişi var. Onların da ikisi devamsız biri gayretsiz. Ben de bırakıp geldim" deyince, son derece üzülen ve biraz da celâllenen Efendi Hazretleri, "Evlâdım! nice Peygamberler bir tek ümmet bulamadan bu âlemden gittiler! Sen iki talebe bulmuşsun daha ne istersin" diyerek onu geri göndermiştir.
  • Zira o, gayet iyi biliyordu ki, bir talebe hocasının emrini yerine getirmezse hayatta muvaffak olamaz ve bilhassa onun emri hilâfına hareket ederse dünyada ve âhirette perişan olur. Bu endişesinden dolayı hiçbir arkadaşımıza emir yoluyla bir tenbihte bulunmazdı.
  • Süleymancılık da diğer cemaat ve tarikatlar gibi Nakşibendiliğin Halidiye kolundan gelen ve siyasal iktidar olma hedefinde bir dinci yapıdır. (...) Cemaatin kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’dır. Cemaat, Süleyman Hilmi Tunahan 1959 yılında ölünce, onun damadı Kemal Kaçar’ın önderliğinde faaliyetlerine devam etmiştir. Kemal Kaçar’ın 17 Haziran 2000 tarihinde vefat etmesi üzerine yerine Arif Ahmet Denizolgun geçmiştir. Denizolgun’un ölümünden sonra ise tarikatın faaliyetleri Alihan Kuriş kontrolünde yürütülmektedir. (...) Süleyman Hilmi hakkında “Hatemül evliya (Allah’ın en özel kullarının sonuncusu)” tanımlaması yapan Süleymancılar, en büyük ve son şeyhin Süleyman Tunahan olduğuna, onun ilahi kahraman Mehdi makamında bulunduğuna ve kendilerinin de “Mehdinin ordusu”nu teşkil ettiklerine inanmaktadırlar. Süleyman Hilmi’nin Mehdi olduğuna inanmayanların sapık olduklarına, cehenneme gireceklerine itikat etmektedirler. Kıyamete kadar başka bir veli/ermiş kişinin gelmeyeceğini ve diğer tarikatların geçersiz olduğunu savunurlar. Süleymancılar, İmam Hatiplere karşı çıkmakta, hatip sözcüğünü Hatab (Odun) olarak kullanmakta, yani kelime oyunuyla İmam Hatiplilerle alay etmekte ve onları aşağılamaktadırlar. İmam Hatiplilerin “Deccala hizmet eden odunlar” olduğunu; İmam-Hatiplerin ve Yüksek İslam Enstitülerinin veya İlahiyat fakültelerinin “Deccal mektepleri” olduklarını ileri sürmektedirler. (...)1989 yılında Nazlı Ilıcak, Kemal Kaçar ile (Tunahan’ın damadı ve tarikatın bir sonraki lideri) bir röportaj yapmıştı. Röportajda Nazlı Ilıcak’ın “Süleyman Efendi Meşrutiyet’e karşı mıydı?” sorusuna şu şekilde cevap veriyordu Kemal Kaçar: “Tabii. Çünkü Meşrutiyet demokratik bir hareketten ibaret değildi. Bunu anlamak lazım. 1908’de Abdülhamid’i tahttan indirdiler. 1910’da Trablusgarp gitti. 1912’de Edirne’den yukarıya doğru bütün Rumeli gitti. 1914’te Birinci Cihan Harbi’ne girildi. 1918’ de Misak-ı Milli hudutları içinde memleketi kurtarmak için harekete geçildi. Meşrutiyet, Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmaya yönelik bir hareket. Süleyman Efendi Meşrutiyet’in arkasından felaket geleceğine inanırdı. Nitekim bu, fiilen tahakkuk etti.” (...) Uzun yıllar kendilerine desteğinden dolayı, nurcuların çeşitli fraksiyonları gibi Süleymancılar da hep sağ partileri desteklemişlerdir. Tunahan’ın ölümüyle beraber postuna Kaçar oturmuştur ve tam üç dönem (65/69 MP,69/73 AP, 77/80) Adalet Partisi milletvekilliği ve Avrupa Konseyi üyeliği yapmıştır. Kaçar’dan sonra liderlik tahtına oturan Arif Ahmet Denizolgun (Tunahan’ın torunu) 20. dönem Refah Partisi Antalya milletvekili ve Ulaştırma Bakanı olmuş, eş zamanlı NATO Komisyon Başkanlığını da ifa etmiştir. 