• Dosta, sevgiliye, geleceğe veya geçmişe, hiç fark etmez “Posta Kutusundaki Mızıka” içinizde mektup yazma isteği uyandıracak ve ister istemez kaleme sarılacağınız müthiş bir kitap.

    Ali Ural, “Bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır?” diye sorarak başlıyor 61 mektuptan oluşan mektubatına. Kitap öyle bir etkiye sahip ki bitirdikten sonra kendinize yakın gördüğünüz herkese kitabı hediye etmek istiyorsunuz. Epeyce yüksek bir baskı sayısına ulaşmasının bir nedeni de sanırım budur.

    Kitabı okurken kalemi elinizden bırakmadan neredeyse bütün satırların altını çiziyorsunuz. Kitabın etkisi uzun süre sizi bırakmıyor zaten yılda en az bir kere kitabı okuma ihtiyacı hissediyorsunuz.

    Herkesi etkileyen, sarsan cümleler farklıdır. Herkes bir yerinden kapılabilir satırlara beni ise çıkmayan kalbimizin kiri etkiledi. Evet yağmur sokakların kirini akıtıyor… ve evet kalbimizin kiri ne yazık ki çıkmıyor. Bu dünya işte bu kadar.

    Ve bizler de artık cümlelerimize böyle başlayabiliriz. O zaman incelememiz de Ali Ural’ın başladığı gibi bitsin.

    Sevgili Dost!

    İyi okumalar….
  • Sevgili Dost,
    Mektubun gelmedi.Bu sana yazmamı engellemiyor.Asıl mektup gelmediğinde yazılmalı.Çünkü yazmamak da bir mektuptur,yazılandan daha güçlü satırlar içeren.Susmak ve konuşmak yerini bulduğunda ortaya çıkar melodi.Piyanonun tuşları,yan yana durdukları halde susmayı bildiklerinden dinletiyorlar kendilerini.
  • Muaviye, hiç de kolay olmayan Yezid'e biat işini bir an önce halletmek istiyordu.
    Ancak bu iş epey zor olacaktı. Çünkü Yezid'in nasıl biri olduğunu dost düşman herkes
    biliyordu. Bu sebeple dostlarını bile ikna etmesi zor oluyordu. Muaviye bu zor işi akla
    gelen her türlü yolu kullanarak başarmaya çalıştı. Bu cümleden olarak Hz. Ömer'in
    oğlu Abdullah'a 100.000 dirhem göndermişti. Hz. Abdullah bu parayı almayı
    reddederken şunları söylüyordu:
    "Bu paralar bana paha biçilmez kıymette olan dinimi çek ucuz birfiatla satmak için
    gönderilmiştir."
    Muaviye Medine valisi Mervan'a bir mektup yazdı:
    "Ben kocadım. Ölmeden, benden sonra devlet işlerini yürütecek bir veliahd belirlemek
    istiyorum. Halkın nabzım yokla. Bu konuda ne düşündüklerim öğren."
    Halkın cevabının müsbet olduğu haberini gönderen Mervan bu kez veliahd olarak
    Yezid'in seçildiği talimatını alıyordu. Mescid-i Nebevi'de toplanan halka durumu şu
    sözlerle bildirdi:
    "Emirulmüminin sizin geleceğinizi düşünmek konusunda elinden gelen hiç bir gayreti
    esirgemedi. Nihayet kendisinden sonra yerine oğlu Yezid'i getirmeye karar verdi. Bu
    ona Allah tarafından ilham olunan çok iyi bir fikirdir. Müminler emirinin kendi yerine
    veliahd atama fikri yeni bir şey değildir. Ebubekir ve Ömer de böyle yapmışlardır."
    Orada bulunan Hz. Ebubekir'in oğlu Abdurrahman ayağa kalkarak:
    "Ey Mervan; sen de yalan söylüyorsun, Muaviye de yalan s.öylüyor. Siz hiç bir zaman
    Muhammed ümmetinin iyiliğini düşünmediniz. Siz böyle yapmakla Kaysercilik (saltanat)
    yapmak istiyorsunuz. Biliyorsunuz ki bir Kay ser ölünce yerine oğlu geçer. Hem
    bu yaptığınız iş Ebubekir'in ve Ömer'in sünneti değildir. Bilakis onların yoluna
    aykırıdır. Zira onların hiç biri çocuklarını kendilerine veliahd tayin etmediler."
  • "Akşamları bir kitap olur, bir dost, iyi yazılmış bir mektup, biraz müzik, anlayacağınız daha alçakgönüllü porsiyonlara alışkınım."
    Stefan Zweig
    Sayfa 86 - Can
  • sevgili dost,
    sana ne yazacağım ki; ellerim titremeye başladı. Tokatlı Kâni'den ödünç aldığım iğneli dilin dolaştı. "Ne güzel!" diyecektim oysa, bir dostla yanında değilken konuşmak.
    ne güzel diyecektim,
    mektup mu; yazarak susmak.
  • sevgili dost,
    mektubun tarihine girip, talihini unuttuk. en son ne zaman mektup yazdığımızı, en son ne zaman mektup aldığımızı hatırlayabilirsek, belki mektubun talihini değil ama talihsizliğini hatırlayacağız. insanlar birbirine mektup yazmalı. çünkü mektupta sesin tonu belli olmaz. çünkü mektup düşünülerek yazılır. birdenbire ağzımızdan kaçan kelimeleri hiçbir şey şey getiremez. söylediklerimizin üstü çizilemez. çünkü söylediklerimiz dinlenmeyebilir; sözümüz kesilir, içeriye o anda biri girer, okunan mektup ise mutlaka tamamlanır.