1999 DYP’den, 2002 ANAP’tan ve 2007 DYP’den aday olmuştur. 2014 seçimlerinde CHP ile masaya oturmuş ama oradan bir anlaşma çıkmamıştır. AKP Milletvekili Mehmet Beyazıt Denizolgun kardeşidir. (...) Bugün Amerika ve Avrupa’da en yaygın gizli cemaat Süleymancılardır. Bir din görevlisi onlardan referans almaksızın asla hiçbir camide görev yapamaz, özellikle İngiltere’de. Kuzey Avrupa ülkeleri tüm İslami yapılardan birer temsilci aldığı halde İngiltere ile birlikte diğer Avrupa ülkelerinde ibadet merkezleri Süleymancılara teslim edilmiş durumdadır.
  • İlim, fikir ve sanat cephelerini etkisi altına alan tahribat öylesine kapsayıcı ve sarsıcı idi ki, ayakta kalmak güçlü bir selin önünde durmaktan farksızdı. Buna rağmen sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olan alimler sessiz fakat derinden destansı bir hizmet yürüttüler. Mısır'a hicret etmek zorunda kalan Mustafa Sabri efendi ve Muhammed Zahid Kevseri kaleme aldıkları eserlerle modernist hareketin etkisini azalttı. İslam harfleriyle telif ettikleri eserleri, dünya müslümanları için ahir zaman müşkillerini çözme noktasında mizan oldu.
    Hilafet'in merkezinde kalanlar İslam harfleriyle eser telif etme yerine, adam yetiştirdi. Zira harf inkılabıyla tefsirat değişmiş, birkaç sene içerisinde İslam harfleri ile yazılan eserleri anlayıp okuyacak adam da kalmamıştı. Bu yüzden olunmayı bekleyen eserler yerine, mevcutları okuyacak bi kadro yetiştirmek daha mühimdi.
    Bu bağlamda Ali Haydar Efendi, Mahmud Efendi'yi; Ahmed ziyaüddin Gümüşhanevi adıyla anılan tekke, Mustafa Fevzi efendi, Hasbi efendi, Abdulaziz Bekkine, Mehmet Zahid kotku, Abdurrahman Beşikçi ve hacı Ferşat efendi gibi mürşitleri yetiştirdi. Kelamı tekkesinin adı ile bütünleştiği Esad Erbili'nin meclisinde de Mahmud Sami efendi hizmete hazırlandı. Süleyman Hilmi tunahan ve Bediuzzaman Said Nursi de binlerce talebe yetiştirdi.

    Allah’ın, kitabı'nı beşer eliyle koruyacağına dair vaadinin tecelli edeceği birileri çıkıp bu izmihlali dava etmeli; fikir, sanat ve hareket cephelerinde islam'ı temsil etmeliydi. Kaşgari dergahın da insanları irşad eden Abdülhakim Arvasi, Necip Fazıl gibi bir mütefekkiri böyle bi devirde yetiştirip İslam'ın emrine verdi.
  • 144 syf.
    ·Puan vermedi
    Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı. İlkini 1K sayesinde okumuştum bu kitabı ise yazarın tavsiyesi üzerine okudum. İyi ki okudum ve kesinlikle söylüyorum herkes okusun :) Kitap o kadar bizdendi ki Tunahan ben oldum Mustafa dede benim dedem ve sanki ben aradım büyük dedemi :)
    Benden size tavsiye kesinlikle okuyun ve Balkan tarihinde yolculuğa çıkın :)